Sayıştay 2. Dairesi 39106 Kararı - Yüksek Öğretim Vergi ve Harç
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
2
Sayıştay Kararı
39106
23 Mayıs 2018
Yüksek Öğretim Kurumları
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi: Yüksek Öğretim Kurumları
-
Yılı: 2012
-
Daire: 2
-
Dosya No: 39106
-
Tutanak No: 44507
-
Tutanak Tarihi: 23.05.2018
-
Konu: Vergi Resmi Harç ve Diğer Gelirlerle İlgili Kararlar
KARAR
Temyiz Kurulunun YAPILACAK İŞLEM OLMADIĞI kararına karşı karara düzeltilmesi talebinde bulunulması;
30 sayılı İlamın 18. maddesiyle; … Restaurant ve … Tesisi ile … Kantin yerlerine ilişkin olarak düzenlenen protokoller uyarınca tahsil edilen meblağın özel bütçe hesaplarına yatırılmadığı gerekçesiyle … TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edilmiştir.
Söz konusu hükmün, yargılamanın iadesi suretiyle yeniden yapılan yargılaması sonucunda 276 saylı Ek İlamın 1. maddesiyle; 2012 yılı için ilgililer hakkında hükmolunan kamu zararı tutarının … TL yerine … TL [… TL (Protokoller gereğince aylık tahsil edilen tutar) x 7 ay (Ocak-Temmuz ayları)] olması gerektiğine, bu nedenle … TL’nin sorumluların uhdelerinden kaldırılmasına ve bu miktar için ilişik bulunmadığına, kamu zararı tutarı olarak belirlenen … TL’nin ilamda adları belirtilen sorumlulardan müştereken ve müteselsilen 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 53 üncü maddesi gereği işleyecek faizi ile birlikte tazminine hükmedilmiştir.
(Asıl) İlam hükmü, (Ek) İlam ile ortadan kalkmasına rağmen Sorumlu Vekili [İlamda Üst Yönetici sıfatıyla sorumluluğu bulunan Rektör … adına Avukat sıfatıyla temyiz talep eden Av. …], söz konusu (Asıl) İlam hükmü hakkında temyiz talebinde bulunmuş ve 24.11.2015 tarih ve 41101 tutanak sayılı Temyiz Kurulu Kararı (24.11.2015 tarih ve 25025 ilam sayılı Temyiz Kurulu İlamı) ile;
“Bu nedenle, Sorumlu … adına duruşma talep eden Vekil Avukat …, duruşma sırasında yaptığı açıklamalar doğrultusunda 30 sayılı (Asıl) ilamın 18. maddesine itiraz etmekte ise de; 30 sayılı (Asıl) İlamın 18. maddesi, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi hükmü gereğince yargılamanın iadesi yoluyla yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle 20.11.2014 tarih ve 276 sayılı (16.09.2014 tarih ve 35245 tutanak sayılı) Ek İlam düzenlenerek yeniden karara bağlandığından yapılacak temyiz müracaatının da 276 sayılı Ek İlam esas alınarak yapılması gerekmektedir. Temyiz müracaatının 30 sayılı (Asıl) İlamın 18. maddesi hükmüne karşı yapılması nedeniyle bu hususta Kurulumuzca YAPILACAK İŞLEM OLMADIĞINA, oy birliğiyle,”
Şeklinde karar verilmiştir.
Yukarıya sonuç kısmı alınan Temyiz Kurulu Kararında (İlamında) da belirtildiği üzere); bir kanun yolu başvurusu yapılacaksa dahi bu başvurunun Dairece verilecek yeni hükme (veya yeni ilam maddesine) karşı yapılması gerekmektedir.
