Sayıştay 3. Dairesi 35484 Kararı -
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
3
Sayıştay Kararı
35484
2 Nisan 2013
Diğer
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi:
-
Yılı: 2008
-
Daire: 3
-
Dosya No: 35484
-
Tutanak No: 36871
-
Tutanak Tarihi: 02.04.2013
-
Konu:
KARAR
Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden ve sorumlular Behçet SAATÇİ, Hakan ALP ile Belediye adına avukat Belgin GAVCAR ile Sayıştay Başsavcılığının sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşüldü:
- 1113 sayılı ilamın 1’inci maddesinde, Muğla Fethiye Belediyesi 2008 yılı Yönetim Dönemi Hesabının incelenmesi sonucunda; 105.912,52 TL tutarındaki idari para cezasının süresi içinde tahsil edilmeyerek zamanaşımına uğratıldığı gerekçesiyle tazmin hükmolunmuştur.
Dilekçiler dilekçelerinde ve duruşmada sözlü olarak özetle;
-
5326 Sayılı Kabahatler Yasası'nın 17 ve 21. maddelerince Belediye Encümen kararı ile verilen idari para cezalarının, kesinleşmelerinden sonra ilgilileri tarafından süresi içinde ödenmemesi durumunda, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa hükümlerine göre takibine geçildiğini, Para cezalarına ilişkin Belediye Encümen kararlarının, tebliğ edilip dava açma ve ödeme süreleri geçmeden kesinleşmediğini ve tahsiline geçilemediğini, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararının da bu yönde olduğunu,
-
6183 Sayılı Yasanın 102. maddesi uyarınca, zamanaşımından sonra yükümlülerin rızaen yapacağı ödemelerin kabul edildiğini belirterek yapılan tahsilatlara ilişkin belgeler gönderildiğini,
-
Kamu Zararı Hesaplanırken, 6183 Sayılı Yasanın 102. ve 103. maddelerinde belirtilen zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı tarihler ve zamanaşımını kesen nedenler hiç gözetilmeden, sadece encümen kararının tarihinin esas alındığını, zamanaşımı süresinin, ENCÜMEN KARARI TARİHİNE 3 YIL EKLENEREK HESAPLANAMAYACAĞINI; Her para cezası için Encümen kararının tarihi, tebliği, kesinleşmesi, buna ilişkin ödeme emrinin tarihi, tebliği, kesinleşmesi, ödeme süreleri, haciz, ödeme vb. gibi işlemler değerlendirilmeden ZAMANAŞIMINA UĞRADIĞI KABUL EDİLEMEYECEĞİNİ;
- Süresinde ödenmeyen kesinleşmiş para cezaları için, 6183 Sayılı Yasa gereğince cebren tahsil işlemlerine başlandığını, Adres bulunamaması ve tebligat zorluğu nedeniyle sonuçlandırılmasında gecikmeler olabildiğini,
Amme borçlusunun tebligat adresinin ya da haczedilebilir malının bulunamaması nedeniyle de bazı takiplerden sonuç alınamadığını, Bu durumun, GÖREVLİ PERSONELİN KUSURU YA DA SAVSAMASINDAN KAYNAKLANMADIĞINI,
5)5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 20. maddesince, ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu, Bu nedenle, tahsilat işlemleri sırasında ölen ya da öldüğü anlaşılan kişilere verilen para cezalan tahsil edilemediğini,
6)İdari para cezalarının, kabahatler karşılığı verilen idari yaptırımlar olduğunu, İdari para cezalarının tahsil edildikten sonra Belediye Bütçesine gelir kaydedildiğini, Bu nedenle İDARİ PARA CEZALARININ, TAHSİL EDİLMEDEN ÖNCE BELEDİYE GELİRİ NİTELİĞİNDE OLMADIĞINI; GELİR KAYBINA YA DA KAMU ZARARINA NEDEN OLUNDUĞUNDAN sözedilemeyeceğini belirterek tazmin kararının kaldırılmasını talep etmektedir.
