Sayıştay 2. Dairesi 46319 Kararı - Yüksek Öğretim Çeşitli Konular
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
2
Sayıştay Kararı
46319
10 Şubat 2021
Yüksek Öğretim Kurumları
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Yüksek Öğretim Kurumları
-
Yılı: 2017
-
Daire: 2
-
Dosya No: 46319
-
Tutanak No: 48943
-
Tutanak Tarihi: 10.02.2021
-
Konu: Çeşitli Konuları İlgilendiren Kararlar
KARAR
Üniversitenin taraf olmasını gerektirmeyen şahsi konularda üniversite tüzel kişiliğince dava açılması sonucu vekâlet ücreti ödenmesi:
213 sayılı İlamın 2. maddesiyle; Üniversitenin taraf olmasını gerektirmeyen şahsi konularda Üniversite tüzel kişiliğince dava açılması sonucu vekâlet ücreti ödendiği gerekçesiyle … TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edilmiştir.
Sorumlunun [(… Üniversitesi Hukuk Müşavirliğinin … Evrak Tarihli ve Sayılı Yazısı Üzerinde İmzası Bulunan) Üst Yönetici sıfatıyla temyiz talep eden …], temyiz dilekçesinde özetle;
TEMYİZ ÖZETİ: Denetçi Görüşünde ifade edilen “Üniversitenin taraf olmasını gerektirmeyen şahsi konularda Üniversite tüzel kişiliğince dava açılması ve davaların husumet yokluğundan reddedilmesi sonucu vekâlet ücreti ödenmesi suretiyle kamu zararına neden olunması” iddiasının doğru olmadığını, bu görüşün oldukça yüzeysel ve önyargılı olduğunu, öncelikle hangi davaların hangi haberler nedeniyle açıldığı ve kaybedildiğine dair elinde hiçbir bilgi ve belge bulunmadığını, bu konudaki belge ve bilgi talepleri karşılanmadan ve yeterince kendini savunamadan hakkında karar verildiğini, Rektörlüğü döneminde yapılan bu tür gazete haberlerinin tamamı yalan olup, rant çetelerinin teşvik ve gayretleriyle, siyası mülahazalarla ve bir nevi şantaj amacıyla belli bir gazetenin, aynı ekibine seri halde yazdırılan bu haberlerden en çok … Üniversitesinin tüzel kişiliğinin zarar gördüğünü,
TEMYİZ NEDENLERİ:
1. SAVUNMA HAKKINI KULLANMASINA İZİN VERİLMEMESİ:
T.C Sayıştay Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı ve sorgu konulu ilk yazısına verdiği ilk cevabında savunma hakkını kullanabilmek ve şüpheden kurtulabilmek için konuyla ilgili gerekli bilgi ve belgelere sahip olmadığını, bu nedenle temin edilmesini yazılı olarak arz etmesine rağmen tarafına hiçbir bilgi ve belge verilmeden, hakkında doğrudan karar verildiğini, sorgu için tüm savunmasını Sayıştay Başkanlığınca tarafına gönderilen 3 sayfalık sorgu ile yapmasının mümkün olmadığını, Kaldı ki bu 3 sayfa sorguda da özgün hiçbir bilgi bulunmadığını, dolayısıyla ilk sorguda belirtilen “12.4.2017 tarih ve 7997 numaralı yazılı ödeme emri ve eki belgeleri” hakkında hiçbir fikrinin olmadığını ve hangi şahsi davalar için Üniversite tüzel kişiliği olarak dava açıldığı hususunda bilgisi olmadığını ve bu konuların bu sorgudan anlaşılmadığını belirttiğini, 20.07.2016 tarihinden itibaren görevde olan bir Rektör olmadığını, KHK ile ihraç edildiği için hiçbir bilgi ve belgeye erişemediğini, … Üniversitesi tarafından bizzat görevdeyken imzaladığı belgelerin dahi şahsına verilmediğini ve ilgili KHK'lar gereği ancak Mahkeme kararı ile şahsına belge verilebileceğinin belirtildiğini, ...tarihinde … İlçe Emniyet Müdürlüğünde şahsına tebellüğ ettirilen 14 sayfalık Sayıştay İlamının 12 ve 13. sayfalarında liste halinde verilen toplam 22 dava ve sonuçları hakkında elinde bilgi ve belgenin halen bulunmadığını, çünkü bu davaları şahıs olarak açmadığı ve müdahil olmadığı için hiçbir belgeye sahip olmadığını ve yukarıda arz ettiği nedenlerle bu belgelere şahsen ulaşmasının imkânsız olduğunu, bu davaların hangi gazete haberleri için açıldığı konusunda tam bir bilgisinin bulunmadığını,
2. REKTÖR OLARAK GÖREV YAPTIĞIM DÖNEMDE … ÜNİVERSİTESİ VE ŞAHSI ALEYHİNDE ÇIKAN TÜM OLUMSUZ GAZETE HABERLERİYLE İLGİLİ KENDİ ERİŞEBİLDİĞİ TEKZİP METİNLERİ, SUÇ DUYURULARI VE YARGI KARARLARINI İLİŞİKTE SUNMASI:
Ancak bunların hangilerinin doğrudan bu sorgunun kapsamına girdiğini bilmediğini, ilişikteki tekzip metinlerinde de görüldüğü üzere bu gazete haberlerinin ana kaynağının … Gazetesi olduğunu, haberlerin bu gazete ile ilişkili diğer gazetelere buradan servis edildiğini, bu tamamı yalan olan haberlerin … Üniversitesinde önlenen rant olaylarıyla eşzamanlı olarak peş peşe aynı sözde gazeteciler tarafından çıkarılmasının cok açık bir şekilde planlı ve maksatlı olduğu olduğunu, Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılanma sürecinde de belirttiği gibi bu haberler için Rektörlüğe gönderilen imzasız bir mektupta bir kişinin … Hastanesi Yaşatma Derneği hesaplarına bakan mali müşavirin yanında muhasebeci olarak çalıştığını belirterek, … Gazetesi ... Ekini çıkaran ekibin başındaki bir kişiye 2 seferde toplam … bin TL götürdüğünü ve bunun karşılığında tadilat, çiçek vs. gibi faturalar bularak Dernekte hesabı kapattığını anlattığını, bu mektubunun Rektörlük makam masasının sağ ikinci çekmecesinde olduğunu, ancak kendisi gözaltına alındıktan sonra bu imzasız mektubun bulunamadığını, bunun hukuken bir değeri olmadığını bildiğini, ancak gazete haberlerinin altında rant kaybı olduğu zaten çok açık olduğu için Kurulumuzun takdirlerine arz ettiğini,
3. BU GAZETE HABERLERİNİN PEŞ PEŞE ÇIKIŞININ ALTINDA YATAN GERÇEĞİN RANT KAYBI OLMASI:
2004 yılında çıkan 5072 sayılı Kanun ile üniversitelerdeki kirli rant oyunlarının önüne geçilmek istendiğini, bu Kanuna kadar … Üniversitesi Vakfı tarafından işletilen … Üniversitesindeki 70'e yakın irili ufaklı işletme, kız yurdu, restoranlar, tüm kantinler, havuz, kültür merkezi vs.nin bir hülle yapılarak Kanunun etrafını dolaşmak için kurulan … Kooperatifi ve … Kooperatifi adı verilen 2 kooperatife devredildiğini, ancak bu kooperatifler ilk kurulduğunda % 99'u ... Üniversitesi tüzel kişiliğine ait iken zamanla ....'nün payı kendini siyasi olarak taraf gibi gösteren belli bir grup şahsa bedelsiz devredilerek %40'lara kadar düşürüldüğünü, bu kooperatiflerin 2012 fiyatlarına göre mal varlığının … TL üzerinde olup, yıllık gelirlerinin … TL'yi bulduğunu, öyle bir düzen kurulduğunu ki; yapılan bir sözleşmeyle ... Üniversitesi Vakfının bu işletmelerin tamamının demirbaşlarını alıyor, işçilerini Vakıf çalıştırıyor, Kooperatiflerin ise tesisleri … TL gibi komik rakamlara kiralayarak ve sadece yazar kasasını koyarak, cironun % 15’ini, yani karın neredeyse tamamını kendi kasasına attığını, Kooperatiflerin bu parayı nasıl ve nereye harcadığını Üniversitenin denetleyemediğini, çünkü Kooperatiflerin Yönetim Kurulu Başkanı ve diğer 4 üyesi arasında Üniversite yöneticisi bulunmadığını, Kooperatifler Kanununa göre yüzde 40 payına rağmen Üniversitenin temsil hakkının; % 1 payı olan diğer 50-60 kişi gibi sadece 1 oy olduğunu, Üniversite olarak mahkeme kararı aldırmalarına rağmen Kooperatiflerin ve ... Üniversitesi Vakfının arşivlerine erişemediklerini, çünkü arşiv olarak mahkemeye bildirdikleri adreslerin sürekli boş çıktığını, .... Vakfı adına çalıştırdıkları aynı köylerden, aynı soyadlı onlarca kişinin hiç işe bile gelmediklerini tespit ettiklerini, öyle ki aynı kantinde çalışıyor gözüken 5-6 kişiden 2’sini diğerlerinin yıllar boyunca hiç görmediğini söylediklerini, bu durumda önceden değiştirdikleri Vakıf Senedini yargıya taşıyarak, ... Üniversitesi Vakıf Senedini eski orijinal haline döndürdüklerini, sonra da Vakıf ile Kooperatifler arasındaki sözleşmeleri sonlandırıp, milyonlarca lira zarar eden … Vakfını bu sarmaldan kurtardıklarını, sonra da sözleşmesi biten tesisleri ... Üniversitesi İktisadi İşletmesi adına kiralayıp, çalıştırmaya başladıklarını, bu sırada her bir tesisin el değiştirip, ... Üniversitesi SKS Dairesine bağlı İktisadi İşletmesine geçmesi sırasında (Devletleştirme) Rektörlük katının defalarca bir grup öğrenci tarafından basıldığını, Tıp Fakültesindeki Kare Çarşının kendisine öğrenci demeye şahit 20-30 kişi tarafından 2 ay boyunca abluka altına alınarak içeriye inşaat ekiplerinin girişine izin verilmediğini, … Kaymakamlığında Üniversitenin kolluk gücü taleplerinin mevcut olduğunu, her bir işletmenin devrinde malum gazetede bir haber çıkmaya başladığını, olumsuz deprem raporu olan Kız Yurdunun (yıllık … TL'ye yakın kar getiren bir işletme) boşaltıldığını, Havuz, Kültür Merkezi gibi milyon TL üzerinde gelirleri olan işletmelerin, onlarca büyük kantin ve restoranın .... tüzel kişiliğince işletilmeye başlandığını, bunun yanında ... Kooperatifinin Yönetim Kurulu Başkanı olan şahsın ... Hastanesi Yaşatma Derneği'nin de Başkanı olup bu derneğin de hukuksuzca ... Hastanesi Otoparkını (2012 de aylık geliri … TL olan) ve Hastane içindeki bir restoran ve kantinleri işletmekte olduğunu, yine ... Üniversitesi Diş Hekimliği Vakfı denilen bir Vakfın da Diş Hekimliği Fakültesinde hukuksuz ve usulsüz ticari işler yaptığını, bu Vakfın Başkanının da her iki kooperatifte ortak durumunda olduğunu, Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılanması sırasında müşteki olarak Kooperatif, Vakıf ve Derneklerin müdahillik talepleri olduğunu ve her defasında reddedildiğini, bunların yöneticilerinin de tamamının müşteki olarak tanıklık yapıp; “düşünüyorum, bu kanaatteyim, hissettim” gibi ifadeler verdiklerini, Mahkeme Heyetinin de rant kavgasına iyice muttali olduğunu, bu haberleri kimlerin hangi saikler ve vasıtalarla çıkarttığını şahsen bildiği halde halen bu sorgunun konusu olmadığını, basının bir şantaj aracı olarak, menfaat ve çıkar odakları tarafından kullanılmasının çok yabancı oldukları bir husus olmadığını, ancak bu haberlerin tamamının yalan olduğunu, bunlar arasında kesinlikle tek bir doğru haber dahi bulunmadığını, gerek soruşturma dosyasında ve nihayet 28. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılanması sırasında basında geçen her türlü iddia ve iftiranın tamamen yalan olduğunun belgelerle ortaya çıktığını,