Dolayısıyla, her ne kadar yukarıda adı geçen Sorumlu Vekili tarafından, temyiz başvurusunun incelenmesi gerektiğinden hareketle verilen Temyiz Kurulu Kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle karar düzeltilmesi başvurusunda bulunmakta ise de; (ortadan kalkmış olan) 30 sayılı (Asıl) İlamın 18. maddesi hükmüne karşı yapılan temyiz başvurusuna yönelik yukarıda bahsedilen gerekçelerle karar düzeltilmesi başvurusu hakkında da Kurulumuzca YAPILACAK İŞLEM OLMADIĞINA, (Üye … ve Üye …’in aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,
Karar verildiği 23.05.2018 tarih ve 44507 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü
Üye …’nün;
- Dairenin 30 sayılı İlamında sorumlu tutulan …’un bu İlam hakkında 11. 03. 2014 tarihinde temyiz başvurusunda bulunduğu, aynı ilam hakkında diğer sorumlu …’ın da 19. 03. 2014 tarihinde yargılamanın iadesi talebiyle ilgili daireye başvurduğu görülmektedir.
Daire … talebi nedeniyle konuyu gündemine almış, 16.09.2014 tarihinde konuyu yargılamanın iadesi suretiyle tekrar görüşerek 276 sayılı yeni ilamı çıkarmıştır.
…’un müracaatını gündeme alan Temyiz Kurulu da 24.11.2015 tarihinde, müracaata sebep olan 30 sayılı ilam yargılamanın iadesi suretiyle kaldırılıp 276 sayılı yeni ilam çıkmış olduğundan temyiz müracaatının da bu yeni ilama karşı yapılması gerektiği gerekçesiyle “yapılacak işlem olmadığına” karar vermiştir.
30 sayılı İlam adı geçen sorumluya tebliğ edilmiş, sorumlu 60 günlük süre içerisinde temyiz talebinde bulunmuştur.
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 61 inci maddesinde; “Bu Kanunda yargılama usulüne ve kanun yollarına ilişkin hüküm bulunmayan hallerde 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” denilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 447’nci maddesinde de; “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” denilmekte, 6100 sayılı Kanunun 374 üncü maddesinde de “Yargılamanın iadesi, kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir.” denilmektedir.
Bir karar kanun yollarından geçtikten sonra veya kanun yollarına başvurma süresi geçirildikten sonra kesinleşir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dâhil diğer bütün mahkemeleri de bağlar. Yani birer hesap mahkemesi olan daireler aynı davayı bir daha görüşemezler. Bunun en önemli istisnası yargılamanın iadesi müessesesidir. Yargılamanın iadesi ağır yargılama hatalarının düzeltilmesi için getirilmiş olağan üstü bir kanun yolu olup, bu yola ancak kesinleşmiş olan kararlara karşı gidilebilmektedir. Diğer bir ifade ile temyiz süresi dolmadan karar henüz kesinleşmediğinden yargılamanın iadesine gidilemez. Ancak Sayıştay uygulamasında bu ilke gözetilmemekte, henüz karar kesinleşmemiş olsa da yargılamanın iadesine gidilebilmektedir. Bu durumda temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a başvuran sorumlu önce temyize mi, yoksa yargılamanın iadesi için daireye mi başvurması gerektiği konusunda tereddüde düşebilmektedir. Şayet daire ibraz edilen belgeler açısından yargılamanın iadesini gerektirir bir durum görmezse veya mevcut durumda olduğu gibi sorumlu usulüne uygun temyiz müracaatı yaptığı halde diğer sorumlunun yargılamanın iadesi talebi uygun görülürse, kişi kendisinin zaten bir temyiz talebi olduğu için ikinci ilam hakkında temyiz talebinde bulunmadığında ikinci ilamla ilgili temyiz süresi de geçtiği için adil yargılanma, mahkemeye erişim ve savunma hakkı açısından mağdur olabilmektedir. Bu nedenle yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmak gerekir. Olaya bu çerçevede bakıldığında, hiç olmazsa temyiz süresi içerisinde usulüne uygun müracaatta bulunmuş sorumlunun bu müracaatı kendisinin de talep etmesi durumunda, diğer sorumlunun müracaatı ile çıkmış yeni ilam için de geçerli kabul edilmesi ve temyiz hakkının kullandırılması gerekir. Aksi takdirde sorumlu, diğer sorumlunun fiili ile temyiz hakkından mahrum bırakılmış olmaktadır.
“Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir.” (Anayasa Mahkemesi Kararı AYMK B.No:2013/3954, 26/2/2015, 33)
Olayımızda tam da bu durum ortaya çıkmış durumdadır. Kişi daire kararı henüz kesinleşmeden usulüne uygun olarak temyiz başvurusunda bulunmuş, ancak diğer sorumlu da yargılamanın iadesine başvurmuş ve Sayıştay uygulamasındaki farklılıktan dolayı daire karar henüz temyizde görüşülüp kesinleşmeden, yargılamanın iadesi ile yeni hüküm vermiştir. Bu farklı durum sorumludan çok, Sayıştay yargısında kanun yollarına başvuru ile ilgili hukuki ve uygulama belirsizliğinden kaynaklanmıştır. Zira yukarıda da izah edildiği gibi Sayıştay yargısında, temyiz yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiği yolunda bir uygulama birliği yoktur.
“Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır.” (AYMK B.No:2013/3954, 26/2/2015, 36)
Olayımızda kişi temyiz süresi içinde başvurmuş, ancak daire temyiz sonucunu beklemeden yargılamanın iadesine gerek gördüğü ve sorumlu da bu yeni hüküm için tekrar temyiz müracaatında bulunması gerektiğini bilmediği için kişinin Temyiz Kuruluna erişimi engellenmiş olmaktadır.
“Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.” (AYMK B.No:2013/3954, 26/2/2015, 46)
“Kanun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır.” (AYMK B.No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
“AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.” (AYMK B.No:2013/3954, 26/2/2015, 47)
Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın iadesine başvurabilmek için Daire kararının kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği, sorumluların önce temyize mi, yargılamanın iadesine mi başvurması gerektiği, her ikisine birlikte başvurma haklarının olup olmadığı veya her ikisine birlikte başvurulduğunda önceliğin hangisinde olacağı, yargılamanın iadesine başvurduğu takdirde dairece bu başvuru uygun bulunmaz ise bu karara karşı temyiz yolunun açık olup olmadığı, temyiz süresi içerisinde Sayıştay’a yapılan başvuru Daire tarafından yargılamanın iadesini gerektirir nitelikte bulunmaz ise konunun Dairece Temyiz Kuruluna havale edilip edilemeyeceği, karar kesinleşmeden yargılamanın iadesine gidildiğinde temyiz başvurusunun yenilenip yenilenmeyeceği hususlarında, bir açıklık bulunmadığı, mevzuatın, sorumluların hukuki yardım almak suretiyle dahi, hangi somut eylemine, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmadığı görülmektedir.
Usulüne uygun yapılmış temyiz müracaatında, karar kesinleşmeden diğer sorumlunun yargılamanın iadesi talebiyle ilamın ortadan kalktığı durumlarda, temyiz müracaatının devamında ısrar edildiğinde, ilgilinin usuli bir hak kaybına uğramaması ilke olmalıdır.
Sayıştay yargısında kanun yollarına başvurmaya ilişkin kuralları düzenleyen 6085 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuatta, nasıl bir yol izleneceğinin açıkça düzenlenmemiş olmasının bu konudaki uygulamanın öngörülebilirliğini zorlaştırdığı açıktır. Sonuç itibarıyla, kanun yollarına başvuruda mevzuattaki düzenlemelerin ve uygulamanın neden olduğu belirsizlik somut uygulamaya da yansımış olup, bu çerçevede, başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesinin, mahkemeye erişim hakkı bakımından öngörülebilir olduğunun kabulü mümkün değildir. Kaldı ki başvurucu, temyiz süresi içerisinde dairenin asıl ilamına karşı kanun yoluna başvurma yönündeki istek ve iradesini ortaya koymuş olup, başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma konusunda özensiz bir tutum sergilediği de söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, daire ilamının hukukiliğini temyiz yoluyla denetletme imkânından mahrum bırakılmaması için, sorumlunun temyiz başvurusunun görüşülmesi gerekir.”