Sayıştay Başsavcılığı: “ 1113 sayılı ilamın 1 inci madde ile ilgili olarak;
Dilekçi tarafından ileri sürülen gerekçeler usule ve hukuka uygun ilam hükmünün bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, tahsili sağlanamayan meblağla ilgili olarak tazmin hükmünün devamına karar verilmesi uygun olur.”
Şeklinde görüş belirtmiştir.
5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 17.maddesinin 4.fıkrasına göre “Kesinleşen İdari Para Cezası, derhal tahsil için mahallin en büyük mal memuruna verilir. İdarî para cezası, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir” hükmü yer almaktadır. Bu nedenle idari para cezasının tahsil şekli ve esasları 6183 sayılı kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkartılan Seri: A No: 1 Tahsilat Genel Tebliği (2) ile 2006/1 Uygulama İç Genelgesi hükümleri dikkate alınarak takip edilecektir.
Bu düzenlemeler ışığında İdari Para Cezaları, kararı veren kamu tüzel kişilerince ilgililerine 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilecektir. Kararın ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmadığı takdirde bu sürenin bitiminde kesinleşmektedir.
İlamda zamanaşımının başlangıç süresi olarak encümen karar tarihinin esas alındığı görülmektedir. Kabahatler Kanununun; 27/1 maddesinde; “İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.”hükmü ile 21/4 maddesinde “ Zamanaşımı süresi, kararın kesinleşmesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren işlemeye başlar.” Hükmü yer almaktadır.
Sözkonusu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, zamanaşımı başlangıcının Encümen Karar tarihi esas alınarak değil, tebliğ ve dava açmaya ilişkin bekleme süresine göre tespit edilmesi gerekmektedir.
Maliye Bakanlığının 437 ve 442 sayılı Genel Tebliğlerinde de Genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarının 6183 sayılı Kanuna göre takip ve tahsil edilebilmesi için, bu cezalara ilişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesi gerektiği belirtilmektedir.
İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk etmektedir. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında düzenlenen İdari Para Cezalarına idari yaptırım tutanağının ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren en geç 15 gün içerisinde Sulh Ceza Mahkemelerinde, 2872 Sayılı Çevre Kanunu kapsamında düzenlenen İdari Para Cezalarına idari yaptırım tutanağının ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren en geç 30 gün içerisinde İdare Mahkemelerinde, 3194 Sayılı İmar Kanunu kapsamında düzenlenen İdari Para Cezalarına idari yaptırım tutanağının ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren en geç 60 gün içerisinde İdare Mahkemelerinde dava açılabilir.
442 seri nolu TAHSİLAT GENEL TEBLİĞİ’ne (RG: 12.05.2007 T. ve 26520 S.) göre; İdari para cezalarının düzenlendiği özel kanunlarda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmaması koşuluyla, Anayasa'nın 38 inci maddesinde yer verilen "Cezaların Şahsiliği" ilkesi gereğince, bu idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi icap etmektedir.