4. DAVALAR KAZANILSAYDI ALINACAK TAZMİNATLARIN BÜTÇEYE GELİR KAYDEDİLECEĞİNİN VE ŞAHSINA AİT BİR TAZMİNAT GELİRİNİN SÖZ KONUSU OLMAYACAĞININ AÇIKÇA ORTADA OLMASI:
Eğer bu davalar böyle bir gerekçeyle reddedilmeyip, haberlerin yalan olup olmadığı hukuk önünde ve o tarihte araştırılmış ve yargılanmış olsaydı, bugün her şeyin çok daha farklı ve kolay olacağını, ancak mahkemelerin (zaten çoğu aynı) bu zahmete ve riske girmediklerini, bu haberlerin ... Üniversitesi tüzel kişiliğine zarar verdiği ortada olduğu halde bu red kararlarıyla hiçbir haberin gerçek olup olmadığının bile araştırılmadığını, oysa bu davaların doğrudan ve sadece şahsını ilgilendirmediğinin açık olduğunu, zaten alınacak tazminatlardan ya da davaların avukatlık gelirlerinden şahsına bir çıkarının olamayacağının da açık olduğunu,
5. TÜM BU YALAN HABERLERDEKİ İDDİA EDİLEN EYLEMLERİN SADECE REKTÖRÜ İLGİLENDİRDİĞİNİ KABUL EDEREK, HEPSİNİ ŞAHSEN ÜZERİME ALIP, ŞAHSİ TAZMİNAT DAVALARI AÇMASININ BU NEDENLE DE İMKÂNSIZ OLMASI:
Bu haberlerin sadece şahsını ilgilendirdiğini iddia etmenin, 2547 sayılı Kanunu, rektörün yetki ve sorumluluklarını bilmemek olduğunu, bu haberlerin çoğunun hukuken kendisini aslında ilgilendirmediğini,
6. TIP KÖKENLİ BİR PROFESÖR VE DAHA ÖNCE BU ÖLÇEKTE İDARECİLİK YAPMAMIŞ BİRİ OLARAK, REKTÖRLÜĞÜ DÖNEMİNDE HİÇ BİR DAVANIN AÇILMASI İÇİN EMİR VE TALİMAT VERMEMESİ:
“İdarenin taraf olmasını gerektirmeyen, Üst Yöneticinin şahsi olarak açılmasını talep ettiği davalar” ifadesinin doğru olmadığını, Üniversite tüzel kişiliği adına bir dava açmak için yeterli bilgi ve belge olduğuna ve bu davanın açılmasının hukuken uygunluğuna karar verecek kişinin kendisi olmadığının açık olduğunu, bu konunun bir uzmanlık konusu olduğunu, kendi şahsi davası olsa kendisinin dava açacak eğitime sahip bir kişi olduğunu, zaten hukuki konulardaki tecrübesizliği nedeniyle Genel Sekreteri idare hukukçusu olarak seçtiğini, 4 yıllık Rektörlüğü döneminde devam eden 1500 civarındaki dava ile kendi döneminde açılan yüzlerce dava için Hukuk Müşavirliği Avukatları ve Genel Sekreterin kontrol ve koordinasyonunda getirilen binlerce evrakı imzaladığını, ancak biraz izan sahibi bir insan olarak bu maksatlı ve yalan haberlerinin tamamının Üniversitenin manevi şahsına ve tüzel kişiliğine zarar verdiği yönündeki Hukuk Müşaviri ve Genel Sekreterin ortak görüşüne katılmamasının da imkânsız olduğunu,
7. BU YALAN HABERLERE KARŞI TAZMİNAT DAVALARI AÇILIRKEN, ŞAHSİ KASIT, KUSUR VE İHMALİ OLMADIĞININ AÇIK OLMASI:
Bu davaların sonuçlarını önceden öngörmenin imkânsız olduğunu, ayrıca davaların açılması için attığı olur imzalarının mevzuata aykırı olmadığının da bir gerçek olduğunu, yoksa sonuçlarını bile bile bu kadar çok sayıda dava açılmayacağının malumumuz olduğunu, sınırlı ve belli bir maaşı olan yöneticiler önlerine getirilen belgelere eğer imza atmaktan korkar hale gelirse kamuda hiçbir işin yürümeyeceğinin açık olduğunu, bu olayda olduğu gibi, bu tazminat davalarının kazanılması halinde şahsi hiçbir kazancının olmayacağı halde, davaları Üniversite kaybedince maaşının çok çok üzerinde bu rücu talebi ile karşılaşmasının hem adil olmadığını, hem de kamu yöneticiliği açısından sürdürülebilir de olmadığını, rüşvet yemeyen, çalmayan dürüst yöneticiler için bunun tam bir kâbus olduğunu, kendi rektörlüğü döneminde bunun gibi yüz binlerce (ihalelere, atamalara, projelere vs) imza attığının bir gerçek olduğunu, bu olayda kastı, kusuru ve ihmalinin olamayacağını, 2014-2015 te yaşanmış olaylar ile ilgili bir tazminatı 2017 yılında (hatta temyizler vs daha da geç) kazanırsa Üniversitenin kazanacağını, 2017 yılı itibarıyla bundan şahsi olarak manevi bir çıkarı olmayacağının da belli olduğunu,
-
KARŞI OY OLARAK 2. DAİRE ÜYELERİNİN AZINLIK GÖRÜŞÜNDE BELİRTİLDİĞİ ÜZERE; Medeni Kanunun 24 üncü ve 25 inci maddelerine göre tüzel kişilerin, kişilik haklarına saldırı olması halinde, saldırıda bulunan kişi ve kişilere karşı manevi tazminat davası açabileceklerinin doktrin ve Yargıtay İçtihatları ile kabul edildiğini,
-
KARŞI OY OLARAK 2. DAİRE ÜYELERİNİN AZINLIK GÖRÜŞÜNDE BELİRTİLDİĞİ ÜZERE; Hukuki uyuşmazlıkların nasıl sonuçlanacağını önceden tespit etmenin mümkün olmadığını,
-
KARŞI OY OLARAK 2. DAİRE ÜYELERİNİN AZINLIK GÖRÜŞÜNDE BELİRTİLDİĞİ ÜZERE; Bir yayın organında bir kurum/kurum personeli ilgili olarak yayımlanan ve olumsuzluk içeren haberlerin yalnızca kişileri ilgilendirdiği, kurumun itibarını ilgilendirmediğini, saygınlığına herhangi bir zarar vermediğini tayin etmenin zorluğu nedeniyle söz konusu yayınlarla ilgili haberlerin kurumla ilgili olmadığının söylenemeyeceğini,
11. “ÜNİVERSİTENİN TARAF OLMASINI GEREKTİRMEYEN ŞAHSİ KONULARDA ÜNİVERSİTE TÜZEL KİŞİLİĞİNCE DAVA AÇILMASI SONUCU VEKALET ÜCRETİ ÖDENMESİ” GÖRÜŞÜNÜN OLDUKÇA YÜZEYSEL VE ÖNYARGILI OLMASI:
Denetçi Görüşünde ifade edilen “Üniversitenin taraf olmasını gerektirmeyen şahsi konularda Üniversite tüzel kişiliğince dava açılması ve davaların husumet yokluğundan reddedilmesi sonucu vekâlet ücreti ödenmesi suretiyle kamu zararına neden olunması” iddiasının doğru olmadığını, bu görüşün oldukça yüzeysel ve önyargılı olduğunu,
12. İLİŞİKTE ERİŞEBİLDİĞİ TEKZİP METİNLERİ, YARGI KARARLARI VE SUÇ DUYURULARINI SUNDUĞU GAZETE HABERLERİNİN TAMAMINDA BİR BÜTÜN OLARAK KİŞİ VE KURULLARIYLA BİRLİKTE … ÜNİVERSİTESİNİN İŞ VE İŞLEMLERİNİN HEDEF ALINMASI:
Bu haberlerde sadece Rektör olarak şahsının hedef alındığını iddia etmenin mümkün olmadığını, rektörün sadece bir birey olduğunu, yetki ve sorumluluklarının kanunla belirlendiğini, bu haberlerdeki yalan iddiaların her birinin sadece kendini ilgilendiremeyeceğini, kendisinin Üniversiteyi tek başına yönetmediğini, rektör yardımcıları, üniversite yönetim kurulu (25 kişi), üniversite senatosu (60 kişi), 22 dekan, 12 yüksekokul müdürü, 6 enstitü müdürü, bunların onlarca yardımcısı, 300'den fazla bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, tüm akademik birimlerin yönetim kurulları, akademik kurullar, müdürler, daire başkanları, fakülte, yüksekokul ve enstitü sekreterleri, şube müdürleri ve yüzlerce çeşitli komisyonun başkan ve üyeleri ile binlerce insanın gazetedeki haberlerde konu edilen ancak yalan olan bu eylemler ile ilgili olduğunu, sözgelimi “Paralel Rektör yıktı” derken bu yıkım kararında ve eyleminde belki de en az dâhil olan kişinin kendisi olduğunu, yandaki bitişik Enstitü binası kayarak yıkıldığı için, duvarları çatlayan Kız Yurdunun, zaten esasi, bir temeli olmadığını ve tehlike arz ettiğini, kendisine iletenin Rektör Yardımcısı olduğunu, bu binanın deprem riski araştırmalarını kendisine sormadan yaptıranın ilgili Daire Başkanı olduğunu, Yurdun boşaltılması için hukuki işlemleri başlatan ve sürdürenin Genel Sekreter, Yurdun boşaltılmasını koordine edenin Rektör Yardımcısı olduğunu, “Paralel Rektör” atadı derken atamada hemen hemen hiçbir dahli olmayanın yine Rektör olarak kendisi olduğunu, akademik atamanın kanun ve kuralları bulunduğunu, her eylem için bir hiyerarşik silsile, teamüller, yönetmelikler ve kanunlar bulunduğunu, rektörün üniversitenin kralı ya da sahibi olmadığını, eğer sadece şahsının hedef alındığını düşünseydi; bu davaların açılması isteği önüe getirildiğinde asla “olur” vermeyeceğini, Üniversitenin adı ve saygınlığı yanında kendi adının zerre kadar önemi olmadığını, zira 2014 yılı başında tıp profesörü bir akademisyen ve bır kanser doktoru olarak gerçek yüzünü gördüğü üst yöneticilikten tamamen soğuduğunu, bilim, vatanseverlik, hümanizm olgularının hepsinin koskoca bir yalan olduğunu, herkesin arsızca kendi cebinin ve şahsı geleceğinin derdinde olduğunu, 2014 yılı başında yeniden rektör adayı olmayacağını YÖK Başkanına sözlü ve yazılı olarak, Üniversite yöneticisi arkadaşlarına da sözlü olarak zaten deklare ettiğini, yani kendinin ... Üniversitesi Rektörlüğünden şahsi bir beklentisinin zaten olmadığını, 30 yıllık akademisyen ve kamu görevlisi olarak zaten eskiden beri rant ve siyasete gömülmüş bir üniversite imajı var olan bir Üniversiteye, bir de her gün medyadaki bu tür paralel haberlerinden sonra öğrenci olarak evladını göndermesini ya da kendisi eskiden beri mensubu olduğu Üniversiteye akademisyen olarak gelmesini Kurulumuzun takdirine sunduğunu, bu haberlerin ... Üniversitesi tüzel kişiliğine çok zarar verdiğinin açık olduğunu,
….
