Sayıştay 2. Dairesi 44988 Kararı - Yüksek Öğretim Personel Mevzuatı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

2

Daire / Kategori

Sayıştay Kararı

Karar No

44988

Karar Tarihi

13 Mart 2024

İdare

Yüksek Öğretim Kurumları

Temyiz Karar Detayı

İletişim Bilgileri

  • Kamu İdaresi: Yüksek Öğretim Kurumları

  • Yılı: 2017

  • Daire: 2

  • Dosya No: 44988

  • Tutanak No: 56565

  • Tutanak Tarihi: 13.03.2024

  • Konu: Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar

KARAR

Ara sınav dönemlerinde fiilen yapılmayan dersler için ek ders ücreti ödenmesi;

143 sayılı İlamın 20. maddesiyle; Sosyal Bilimler Enstitüsünde ara sınav dönemlerinde ders yapılmadığı halde akademisyenlere ek ders ücreti ödendiği gerekçesiyle … TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edilmiştir. {Sorguda … TL kamu zararı hesap edilmesine karşın, İlamda; bu tutarın … TL’lik kısmı ile ilgili olarak Enstitüde verilen lisansüstü eğitimlerde ve lisansüstü danışmanlık yürüten öğretim üyelerine haftalık teorik ders saati kapsamında uzmanlık alan dersi ve seminer uygulamalı ders kapsamında tez danışmanlıklarına ilişkin olarak ödendiği ve mevzuata uygun olduğu anlaşıldığından ilişik bulunmadığına karar verilmiş; (bu tutar düşülerek) geriye kalan tutar olan … TL için ise işbu tazmin hükmü verilmiştir.}

Sorumlu [(Ödeme Emri Belgesi Üzerinde İmzası Bulunan) Harcama Yetkilisi sıfatıyla temyiz talep eden Enstitü Müdürü …] temyiz dilekçesinde özetle; öncelikle, 08.06.2018 tarihli Sayıştay sorgusuna vermiş olduğu (10.07.2018 tarihli) cevap yazısındaki iddia ve savunmalarını aynen tekrar ettiğini, ayrıca;

  1. Sayıştay 2. Dairesinin İlamında belirttiği her bir Müdür ve Harcama Yetkililerinin görevli oldukları tarihleri ayrı ayrı ve ayrıntılı olarak değerlendirip; buna ilişkin belgeleri tek tek ortaya koymadığını, “delilleri” ile birlikte “somut” ve “ayrıntılı” bir değerlendirme yapmadığını, Dairenin, tarafına tebliğ edilen gerekçeli Kararının (İlamın ikinci sayfasındaki (“konu” kısmının üst tarafında gösterilen) “tablo” (yani, belge ve tarihleriyle sayısal veriler) incelendiğinde; öncelikle; 08.06.2018 tarihli Sayıştay sorgu yazısında (2. sf), 18.12.2017 ve 19.12.2017 tarihlerini taşıyan ilişkili ödeme emri belgesi tarihleri uyarınca, ara sınavlardaki şahsına ve Gerçekleştirme Görevlisi olarak Enstitü Sekreter Vekili … için, sorguda, İlamdakinden daha yüksek bir meblağ (… + … = … TL) toplam olarak belirtildiğini, daha sonra, yukarıda tarih ve sayısı verilen Sayıştay 2. Dairesinin İlamında (2. sf/220 no) ise, “şahıslarına ilişkin” hiçbir tarih ve ödeme emri belgesi gösterilmeksizin, “genel ödeme belgelerinin” “tamamı” sayılarak; tarafına ve … (2 kişi) için, toplam … TL’lik kamu zararı çıkarıldığını, ayrıca; diğer tüm eski Müdürler (3 kişi) ve Enstitü Sekreterleri (2 kişi) ile birlikte (5 kişi için) genel toplam olarak … TL kamu zararı gösterildiğini, İlamda; “hangi müdür ve sekreterlerin görev yaptığı zamana ait” olduğu belirtilmediği gibi; buna ilişkin bilgi ve belgeler ortaya konulmadan; neye (hangi delillere) göre ve nasıl bir paylaştırma ve oran kurulduğu belli olmadan, net olmayan bir biçimde müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulduğunu, başka bir deyişle; Dairenin İlamda, her Müdür ve Harcama Yetkililerinin görevli oldukları dönemleri ayrı ayrı ve ayrıntılarıyla değerlendirip, buna ilişkin belgeleri tek tek ele alarak (tarihleri açısından ayrıntılı olarak) somut sonuca gitmesi gerekirken, bu şekilde bir değerlendirme yapmadığını, ayrıca; İlama ekli listede bulunan öğretim üyelerinde ödenen paraların hangi tarihte, kimin tarafından ödendiğinin de açıkça ortaya konulmadığını, bunun dışında; sorgudaki adlarına kamu zararı çıkarılan öğretim üyelerinin listesi ile, İlamdaki öğretim üyelerinin listesinin farklılıkları ve gerekçelerinin de net bir şekilde ortaya konulmadığını, nitekim; 08.06.2018 tarihli sorgudaki SBE’de görev yapan Müdürler ve Harcama Yetkilileri arasındaki sorumluluk oranının da, bu söylediklerini kanıtlar nitelikte çelişkili olup; Daire Kararında belirtilen oranlardan farklı ve mesnetsiz olduğunu, sorgudaki sorumlular arasındaki meblağ dağılım oranları ile, daha sonra İlam’da çıkan dağılım oranlarının da farklı olduğunu; bunun da hesap ve değerlendirmeler arasındaki çelişki, tutarsızlık ve hukuka aykırılığı açıkça ortaya koymakta olduğunu, şöyle ki; bütün bu hususlar göz önüne alınmadan hüküm kurulmasının ve neye dayanılarak böyle bir paylaştırmanın yapıldığının gerekçelerinin, gerekçeli karara yazılmamasının da hukuka aykırı olduğunu, Daire Kararının Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış temel haklarını açıkça ihlal etmekte olup; “çelişmelilik ilkesi” ve “silahların eşitliği ilkesi”, “hukuki dinlenilme” ve “aleniyet ilkelerini” açıkça ihlal etmekte olduğunu, “çelişmeli yargılama şartı”, yargılama sırasında karşı tarafça sunulan görüş ve delilleri bilme ve bunlar halikındaki değerlendirmelerini sunma imkanına sahip olmayı gerektirdiğini, “çelişmelinin” esas olarak anlamının, ilgili materyal ve delilin her iki taraf açısından ulaşılabilir olmasını ifade ettiğini,

  2. Daire kararında, “hesap yargılaması usullerine” riayet edilmediğini, hesaplamalar ve değerlendirmeler açısından “çelişkiler”, “eksiklikler” ve “ağır hatalar” bulunduğunu, yukarıda belirtilen hususlar yanında; diğer hesap yargılaması hususlarına da riayet edilmediğini, şöyle ki; İlama ekli listede “kamu zararı verdiği iddia edilen” öğretim üyelerine, İlamda (s.2’de) gösterilen ödeme belgelerinden hangilerine, ne ölçüde dayanarak kamu zararı çıkarıldığının da İlamda belirtilmediğini, bu şekilde kurulan hükmün ağır hesap hataları taşıdığını, belirsiz, objektiflikten uzak ve hukuka aykırı olduğunu, İlama ekli listedeki öğretim üyelerine hukuka aykırı bir biçimde yüklenen kamu zararına dayanılarak, taraflarına doğrudan sorumluluk yüklenmesinin de açıkça hukuka aykırı olduğunu,