Dilekçilerin iddiaları ve yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesi neticesinde;
“a) Bir kısım şahısların ölü olduğu bildirildiğine göre bu şahıslara ilişkin para cezalarının tazminine ait hükümlerin yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılıp kaldırılmayacağı hususunda değerlendirme yapılmak üzere,
b) Diğer bir kısım şahıslara tebligat yasası hükümleri uyarınca tebligat yapılmaya çalışıldığı ileri sürüldüğünden zaman aşımı açısından yeniden değerlendirme yapılmak üzere,
c) Bir kısım maddelerle ilgili olarak tazmin hükmedilen miktar ile encümence verilen idari para ceza tutarları arasında fark bulunduğu ileri sürüldüğünden yargılamanın iadesi yolu ile farkın giderilip giderilmeyeceği hususunda değerlendirme yapılmak üzere,
d) Bir kısım maddelerde kalan miktarlar için tahsilat bildirildiğinden, ilam tarihinden önce yapılan tahsilat tutarlarının yeniden tespiti için yargılamanın iadesi gerekip gerekmediği hususunda değerlendirme yapılmak üzere,
e) 6111 Sayılı Yasanın 17.maddesince; "...31/12/2010 tarihinden (bu tarih dahil) önce idari yaptırım kararı verildiği halde bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ilgilisine tebliğ edilmemiş olan ve genel bütçeye gelir kaydı gereken ve her bir kabahat için 120 Türk Lirasının (bu tutar dahil) altında kalan idari para cezaları tebliğ edilmez, tebliğ edilmiş olanların ve bunlara bağlı fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir." Hükmü gereği tahsilinden vazgeçilen tutar için yeniden değerlendirme yapılmak üzere,
f) Haklarında tazmin kararı verilen bir kısım şahıslarla ilgili de idari para cezası bulunmadığı ileri sürüldüğünden bu konuda yargılamanın iadesini gerektirip gerektirmeyeceği hususunda değerlendirme yapmak üzere, 1113 sayılı ilamın 1’inci maddesi ile toplam 105.912,52 TL.’ye verilen hükmün BOZULARAK, Dosyasının Dairesine Gönderilmesine,
- 1113 sayılı ilamın 2’nci maddesinde, Avukatlara dağıtılan vekalet ücretinin hesabında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 146 ncı maddesinde belirtilen limitlere uyulmadığı gerekçesiyle toplam 6.276,63 TL.’ye tazmin hükmolunmuştur.
Dilekçi dilekçesinde, ortada kamu zararı mevcut olmadığını, limit dışı kalan vekalet ücretinin hiçbir şekilde bütçeye gelir kaydedilemeyeceği ve bir sonraki dağıtımda tekrar dağıtıma katılacağı için, bu yönden idarenin gelirlerinde hiçbir şekilde azalma, kayıp veya zarar meydana gelmeyeceğini, yurt çapında örgütlü kurumların merkez ve diğer teşkilatlarındaki avukatlar arasında eşitliği sağlamayı amaçlayan limit uygulamasının belediyeler açısından uygulanabilirliğinin bulunmadığını, belediye avukatlarına vekalet ücretinin yılık sınıra bağlı kalınmadan ödenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını, 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Uygulanmayacak hükümler" başlıklı 84. maddesi uyarınca, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 146. maddesi 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 82. maddesine aykırı durumda olduğundan uygulama olanağı kalmadığını, Çünkü; Belediye Kanunu'nun 82. maddesi ile, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'ndan çok daha eski olan 1389 sayılı kanuna yollama yapılarak, avukatlık ücretinin 1389 sayılı kanunda belirtildiği gibi hiçbir yıllık sınırlama olmaksızın dağıtılmasının öngörüldüğünü, Anayasa mahkemesinin kararı ile, avukatlık ücretinin avukata ait olduğuna ilişkin düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı ve bu ücretin, avukatın şahsi hakkı olduğu karar altına alındığını, Vekalet ücretinin kamu kurum ve kuruluşu ile kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışan avukatlar arasında dağıtımında Avukatlık Kanunu'nda kapsamlı değişiklikler yapan 4667 sayılı kanun sonrasında 657 sayılı Devlet Memurları yasasının 146.maddesinde öngörülen limitin artık uygulanamayacağı yönünde açılan davalarda verilen Baro Hakem Kurulu kararlarına göre Avukatlık Asgari ücret tarifesine göre hesaplanacak ve karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin tamamının 657 sayılı yasanın 146 maddesi ile belirlenen limitle sınırlı olmaksızın avukata ait olması gerektiğine ve avukata ödenmesine karar verildiğini, Avukatlık Yasasının 164/son maddesi hükmü, yeni tarihli özel yasa hükmü olduğundan eski tarihli genel yasa hükümlerini geçersiz kılıp öncelik aldığından avukatlık ücreti ve dağıtımı konusunda kendisinden önceki bütün yasa KHK ve yönetmelik hükümlerini zımnen geçersiz kıldığını, sonuç olarak avukatlık ücretinin; 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 82. ve 84. maddeleri ile 1389 sayılı Yasa ve Avukatlık Kanunu'nun 164.madde hükümlerine uygun olarak sınırlamaya tabi olmaksızın ödenmesi ile kamu zararı meydana gelmediğini belirterek tazmin kararının kaldırılmasını talep etmektedir.