İfade etmek suretiyle yukarıda arz ettiği hususlar ve kendisinin bilmediği, Kurulumuzun takdir edeceği diğer gerekçelerin de resen gözetilerek, Sayıştay 2. Dairesince verilen ilgili Kararın bozularak, konu hakkında ilişilecek bir husus olmadığı kararı verilmesi gerektiğini dile getirmiştir.
Aynı ilam maddesi ile ilgili olarak (... Üniversitesi Hukuk Müşavirliğinin … Evrak Tarihli ve Sayılı Yazısı Üzerinde İmzası Bulunan) Diğer Sorumlu sıfatıyla temyiz talep eden ve buna ilişkin dosyası kendi gündem sırasında görüşülen …’ın temyiz dilekçesinde özetle; temyize konu kararın Kanuna aykırı olduğunu, çünkü;
-
Üniversite tüzel kişiliği ve yöneticilerine karşı basında çıkan gerçek dışı haberlere karşı yapılacak işin tekzip göndermek ve maddi/manevi tazminat davası açmak olduğunu, çeşitli gazetelerde çıkan haberlere karşı Üniversite yönetiminin hukuki yola başvurmasının bir zorunluluk olduğunu,
-
Gazetelerde çıkan haberlerin kısmen Üniversite yöneticilerini karalasa da neticede kamuoyunda zarar görenin Üniversite tüzel kişiliği olduğunu; bu nedenle Üniversite adına dava açılmasının zorunluluk teşkil ettiğini,
-
Adli yargı organları tarafından verilen husumet yönünden davanın reddi gerekçe gösterilerek tazmine hükmedilmesinin adaletsizlik oluşturduğunu, eğer bu şekilde her dava red kararında dava masrafları görevlilerden tahsil edilecek olsa hiçbir kamu görevlisinin riske girip dava açmayacağını, kamu tüzel kişilerinin bu nedenle haklarını savunamaz konuma düşeceklerini, çünkü kamu kurumları tarafından açılan davaların yarısından fazlasının kaybedildiğini, kamu görevlisinin bir davanın sonucunu bilemeyeceğini, kamu tüzel kişiliği haklarını gözeterek dava açacağını ya da açmayacağını, sonucunu hiçbir şekilde bilemeyecekleri bir konudan dolayı maddi sorumlu tutulmalarının ne kadar doğru olduğunu Kurulun takdirlerine arz ettiğini, kamu tüzel kişileri adına dava ve savunma dilekçelerini kurum avukatlarının hazırladıklarını, İlama sebep gösterilen husumetten kaybedilmiş davaların bir avukatın yeterli hukuki deliller sunamamasından kaynaklı olabileceğini, bu ve benzeri olasılıkların varlığının göz ardı edilmemesi gerektiğini,
-
Sayıştay Kanununa göre mali açıdan sorumlu kişilerin belirli ve sınırlı olduğunu, bunların “üst yönetici”, “harcama yetkilisi” ve “gerçekleştirme görevlisi” olduğunu, bu kişiler dışında birinin mali olarak sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, kendisinin dava konusu sorgulamada ne üst yönetici ne harcama yetkilisi ne de gerçekleştirme görevlisi olduğunu,
-
Üniversitelerde genel sekreterin daire başkanlıklarından ve hukuk müşavirliğinden gelen tüm yazıları rektörlüğe arz ettiğini, sekretarya hizmeti yürüttüğünü, tüm yazıları rektörlüğe arz eden bir genel sekreterin üniversitedeki tüm daire başkanlıklarının mali iş ve işlemlerinden sorumlu tutulmasının akıl ve mantığa aykırı olduğunu ve hukukla bağdaşmayacağını,
-
Üniversitelerde adına dava açma yetkisinin münhasıran ve tek başına aşına rektöre ait olduğunu, genel sekretere ait olmayan bir yetkiden dolayı bir genel sekreterin sorumlu tutulmasının Sayıştay Kanununa ve hukuka aykırı olduğunu,
-
Azınlık görüşünde belirtildiği üzere açılan davaların tümünün aynı veya takip eden ay içinde açıldığını, şayet bu davalar arasında uzun bir mesafe olsaydı, açılan bir dava husumet yokluğundan reddedilseydi; elbette diğer davaları açmaya gerek duyulmayacağını,
İfade etmek suretiyle yukarıda arz edilen ve Heyetimizce re’sen göz önünde bulundurulacak nedenlerle temyiz konusu Sayıştay 2. Daire Kararının bozularak lehine karar verilmesini Kurulumuzun bilgisine arz etmiştir.
Aynı ilam maddesi ile ilgili olarak (... Üniversitesi Hukuk Müşavirliğinin … Evrak Tarihli ve Sayılı Yazısı Üzerinde İmzası Bulunan) Diğer Sorumlu sıfatıyla temyiz talep eden ve buna ilişkin dosyası kendi gündem sırasında görüşülen …’nın temyiz dilekçesinde özetle;
A) İLAM KONUSU OLAY
-
Kendisi . . . Üniversitesinde Hukuk Müşaviri olarak görev yapmakta iken . . . Üniversitesi ve Rektörü hakkında basında bazı haberler yer aldığını, çıkan bu haberlerin gerçekdışı olması nedeniyle Üniversite tarafından ilgili haberlerin tekzip edildiğini ve Üniversitenin tüzel kişiliği saldırıya uğradığı için haberi yapan ilgililer hakkında mevzuat çerçevesinde suç duyurusunda bulunulduğunu ve tazminat davası açıldığını,
-
Açılan bu davaların
a. Haberlerin güncel nitelikte olması,
b. Basının haber verme ve kamuoyunu aydınlatma görevini yerine getirmesi,
c. Konunun basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi,
d. Yazıların hakaret niteliği taşımaması,
e. Davacı kurumun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmaması,
f. Husumet yokluğu
Nedenleriyle reddedildiğini ve karşı tarafa vekalet ücreti ödendiğini,
-
Sayıştay Denetçisi tarafından yapılan denetimlerde bu hususun incelemeye alındığını ve konuyla ilgili olarak tarafından, Olur’da parafı olan Genel Sekreterden ve Olur’u veren Rektörden savunma istenildiğini,
-
Savunma talebine süresinde tarafınca cevap verildiğini,
-
Yapılan yargılama neticesinde Sayıştay 2. Dairesince 25. 04. 2019 karar tarihli 35582 karar no sayılı 16. 07. 2019 ilam tarihli ve 213 ilam no sayılı İlamın düzenlendiğini,
-
Bu İlamın tarafına 08. 08. 2019 tarihinde tebliğ edildiğini,
TEMYİZ NEDENLERİ
1. TEMYİZE KONU OLAYDA ÜNİVERSİTE HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ
TARAFINDAN ÜNİVERSİTENİN TÜZEL KİŞİLİĞİ ADINA DAVA
AÇILDIĞI VE BU DAVANIN ÜNİVERSİTE HUKUK MÜŞAVİRİLİĞİ
AVUKATLARI TARAFINDAN AÇILMASININ HUKUKİ VE LEGAL OLDUĞU
İlam konusu edilen söz konusu vekalet ücreti ödemesinin Üniversite aleyhine yapılan haberler üzerine Üniversitenin tüzel kişiliğinin görmüş olduğu zarar üzerine açıldığını, ... Üniversitesi hakkında bir medya organında, kurumu hedef alan yanlış ve yanıltıcı haberler yapılması nedeniyle ilgili haberleri yapan yayın organı hakkında manevi tazminat davası açıldığını, yapılan haberlerin ... Üniversitesinin tüzel kişiliğine yönelik karalayıcı, zarar verici haberler olduğunu, tüzel kişilerin de manevi zarar görebilecekleri ve manevi tazminat davası açabilecekleri hususunun birçok yargısal içtihatta ifade edildiğinin bilinen bir husus olduğunu, eğer açılan bu davalar kazanılsaydı alınacak tazminatların bütçeye gelir kaydedilecek ve kendisinin ve diğer iki şahsın herhangi bir gelirinin olmayacak olmasının ilama konu olayda ödenen vekalet ücretlerinin kamu zararı oluşturmayacağına başka bir delil olduğunu, sırf bu durumun bile temyize konu olayda kamu zararı oluşmadığının göstergesi olduğunu, burada önemli olan ve tartışılması gerekenin; tüzel kişilerin de manevi olarak zarara uğrayıp uğramayacağı ve dolayısıyla tüzel kişilerin manevi tazminat davası tarafı olup olamayacağı hususu olduğunu,
DOKTRİN VE YARGISAL İÇTİHATLARA GÖRE TÜZEL KİŞİLER DE MANEVİ ZARAR GÖREBİLDİĞİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEYEBİLDİĞİ
Modern tazminat hukukunda tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğinin ve dolayısıyla manevi tazminat isteyebileceğinin ham yargısal içtihatlarda hem de doktrinde kabul edilmekte olduğunu,
i. YARGISAL İÇTİHATLAR
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 04.05.1999 gün ve 1999/9742 E., 1999/4008 K. sayılı İlamında; “Davalıların olayı olduğundan farklı göstermeleri, tüm kurumu zan altında bırakacak şekilde yayın yapmaları hukuka aykırılık oluşturur. Bu nedenle de 28.10.1997 günlü yazıdaki ifadelerin davacı Kurumun kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu gözetilmeden davanın tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. ...” Yargıtayın bu ifadesiyle tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğine ve manevi tazminat isteyebileceğine hükmettiğini (KILIÇOĞLU, Mustafa. Tazminat Hukuku, 2. Baskı, İstanbul: Legal Yayıncılık, 2006, s. 1159. Naklen: Yarg. HGK, 104 31.05.2000 T., 2000/4-900 E., 2000/935 K), yine Yargıtay’ın yeni tarihli bir Hukuk Genel Kurulu Kararında; “…tüzel kışının çevresinde kazandığı itibarı aşağılayan yazılı, sözlü veya görüntülü beyanlar, şu veya bu vasıflara sahip olmadığına dair yayınlar, kişilik haklarından şeref ve haysiyete yönelik tecavüz olarak kabul edilmelidir. Tüzel kişinin şeref ve haysiyeti yanında onun toplumsal itibarı, ticari itibarı da T.M.K.nun 24. maddesindeki korumadan yararlanır. T.M.K.nun 25/son maddesinin, hem kişilik haklarının korunması hem de maddi ve manevi tazminat davalarını kapsadığının kabulüyle tüzel kişilerin kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat davalarının davacı şirketin ikametgahı mahkemesinde de açılabilecektir.” şeklinde karar verdiğini (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.02.2012 T., 2011/4-687E., 2012/26K., http://www.ozcan-ozcan.av.tr/ictihad/46/tuzel-kisiler-de-manevi-tazminat istevebilirler.html.erişim tarihi:22.03.2013), İsviçre Federal Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararda Club Mediterranee isimli seyahat şirketinin terörün uygulandığı bazı ülkelere gezi düzenlemesi ve turizm yoluyla bu ülkelere döviz sağladığı iddiası sebebiyle Club Medityrannis (terör kulübü) olarak karikatürize edilmesini, tüzel kişinin onur ve saygınlığını ihlal ettiğine karar verdiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; 1.2.2012 tarihli ve 2011/4-687 Esas 2012/26 Karar sayılı İlamında tüzel kişilerin manevi tazminat talep edebilecekleri yönünde önemli tespitlerde bulunduğunu;