  3. Sosyal Bilimler Enstitüsü (lisansüstü dersler ve çalışmalar) açısından; … Rektörlüğü tarafından ilan edilen akademik takvim yönünden, Rektörlük. Senato programında, sadece final ve bütünleme bulunduğunu, ara sınav haftası bulunmadığını (Dilekçe Eki: 5), Enstitü olarak, öğretim üyeleri tarafından iç değerlendirme ve ders içi çalışmayı değerlendirmelerin söz konusu olduğunu,

  4. Kendi istekleri ile para iadesi yapan bazı öğretim üyelerinin dekontlarının örnek olarak dilekçe ekinde (Dilekçe Eki: 2) sunulduğunu, bunların da hesaplamalardan düşülmesi gerektiğini, belirtilmesi gereken bir hususun da; yaklaşık 1 yıl önce Temmuz ayı gibi Üniversitede, tarafından ve birçok öğretim üyesinden Sayıştay’a yatırılmak üzere maaş kesintisi yapıldığını, iddiaları kabul anlamına gelmemek üzere; buna ilişkin yazışma ve belgelerin dilekçe ekinde olduğunu (Dilekçe Eki: 1), halihazırda bugünlerde de; İlamdaki ekli listede kamu zararı yerdiği iddia edilen bazı öğretim üyeleri tarafından, … Strateji Dairesi’ne Sayıştay’a ödenmek üzere, ek ders ücreti iadelerinin de yapılmış olduğunu (Dilekçe Eki: 2), bu bağlamda; Dairenin Kararına esas alınan Denetçi görüş ve raporunda, Müdür olduğum 3 aylık döneme ait (yaklaşık …) TL’lik (kabul anlamına gelmemek kaybıyla) iddia edilen kamu zararının, hatalı olarak belirlendiğini,

  5. Hukuka aykırı ve mükerrer ek ders ücretinin iade talebi konusunda bir başka örneğin de, “ilama ekli listedeki” bazı öğretim üyeleri adına “mükerrer iade talebi ve kamu zararı gösterilmesi” şeklinde olduğunu (Dilekçe Eki: 3), şöyle ki; İlama ekli listede, … adına; … + … TL kamu zararı çıkarıldığını, oysa; adı geçen öğretim üyesinin ibraz ettiği dekontlara göre (Dilekçe Eki: 3); İlamdan çok önceki bir tarihte, neredeyse 1 yıl önce (29.06.2018 tarihinde); .... … + … = … TL ek ders ücretinin “SBE ek ders sayıştay notu” ile iade edildiğini, ancak; İlam ekindeki listede, bu paranın (… TL) halen, tekrar tekrar öğretim üyesinden istendiğini, yukarıda belirtilen hususlar yanında; birçok konuda hesap yargılaması hususlarına, hukuka aykırı olarak riayet edilmediğini,

  6. Dairenin Kararında, kamu zararının oluşması için aranan, kusur unsurunu gösteren hiçbir somut delil bulunmadığını, Daire Kararında; “objektiflikten uzak, tamamen sübjektif değerlendirmelere” dayanan Denetçi Görüşüne dayanılarak, hukuka aykırı hüküm kurulduğunu, Daire Kararında, kanuna aykırı olarak “yetkiyi aşan” sübjektif bir yaklaşımla, kaleme alınmış rapora dayanarak, hukuka aykırı bir karar verildiğini, Dairenin gerekçeli kararında; kamu zararının oluşmasına ilişkin olarak, gerekli şart ve unsurlar oluşmadığı gibi, bunlara ilişkin delil değeri olacak somut bir unsur da bulunmadığını, gerekçeli kararın hiçbir yerinde zarara yol açan fiilinin ve kusurunun ne olduğunun irdelenip delilleriyle ortaya konulmadığını; objektif olmayan, sübjektif bir yaklaşıma dayanarak hüküm kurulduğunu, bu konuda; sadece Sayıştay Denetçi raporunda “... öğretim üyeleri derslere giriyormuş gibi ders yükü formlarını doldurmakla ve eğitim. öğretim 14 hafta devam etmekle birlikte yani uygulamada ise, ara sınav dönemlerinde derslere ara verildiği ve derslerin fiilen yapılmadığı ... (İlam, s. 222)” ve “... oysa ilgili öğretim üyeleri ve öğretim görevlilerince ara sınav tarihlerine denk gelen ayların ders yükü formları doldurulurken o dönemlerde fiilen girmedikleri dersleri de girmiş gibi göstererek gerçeğe aykırı beyanda bulundukları (İlam, s.223)” şeklinde iddia ve beyanların, objektif olmayan, sübjektif bir şahsi görüsü ortaya koymakta olduğunu, ayrıca; şahsi kusurları kanıtlanmadığı gibi, sübjektif bir görüşün de tek başına delil değerinin de bulunmadığını, zira; kusur kavramının, başkasının kusurundan sorumlu olmayı içermediğini; başkasının suçundan sorumlu olunmayacağını, başkasının kusuruna dayanarak, bir başkasının suçlu ve sorumlu tutulması sonucunda, anayasal temel haklarının da bu yaklaşım ile ihlal edildiğini, İlama dayanak yapılan, Denetçi Görüşüne göre; İlama ekli listedeki öğretim üyelerinin, “fiilen girmedikleri dersleri de girmiş gibi göstererek gerçeğe aykırı beyanda bulundukları (İlam, 223 no’.lu sf.)” şeklinde iddia kabul edilse dahi; böyle bir durumun ilgili öğretim üyelerinin “şahsi kusuru”nu teşkil ettiğini, zira; başkasının kusurundan sorumlu tutulmasının Anayasa ve uluslararası insan hakları sözleşmeleri ile güvence altına alınan, temel bir insan hakkı olan, “suç ve cezanın şahsiliği ilkesine aykırı olduğunu, bir başka deyişle; “fiilen ders yaptığını beyan eden ve buna ilişkin formu yazılı olarak doldurup imzalayan” öğretim üyelerinin beyanı üzerine ödeme yapılmış olup, İlamda bu hususun da göz önüne alınmadığını, ayrıca; yukarıda da belirtildiği şekilde; bir çok hesap hatasının da, eksik, yanlış, titiz, ayrıntılı ve objektif olmayan değerlendirmelerin apaçık örnekleri olduğunu,

  7. Kamu Zararına Sebebiyet Verme Kastının Olmaması:

• Kamu zararına sebebiyetin kasten işlenebilen bir hukuka aykırılık olduğunu, şahsının böyle bir kastının asla olmadığını ve sadece 3 aylık idari görevde kaldığını, yıllarca memlekete hizmet etmiş bir akademisyen olarak kastının asla olamayacağını, 28 yıllık öğretim üyeliği yaşamında hiçbir kusurunun olmadığını,

• Müdüriyet görevini; ülkenin zor koşulları altında, kısa bir süre (yaklaşık 3 ay) yaptığını ve özellikle “ailevi nedenlerle (annesinin felç olması gibi ağır sağlık sorunları ve çeşitli imkansızlıklar nedeniyle)”. “kendi isteğiyle” ayrılmak zorunda kaldığını, yıllarca; dürüst ve özverili bir şekilde çalışmış bir öğretim üyesinin kamu zararına sebebiyet vermekle ithamının, şahsında, dost ve aile çevresinde çok ağır manevi mağduriyet oluşturduğunu,

• Yaklaşık 3 ay görevde bulunduğu SBE Müdürlüğü görevinde, (isminin bulunduğu kısma, Gerçekleştirme Görevlisi olarak, Enstitü Sekreter Vekili … ile birlikte yazılan) toplam yaklaşık … TL olduğu (kabul anlamına gelmemek kaydıyla) iddia edilen kamu zararı için kesinlikle hiçbir kusurunun bulunmadığını,