Sayıştay Başsavcılığı “1113 sayılı ilamın 2 nci madde ile ilgili olarak; 5393 sayılı Belediye Kanunun 82 nci maddesi “…..… vekalet ücretlerinin; Avukatlara (49 uncu maddeye göre çalıştırılanlar dahil) ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekalet Hakkında Kanun hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.” hükmünü içermektedir. 1389 sayılı yasada %70 Avukatlara %30 da Muhakemat Müdürü, Hukuk Müşaviri ve Memurlara dağıtım yapılacağını hüküm altına almıştır.Vekalet ücreti ile ilgili olarak 657 sayılı yasanın 146 ncı maddesi 6.000 gösterge rakamının katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarın 12 katı sınırlamasını getirmiştir.Bu hükümler karşısında yasayla belirlenen sınırlamanın aşılmaması gerekir.En son 10.11.2009 tarih ve 30965 tutanak sayılı Temyiz Kurulu Kararı da bu doğrultudadır.
Yukarıda izah edilen nedenlerden dolayı temyiz itirazlarının reddi ile Daire kararının onanmasına karar verilmesi mütalaa olunur.” Şeklinde görüş belirtmiştir.
13/07/2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun Avukatlık Ücretinin Dağıtımı başlıklı 82.maddesinde;” Belediye lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan vekâlet ücretlerinin; avukatlara (49 uncu maddeye göre çalıştırılanlar dâhil) ve hukuk servisinde fiilen görev yapan memurlara dağıtımı hakkında 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Saireye Verilecek Ücreti Vekâlet Hakkında Kanun hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.” Denilmektedir.
02.02.1929 tarih ve 1389 sayılı Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat Ve Saireye Verilecek Ücreti Vekalet Hakkında Kanunla, avukatlık vekalet ücretlerinin avukatlar, memurlar ve hukuk müşavirleri arasında ne oranda dağıtılacağına dair düzenlemelere yer verilmiştir. Söz konusu Kanunun 1. maddesinde devlet lehine sonuçlanan davalardan dolayı hükme bağlanan ve tahsil olunan vekalet ücretlerinin %70 inin maaş ve ücretli avukatlara %30 unun Muhakemat müdürleri ve hukuk müşavirleriyle takibi icra memurlarına verileceği öngörülmüştür.
31.08.1961 tarih ve 10894 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1389 sayılı Kanuna Göre Vekalet Ücreti Tevzi Yönetmeliği"nin 3 üncü maddesinde "Davanın ikame ve takibi ile sonuçlandırılmasında birbiri ardına veya birlikte birkaç avukatın hizmeti geçmiş ise yukarıdaki hükümlere göre dava avukatı için ayrılan hisseler her avukatın hizmet ve karara tesir derecesine göre baş hukuk müşavirliğince, teşkilatı bulunan yerlerde de muhakemat müdürlüklerince bu avukatlar arasında paylaştırılır." denilmiştir,
19.04.1983 tarih ve 18023 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Limit Dışı Kalan Vekalet Ücretlerinin Dağıtım Esasları Hakkında Yönetmelik"in 1 inci maddesinde "Bu Yönetmelik, Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar ile İl Özel İdareleri ve Belediyeler ve Özel Kanunlarındaki hükümlerle 1389 sayılı Kanuna atfen vekalet ücretinden yararlanan tüm kamu kurum ve kuruluşları ile bunlara bağlı birliklerde çalışan avukatlara ait limit dışı kalan vekalet ücretlerinin dağıtım usul ve esaslarını belirlemek amacıyla düzenlenmiştir." denilerek Yönetmeliğin amacı belirtilmiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinde, kurumların