“... Bu nedenle kişi olma yönünden, kural olarak gerçek kişilerle tüzel kişiler arasında fark gözetilmemiştir. gözetilmemiştir. Haklara ve borçlara ehil varlıklar olma bakımından eşit durumdadırlar. ...
... Tüzel kişiler yaradılış gereği insana has olan kişisel değerler dışında, gerçek kişiler gibi kişilik hakkına sahiptir. Gerçek kişiler sibi tüzel kişilerinde şeref ve haysiyeti eibi kişisel değerleri ve bunlardan oluşan kişilik hakları vardır. Şeref haysiyet ve özel yaşam hakları TMK’nun 24. maddesinde düzenlenen şahsiyet hakları arasında yer almaktadır. Bu nedenle söz konusu haklar mutlak haklardan olduğundan herkese karşı koruma imkânı sağlar. ...
... Tüzel kişiler insanlar gibi maddi- organik bir yapıya sahip olmadıklarından dolayı onların bedensel bütünlüğü, yaşamı, sağlığı gibi, maddi bedensel değerler üzerinde kişilik haklarının varlığı tabi olarak söz konusu olmamakla birlikte saygınlık, onur, sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerle, mesleki ve ekonomik kişisel değerlere gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de sahip olduğu söylenilebilir. Tüzel kişilerin kişisel değerler üzerindeki kişilik haklarının korunması gerekir (Alim TAŞKIN,
... 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 49. maddesinde tanzim edilen manevi zarar, kişinin kişisel çıkarlarında (haklarında) uğradığı bir eksilmedir. Değişik bir ifade ile, bu zarar çeşidi maddi değerler yönünden değil, manevi değerler yönünden bir eksilmeyi anlatır. Bir tüzel kişinin kişisel haklarından olan (adı, şerefi, onuru ve itibarı gibi) varlıklarına yapılan saldırının; bu manevi değerlerinde bir eksilmeye (manevi zarara) neden olacağı gerçeği ise ortadadır.
... Hukuk nizamı tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı nedeniyle elem ve izdirap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevi tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun anmana aykırı düşer. Çünkü, gerek Medeni Yasa ve gerekse Borçlar Yasası (md. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır. Yargıtay ve bilimsel eserlerdeki baskın görüş, tüzel kişilerin de nitelikçe gerçek kişilere özgü olanların dışında kalan, kişisel haklarına saldırı halinde manevi tazminat namı altında özel bir giderim isteyebilecekleri yolundadır. (Mustafa Reşit KARA HAŞAN, Tazminat Hukuku, 1996, s. 967-68; Kemal Tahir GÜRSOY,
... Uygulamada da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.12.2004 gün ve 2004/4-709 E-2004/720 K; 31.05.2000 gün ve 2000/4-900 E. 2000/935 K. sayılı ilamlarında tüzel kişilerin de kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat davası açabileceklerini kabul etmiştir. ...
... Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, onur ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu (m. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır. ...
... Tüzel kişinin çevresinde kazandığı itibarı aşağılayan yazılı, sözlü veya görüntülü beyanlar, şu veya bu vasıflara sahip olmadığına ilişkin yayınlar, kişilik haklarından şeref ve haysiyete yönelik tecavüz olarak kabul edilmelidir. Tüzel kişinin şeref ve haysiyeti yanında onun toplumsal itibarı, ticari itibarı da TMK’nun 24. maddesindeki korumadan yararlanır. ...
... Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu, manevi tazminat isteyecek kişinin mutlaka gerçek kişi olması gerektiği esasından hareketle düzenlenmiş olsaydı, gerçek kişi olma şartını öngörerek tüzel kişilerin ayrık tutulduğuna ilişkin bir ibareye veya ayrık bir düzenlemeye yer verirdi. Oysa her iki kanunda gerçek kişi olma şartı açıkça öngörülmüş değildir. Gerçek kişilerle tüzel kişiler arasında bu konuda ayrım yapılmadığı “manevi zarar”ın tanımından da çıkarılabilir...”
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ise 12.11.2001 tarihli ve 2001/5879 Esas 2001/8933 Karar sayılı Kararında ise “O halde mahkemece, uygun bir miktar üzerinden manevi tazminata hükmedilmek gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi, doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. ...” hükmederek tüzel kişiler lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirttiğini, Medeni Kanunun 24 üncü maddesinin; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” şeklinde bir düzenlemeye yer vererek gerçek kişi veya tüzel kişi ayrımı yapmaksızın kişilerin kişilik haklarım hukuken koruma altına aldığını, Yine Borçlar Kanununun 49/1 inci maddesine göre; “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dâva edebilir.” şeklinde bir düzenlemeye yer vererek gerçek kişi veya tüzel kişi ayrımı yapmaksızın kişilik kişilerin kişilik haklarını hukuken koruma altına aldığını, Medeni Kanun da yer verilen ve Borçlar Kanunu ile teyit edilen düzenleme ile tüzel kişinin dış dünyadaki mevkiini koruması gerektiğinin, bütün dış, sosyal şahsi varlıkları ona da tanımak gerektiğinin ifade edilmekte olduğunu, zira Medeni Kanunu’nun ve Borçlar Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca manevi tazminat isteme hakkının gerçek veya tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın kişilik hakkına tecavüz edilen hem gerçek hem de tüzel kişilere sağlandığını, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi tarafından 1977 yılında verilen bir Kararda tüzel kişilerin manevi tazminat davası açabileceğinin; “... kişilerin şeref ve haysiyetleri Medeni Kanunu’nun 24. ve Borçlar Kanunu’nun 49. Maddeleri gereğince korunması gereken kişilik haklarındandır. Tüzel kişilerinde bu hükümlerden yararlanabilecekleri bilimsel ve yargısal içtihatlarla benimsenmiş bulunmakladır. Kişiliğe karşı haksız tecavüz halinde bunun önlenmesi istenebileceği gibi tecavüzün gerçekleşmiş bulunması halinde de manevi tazminat davası açabilir. ” şeklinde ifade edildiğini, kişinin şeref, haysiyet ve itibarını ihlal edici belirli olay iddiasının şekli suçlama olabileceği gibi, karalama, iftira, gerçeğe aykırı isnatlar şeklinde de olabileceğini, kişilik haklarından şeref ve haysiyete saldırıda bulunanın, iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın Medeni Kanunu’nun ve Borçlar Kanunu’nun ilgili maddelerinde öngörülen hukuki taleplerin hepsinin ona karşı yöneltilebileceğini, tüzel kişiliğin, kişiliğinin devlet eliyle korunmasına ilişkin yolların kural olarak ihlalde bulunan kimseye karşı belirli davalar açabilme şeklinde ortaya çıktığını, tüzel kişinin yetkili organları veya temsilcileri aracılığıyla bağımsız yargı organları olan mahkemelere başvurarak kişilik hakkının korunmasını istediğini, nitekim bu durumun Türk Medeni Kanununun 50/1 inci maddesi uyarınca; “Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır” şeklinde düzenlendiğini, Yargıtayın tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceğini kabul etmekte olduğunu, nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 2007/8212 E. sayılı dosyasından verdiği Kararda açıkça; “… manevi zarar kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ıstırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkar. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri, öte yandan acılarını içinde gizleyenleri tazminat isteme hakkından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlandırmıştır.” ifadelerine yer verdiğini, yine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 2001/4164 E. Sayılı dosyasından verdiği ve konuyu daha detaylı olarak ele aldığı Kararında; “MK’nın 24. maddesi ve BK’nun 49. maddesinde belirtilen manevi zarar kişisel çıkarlarında uğradığı eksilmedir. Bir tüzel kişinin haklarından olan (adı, şerefi, onuru ve itibarı) varlıklarına yapılan saldırının bu manevi değerlerinde eksilmeye neden olacağı açıktır. Gerçi, duyguları olmayan tüzel kişilerin elem ve ızdırap duymaları düşünülemez. Ancak hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk süjesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, onur ve itibar gibi kişisel varlıklar bahsedilmiş olduğuna göre, tüzel kişinin üzüntü duymayacağı gerekçesiyle davanın reddi doğru değildir. Zaten manevi zarar salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçeklesen bir zarardır. Bunun içindir ki gerek Medeni Kanun gerekse Borçlar Kanunu yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır.” şeklinde hüküm altına aldığını, Paris Ticaret Mahkemesi’nin verdiği bir kararda; dava konusu olayda banka, şirket hakkında ekonomik değerlendirme yaptığını ve değerlendirme sonucunda Mahkemenin 30 milyon avro tazminata hükmettiğini (GÖNEN, Doruk, age, s. 187, Naklen: T. Corn. Paris, 12 Janvier 2004, SALVMH c. Ste Morgan Stanley), Yargıtayın bir spor kulübünün zamanında maça gelememesi ve maçın yapılamaması nedeniyle açılan davada verdiği Kararında öncelikle spor kulüplerinin tüzel kişiliği olduğunu belirterek; “… tüzel kişilerin nitelikçe gerçek kişilerin kişiliklerine özgü olanların dışında kişilik haklarına sahiptir ve bunların halele uğratılması halinde manevi tazminat adı altında kendilerine bir özel giderin sağlanmasını isteyebilirler.” şeklinde hüküm kurarak tüzel kişilerin de manevi tazminat isteyebilecekleri sonucuna vardığını (UYGUR, Turgut. Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Madde 41-50, 2. Cilt, 59 Genişletilmiş 2. Baskı, ...: Seçkin Yayıncılık, 2003, s. 2339-2340. Naklen: Yarg. 4. HD, 22.6.1979 T., E. 7879, K. 6928.), Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bir Kararında; “… Gazetede yayınlanan açıklamasında kooperatifin halka zulüm yapmakla suçlandığı ve bu şekilde kişilik haklarına saldırıldığı”na karar vererek tüzel kişilerin manevi tazminat hakkı bulunduğuna hükmettiğini (ÇETİN, Erol, Basın Hukuku, 3. Baskı, ...: Seçkin Yayıncılık, 2007, s. 508’de yer alan Yarg. 4. HD, 60 24.09.2001-4164/8421K.), Yargıtayın izinsiz olarak TSE isminin kullanılması sonucu açılan manevi tazminat davasında; “… davacı tüzel kişinin yasayla tespit edilmiş -TSE- ismi üzerinde ve gerçek kişilerden farksız olarak "kişilik hakkı" mevcuttur. Türk Medeni Kanunu gerçek ve tüzel kişiliği ayırmaksızın ismi, kişilik hakkı içerisinde taşıdığı önemi göz önünde bulundurarak, kişiliği korumaya ilişkin hükümlerle özel surette koruma yoluna gitmiştir. İşte ismi özel surette koruyan MK nun 25. maddesinde ismin gasbı halinde zarar görenin manevi tazminat talep edeceği kabul edilmiştir” kararı ile MK 25’in uygulanacağına karar verdiğini (Yargıtay 4. HD, 11.10.1982 T., 1982/4544 E. 1982/8663 K.,)
ii. DOKTRİN GÖRÜŞLERİ
Doktrindeki hakim görüşe göre; TBK’nın 58 inci maddesi uyarınca tüzel kişilerin de tazminat hakkı olduğunun kabul edilmekte olduğunu (REİSOĞLU, Safa, (Borçlar), s. 231-232; DURAL, Mustafa/ÖĞÜZ, Tufan, age, s. 246; SEROZAN, Rona (Yaklaşım), s. 96; İŞGÜZAR, Haşan, age, s. 873; AYDOS, Oğuz Sadık, Basın Yolu İle Kişilik Hakkı İhlallerinde Manevi Tazminat, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: XVI, Sayı: 2, Nisan 2012, s. 13; ÇETİN, Pınar, Manevi Tazminat Davasının Hukuki Niteliği ve Özellikle Tazminat Miktarının Belirlenmesi, ...: Gazı Üniversitesi, Master Tezi, 2007, s. 33; SUNGUR, H. Halis, Borçlar Kanunu ve Tatbikatı, İstanbul: Cumhuriyet Matbaası, 1943, s. 165; REİSOĞLU, Safa, (Basın), s. 88; TEKÎNAY/AKMAN/ BURCUOĞLU/ALTOP, Tekinay Borçlar Hukuku, 7. Bası, İstanbul, 1993, s. 667; ULUSAN, İlhan, Bir Demeğin Kişilik Haklarının Zedelenmesi İle İlgili 3 Haziran 1971 T arihli İsviçre Federal Mahkemesi Karan, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Demeği, Yıl:7, Sayı: 10, s. 208-218; OGUZMAN, M. Kemal/ ÖZ, M. Turgut, age, s. 266; AKİPEK, Jale G./AK1NTÜRK, Turgut/ ATEŞ KARAMAN, Derya, age, s. 418; EREN, Fikret, age, s. 787; TANDOĞAN, Haluk, Türk Mesuliyet Hukuku (Akit Dışı ve Akdi Mesuliyet), ...: ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınlan No: 159, 1961, s. 333; SAYMEN, H. Ferit, (Manevi), s. 193; ÖGÜZ, M. Tufan, Türk Hukukunda Vakıf Tüzel Kişiliğinin Hukuki Esastan, İstanbul: Beşir Kitabevi, 2007, s. 66; ERGÜN, Ömer, age, s. 155 vd.’da bu hakkın MK 48 dışında haksız rekabet veya adın haksız kullanımı gibi hallerde kullanılabileceğini kabul eder; AYAN, Mehmet, AYAN, Nurşen, age, s. 96; TUNÇOMAĞ, Kenan, Türk Borçlar Hukuku I. Cilt, Üzerinde Çalışılmış ve Geliştirilmiş 6. Bası, İstanbul: Sermet Matbaası, 1976, s. 503; TUHR, Von Andreas, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı Cilt: 1, İstanbul: Yeni Matbaa, 1952, Çeviren: Cevat Edege, s. 124; FEYZİOGLU, Feyzi Necmeddin, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt: î, Yenilenmiş ve Genişletilmiş 2. Bası, İstanbul: Fakülteler Matbaası, 1976, s. 611-612; SAYMEN, Ferit H., Kimler Manevi Tazminat Talep Edebilir? İÜHFM, Cilt: VL, Sayı: 1, s. 126,142-145; HELVACI, Serap, (Gerçek) s. 162, GÖNEN, Doruk, age, s. 197; TAŞKIN, Alim, age, s. 242; EDE, Nejat, Manevi Tazminat Konusundaki Gelişmeler ve Tüzel Kişilerin Manevi Tazminat İstemleri, ... Barosu Dergisi, Sayı: 5, Yıl: 1992, s. 732; KARAHASAN, Mustafa Reşit, age, s. 212; GÜRSOY, Kemal Tahir, Manevi Zarar ve Tazmini, AÜHFD, Cilt: 30, Sayı: 1-4, 1973, s. 12, 28; ÖZSUNAY, Ergun, (Tüzel), s. 69, 70; HATEMİ, Hüseyin/GÖKYAYLA, Emre, age, s. 168; OĞUZMAN, M. Kemal/SELİÇİ, Özer/ÖZDEMÎROKTAY, Şaibe, age, s. 232; AKÜNAL, Teoman, age, İstanbul, 1995, s. 29; ERLÜLE, Fulya, age, s. 46 dipnot 57’de naklen: BREHM, Roland, Bemer Kommentar, Kommentar Zum Schweizerischen Privatrecht, Das Obligationenrecht, Band VI, 1. Abteilung, Allgemeine Bestimmungen, 3. Teilband, 1. Unterteilband, Die Entstehung Durch Unerlaubte Handlungen Art. 41-61 Or, 2. Aufl. Bern, 2006, Art. 49, N. 40 vd; KELLER, Max/GABI, BOLLIGER, Sonja, Haftpflichtrecht, Bd. II, Haftpfîichtrecht, 2. Aufl., Basel und Frankfurt Am Main, 1988, s. 123. ERLÜLE, Fulya, age, s. 67’de bu görüşü kabul etmektedir.), Prof. Dr. Turan ÖGÜZ’ün tüzel kişilerin manevi tazminat isteyebilecekleri hususundaki açıklamalarında; “Varsayım teorisinin kabulü halinde de tüzel kişinin organlarını oluşturan kişilerin duyduğu acı ve ızdırap tüzel kişinin acı ve ızdırabı olarak sayılıp manevi tazminat talep edilebilir.” şeklinde görüş bildirdiğini (ÖGÜZ, Tufan. Türk Hukukunda Vakıf Tüzel Kişiliğinin Hukuki Esasları, İstanbul: Beşir Kitabevi, 2007), İsviçre hukukunda da yerleşik içtihatların tüzel kişilerin manevi tazminat talebine olumlu cevap vermekte olduğunu (GÖNEN, Doruk, age, s. 186. Naklen: ATF 55 II 94= JdT 1929 I 575; ATF 64 II 14=JdT 1938 I 450; ATF 108 II 422 = JdT 56 1984 I 104; ATF 107 IV 155 = JdT 1983 IV 19. Ayrıca federal mahkemenin sıkça başvurduğu bir karar olan “Club Mediterannee” kararı için bknz: GÖNEN, Doruk, age. S. 187. Naklen: ATF 95 II 481= JdT 1971 I 226. Riemer, Bundesgerichtspraxis Zum Personenrecht Des ZGB, s. 84 vd. Bu karara ilişkin açıklamalar için bknz dipnot: 94), Fransız hukukunda da gerekli şartlar varsa tüzel kişilerin manevi tazminat hakkı bulunduğunu (GÖNEN, Doruk, age, s. 187. Naklen: STOFFEL-MUNCK, Philippe, Le Prejudice Moral Des Personnes Morales, Libre 57 Droit: Melanges En L’Honneur De Philippe Le Toumeau, Paris, Dalloz, 2008, s. 960), Medeni Kanunun 24 üncü ve 25 inci maddelerine göre tüzel kişilerin, kişilik haklarına saldırı olması halinde, saldırıda bulunan kişi ve kişilere karşı manevi tazminat davası açabileceklerinin doktrin ve Yargıtay içtihatları ile kabul edildiğini, hukuki uyuşmazlıkların nasıl sonuçlanacağını önceden tespit etmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla bir yayın organında bir kurum/kurum personeli ile ilgili olarak yayımlanan ve olumsuzluk içeren haberlerin yalnızca kişileri ilgilendirdiğini, kurumun itibarını ilgilendirmediğini, saygınlığına herhangi bir zarar vermediğini tayin etmenin zorluğu nedeniyle söz konusu yayınlarla ilgili haberlerin kurumla ilgili olmadığının söylenemeyeceğini, bu itibarla bu konu hakkında kamu zararı oluştuğundan bahisle düzenlenen temyize konu Sayıştay ilamının bozulması ve kaldırılması gerektiğini
SONUÇ OLARAK, TÜZEL KİŞİLERİN KİŞİLİK HAKLARININ ZARAR GÖRMESİ HALİNDE, KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRIDA BULUNAN KİŞİ VEYA KİŞİLERE KARŞI YETKİLİ ORGANLARI ARACILIĞIYLA, KİŞİLİK HAKLARINDA ORTAYA ÇIKAN AZALMANIN GİDERİLMESİ İÇİN DAVA AÇABİLMESİNİN UYGULAMA, DOKTRİN VE YARGITAY İÇTİHATLARI İLE KABUL EDİLDİĞİ