• Maaşından fazla olan; … TL ek ders ödemesinin, tarafına değil, fiilen ders yaptığına ilişkin formlarda “imzalı” beyanları olan (sebepsiz zenginleşme durumunda olan) öğretim üyelerine yapıldığını; yükün “hakkaniyet ve eşitlik ilkesi” gereği ücretleri alan öğretim üyelerine, tüm bu uygulamayı yapanlara da paylaştırılmamasının, bütün bu kişilere sorulmamasının; vicdanen ve hukuken adil olmadığı gibi, yıllarca dürüst bir şekilde ülkesine hizmet etmiş bir kamu çalışanı olarak, hak etmediği bir şekilde çok üzüntü verdiğini; sağlığını önemli ölçüde etkilediğini,

• Ayrıca Sayıştay tarafından her sene denetim yapıldığı halde; geçmiş yıllara (kamu alacakları zamanaşımı 10 yıl) veya aynı uygulama devam ettiği halde, 2018 yılındaki görevlilere değil, sadece 2017 yılına yönelik olarak sorulması ve kamu zararı kararı çıkarılmasının; vicdanen ve hukuken adil olmadığı gibi, eşitlik ve hakkaniyet ilkelerine de aykırı olduğunu,

• “Kabul anlamına gelmemek kaydıyla”; bir kusur kabul edilse bile, bunun şahsi bir kusur değil, “hizmet kusuru” olduğunu, zira; … Rektörlüğü Strateji Dairesinin yıllardır süregelen aynı yöndeki kontrolü ve onayı sonucunda, ayrıca; öğretim üyelerinin imzalı beyanları sonucunda, Müdür olarak ödeme yazısını imzaladığını,

• Bir başka hususun da; bu ödemelerin de, İdarenin yaklaşık 30 seneden fazladır, “istikrar” kazanmış ve “yerleşik” uygulaması çerçevesinde, “birçok üniversitede aynı şekilde uygulama olduğunu” duymakta olduklarını, ayrıca; gerek …, gerekse birçok üniversitede, kuruluşlarından beri bu şekilde, idare tarafından ek ders ücreti ödemesi uygulamasının istikrar kazandığını ve Sayıştay’ın her sene yaptığı denetimler açısından bir uyarıya rastlanılmadığını, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da görüleceği üzere; hukuki güvenlik ile belirlilik ilkelerinin, hukuk devletinin ön koşullarından oluğunu, kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesinin hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığını, belirlilik ilkesinin ise, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmekte olduğunu,

• İdarede, bu yönde bir uygulamanın doğruluğu konusunda, kendileri gibi “iyiniyetli ve dürüst kamu memurları” arasında, “haklı bir güven” oluştuğunu, yıllarca dürüst ve özverili bir biçimde kamu hizmeti yapmış olmanın verdiği vicdani gönül rahatlığı içinde, Sayıştay’ın da aynı yönde, iyiniyetli bir şekilde, dürüst kamu çalışanlarına destek ve yardımda bulunacağına yürekten inandığını,

• Asla kabul anlamına gelmemek ve faiz işletilmesini önlemek amacıyla, talep edilen paranın Sayıştay’a ödenmesi konusunda, Üniversitede öğretim üyelerinden gerekli paranın toplandığı bilgisi verildiğini (Dilekçe Eki: 1),

  1. Strateji Daire Başkanlığı’nın (ödeme emirlerini) ödeme yapmadan evvel denetimi, yaptığı onaydan ve düzeltme istememekten sorumluluğunun bulunduğunu, ödeme emirlerinin Strateji Daire Başkanlığı’na gönderildiğini, onlar tarafından da kontrol edilip, denetlenerek, uygunluk verildiğini, bu çerçevede bir hata veya kusur olsaydı anılan birimin bu hususu belirterek, düzeltme istemesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek şartıyla; şayet Denetçinin iddiası bir an için doğru kabul edilse dahi, somut olayda İdarenin hizmet kusurundan söz edilmesi gerektiğini, hizmet kusurunun, bir kamu hizmetin yürütülmesinden kaynaklanan aksaklık veya bozukluklar olduğunu, bu kusurun, İdare Hukukuna özgü olduğunu, otomasyon sisteminden kaynaklanan bu durumun, Üniversite İdaresinin işletimsel kusurunu oluşturabileceğini, ancak bu hizmet kusuru için, somut olayda kamu görevlilerine döndürülemeyeceğini, bir başka deyişle, somut olayda mal alımı, ihale vb. den kaynaklanan bir kusur değil, otomasyon sisteminden kaynaklanan bir kusur kabul edilecekse, burada muhatabın otomasyon sistemi dışındaki kamu görevlilerinin zaten olamayacağını, keza; bu konuda (3 aylık müdüriyet dönemindeki gibi tecrübesiz değil), “tecrübeli” olan ve “çok uzun yıllardır aynı şekilde” ödeme “onayını” yapan İdarenin (Strateji Dairesinin) ve aynı şekilde herhangi bir “uyarıda” bulunmayan İdarenin (Strateji Dairesinin) hizmet kusuru bulunduğunu,, bu hususlar incelenmeden karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu,

  2. “… Strateji Dairesinin de bu ödemeleri onayladığı”, dolayısıyla, suçun maddî unsurları oluşmadığı halde, ancak bir “hizmet kusuru”nun söz konusu olabileceği bir durumda, kamu zararı kararı verilmesinin yasalara ve hukuka aykırı olduğunu, … Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde görev yapan kendilerine; “öğretim üyeleri ders formlarını imzaladıktan” sonra, Üniversitede (ve Türkiye’deki üniversitelerin çoğunda) “uzun yıllardan beri aynı şekilde uygulama” karşısında, bu yazıları onaylamama seklinde bir yetki verilmemiş olup, aksine ilgili yazıları imzalamazlar ise sorumlu olacakları bir durumun söz konusu olacağını, Sayıştay 2. Dairesinin gerekçeli kararında; tüm Türkiye’deki üniversitelerin çoğunda ve … Üniversitesinde çok uzun yıllardır uygulama bu yönde olduğu halde, neden Sayıştayın geçtiğimiz yaklaşık 30 yıl içinde bu sorun ile ilgili denetimlerinde genel olarak sorun çıkmadığı, bugüne kadar hiçbir şekilde taraflarına bu konuda herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı ve üniversiteler tarafından, bu uygulamanın devam ettiği konusunda hiçbir açıklama yapılmadığı hususlarını merak ettiklerini, kamu görevlisinin, bu yerleşik hukukî istikrar ve idareye güvenin aksine nasıl davranacağı konusunun da açıklanmadığını, “kabul anlamına gelmemek kaydıyla”; bir kusur kabul edilse bile, bunun şahsi bir kusur değil, “hizmet kusuru” olduğunu, … Rektörlüğü Strateji Dairesinin yıllardır süregelen aynı yöndeki kontrolü ve onayı sonucunda, ayrıca; öğretim üyelerinin imzalı beyanları sonucunda, Müdür olarak ödeme yazısını imzaladığını, re'sen araştırma ilkesi çerçevesinde; öğretim üyelerinin imzaladığı bu formlar ve yoklama çizelgeleri örneklerinin, İdareden elde edilebileceğini, bu konuda, yıllardır istikrar kazanmış ve Sayıştay denetimlerine konu olmuş, İdarenin aynı yöndeki uygulaması dışında farklı bir uygulamaya gitmiş olmadığını; “İdareye duyulan güven” ve “İdarenin istikrar kazanmış” yaklaşık 30 senelik uygulaması sonucunda, göreve geldikten sonra, hemen ilk haftalarda imzaladığı ve yaklaşık 3 ay görevde kaldığı bu “çok kısa süreçte”, kamuyu zarara sokmak yönünde hiçbir kusurunun bulunmadığını, söz konusu hususlar görmezden gelerek hüküm tesis edilmesinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile güvence altına alınmış; adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğü yanında, çalışma yaşamındaki eşitlik ilkesine, hukuk devleti ilkesine ve insan haklarına da açıkça aykırı olduğunu,