limit doldurmayan avukatlardan beyanname alarak o malı yıl içinde almış oldukları vekalet ücretinin miktarını ve avukatların isimlerinin bağlı bulundukları merkez teşkilatına göndermekle yükümlü oldukları, 7. maddesinde ise, listelerin her birim merkezinde birim başkanının başkanlığında 3 kişiden oluşan bir kurul tarafından kanuni limit esas alınarak değerlendirmeye tabi tutulacağı, değerlendirmeden sonra hesapta toplanan paranın tüm hak sahiplerine bölünmek suretiyle bulunacak meblağın eşit olarak hak sahiplerine dağıtılacağı, bu dağıtım sırasında kanuni limiti dolduranlardan artan miktarın yine geri kalan hak sahiplerinin sayısına bölünmek suretiyle eşit olarak dağıtıma devam olunacağı, bu dağıtımlardan artan miktarın da bir sonraki yıl kullanılmak üzere adi emanet hesabında bekletileceği ve sonraki yıl tahsil edilen limit dışı vekalet ücretinin, önceki yıla ait emanet hesabındaki meblağ ile birleştirilmek suretiyle dağıtıma tabi tutulacağı belirtilmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 1. maddesinde, Bu Kanunun, genel ve katma bütçeli kurumlar, il özel idareleri, belediyeler, il özel idareleri ve belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında veya beden terbiyesi bölge müdürlüklerinde çalışan memurlar hakkında uygulanacağı,
Sözleşmeli ve geçici personel hakkında bu kanunda belirtilen özel hükümlerin uygulanacağı,
- maddesinde, dava azlığı nedeniyle kadrolu avukat istihdamının gerekli olmadığı yerlerde avukatların sözleşme ile istihdamlarının caiz olduğu belirtilmektedir.
Mali hükümler, Kapsam başlıklı 146. maddesinde de, “Bu kanunun 1. maddesinin 1. fıkrası kapsamına giren memurlar aylık, ücret, ödenek, hizmetle ilgili her türlü ödeme ve bunların şekil ve şartları bakımından bu kanundaki hükümlere, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren memurlar özel kanunlardaki hükümlere tabidir.
Memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla sağlanan haklar dışında ücret ödenemez, hiçbir yarar sağlanamaz. (Gençlik ve Spor hizmetleri uygulamasında fiilen görevlendirilecekler hariç.)
(Değişik fıkra: 14/01/1988 - KHK - 311/1 md.) Ancak, 02/01/1961 tarihli ve 196 sayılı Kanunun 2 nci maddesi, 07/06/1926 tarihli ve 904 sayılı Kanuna 30/01/1957 tarihli ve 6893 sayılı Kanunla eklenen ek 5 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları, 19/07/1972 tarihli ve 1615 sayılı Kanunun 161 inci maddesi, 13/01/1943 tarihli ve 4358 sayılı Kanunun değişik 14 üncü maddesi ve 02/02/1929 tarihli ve 1389 sayılı Kanun ile Katma Bütçeli Kurumların, İl Özel İdareleri ve Belediyeler ile bunlara bağlı birliklerin davalarını sonuçlandıran avukat ve saireye verilecek vekalet ücretine ilişkin sair kanun hükümleri saklıdır. (Değişik cümle 20/03/1997-KHK - 570/8 md.) . Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık tutarı; hukuk müşavirleri ve avukatlar için 10000, diğerleri için 6000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarın oniki katını geçemez. Bu esasa göre yapılacak dağıtım sonunda artan miktar merkezde bir hesapta toplanarak Maliye ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar arasında, yukarıdaki miktarı aşmamak üzere eşit olarak dağıtılır……”denilmektedir.