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri, yerleşik, müstakar yargısal içtihatlar ve doktrin görüşlerinin de tüzel kişilerin manevi zarara uğrayabileceğini ve de dolayısıyla manevi tazminat talep edebileceklerini çok açık bir şekilde gösterdiğini, elinde bahsi geçen konuya dair hiçbir bilgi ve belge bulunmadığını, fakat hatırlayabildiği kadarıyla Rektör hakkında değil kurum hakkında, kurum aleyhine yayın yapan medya organlarına karşı ... Üniversitesinin tüzel kişiliği adına Rektörlük Olur’u ile açılan davaların söz konusu olduğunu, bu davaların kurum aleyhine yapılan yayınlar sonucunda kurumun uğradığı manevi zararın telafisi adına mevzuata (659 sayılı KHK) uygun olarak açılan davalar olduğunu, gerek Rektörün ve gerekse haberlerde ismi geçen diğer öğretim üyeleri ve idari personelin kendi avukatları ile gerekli davaları açtıklarını hatırladığını, Rektörlük Olur’u ile açılan davaların söz konusu haberlerin kurumu ilgilendiren kısmı ile ilgili olduğunu, davaların reddedilmesi sonucu ödenmiş olan vekalet ücretleri kamu zararı tanımına girmediğini,
EĞER BU ŞEKİLDE ÖDENEN VEKALET ÜCRETİ KAMU ZARARI OLARAK ADLANDIRACAK OLURSA, DEVLET KURUMLARININ HUKUK MÜŞAVİRLİKLERİNİ VE ORADA ÇALIŞAN HUKUK MÜŞAVİRİ VE AVUKATLARIN ÇALIŞAMAZ HALE GETİRİLMİŞ OLACAĞI; ÇÜNKÜ BÖYLE BİR DURUMDA İLERİDE KENDİSİ ALEYHİNE SAYIŞTAY İLAMI GELECEĞİ ENDİŞESİ TAŞIYAN BİR HUKUK MÜŞAVİRİ VEYA AVUKATIN DAVALARI AÇMAYACAĞI VE DEVLET KURUMLARININ BU ANLAMDA ÇALIŞAMAZ HALE GELECEĞİ
Takdir edileceği üzere açılan her davanın kazanılmasının mümkün olmadığını, her ne kadar görev yaptığı dönemde davaları kazanma oranı yükselmiş olsa da bazı davaların kaybedilmesinin mukadder olduğunu, kendisinin görevini yaparken kamuyu 1 kuruş dahi zarara uğratmama prensibi üzerine çalıştığını, bunun böyle olduğunu beraber çalıştığı mesai arkadaşlarının bildiğini, bu anlamda bu davaların idarenin taraf olmasını gerektirmeyen davalar olmadığını, Kurumun manevi olarak zarar gördüğünü ve buna karşı dava açtığını, bunun tamamen hukuki bir değerlendirme olduğunu, bu şekilde yapılan bir ödemenin kamu zararı olarak nitelendirilmesi durumunda açılan ve kaybedilen tüm davaların kamu zararı olarak adlandırılması sonucu doğuracağını ki bunun Hukuk Müşavirliklerini ve ilgili Kurumu dava açamaz hale getireceğini, bu davalar sonucunda ödenen vekâlet ücreti ile kamu zararı oluşmadığını,
2. TEMYİZE KONU OLAYDA HUKUK MÜŞAVİRİ OLARAK KENDİSNİN KURUM AMİRİNİN (REKTÖR) YAZILI EMRİ ÜZERİNE HAREKET ETTİĞİ, BAHSE KONU OLAYDAKİ “REKTÖRLÜK OLUR”UNUN REKTÖRÜN VERMİŞ OLDUĞU YAZILI EMİR OLDUĞU VE HUKUKA UYGUN OLDUĞU, VELEV Kİ HUKUKA AYKIRI OLSUN, HUKUKA AYKIRI OLAN FAKAT SUÇ OLMAYAN YAZILI EMRİN UYGULANMASI DURUMUNDA MEMURUN SORUMLULUĞUNUN BULUNMADIĞI
Temyize konu olayda kendisinin Üniversite Hukuk Müşaviri olarak, Üniversite aleyhine yapılan haberler üzerine açılan tazminat davaları ile ilgili olarak Rektörlük tarafından verilen “Olur” da parafının olması hasebiyle sorumluluğu olduğunun belirtildiğini, bunun kesinlikle kabul edilemez bir durum olduğunu, öncelikli şunu bir yukarıda 1. başlıkta arz ettiğim temyiz nedeninde belirtmiş olduğu üzere bahse konu davalar üniversite tüzel kişiliğinin görmüş olduğu manevi zarar üzerine açıldığını söylemek gerektiğini ve bu konuyla ilgili olarak verilen emrin (Rektörlük Olur’u=Yazılı Emir) hukuka aykırı olduğunun varsayılması durumunda bile Hukuk Müşaviri olarak kendisinin herhangi bir sorumluluğundan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, çünkü yürüttükleri görevler bakımından amir konumunda olan devlet memurlarının, amiri oldukları kurumların ve hizmet birimlerinin kanun, tüzük ve yönetmeliklerle belirlenen görevlerini zamanında ve eksiksiz olarak yapmak ve yaptırmakla görevli ve sorumlu olduklarının bilinen bir husus olduğunu, amirlerin, bu görevlerini yerine getirirken amiri oldukları memurlara emir de verebildiklerini, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan devlet memurlarının amirlerinden aldıkları emirleri yerine getirmelerinin, kamu hizmetlerinin yürütülmesi bakımından zorunlu olduğunu, amir tarafından verilen ve anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı olmayan emirlerin memurlar tarafından yerine getirilmesi gerektiğini,
Hukuka Aykırı Emir
Amirleri tarafından verilen yazılı ya da sözlü olarak verilen emirleri Anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı gören memurun, o emir yerine getirmeyeceğini, emri yerine getirmeyen memurun, bunun gerekçesini amire bildirdiğini, amirin verdiği emirde ısrar etmesi ve bu ısrarını emri yazılı olarak memura bildirmek suretiyle ortaya koyması durumunda, memurun verilen emri yerine getirmek zorunda olduğunu, ancak, amir emrindeki ısrarını yazılı olarak bildirmezse, memurun o emri yerine getirmeyeceğini, amirin emrinde ısrar ederek bunu yazılı olarak verdiği durumlarda, bu emrin yerine getirilmesinden doğacak sorumluluğun, emri veren amire ait olacağını, temyize konu olayda Üniversite Rektörünün, Genel Sekretere ve Hukuk Müşavirine, Üniversitenin tüzel kişiliğine zarar veren yayınlarla ilgili olarak ilgililer hakkında manevi tazminat davası açma talimatını yazılı olarak verdiğini, Rektörlük Olurunun, bir yazılı emir olduğunu, Üniversite Hukuk Müşavirliğinin, kendisi durup dururken, Üniversite hakkında çıkan haberlerle ilgili olarak dava açmaya karar veremeyeceğini, Hukuk Müşavirliğinin danışma birimi olduğunu ve herhangi bir inşai görev, yetki ve sorumluluğu bulunmadığını, kendiliğinden icrai bir işe kalkışamayacağını, Kurum amirinin somut olayda Rektörlüğün yazılı ve/veya sözle emri ile hareket edeceğini, diğer birimlerin de Hukuk Müşavirliğinden bir dava açılması talebini Rektörlük Olur’u vasıtasıyla yapacaklarını, bu olayda yazılı emrin Rektörlük Oluru olduğunu, Hukuk Müşavirliğinin kendisine verilen yazılı emri, suç değilse uygulamak zorunda olduğunu, bu durumda, verilen emir hukuka aykırı ise, yazılı emri yerine getiren memurun bir sorumluluğu bulunmadığını, şahsının bu olayda kendisine verilen, konusu suç olmayan, yazılı bir emri yerine getiren memur konumunda olduğunu, bu durumda kendisi hakkında bahsedilen kamu zararıyla ilgili olarak sorumluluk çıkarılmasının hukuken mümkün gözükmediğini,
Sonuç Olarak, ... Üniversitesi Hukuk Müşavirliği görevini sürdürürken bir an bile hukukun ve mevzuatın dışında çıkmadığını, görevini yaparken her zaman kamu yararını gözettiğini, Kurum hizmet araçlarını bile en az kullanan birim amiri olduğunu, Kurumun zararına olacak işlerden nasıl kaçtığını birlikte çalıştığı mesai arkadaşlarım çok iyi bilmekte olduklarını, amirlerinden hukuka aykırı ve konusu suç teşkil eden emir ve talimat almadığını; dolayısıyla bu türden bir işlem yapmadığını, bahsi geçen Rektörlük Olur’unun da yönetimin talimatıyla düzenlendiğini ve ilgili davaların avukatlar tarafından açıldığını, Hukuk Müşavirliğinin danışma birimi olduğunun herkesçe bilindiğini, Hukuk Müşavirliğinin 2 temel görevi bulunduğunu, bunların kurum yönetimine ve idari birimlere talep halinde hukuki görüş bildirmek ve kurum davalarını (davalı ya da davacı olarak) takip etmek olduğunu, Hukuk Müşavirliğinin ve de dolayısıyla Hukuk Müşavirinin icrai, inşai hiçbir görev, yetki ve sorumluluğu bulunmadığını, kuruma açılan davaları ilgili birimin görüşleri doğrultusunda mahkemeler nezdinde takip edeceğini, eğer kurum tarafından dava açılacaksa ilgili birim bu durumu rektör oluruna açacağını, ilgili birimin rektörlük olurunu aldıktan sonra görüş ile birlikte hukuk müşavirliğine dava açılması için göndereceğini, hukuk müşavirliğinin de davayı açacağını ve ilgili birimin görüş ve belgeleri doğrultusunda davayı takip edeceğini, yani hukuk müşavirliğinin tek başına bir şey yapma, yaptırma, dava açma vs. yetki ve sorumluluğunun bulunmadığını, hal böyleyken bahsi geçen davaların açılması ve kaybedilmesiyle kamu zararına neden olunduğu iddia edilen bu hususta da Hukuk Müşavirliğinin herhangi bir yetki, görev ve sorumluluğunun bulunmadığını, ... Üniversitesi Hukuk Müşaviri olarak görev yaparken tüm iş ve işlemlerimi hukuka, mevzuata ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirdiğini, Hukuk Müşavirliğinin tüm işlemleri EBYS’de kayıt altında olduğunu, açılan tüm davaların ilgili birimin ya da yönetimin emir ve talimatıyla, Rektörlük Olur’u ile açıldığını, kendisinin kamu zararına yol açacak hiçbir işlem yapmadığını ifade etmek suretiyle, yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığı tüm sebepler ve Kurulumuz tarafından re’sen gözetilecek nedenlerle;
• Öncelikle vekalet ücreti ödenen ve de dolayısıyla kamu zararına yol açıldığı iddia edilen davaların, Kurumun uğradığı manevi zarar üzerine, Kurumun tüzel kişiliği adına açılan davalar olması,
• Hukuk Müşaviri olarak, konusu suç teşkil etmeyen, yazılı emri yerine getiren bir memur olarak, evrensel idare hukuku kurallarına göre herhangi bir sorumluluğumun doğmasının mümkün olmaması
Gibi kanuna aykırılık nedenleriyle, söz konusu Sayıştay İlamının temyiz incelemesinin yapılarak bozulmasını ve kaldırılmasını arz etmiştir.