10- Daire Kararında, ilgili diğer kurum ve kuruluşlardaki, özellikle de Yükseköğretim Kurulu’ndaki (YÖK) “bilirkişilerden” görüş alınmadan, yeterli araştırma yapılıp, delil toplanmadan, somut delillere dayanmayan, sübjektif bir denetim raporuna dayanarak, yüzlerce öğretim üyesini ilgilendiren bir hüküm tesis edildiğini, gerek tarafının, gerekse İlama ekli listede bulunan (hatta tüm üniversitelerdeki) diğer ilgili öğretim üyelerinin mali ve manevi haklarının ilgili olduğu bir hususta, savunma hakkının da neredeyse ortadan kaldırıldığını; böylesine önemli bir hususta Yükseköğretim Kurulunu temsil eden bilirkişilere başvurulmadığını, Anayasanın ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları ile ilgili sözleşmelerdeki “adil yargılanma ilkesi”nin de ihlal edildiğini, tek başına, yeterince ve ayrıntılı değerlendirme yapılmadığını ve yeterli delil değeri olmayan rapordaki objektif olmayan iddia ve beyanları hükme esas alan Dairenin, rapordaki beyanları usulüne uygun hukuki bir araştırmaya ve değerlendirmeye tabi tutmadan hukuka aykırı bir hüküm tesis ettiğini, Sayıştay 2. Dairesi İlamındaki “Denetçi Görüşü”’nde; “...öğretim üyeleri derslere giriyormuş gibi ders yükü formlarını doldurmakla ve eğitim-öğretim 14 hafta devam etmekle birlikte yani uygulamada ise, ara sınav dönemlerinde derslere ara verildiği ve derslerin fiilen yapılmadığı ... (İlam, s. 222)” ve “... oysa ilgili öğretim üyeleri ve öğretim görevlilerince ara sınav tarihlerine denk gelen ayların ders yükü formları doldurulurken o dönemlerde fiilen girmedikleri dersleri de girmiş gibi göstererek gerçeğe aykırı beyanda bulundukları (İlam, s.223)” şeklinde iddiası ve beyanının, tüm üniversite öğretim elemanlarını ve özellikle ilama ekli listede ismi bulunan öğretim üyelerine yönelik bir itham niteliği de taşımakta olup, bu öğretim üyeleri dinlenip; kendilerine savunma hakkı verilmeden, kendilerini temsil eden YÖK kurulularındaki “bilirkişilerden” görüş alınmadan hüküm kurulmasının da hukuka aykırı olduğunu,

11- Yukarıda belirtilen ve re’sen gözönüne alınacak gerekçelerle, yüzlerce öğretim üyesini ilgilendiren bir hüküm tesis edildiği için, temyiz sürecine YÖK’ün de “müdahil” olması gerektiğini, Daire Kararının; Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış temel hakları açıkça ihlal etmekte olup, hukuki dinlenilme ve aleniyet ilkelerini açıkça ihlal etmekte olduğunu,

12- Dairenin Kararına dayanak yapılan Denetçi Görüşüne göre; İlama ekli listedeki öğretim üyelerinin, “fiilen girmedikleri dersleri de girmiş gibi göstererek gerçeğe aykırı beyanda bulundukları (ilam, 223 no.lu sf.)” şeklinde iddia kabul edilse dahi; böyle bir durum ilgili öğretim üyelerinin “şahsi kusuru”nu teşkil ettiğini, kendilerine böyle bir ithamda bulunan öğretim üyelerine de, “bildirimde” bulunularak, temyiz sürecine ve diğer yargılama süreçlerine katılmalarının sağlanması gerektiğini, Daire Kararı ile, “suç ve cezaların şahsiliği ilkesi”nin açıkça ihlal edildiğini, bu hükmün suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu gibi, hak ve nesafet kurallarına da aykırı olup; hukukla, uluslararası insan hakları ile ilgili metinlerde yer alan kurallarla ve Anayasa hükümleriyle bağdaşmadığını, zira; başkasının kusurundan sorumlu tutulmalarının; Anayasa ve uluslararası insan hakları sözleşmeleri ile güvence altına alınan, temel bir insan hakkı olan, “suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğunu,

13- Bir başka önemli hususun da; Sosyal Bilimler Enstitüsü lisansüstü programlarında; seminer ve uzmanlık alanı derslerinin ara sınavlarının bulunmadığını, bu nedenle; “ara sınavlarda, bunların yapılmadığı iddiası”nın yerinde olmadığını, uzmanlık alanı ve seminer derslerinin ara sınavları olmamasına karşın; ek ders ücreti ödemelerinin bulunduğunu, bu uzmanlık alanı ve seminer derslerinin, ders yükünden sayılacağı hususunun “Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar”’da (Dilekçe Eki: 4) ayrıntılı olarak ele alındığını, bunun yanında; Sosyal Bilimler Enstitüsü (lisansüstü dersler ve çalışmalar) açısından ise; … Rektörlüğü tarafından ilan edilen akademik takvim (Dilekçe Eki: 5) yönünden, Rektörlük-Senato programında, sadece final ve bütünlemenin bulunduğunu, ara sınav haftası bulunmadığını, Enstitü olarak, öğretim üyeleri tarafından iç değerlendirme ve ders içi çalışmayı değerlendirmenin söz konusu olduğunu,

14- A) 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun “Ek ders ücreti” başlıklı 11 inci maddesinde; “... ara sınavların ne ölçüde ders yükünden sayılacağı Yüksek Öğretim Kurulunca belirlenir...” hükmünün yer aldığını, 16.09.2005 tarihli Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Genel Kurul Toplantısında alınan karar ile “Ders Yükü Tespitinde ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar”’ın belirlendiğini, Sayıştay Denetçisinin 16.09.2005 tarihli YÖK Genel Kurulu Kararını (Dilekçe Eki: 6) dikkate almamasının hukuka aykırı olduğunu, şöyle ki; 2914 s. Yükseköğretim Personel Kanunu Ek Ders Ücreti başlıklı 11 inci maddesinde; “... ara sınavların ne ölçüde ders yükünden sayılacağı Yüksek Öğretim Kurulunca belirlenir.. ..” hükmünün yer aldığını, dolayısıyla kanun koyucunun bu konuyu YÖK'ün idari takdir yetkisine bıraktığını, konu ile ilgili olarak;

"Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar"ın 2/b-4. maddesinde;

“Bir yarı yıl içinde yapılan her ara sınav karşılığı olarak derse kayıtlı öğrenci sayısına göre;

Öğrenci Sayısı Ders Yükü

  1. 50 1 saat

51- 100 2 saat

101-150 3 saat

151-200 4 saat

201 ve daha çok 5 saat

ders yükü sınavın yapıldığı haftanın ders yüküne aynen eklenir.”