Üye …’in;
6085 sayılı Sayıştay Kanununun “Tanımlar" başlıklı 2 nci maddesinde hesap yargılaması, Kanunlarla belirlenen sorumluların hesap ve işlemlerinin mevzuata uygun olup olmadığının yargılama yoluyla kesin hükme bağlanması ve bununla ilgili kanun yolları olarak tanımlanmıştır. Bu durumda, ilgili Sayıştay Daireleri tarafından yapılan hesap yargılaması sonucunda; hesap ve işlemlerin yasal düzenlemelere uygunluğuna veya kamu zararının sorumlulardan tazminine hükmedilecek olup söz konusu hükmün yer aldığı ilam Sayıştay Kanunu 54 v.d maddelerinde belirtildiği üzere temyiz başvurusuna konu edilebilecektir. Temyiz başvurusunda bulunulmaz ise ilgili Dairenin kararı kesin hüküm niteliği kazanacak olup temyiz başvurusunda bulunulması halinde ilamda yer alan hükümler kesinlik kazanmamış olacak; Temyiz Kurulu, temyiz olunan hükmü olduğu gibi veya düzelterek tasdik edecek ya da temyize konu hükmü bozarak hükmün kaldırılması gerektiği yönünde karar verecektir. Bunun akabinde de anılan Kanunun 52 nci maddesinin birinci fıkrasında yazılı ilgililer karar düzeltilmesine başvurulabilecektir. Karar düzeltilmesi talebinin reddi üzerine temyiz kurulunca tasdik edilen ilam kesinleşmiş olacak ya da karar düzeltilmesi/temyiz kararı sonucu ilgili dairesine geri gönderilecek ve ilgili Daire tarafından incelenecektir.
Diğer taraftan, Sayıştay Kanununun 54 üncü maddesinde, kanun yollarına başvuru olarak temyiz, yargılamanın iadesi ve karar düzeltilmesi talepleri sayılmış olup 55 ve 57 nci madde hükümleri incelendiğinde karar düzeltilmesi talebine temyiz kararı sonucunda başvurulabileceği açıktır.
Somut vakıada da, Sorumlu (Avukatı vasıtasıyla), 30 sayılı (Asıl) İlamın kendisi aleyhine hüküm bildiren ihtilafa konu maddeye karşı 11.03.2014 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurmuş, Kurulumuzca; “yargılamanın iadesi yoluyla yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle 20.11.2014 tarih ve 276 Ek İlam düzenlenerek yeniden karara bağlandığından yapılacak temyiz müracaatının da 276 sayılı Ek İlam esas alınarak yapılması gerektiğinden bahisle temyiz müracaatının 30 sayılı (Asıl) İlamın 18. maddesi hükmüne karşı yapılması nedeniyle hu hususta yapılacak işlem olmadığı” yönünde karar verilmiştir.
Ancak, gerek (Asıl) İlama gerekse de Ek İlama bakıldığında konuların birebir aynı olduğu, sadece kamu zararı tutarının değiştiği görülmektedir. Dolayısıyla, bu husus da göz önüne alındığında (Asıl) İlama karşı yapılan itirazın Ek İlama da yapılmış olduğunun kabulüyle “Yapılacak İşlem Olmadığına” kararı yerine dosyanın tekemmül ettirilmesi suretiyle konunun esası yönünden de bir değerlendirme yapılarak bu aşamada “Karar Düzeltilmesine Mahal Olduğuna ya da Karar Düzeltilmesine Mahal Olmadığına” şeklinde bir karar verilmesi gerekmektedir.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:50:40