(Temyiz talebinde bulunan her sorumlunun dilekçesi için de geçerli) Başsavcılık mütalaasında özetle; sorumlunun dilekçesinde İlamın 2. maddesinde yer alan tazmin hükmüne ilişkin olarak; Üniversite aleyhine basın organlarında yer alan haberlere karşı Rektörlüğün yazılı talimatı üzerine 22 ayrı dava açıldığı ve bu davaların kaybedilmesi nedeniyle vekâlet ücreti ödendiği, Üniversite tüzel kişiliğine yönelik saldırılar karşısında dava açılmasının kurumun saygınlığına zarar vermesinin önlenmesi maksadını taşıdığı, bu yönde dava açılabileceği hususunda Medeni Kanunun 24 ve 25 inci maddelerinde yer alan hükümler ve Yargıtay tarafından verilmiş kararlar bulunduğu ve ayrıca (…’ın dilekçesinde) gerçekleştirme görevlileri varken kendisine sorumluluk tevcih edilmesinin hukuka uygun olmadığı hususlarının iddia edildiği ve bu meyanda tazmin hükmünün kaldırılması talebinde bulunulduğu ifade edildikten sonra; ortaya konulanlar karşısında temyiz talebinin kabulü ile belirtilen hususların araştırılması maksadıyla Dairesine tevdiine karar verilmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.
İşbu dosyayla duruşma talebinde bulunan sorumlu … ve aynı ilam maddesi ile ilgili olarak kendi gündem sıralarında görüşülen dosyalarla duruşma talebinde bulunan sorumlular … ve … ile Sayıştay Savcısının sözlü açıklamalarının dinlenmesinden ve dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin “İlkeler” başlıklı 3 üncü maddesinde:
“(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında;
a) İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi,
b) İdarelerin taraf oldukları davaların, usul ekonomisine uygun olarak, imkânlar ölçüsünde idarelerde istihdam edilen hukuk müşavirleri ve avukatları tarafından takibi,
c) Davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun olarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunması,
esastır.”
Aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılması” başlıklı 6 ncı maddesinde:
“(1) İdareler, kendi iş ve işlemleriyle ilgili olarak açılacak adli ve idari davalar ile tahkim yargılaması ve icra işlemlerinde taraf sıfatını haizdir.
(2) İdareleri adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi; hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir.
(3) 5 inci maddenin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen usullere göre muhakemat hizmeti temin edilemeyen hallerde adli ve idari davalar ile icra takiplerini yürütmek üzere merkez ve taşra birim amirlerine üst yönetici tarafından temsil yetkisi verilebilir. Üst yönetici bu yetkisini hukuk birimi amirine devredebilir.
…” ve
“Davaların açılması” başlıklı 8 inci maddesinde:
“(1) İdareler adına dava açma veya icra takibine başlama talebi, üst yönetici veya iş ve işlemle ilgili merkez veya taşra birim amiri tarafından yapılır. Merkez veya taşra birim amirince yapılan talep üzerine davayı açmakla yetkili ve görevli olanlarca, maddi ve hukuki sebeplerle dava açılmasında kamu menfaati bulunmadığı yönünde görüş belirtilmesi halinde, üst yöneticinin talimatına göre işlem yapılır.
…
(4) Üst yönetici bu maddedeki yetkilerini sınırlarını belirterek yardımcılarına veya hukuk birimi amirine devredebilir.”
Hükümleri yer almaktadır.
Diğer taraftan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun saldırıya karşı kişiliğin korunmasına ilişkin 24 üncü maddesinde:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” ve
Bu konuda açılacak davalara ilişkin 25 inci maddesinde:
“Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
…”
Denilmekte olup, bu maddeler gereğince tüzel kişilerin de gerçek kişiler gibi şeref ve haysiyeti gibi kişisel değerleri ve bunlardan doğan kişilik hakları bulunduğu; bu haklarına saldırı olması halinde, saldırıda bulunan kişi ve/veya kişilere karşı manevi tazminat davası açabilecekleri müstakar hale gelmiş yargısal içtihatlar (Yargıtay kararları) ve doktrin ile kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, ilgili İdare tarafından bir yayın kuruluşunda kendisi ile ilgili gerçek dışı haberlerin yayımlanması neticesinde, kamuoyunda yanlış algı oluşturulduğu ve itibarının zedelendiği gerekçe gösterilerek bu konuyla ilgili cezai ve hukuki (manevi zarar) davalar açılması talebine istinaden (Hukuk Müşavirliğince yazılan ve Genel Sekreter tarafından uygun görüşle Rektörlüğe arz edilen ve Rektör tarafından Olur verilen … tarihli ve … sayılı yazı ile) çeşitli davalar açılmıştır.
Buna karşın İlamda; söz konusu edilen davalar ve kararların genel itibariyle Üniversite tüzel kişiliği veya Üniversitenin iş ve işlemleri ile ilgili olmayıp Üniversite yönetimindeki belli kişileri hedef alan haberler dolayısıyla açıldığı ve bu davaların haberlerin güncel nitelikte olması, basının haber verme ve kamuoyunu aydınlatma görevini yerine getirmesi, konunun basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi, yazıların hakaret niteliği taşımaması, davacı kurumun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmaması, husumet yokluğu gibi nedenlerle reddedilmesi sonucu vekâlet ücreti ödendiği gerekçesiyle tazmin hükmü verilmiştir.
Öncelikle, bir yayın organında bir kurum/kurum personeli ilgili olarak yayımlanan ve olumsuzluk içeren haberlerin yalnızca kişileri ilgilendirdiğini, kurumun itibarını ilgilendirmediğini ve saygınlığına herhangi bir zarar vermediğini tayin etmek zor bir husus olup, bu anlamda (sorumlunun dilekçesinde ayrıntılı bir şekilde açıklanan) söz konusu yayınlarda yer alan haberlerin doğrudan Kurumla ilgili olmadığını söylemek mümkün görülmemektedir.
Nitekim bu husus, (kamu zararına konu edilen kararları veren) adli yargı organlarınca da (mahkemelerce de) ancak değerlendirilmek suretiyle “haberlerin güncel nitelikte olması, basının haber verme ve kamuoyunu aydınlatma görevini yerine getirmesi, konunun basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi, yazıların hakaret niteliği taşımaması, davacı kurumun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmaması ve husumet yokluğu” gibi sebeplerle davaların reddine karar verilmiştir. Bu anlamda da, hukuki uyuşmazlıkların nasıl sonuçlanacağını önceden tespit etmeleri mümkün olmadığından; (birbirlerine çok yakın zaman aralıklarında bulunan) davaları açanlar hakkında dava sonuçlarını öngörmelerini beklemek ve bu doğrultuda bahsi geçen davalarda etkililik, ekonomiklik, verimlilik ve hukuka uygunluk prensiplerine aykırı hareket ettiklerini söylemek hakkaniyet ölçütleriyle bağdaşmamaktadır.
Bunun yanı sıra, temyize konu olan mahkeme kararlarının verildiği tarihlerde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret” başlıklı 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında; davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmedileceği düzenlemesine yer verilmiş olup, yukarıda belirtilen 659 sayılı KHK’nın ilgili maddelerine uygun olarak İdare tüzel kişiliği adına açılan davaların reddedilmesi sonucu ödenmek zorunda olan “avukatlık vekâlet ücretleri”nin bu yönüyle 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesi kapsamındaki kamu zararı tanımına girmediği de anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Üniversite tarafından açılan davalarda vekalet ücreti ödemelerinde kamu zararı oluşmadığı anlaşıldığından; 213 sayılı İlamın 2. maddesiyle verilen … TL’nin tazminine ilişkin hükmün 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55 inci maddesinin 7 nci fıkrası uyarınca BOZULMASINA ve yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen yeni hüküm tesisi için dosyanın hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE, (Üye …, Üye …, Üye … ve Üye …’nin aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,
Karar verildiği 10.02.2021 tarih ve 48943 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü
Üye … ve Üye …:
Temyize konu olayda, bir medya kuruluşunun çeşitli tarihlerde yaptığı haberler gerekçe gösterilmek suretiyle Üniversitenin itibarının sarsılması ile ilgili uğramış olduğu manevi zararın karşılanması için Üst Yöneticinin şahsi olarak açılmasını talep ettiği davalar neticesinde ... Üniversitesi Hukuk Müşavirliğinin … Evrak tarih ve sayılı yazısı ile her biri … TL değerinde 30 adet dava açıldığı, bu davaların haberlerin güncel nitelikte olması, basının haber verme ve kamuoyunu aydınlatma görevini yerine getirmesi, konunun basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi, yazıların hakaret niteliği taşımaması, davacı kurumun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmaması, husumet yokluğu gibi nedenlerle reddedildiği görülmektedir.