Hükmünün yer aldığını, ders yüküne ilişkin bu hesaplama şeklinin Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde de aynı şekilde yer aldığını, Müdürlüğün 178 sayılı KHK’nin 10 uncu maddesinde sayılan görevleri arasında “i) Yürürlükte bulunan mevzuatın mali, hükümlerinin uygulanmasını yönlendirmek, bu konuda ortaya çıkacak her türlü meseleyi çözmek, tereddütleri, gidermek” hususunun da yer aldığını, Maliye Bakanlığının bütçe uygulamasının yönlendirilmesi ve bu noktada ortaya çıkan sorunların çözümü için görevli olan en üst düzeydeki biriminde bile ders yükü hesaplamasının bu şekilde yapılması gerektiğinin açıkça ifade edildiğini,

14- B) 2-2914 s. Yüksek Öğretim Personel Kanunu’nda ek ders ücretinin düzenlendiğini, buna göre; ek ders ücretinin; “... Öğretim elemanlarının teorik derslerle yaptırdıkları uygulama, yönettikleri tez, seminer ve doktora çalışmalarının ve ara sınavların ne ölçüde ders yükünden sayılacağı Yükseköğretim Kurulunca belirlenir. Ara sınavlar için Yükseköğretim Kurulunca öğrenci sayısı göz önünde bulundurulmak suretiyle tespit edilecek ders yükü beş saati diğer faaliyetler için belirlenecek ders yükü ise bir saati seçemez. Teorik dersler dışındaki, faaliyetlerin ders yükünün tamamlanmasından sonraki kısmı ek ders ücretinin hesabında dikkate alınır. Ancak mecburi ders yükünün tamamlanmasında ve ek ders ücretinin hesabında, teorik dersler dışındaki faaliyetlerin haftalık en fazla on saatlik kısmı dikkate alınır, kalan kısmı ise maaş karşılığı sayılır. Dersi, veren öğretim elemanına her ders için cıyrı ayrı olmak üzere yarı yıl ve yıl sonu dönemlerinde her 50 öğrenci için 300 gösterge rakamının Devlet Memurları Kanununa göre aylıklar için belirlenen katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda sınav ücreti ödenir. Öğrenci sayısının hesabında küsurlar tama iblağ edilir ve 500 öğrenciden fazlası dikkate alınmaz... Ara sınavlar ve bütünleme sınavları için sınav ücreti, ödenmez.” hükümleriyle açıklığa kavuşturulduğunu, somut olayda konunun “ara sınavlarda sınav ücreti ödenmez” hükmünün kapsamına çekilmesinin hatalı olduğunu, burada ödenenin ara sınav ücreti olmadığını, bu ücretin Yasadan ve YÖK Genel Kurulu Kararında belirtilen ders yüküne sayılması kararından kaynaklanan ve bu çerçevede yıllardır yapılan bir ödeme ve uygulama olduğunu,

14- C) Görüldüğü üzere, YÖK Başkanlığının 16.09.2005 tarihli Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar başlıklı düzenlemesi madde 2-b/4’üncü bendinde; “bir yarıyıl içinde yapılan her ara sınav karşılığı olarak, derse kayıtlı öğrenci sayısına göre ders yükü, sınavın yapıldığı haftanın ders yüküne aynen eklenir.” hükmünün yer aldığını, “ders yüküne eklenir” demenin, “ders yükünden sayılır” manasına geldiğini, ders yükünden sayılmanın mali sonuçlarının da bulunduğunu, anılan hükmün açık, emredici ve bağlayıcı olduğunu, oysa denetçilerin, bu hükmü dikkate almadan sorgu çıkardığının anlaşılmakta olduğunu, aynı YÖK Genel Kurul Kararı Madde 3/b’de; “ara sınavlar için öngörülen yükten doğan ek ders ücretleri, yalnızca ara, sınavların veya ara sınavların yerine geçen değerlendirmelerin yapıldığı hafta, için ödenir.” denilmekte olduğunu, hükümden de anlaşılacağı üzere, (sadece dersin yapıldığı hafta değil) “ara sınavların yapıldığı hafta”ya referans verildiğini, kezâ, bir öğretim üyesinin birden fazla dersi ve sınavının söz konusu olabildiğini, bu hususun da dikkate alınmasının zorunlu olduğunu, Sayıştay 6. Dairesinin; aynı dersin ortaklaşa verilmesinde sınav ücretinin 1/2 oranında ödeneceğine dair mevzuatta herhangi bir hüküm bulunmayıp, aksine 2914 sayılı YÖK Personel Kanunu md.11/3’te; “Dersi veren öğretim elemanına ... sınav ücreti ödenir.” ifadesi yer aldığından ve her iki öğretim üyesi de dersi veren öğretim elemanı olduğundan “kendilerine ayrı ayrı tam sınav ücreti ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı”na karar verdiğini (Sayıştay 6. Dairesinin 21.03.2006 tarihli ve 11281 sayılı Kararı), Sayıştay denetçileri tarafından hazırlanan kamu zararı hesap tablolarında, 16.09.2005 tarihli YÖK Genel Kurulu Kararının dikkate alınmadığını, kaldı ki; 2547 s. Yüksek Öğrenim Kanununda, öğretim üyelerinin görevlerini düzenleyen Madde 22/a'da; “Yükseköğretim kurumlarında ve bu kanundaki amaç ve ilkelere uygun biçimde önlisans, lisans ve lisansüstü düzenlerde eğitim-öğretim ve uygulamalı çalışmalar yapmak ve yaptırmak, proje hazırlıklarını ve seminerleri yönetmek”ten söz edilmekte olduğunu, sınavların da sosyal bilimler açısından “uygulamalı çalışma” kapsamında olduğunu, geniş anlamda “uygulamalı çalışma”nın, sadece laboratuvar sınavlarında, bir ölçme-değerlendirme uygulaması olduğunu, kanunla verilen, çalışılan, emek harcanan bir görevin yok sayılmasının, ödeme kapsamına alınmamasının yasaya ve anayasaya aykırı olduğunu,

15- Daire Kararı ile; gerek Anayasada, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ek protokollerde yer alan “temel hak ve özgürlüklerinin” ihlal edildiğini, bunlardan öncelikle, “adil yargılanma hakkının” ihlal edildiğini, Anayasa’nın 36 ncı 37 nci ve 38 inci maddelerinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğunun düzenlendiğini, adil yargılanma hakkının; önceden düzenlenmiş hukuk kuralları içinde, dürüst bir yargılama hakkını ifade ettiğini, kişinin; yasalar karşısında eşit tutulmasını, kararın gerekçeli olmasını isteme hakkı bulunduğunu, yargıya ulaşma ve etkin kullanma hakkının da adil yargılanma kapsamında olduğunu, silahların eşitliği ilkesinin uygulanmamasının, yargılamaya etkili katılımın engellenmesinin, karara dayanak yapılan beyanların ve delillerin güvenilirliğinin sağlanmamasının da adil yargılanma hakkımı ihlal etmekte olduğunu,

16- Yıllardır yapılan aynı uygulamanın devam ettiğini (idari istikrar ilkesi), iç ve dış denetim de yıllardır bir sorun çıkmamış iken, şimdi sorun çıkarılmasının da kararın hatalı olduğunu ortaya koymakta olduğunu, uzun yıllardan beri benzer uygulamanın devam etmekte olduğunu, Sayıştay denetimi her yıl yapılmış ve bir sorun çıkmamış iken aynı uygulamayı (son 30 yıl ya da 2018 yılı için değil) sadece 2017 için varmış gibi Denetçinin ileri sürmesinin, hatalı olduğu kadar yanıltıcı da olduğunu, söz konusu uygulamanın yıllardır Üniversitede aynı şekilde yapılmakta ve yürütülmekte olduğunu, dolayısıyla idari istikrar kazanmış bir uygulama olduğunu, yıllardır Üniversitede yapılan gerek iç denetim, gerekse dış denetim kapsamında bir sorun doğmamışken, sadece 2017 yılma özgü ve üstelik aynı uygulama yapılırken kamu zararı olduğunu iddia etmenin eşitlik ve hakkaniyet ilkelerine açıkça aykırı bir haksızlık oluşturduğunu, iç ve dış denetimde daha önce sorun oluşturmayan bu hususun günümüzde sorun oluşturduğunu iddia etmenin mümkün olmadığını, bu yaklaşımın önceki Sayıştay denetçilerini de töhmet altına sokmakta olduğunu, konunun binlerce akademik personel ve idarecilerde infial uyandırdığını,