Bu hükümlere göre; 657 sayılı Yasanın 146.maddesinin 3.fıkrasında vekalet ücretinin yıllık tutarı için getirilen sınırlamanın kamu kurum ve kuruluşları ile bunlara bağlı birliklerde çalışan tüm avukatlar ve ilgili personel için uygulanması ve söz konusu vekalet ücretinin yıl içindeki tüm katsayılar dikkate alınarak belirlenmesi ve yukarıda belirtilen esaslara göre dağıtımının yapılması, limit dışı kalan meblağın olması halinde ise artan miktar hakkında yine yukarıda belirtilen usule göre işlem yapılarak artan miktarın bir sonraki yıl kullanılmak üzere adi emanet hesabında bekletilmesi ve bir sonraki yıl tahsil edilen limit dışı vekalet ücretinin, önceki yıla ait emanet hesabındaki meblağ ile birleştirilmek suretiyle dağıtıma tabi tutulması gerekmektedir.
Dilekçi tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarından sözedilmekte ise de, bahsedilen kararlar kamuda görev yapan avukatlara ilişkin bir karar olmayıp, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı yasa ile değiştirilen 164. maddesinin son fıkrası birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasının reddi şeklindedir. Daha önceki hüküm avukatlık ücretinin tamamının sözleşme hükmü ile avukata verilemeyebileceğine imkan verirken, yeni hükümle sözleşme olsun ya da olmasın avukatlık ücretinin tamamının avukata verilmesi koşulunun öngörülmesinden ibarettir. Üstelik daha önceki hükümde yer alan “sözleşme” sadece serbest avukatların durumuna ilişkindir. Kamu kurum avukatları mahkemede kamu adına kurumlarını temsile yetkili devlet memurudur. Avukatlık ücreti avukata ait olmakla birlikte, kamu avukatları için 657 sayılı kanundaki sınırlamalara uyulması gerekmektedir.
Dilekçi tarafından "1136 sayılı kanun ve 5393 sayılı kanundan sonra 657 sayılı Yasanın 146’ncı maddesinin 3’üncü fıkrasının uygulama olanağı kalmadığı ileri sürülmekte ise de, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu tüm avukatlarla ilgili düzenleme yapan genel bir kanundur. 657 Sayılı Kanuna tabi olarak Avukatlık hizmetleri sınıfı kadrosunda görev yapan avukat ise, devlet ile memuriyet hizmet sözleşmesi yapmıştır. Avukatlık vekalet ücretlerine ilişkin 657 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeler avukatlık hizmetleri sınıfında çalışan kadrolu avukatlar için bağlayıcı özel düzenlemelerdir.
5393 sayılı Kanunun 657 sayılı kanuna göre özel bir kanun olduğu iddiasına da katılmak mümkün değildir. 657 sayılı Kanunun 1. maddesinde bu kanunun birinci maddesi birinci fıkrası kapsamına giren(Özel idareler ve Belediyeler de sayılmakta) memurların aylık, ücret, ödenek, hizmetle ilgili her çeşit ödeme ve bunların şekil ve şartları bakımından bu Kanundaki hükümlere tabi olacağı belirtilmiştir. Bu nedenle, belediyede istihdam edilen avukatlara, avukatlık vekalet ücretinin dağıtımında 657 sayılı Kanunda yer alan düzenlemelere uyulması zorunluluğu bulunmaktadır.
Ödemede kamu zararı olmadığı hususuna gelince, 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 46. maddesine göre Sayıştay, giderlerin kanunlara uygun olarak yapılıp yapılmadığını ve ödemelerin istihkak sahiplerine yapılıp yapılmadığını araştırmakla yükümlüdür. Hal böyle olunca kanunda yazılı miktarı aşan ödemeler ve istihkak sahibine hak ettiğinden fazla verilerek başkasına verilmesi gereken tutarın verilmemesine neden olan ödemelerden dolayı tazmin hükmolunacağı gayet tabiidir.
Bütün bu nedenlerle, dilekçi iddialarının reddi ile 1113 sayılı ilamın 2. maddesi ile verilen 6.276,63 TL.’ye ilişkin tazmin hükmünün TASDİKİNE,
Karar verildiği 02.04.2013 tarihli ve 36871 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 19:00:01