Her ne kadar sorumlular temyiz dilekçelerinde Üniversite tüzel kişiliğinin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu zarar için manevi tazminat davası açılabileceğini belirtmiş olsalar da söz konusu edilen davalar ve kararlar genel itibariyle incelendiğinde, bu davaların, Üniversite tüzel kişiliği veya Üniversitenin iş ve işlemleri ile ilgili olmayıp Üniversite yönetimindeki belli kişileri hedef alan haberler dolayısıyla açıldığı anlaşıldığından; söz konusu davalar için ödenen vekalet ücretleri İlamda detaylı bir şekilde verilen mevzuat hükümleri karşısında kamu zararına sebebiyet vermektedir.
Diğer taraftan, söz konusu edilen davaların açılması ile ilgili sürecin ... Üniversitesi Hukuk Müşavirliğinin … Evrak tarih ve sayılı yazısının Genel Sekreterin uygun görüşü ve Rektörün Oluru ile başladığı da göz önüne alınacak olursa bu yazı üzerinde imzası olanların bu kamu zararının oluşması noktasında sorumlu oldukları da aşikardır.
Bu itibarla, temyiz dilekçelerindeki iddiaların gerek konunun esası gerekse de sorumluluk yönünden reddedilerek tazmin hükmünün tasdiki gerekir.
Tazmin hükmünün tasdikine yönelik yukarıda yer verilen azınlık görüşüne katılmakla beraber, ayrıca hesap yargılama usulü bağlamında temyiz mercii olan Temyiz Kurulu çalışma usulüne ilişkin olarak …:
Sayıştay Yargılamasında ilk derece mahkemesi olarak dairelerce verilen kararlara karşı sorumlular olağan kanun yolu olarak temyiz ve karar düzeltme, olağanüstü kanun yolu olarak ise yargılamanın iadesi yoluna müracaat edebilirler. 6085 Sayılı Kanun’un “Temyiz” başlıklı 55 inci maddesindeki düzenlemeye göre Temyiz Kurulu; temyiz olunan hükmü olduğu gibi veya düzelterek tasdik etmeye, bozma kararı vererek daireye göndermeye ya da Kurul üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile daire kararını tümüyle ortadan kaldırmaya karar verebilir. Kaldırma kararı (doğası gereği Sayıştay dairelerince kamu zararının sorumlularına ödettirilmesi ile yönündeki kararlar hakkında verilebilecek bir karar olup) kamu zararının oluşmadığı dolayısıyla da dairece haklarında hüküm tesis edilen sorumlular hakkında hüküm tesis edilmesi gerekmediği sonucuna ulaşan ve sorumluların beraatı anlamına gelen bir hükümdür.
Bu düzenlemede yer verilen “kurul üye sayısının üçte iki çoğunluğu ile kaldırılması” şeklindeki kısmın klasik anlamdaki temyiz uygulamalarının dışına taşan bir düzenleme olduğu ortadadır. Hukuk sisteminde ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın kaldırılması ve bunun yerine yeni bir karar verilmesi uygulaması istinaf mahkemeleri aşamasında görülebilen bir uygulamadır. İstinaf mahkemelerince verilen kararlar (İlk derece mahkemesinin kararını kaldıran kararlar dâhil) hakkında da belli şartlar altında temyiz yoluna gidilebilmektedir. Oysa Sayıştay Temyiz Kurulunca verilen kaldırma kararına karşı karar düzeltme dışında müracaat edilebilecek bir kanun yolu ve mercii bulunmamaktadır. Türk Hukuk Sisteminde temyiz incelemesi sürecinde verilebilecek kararlardan farklı ve temyizi kabil olmayan bir yöntem olarak belirlenmiş olması nedeniyle de 6085 Sayılı Kanunda normal karar çoğunluğundan farklı olarak kaldırma kararı için Kurulun üçte ikisinin çoğunluğu aranmıştır.
İlk derecede kamu zararını tazminle yükümlü tutulmuş olan sorumluların haklarında verilmiş olan bu kararın, sorumlular lehine sonuçlanması için en kısa ve kesin olan yol dairece verilmiş olan tazmin kararının kaldırılması olup sorumluların temyiz başvuruları da çoğunlukla “kararın kaldırılması veya bozulması” şeklinde bir taleple sonlandırılmaktadır. Bu sebeple temyiz başvurusunda taraflarca kaldırma talep edilmişse öncelikle bu talebin görüşülmesi ve sonuçlandırılması gereklidir.
Ancak kaldırma kararının alınabilmesi için bozma veya tasdik kararlarından farklı bir çoğunluk (Kurulun üçte ikisinin oyu) aranmakta olduğundan bunun altında kalan oylama sonuçlarında kaldırma seçeneği ortadan kalkmaktadır. Bu durumda, diğer temyiz mercilerinde olduğu gibi ilk derece mahkemesince verilmiş olan kararın olduğu gibi veya düzelterek tasdiki veya bozulması seçenekleri arasında sonuca ulaşmak üzere müzakere ve oylamaya devam edilmesi gerekmektedir.
Kaldırma talebine yönelik müzakereler sonrasında yapılan oylamada Kurulun üçte iki çoğunluğu ile kaldırma kararı çıkmadığı halde kaldırma yönünde kullanılan oyların karar çoğunluğuna (4 azınlık oyuna karşı 13 çoğunluk oyu ile) ulaştığı gerekçe gösterilerek müzakerelere devam edilmemiş ve kaldırma gerekçelerine dayalı olarak bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle kaldırma kararının oylandığı ancak bu kararın gerektirdiği üçte iki çoğunluğa ulaşılmadığı halde kurulun çoğunluğunun kaldırma yönünde oy kullandığı gerekçesiyle kaldırma gerekçeli bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılması mümkün olmayıp, müzakerelere devam edilerek yapılacak oylama sonucuna göre tasdik veya bozma kararlarından hangisinin verildiğinin belirlenmesi gerekir.
Üye … ve Üye …:
Bir hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir davanın davacısının veya davalısının o dava yönünden davacı veya davalı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın esasına girmeden davanın reddine karar verir. Somut olayda üniversite tarafından açılan davaların büyük bir bölümü mahkemelerce işin esasına geçilerek karara bağlanmıştır. Bu sebeple bu davalar yönünden davalar esastan reddedilmiş olsa bile üniversite adına dava açılmasında mevzuata aykırılık ve dolayısıyla kamu zararı yoktur. Bu kararlara konu haber içeriklerinden de üniversiteyi hedef alan haberler olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak bir kısım davalar yönünden ise mahkemeler farklı karar vermiştir. ... …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … sayılı kararında red gerekçesi olarak; “Haber içeriği incelendiğinde ... Üniversitesine yönelik bir iddia yoktur. İddialar ve haber ... Üniversitesi …’e yöneliktir. Rektörün eylemlerinden bahsedilmektedir. Suçlamalar …’e yapılmıştır. Bu durumda yazılan yazıların davacı Üniversitenin itibarını zedelemeye yönelik olduğundan bahsedilemez. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. …” ,
Yine ... …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … sayılı kararının gerekçesinde; “Haber içeriğinde ... Üniversitesi …’in eylemlerinden bahsedilmiş, rektör hakkında haber yapılmıştır. Haberde, Üniversitenin itibarını zedelemek için yapılan bir haber ve anlatım yoktur. Haber tamamen … şahsına ilişkindir. Bu durumda Üniversiteye yönelik, Üniversitenin itibarına yönelik herhangi bir haber olmadığından davacının manevi tazminat istemesi mümkün değildir. Bu nedenle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. …”,
Benzer şekilde ... …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin …. sayılı dosyası ve bu dosya ile birleşen … sayılı dosyalarında;
“… yazılarda ... Üniversitesi Rektörü hakkındaki iddialara yer verildiği görülmüştür. … yine yönetimde bulunan kişiler eleştirilmiştir. … ... Üniversitesi Rektörünün işlemleri ile ilgili haber yapılıp eleştirilerde bulunulmuştur.
… davalara konu yapılan yayınlarda habere konu yapılan ve haklarında çeşitli iddialara yer verilen kişiler üniversite yöneticileri olup, yayın bizzat üniversite kişiliğine değil yönetimdeki bu kişilere karşı yapılmıştır. Üniversite tüzel kişiliği ile ilgili bir iddia bulunmamaktadır. Haklarındaki iddiaların gerçek dışı olduğunu ileri süren kişilerin bizzat dava açmaları gerekmektedir. Bu nedenle ... Üniversitesi tüzel kişiliğine yönelik bir yayının yapılmadığı yayının amacının yönetimdeki kişilere karşı olduğu değerlendirildiğinden üniversite tarafından açılan davaların reddine karar vermek gerekmiştir.”
Denilmiştir.
Görüleceği üzere kişiler ile ilgili yapılan haberlere karşı Üniversitenin dava açma hakkı olmadığı mahkeme kararları ile de hüküm altına alınmıştır ve kararlarda bu sebeple esas hakkında bir karar verilmemiş, bir anlamda dava ehliyeti yani usul yönünden davalar reddedilmiştir.
Sorumlular ise haberlerin muhataplığı ve içeriği hakkında gerekli özeni göstererek Üniversite tüzel kişiliği hakkında yapılan haberlere karşı Üniversite adına, şahsi yayınlar ile ilgili ise dilerlerse şahısları adına dava açmaları gerekirken, gerekli özeni göstermemiş, toptancı bir yaklaşımla ve tek bir Olur’la davaların tamamını Üniversite adına açarak gereksiz yere Üniversite bütçesinden vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine sebebiyet vermişlerdir.
Bu itibarla; Üniversite tarafından açılan ve mahkemelerce esastan reddedilen davalarda kamu zararından bahsedilemeyeceğine katılmakla birlikte, şahıslar hakkında yapılan haberlere karşı gereksiz yere üniversite tarafından dava açılmasına ve vekâlet ücreti ödenmesine sebebiyet verilen dava dosyalarının (Daire İlamında yargılama giderleri ile ilgili bir kamu zararı çıkartılmadığından aleyhe bozma olmaması gerekçesiyle bu husus hariç olmak üzere) ayrıştırılarak husumet yönünden reddedilen dosyalar ile ilgili ödenen vekâlet ücretleri ile ilgili kamu zararı hesabının yeniden hesaplanması amacıyla kararın bozularak Dairesine gönderilmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:07