17- Diğer birçok kamu üniversitesinde de aynı uygulamanın yapıldığını ve yapılmakta olduğunu, emsal uygulamaların bulunduğunu, örneğin Ege Üniversitesinde de benzer uygulama yapıldığı bilgisinin verildiğini, demek ki bu durumun, ilgili kamu görevlilerine kamu zararı anlamında bir kusur isnat edilemeyeceğini ispatladığını ve gösterdiğini, aksine bir yaklaşımın, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan bir çok temel haklarını, özellikle de “eşitlik ilkesini” ve “adil yargılanma haklarını açıkça ihlal ettiğini,

18- İlgili Öğretim Üyelerinin İmzalı Beyanı: Ödeme emrine esas alınan öğretim elemanının ders yükü bildirim formlarının (Dilekçe Eki: 7) her bir öğretim elemanı tarafından imzalanmakta ve söz konusu formlarda belirtilen derslerin fiilen yapıldığının belirtilmekte olduğunu, ara sınavlar ders yükünden sayıldığı için öğretim üyelerinin de bu formları imzalayarak teslim ettiğini, öğretim üyeleri idareye bu şekilde beyanda bulunduğu için buna dayalı olarak da söz konusu imzayı Müdür olarak atmış bulunduğunu,

19- Öğrencilerin İmzaladığı (14 Haftalık) Yoklama Listeleri: İlgili öğretim üyeleri tarafından, 14 hafta boyunca (ara sınav dönemleri olduğu iddia edilen, gerçekte yıl içi bir değerlendirme yapılan dönemlerde de), fiilen ders yapıldığına ilişkin, öğrenciler tarafından imzalanmış, “yoklama listeleri” örneğinin dilekçe ekinde bulunduğunu (Dilekçe Eki: 8),

20- Bu çerçevede kusurun paylaştırılmamış olmasının hukuka aykırı olduğunu, Üniversitenin kuruluşundan beri aynı şekilde (birçok üniversite olduğu üzere) ve Sayıştay’ın her yıl yaptığı denetimlerinden bir uyarı gelmeksizin istikrar kazanmış bir idari uygulama olarak, belirtilen para, ilgili öğretim üyelerine aktarıldığına (ve onlar açısından sebepsiz zenginleşme oluşturacağına) göre, onlardan bu paranın tahsilinin de mümkün olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, zararın ilgililerin kusuru oranında tespit edilmesi gerektiğini, bu nedenle İlamda ve İlama ekli listede yer alan öğretim üyelerinin aldığı paraların şahsına yüklenmesinin hukuka aykırı olduğunu ve adil olmadığını, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan bir çok temel hakkını, özellikle de eşitlik ilkesini ve adil yargılanma hakkını açıkça ihlal etmekte olduğunu, kendi istekleri ile Sayıştaya yatırılmak üzere ek ders ücreti iadesi yapan bazı öğretim üyelerinin dekontalarının örnek olarak dilekçe ekinde sunulduğunu (Dilekçe Eki: 2), bunların ve … Rektörlüğü tarafından Sayıştay’a iade edilmek üzere toplanan paraların da, (kabul anlamına gelmemek kaydıyla) iddia edilen kamu zararı hesaplamalarından düşülmesi gerektiğini,

21- “Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi”nin ihlal edildiğini, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da görüleceği üzere; hukuk devletinin ön koşullarından olan, kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ve bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesine yönelik belirlilik ilkelerinin ihlal edildiğini, kamu zararı iddiasında, herhangi bir kusuru olmadığı halde, kanuna aykırı bir şekilde suç isnat edildiğini, ayrıca; yasalarda açıkça bulunmayan bir şekilde, tarafı da dahil olmak üzere, (ders yapmadıkları halde, ders yapmış gösteriyorlar iddiası ile kamu zararı çıkarılarak) tüm öğretim üyelerine suçlama ve ithamda bulunulduğunu, kamu zararının belirlenmesinde, mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılmasının esas alındığını (Sayıştay 1. Daire, T. 28.4.2009, K. 9485, http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm), somut olayda ise anılan YÖK Genel Kurulu Kararına uygun bir durumun söz konusu olduğunu, YÖK Genel Kurul Kararı nedeniyle ödeme yapılması öngörüldüğü için ödemenin hukuki gerekçesinin bağlayıcı YÖK mevzuatında bulunmakta ve tüm üniversitelerde aynı şekilde uygulanmakta olduğunu, bu nedenle kamu zararından söz edilemeyeceğini, bunlar yanında; konunun “ara sınavlarda sınav ücreti ödenmez” hükmünün kapsamına çekilmesinin hatalı olduğunu, burada ödenenin ara sınav ücreti olmadığını, örneğin açık öğretimdeki gibi sınav ücreti ödenmez anlamında bu hükmün, ders yüküne sayılmadan kaynaklanan ücretle karıştırılmasının mevcut yanlış sonucu doğurduğunu, bu ücretin YÖK Genel Kurulu Kararındaki ders yüküne sayılmasından kaynaklanan ve bu çerçevede yıllardır yapılan bir ödeme ve uygulama olduğunu, bir başka hukuki gerekçenin de şu olduğunu; … Üniversitesi Önlisans ve Lisans Öğretim ve Sınav Çerçeve Yönetmeliği madde 2, cümle 2'ye göre; öğretim yılının güz ve bahar yarıyıllarından oluştuğunu ve her yarıyılın cumartesi, pazar ve resmi tatil günleri hariç 70 (yetmiş) eğitim-öğretim günü olduğunu, dolayısıyla her yarıyılın 14 hafta ders kapsamına dahil olduğunu, ara sınavın tatil olmadığını, ders tanıtım formlarının da 14 haftalık yapıldığını, bunun da uygulamanın Yönetmelik hükümlerine uygun olduğunu ispatlamakta olduğunu,

22- Daire Kararı ile, “hak arama hürriyetinin” kısıtlandığını ve ihlal edildiğini;

a) İlamdaki konuda; … Strateji Dairesi tarafından yapılan maaş kesinti miktarları, buna ilişkin belgeler, ne kadarının Sayıştay’a aktarıldığı veya aktarılacağı gibi delil ve belgelerin, “ulaşamayacağı deliller” niteliğinde olduğunu,

b) … Rektörlüğü tarafından, 08.06.2018 tarihli sorgudan sonra, yaklaşık 1 yıl önce (Temmuz 2018’de), Sayıştay’a yatırılmak üzere öğretim üyelerinin maaşlarından ek ders ücreti kesintisi yapıldığı halde, bu paranın akıbeti hakkında tarafına hiçbir bilgi ve belge verilmediğini,

c) İdare’nin elindeki bilgi ve belgeler ile kamu gücünü kullanma ile “hak arama hürriyetimin” sağlanmasına engel olarak açıkça, “silahların eşitsizliği”nin söz konusu olduğunu,

d) Başkasının şahsi kusurundan sorumlu tutulmasının, temel insan haklarına aykırı olduğunu ve suç ve cezaların şahsiliği, eşitlik, adil yargılanma, hak arama hürriyeti gibi temel haklarını açıkça ihlal etmekte olduğunu,

e) Benzer şekilde; İdarenin, hizmet kusurundan sorumlu tutulmasının da temel haklarını açıkça ihlal etmekte olduğunu,

23- Hukuka aykırı Daire Kararı ile, malvarlığı ve ayni haklarına yönelik olarak Anayasada ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde belirtilen temel hakkı olan, “mülkiyet hakkının” ihlal edildiğini (Anayasa Mahkemesi kararlarında da görüldüğü üzere; maaş ile ilgili işlemlerin de, mülkiyet hakkının konusuna girmekte olduğunu), İlama ekli listede adlarına kamu zararı çıkarılan, dersleri fiilen yaptıklarını imzaları ile belgeleyen ve ek ders ücreti alan diğer öğretim üyelerinin, Denetçi tarafından iddia edilen “şahsi kusuru”ndan sorumlu tutulmasının, mülkiyet hakkını da ihlal ettiğini, zira; İlama dayanak yapılan, Denetçi Görüşüne göre; İlama ekli listedeki öğretim üyelerinin, “fiilen girmedikleri dersleri de girmiş gibi göstererek gerçeğe aykırı beyanda bulundukları ... (İlam, 223 no.lu sf.); ” şeklinde iddia kabul edilse dahi; böyle bir durum ilgili öğretim üyelerinin “şahsi kusuru”nu teşkil ettiğini, zira; başkasının kusurundan sorumlu tutulmasının Anayasa ve uluslarası insan hakları sözleşmeleri ile güvence altına alınan, temel bir insan hakkı olan, “suç ve cezanın şahsiliği ilkesi”ne aykırı olduğunu, keza; bu konuda (3 aylık müdüriyet dönemindeki gibi tecrübesiz değil), “cok uzun yıllardır aynı şekilde yerleşik uygulaması” ile bu konuda “uzman” olan ve “ödeme “onayını” yapan İdarenin (Strateji Dairesi’nin) ve aynı şekilde herhangi bir “uyarıda” bulunmayan İdarenin (Strateji Dairesi’nin) “hizmet kusuru” olduğu halde, bundan sorumlu tutulmasının, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan temel bir insan hakkı olan, mülkiyet hakkını da açıkça ihlal ettiğini

Sonuç olarak, yukarıda arz ve izah edilen ve re’sen araştırılacak diğer gerekçelerle; yasalara, vicdana, adalet ve hakkaniyete, özet olarak açıkça hukuka aykırı Sayıştay 2. Daire Kararının kaldırılması istemini Kurulumuza arz etmiştir.

Başsavcılık mütalaasında özetle; adı geçenin dilekçesinde; tazmine konu edilen ek derslerin fiilen yapıldığı, bu yönde öğrenci devam çizelgelerinin eklice gönderildiği, fazla ve yersiz ödeme olduğu ifade edilen ders ücretlerinden bir kısmının tahsil edildiği, yapılan ödemelerin mevzuatına uygun olduğu, öyle olmasa dahi varsa fazla ödemelerin ahizlerinden alınmasının gerektiği, bu yönde kendilerinin sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığı, ayrıca karar verilirken görevde bulunulan sürelerin dikkate alınmasının gerektiği hususlarının ileri sürüldüğü ve bu meyanda tazmin hükmünün kaldırılmasının talep edildiği ifade edildikten sonra; 6085 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde yargılamaya esas rapora yer verildiği, burada sorumlulardan bahsedildiği, diğer yandan, sorumluluk tevcih edilen kişilerin borcun tahsili aşamasında ahizlerine rücu etme haklarının bulunduğunun da hukuki bir gerçek olduğu, bahis konusu kamu zararının ahizlerden (gönüllülük esasına göre de olsa) tahsil edilmesinin, ilam hükmünün infazı mahiyetinde olduğu; bu itibarla, adı geçenin temyiz talebinin kabulü ile sorumlunun görev yaptığı süre ve fiilen ders yapılan sürelerin ve ödenen ek ders ücretlerinin araştırılması maksadıyla Dairesine tevdiine karar verilmesinin uygun olacağı mütalâa olunmuştur.

Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Temyize konu işbu ilam maddesinde tazmin hükmü, ilgili Yüksekokulun/Fakültenin/Enstitünün ara sınav dönemlerinde fiilen ders yapılmadığı halde öğretim elemanlarına ek ders ücreti ödenerek kamu zararına sebebiyet verildiği gerekçesiyle verilmiştir.

2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanununun “Çalışma Esasları” başlıklı 36 ncı maddesinde:

“Öğretim elemanları, üniversitede devamlı statüde görev yapar.

Öğretim üyesi, kadrosunun bulunduğu yükseköğretim birimi ile sınırlı olmaksızın ve ihtiyaç bulunması halinde görevli olduğu üniversitede haftada asgari on saat ders vermekle yükümlüdür. Öğretim görevlisi ve okutmanlar ise, haftada asgari on iki saat ders vermekle yükümlüdür.”

Hükmüne yer verilirken, 2914 sayılı Yüksek Öğrenim Personel Kanununun “Ek ders ücreti” başlıklı 11 inci maddesinde:

“2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesine göre haftalık okutulması mecburi ders yükü saati dışında, kısmi statüde bulunanlar dâhil öğretim elamanlarına görev unvanlarına göre Maliye Bakanlığının görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen mecburi ve isteğe bağlı dersler ve diğer faaliyetler için bu ders ve faaliyetlerin haftalık ders programında yer alması ve fiilen yapılması şartıyla en çok yirmi saate kadar, ikinci öğretimde ise en çok on saate kadar ek ders ücreti ödenir. Ders yüklerinin tamamlanmasında öncelikle normal örgün öğretimde verilen ders ve faaliyetler dikkate alınır.

Öğretim elemanlarının teorik derslerle yaptırdıkları uygulama, yönettikleri tez, seminer ve doktora çalışmalarının ve ara sınavların ne ölçüde ders yükünden sayılacağı Yükseköğretim Kurulunca belirlenir. Ara sınavlar için Yükseköğretim Kurulunca öğrenci sayısı göz önünde bulundurulmak suretiyle tespit edilecek ders yükü beş saati, diğer faaliyetler için belirlenecek ders yükü ise bir saati geçemez. Teorik dersler dışındaki faaliyetlerin ders yükünün tamamlanmasından sonraki kısmı ek ders ücretinin hesabında dikkate alınır. Ancak mecburi ders yükünün tamamlanmasında ve ek ders ücretinin hesabında, teorik dersler dışındaki faaliyetlerin haftalık en fazla on saatlik kısmı dikkate alınır, kalan kısmı ise maaş karşılığı sayılır.

Dersi veren öğretim elemanına her ders için ayrı ayrı olmak üzere yarıyıl ve yılsonu dönemlerinde her 50 öğrenci için 300 gösterge rakamının Devlet Memurları Kanununa göre aylıklar için belirlenen katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda sınav ücreti ödenir. Öğrenci sayısının hesabında küsurlar tama iblağ edilir ve 500 öğrenciden fazlası dikkate alınmaz. Ara sınavlar ve bütünleme sınavları için sınav ücreti ödenmez.”

Hükmü yer almaktadır.

Anılan mevzuat hükümlerinden açıkça anlaşılacağı üzere, görevli oldukları üniversitede; öğretim üyeleri haftada 10 saat, öğretim görevlileri ve okutmanlar ise haftada 12 saat ders vermekle yükümlüdür. Kanunun öngördüğü bu yükümlülük yerine getirildikten sonra ücrete konu ders ve faaliyetlerin ders programında yer alması ve fiilen yapılması şartıyla örgün eğitimde haftada 20 saat, ikinci öğretimde ise haftada 10 saati geçmemek üzere ek ders ücreti ödemesi yapılabilecektir.

Ancak yapılan incelemede, öğretim elemanlarının ara sınav dönemleri haricindeki haftalık standart ders programına belirlenen ders yüklerinin, fiilen ders yapılmadığı halde ara sınav dönemlerinde de fiilen ders yapılmış gibi ders yükünden sayılmak suretiyle toplam ders yüküne eklendiği ve bu şekilde maaş karşılığı mecburi ders yükü doldurulmadığı halde ek ders ücreti ödemesi yapıldığı tespit edilmiştir.

Sorumlular temyiz dilekçelerinde temel olarak, 16.09.2005 tarihli Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Genel Kurul toplantısında alınan karar ile çıkartılan Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esasların 2 nci maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini; nitekim bu maddenin (b) bendinin 4 üncü alt bendinde derse kayıtlı öğrenci sayısına göre belirlenen ders yükünün sınavın yapıldığı haftanın ders yüküne aynen ekleneceğinin hüküm altına alındığını iddia etmekte iseler de; ilişikli ödeme emirleri ve eki belgeler incelendiğinde, ara sınav için haftalık ders yüküne eklenecek olan ders yükünün belirlenmesi için derse kayıtlı öğrenci sayısı ve öğretim elemanı tarafından kaç sınav yapıldığı gibi hususların belirtilmediği (bu defa temyiz aşamasında herhangi bir belgeye dayanmaksızın yazılı olarak bildirilmekle beraber) ve sadece ek ders formunun haftalık ders programına göre doldurulduğu anlaşılmakta olup, kamu zararına konu olan ödemeler yalnızca, fiilen yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın ara sınav dönemdeki ders yüküne haftalık ders programından direkt aktarılan; ancak fiilen yapılmadığı tespit edilen dersler karşılığı ödenen ek ders ücretlerinden kaynaklanmaktadır.

Ancak 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun “Ek ders ücreti” başlıklı 11 inci maddesinde; “... ara sınavların ne ölçüde ders yükünden sayılacağı Yükseköğretim Kurulunca belirlenir. ...” hükmü yer almakta olup, bu çerçevede 16.09.2005 tarihli Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı Genel Kurul Toplantısında alınan Karar ile “Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar” belirlenmiştir.

Bu Esasların 2/(b)-4 maddesinde:

“Bir yarı yıl içinde yapılan her ara sınav karşılığı olarak dene kayıtlı öğrenci sayısına göre;

Öğrenci Sayısı Ders Yükü

  1. 50 1 saat

51- 100 2 saat

101-150 3 saat

151-200 4 saat

201 ve daha çok 5 saat

Ders yükü sınavın yapıldığı haftanın den yüküne aynen eklenir.”

Denilmektedir.

Buradaki “eklenir” ifadesinin “ders yüküne sayılır” manasındadır. Aynı şekilde aynı YÖK Genel Kurulu Kararı md.3/(b)’de; “Ara sınavlar için öngörülen yükten doğan ek ders ücretleri yalnızca ara sınavların veya ara sınavların yerine geçen değerlendirmelerin yapıldığı hafta için ödenir.” denilmekte olup YÖK Genel Kurulu tarafından kabul edilen Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar uyarınca ara sınavın söz konusu olduğu dersler bakımından ara sınav karşılığı olarak derse kayıtlı öğrenci sayısına göre ders yükünün belirlenmesinin zorunlu olduğu noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

Gerek Denetçi sorgusunda (ve sonrasında düzenlediği yargılamaya esas raporunda) gerekse Daire İlamında söz ara sınavlar için ek ders yükleneceğine ilişkin YÖK Kararının bu açık düzenlemesi dikkate alınmamıştır. Bunun üzerine de sorumlularca bu defa, İlamda öğretim elemanlarının fiilen yapmadığı belirtilen derslerin (şube bazında) ara sınavları ve bu sınavlara giren öğrenci sayıları yazılı olarak Kurulumuza bildirilmiştir.

Öte yandan, Denetçi sorgusu doğrultusunda ilgili Sayıştay Dairesi, ders yükü bildirim formunu sadece ilgili birimde (Yüksekokul/Fakülte/Enstitü) yer alan ve yapılmamış dersler olarak değerlendirmiştir. Oysa ders yükü bildirim formu dikkatli incelendiğinde haftalık ders yükü toplamı içerisinde fiilen diğer birimlerde/bölümlerde yapılan derslerin de olduğu görülecektir. Fiilen yapılan bu (Enstitü bünyesindeki ara sınavı bulunmayan uzmanlık alanı dersleri veya Enstitüdeki ara sınavlar aynı zamanda yapılmadığından Enstitü bünyesinde devam eden dersler gibi) dersleri yapılmamış olarak nitelendirerek mecburi ders yükünün tamamlanmadığını ileri sürerek kamu zararından söz edilmesi de hatalı bir yaklaşım olacaktır. Kaldı ki, yukarıda belirtildiği üzere YÖK Genel Kurulu tarafından kabul edilen Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar uyarınca mecburi ders yükü kapsamına ders saati dışında ara sınav karşılığı olarak derse kayıtlı öğrenci sayısına göre belirlenen ders yükü de dahildir ve ek ders ücreti haftalık ders yükü sınırını aşan teorik dersler ve diğer faaliyetler için ödenir.

Bu hususların dışında, temyiz talebinde bulunan sorumlu(lar), tazmin hükmündeki (daha önce 29.06.2018 tarihinde makbuzla Üniversitenin Strateji Geliştirme Daire Başkanlığına ait … Bankası hesabına yatırılmış olan gelir hesabına kaydedilmiş olduğuna dair belgenin Sayıştay Başkanlığına gönderilmemiş olması nedeniyle tahsilat olarak kabul edilmeyen) kamu zararının, bu defa 09.05.2019 yevmiye tarihli 2019/7655 defter yevmiye numaralı muhasebe işlem fişi ile kayıtlara alındığını ve bu belgenin 31.05.2019 tarihinde Sayıştay Başkanlığına gönderildiğini bildirmekte ise(ler) de; temyiz dilekçesinde bildirilen tahsilat, temyiz sebebi sayılmadığından bu hususta Kurulumuzca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır. Bu tahsilatın temyiz talebinde bulunanlar tarafından kararı veren yargılama dairesine yapılması gerekir.

Tüm bu açıklamalar çerçevesinde, yalnızca ara sınav dönemlerinde fiilen yapılmayan dersler esas alınarak kamu zararı tespit edilmesinde hukuki isabet görülmediğinden; temyiz talebinde bulunan sorumluların iddia ve itirazlarının kabul edilerek 143 sayılı İlamın 20. maddesiyle verilen … TL’nin tazminine ilişkin hükmün 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55 inci maddesinin 7 nci fıkrası uyarınca BOZULMASINA ve yukarıda belirtilen tüm hususlar dikkate alınarak haftalık ders yükü toplamının tekrardan hesaplanmasını ve bu doğrultuda hesaplanacak ders yükü sayısından mecburi ders yükünün çıkarılmasıyla bulunacak ek ders ücretine esas ders yükü üzerinden kamu zararı oluşup oluşmadığının yeniden tespit edilmesini teminen yeni hüküm tesisi için dosyanın ilgili DAİREYE GÖNDERİLMESİNE, (Temyiz Kurulu ve …. Daire Başkanı … ile Üye …, Üye … ve Üye …’ın aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,

Karar verildiği 13.03.2024 tarih ve 56565 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü

Temyiz Kurulu ve …. Daire Başkanı … ile Üye …, Üye … ve Üye …:

Bozmaya gerekçe olarak gösterilen hesaplamalar sorumlular tarafından tablolar halinde yapılmış olup, bu hesaplamalara göre (sınavlar dolayısıyla ders yüküne sayılması gereken ders saati, ders programı doğrultusunda fiilen yapılmadığı belirtilen ders saatinden fazla olması hasebiyle) ek ders ödemelerinde kamu zararı oluşmadığı görüldüğünden; temyiz talebinde bulunan sorumluların iddia ve itirazlarının kabul edilerek tazmin hükmünün kaldırılması gerekir.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: karar_sayistay

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:57

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim