Sayıştay 2. Dairesi 35818 Kararı -
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
2
Sayıştay Kararı
35818
27 Ocak 2015
Diğer
Temyiz Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Kamu İdaresi:
-
Yılı: 2009
-
Daire: 2
-
Dosya No: 35818
-
Tutanak No: 39959
-
Tutanak Tarihi: 27.01.2015
-
Konu:
KARAR
TEMYİZ KURULU KARARI
Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra gereği görüşüldü;
- Dilekçi 342 sayılı ilamın 1, 2 ve 5. maddelerine itiraz etmekte ise de söz konusu maddeler ile ilgili olarak verilen tazmin hükmünde dilekçinin sorumluluğa iştiraki bulunmamaktadır.
Sayıştay Dairelerince verilen kararlara karşı Temyiz Kurulu nezdinde temyize yetkili olanlar, 832 sayılı Kanunun 68. maddesinin (c) fıkrasının atıfta bulunduğu 63. maddesinde belirtilen daire ve makamlar ile kendilerine tazmin hükmedilen memurlardan ibaret olup bunlar arasında yer almayan dilekçinin dilekçesi üzerine Kurulumuzca YAPILACAK İŞLEM OLMADIĞINA,
- 342 sayılı ilamın 4. maddesiyle Belediyede çalışan memurlara Belediye Kanunu’nun 49’uncu maddesine dayanılarak verilen ikramiyelerin yanlış hesaplanması nedeniyle 1.593,62 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçi dilekçesinde özetle; 5393 Sayılı Kanunun 49 uncu madde hükmü incelendiğinde;
-toplam memur sayısının yüzde onunu ve
-Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere,
Şeklinde getirilen üst limite uyularak işlem yapılmış olup bu limit geçilmediğine göre de ilamda yer alan kamu zararı şeklindeki değerlendirmenin isabetli olmayacağını,
Kaldı ki bu harcama işlemi bir özlük hakkı ödemesi niteliğinde olup bu noktada Danıştay’ın da emsal bir kararı bulunduğunu, Danıştay İkinci Dairesi’nin 2010/6876 Esas ve 2010/5111 Kararında;
“Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle kamu görevlilerine yapılan fazla ödemelerin geri alımında uygulanacak mevzuatın saptanması gerekmektedir. Bu husus bu uyuşmazlıklarda görevli yargı yerinin belirlenmesi açısından da önem taşımaktadır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 12. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin kamu hizmetinin sunumunda kullanılan her türlü kamu malını koruma yükümlülükleri; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise koruma ve hizmete hazır bulundurmak zorunda bulundukları bu mallara verdikleri zararın rayiç bedel üzerinden tahsil edileceği; son fıkrasında da, anılan zararın tahsil usulü düzenlenmiştir.
Dolayısıyla, parasal hak ödemesini düzenleyen mevzuatın yorumunda hataya düşülerek memurlara fazla ödeme yapılması suretiyle oluşan kamu zararının, münhasıran kamu mallarına verilen zararın tahsil usulünü düzenleyen 12. madde kapsamında tahsili mümkün değildir.
Devlet memurlarına sehven ya da mevzuatın yorumunda hataya düşülerek yapılan aylık ve ücret farkı ödemelerinin, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında tahsil edilip edilemeyeceği hususuna gelince;
5018 sayılı Kanunun "Kamu zararı" başlıklı 71. maddesinde,
"Kamu zararı, mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.
Kamu zararının belirlenmesinde;
a) İş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması,
b) Mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması,
c) Transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması,
d) İş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması,
e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması,
f) (5436 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin c/9 fıkrası ile çıkarılan bend)
g) Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması,
Esas alınır.
(5436 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin a/21 fıkrası ile değişen fıkra) Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edilir.
Alınmamış para, mal ve değerleri alınmış; sağlanmamış hizmetleri sağlanmış; yapılmamış inşaat, onarım ve üretimi yapılmış veya bitmiş gibi gösteren gerçek dışı belge düzenlemek suretiyle kamu kaynağında bir artışa engel veya bir eksilmeye neden olanlar ile bu gibi kanıtlayıcı belgeleri bilerek düzenlemiş, imzalamış veya onaylamış bulunanlar hakkında Türk Ceza Kanunu veya diğer kanunların bu fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. Ayrıca, bu fiilleri işleyenlere her türlü aylık, ödenek, zam, tazminat dahil yapılan bir aylık net ödemelerin iki katı tutarına kadar para cezası verilir.
Kamu zararlarının tahsiline ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükümleri bulunmaktadır.
Yukarıdaki maddenin birinci fıkrasında kamu zararı tanımı yapılmış, ikinci fıkrada ise birinci fıkrada tanımlanan hususların geçerli sayılacağı haller belirlenmiştir. Bu itibarla 5018 sayılı Kanuna göre kamu zararı sayılan halleri belirlemek için anılan maddenin ikinci fıkrasına bakmak gerekecektir.
İkinci fıkrada yer alan bentler birlikte değerlendiğinde ise, 5018 sayılı Kanunun kamu zararı kapsamının; kamu kaynakları kullanılarak piyasadan mal ve hizmet satın alınması sırasında fazla ödeme yapılması, idarenin gelirlerinin tahsili sırasında mevzuata aykırı davranılması ve mevzuatta öngörülmeyen bir ödeme yapılması suretiyle yol açılan zararla sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim ikinci fıkra ile belirlenen kapsam içinde, kamu malına zarar verilmesi, kamu görevlilerinin hukuka aykırı eylemleri nedeniyle kişilere verdikleri zararın kamu tarafından ödenmek zorunda kalınması ya da mevzuatta ödenmesi öngörülmekle birlikte mevzuatın yorumunda hataya düşülmek veya ihmal ve kasıt yoluyla fazla ödeme yapılması halleri sayılmamıştır. İkinci fıkra bir bütün olarak değerlendirildiğinde "g" bendinde yer alan "mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması" kuralının kapsamının, yine mal ve hizmet alımları nedeniyle yapılan ödemeler sonucu oluşan kamu zararı şeklinde anlaşılması gerekmektedir. Kaldı ki, bakılan uyuşmazlık mevzuatta öngörülmeyen bir ödeme yapılması nedeniyle oluşan kamu zararı olmayıp, mevzuatın öngördüğü bir ödemenin yapılması sırasında hataya düşülmesine ilişkin olduğundan, uyuşmazlığın anılan Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu durumda; 71. maddenin birinci fıkrasındaki, "... mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal..." ibaresini ikinci fıkra ile belirlenen kapsam dahilinde gerçekleştirilen karar, işlem, eylem veya ihmal olarak anlamak gerekmektedir.
Kamu görevlilerine daha önce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış fazla ödemelerin geri alınmasında, 5018 sayılı Kanunun uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığında, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde anılan Kanun öncesi hukuki durumun değişmediği ortaya çıkmaktadır.
Bu itibarla; kamu görevlilerine sehven yapılan fazla ödemelerin geri alımında, tıpkı 5018 sayılı Kanun öncesinde olduğu gibi Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, E: 1968/8, K: 1973/14 sayılı kararının uygulanması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, uyuşmazlığa 5018 sayılı Kanunun uygulanacağı yolundaki yorum; sonucu tümüyle idari nitelikli olan ve idari yargı usul ve esaslarına göre çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlığın, adli yargı yerinde çözümleneceğinin kabulü anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu anlama gelen bir yorumun Anayasanın 155. maddesi ile kurulan "idari rejim" sistemi ile bağdaşmayacağı da açıktır.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, E: 1968/8, K: 1973/14 sayılı kararında ise; idarenin, hatalı işlemine dayanarak ödediği meblağın istirdadına, bir mahkeme kararına lüzum olmadan karar verebileceğine işaret edilmiştir.
Buna göre; uyuşmazlığa konu fazla ödemenin de söz konusu İçtihat gereğince herhangi bir yargı kararına gerek kalmaksızın davacıdan istenilmesi mümkün olduğundan, bu meblağın davacıdan geri istenilmesi yolunda tesis edilen işlem ile davacının anılan işlemin geri alınması amacıyla yapmış olduğu başvurunun reddine dair işlemin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemlerden olduğu sonucuna varılmış olup, İdare Mahkemesinin işin esasına girerek bir karar vermesi gerekirken, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı'nın 11.5.2009 günlü, 411 sayılı işlemi ile 1.6.2009 günlü, 759 sayılı işleminin iptali istemini incelenmeksizin reddetmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.” denildiğini,
Bu mütalaa çerçevesinde ilamda yer alan kamu zararı şeklindeki değerlendirmenin hatalı olduğunu belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.
Sayıştay Savcılığı; “Daire kararı incelendiğinde ikramiye ödenmesinin mevzuatına uygun olduğu ancak hesaplamanın hatalı olduğu görülmektedir. Bu itibarla, ortaya konulanlar Daire kararında ortaya getirilen gerekçeleri karşılamaktan uzaktır. Bu bakımdan temyiz talebinin reddinin ve Daire kararının onanmasının uygun olacağı mütalâa olunmaktadır.“ şeklinde görüş bildirmiştir.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49’uncu maddesinde;
“…
Sözleşmeli ve işçi statüsünde çalışanlar hariç belediye memurlarına, başarı durumlarına göre toplam memur sayısının yüzde onunu ve Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere, hastalık ve yıllık izinleri dâhil olmak üzere, çalıştıkları sürelerle orantılı olarak encümen kararıyla yılda en fazla iki kez ikramiye ödenebilir.”
hükmü yer almaktadır.
Bu hükme dayanılarak alınan 16.07.2009 tarihli Belediye encümeni kararında;
“Belediyemizde memur olarak bir fiil çalışmakta olan 37 adet memurdan birinci dönem için 4 kişi, ikinci dönem için 3 kişi olmak üzere toplam 7 kişiye 5393 sayılı Yasanın 49. maddesi gereğince ikramiye verilmesi hususu görüşülmüştür. Belediye encümenince yapılan incelemeler neticesinde birinci dönem için Hüseyin Güler, Ramazan Köylüoğlu, Mitat Önal, Ahmet Aslanboğa; ikinci dönem için Musa Bozkurt, Osman Erzurum, Ergün Ayhan’a 20.000 gösterge rakamı ile kat sayı çarpımı oranında birer ikramiye verilmesi encümence oy birliğiyle karar verildi.” denilmektedir.
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda 01.07.2009 ile 31.12.2009 tarihleri arası için aylık katsayı 0,05592 olarak belirlenmiştir. Buna göre memurlara ödenebilecek bir ikramiye tutarı 2009 yılı ikinci dönemi için (0,05592 * 20000=) 1.118,40 TL’dir. Ancak bu kişilere ikramiye olarak 1.346,06 TL ödenmiştir.
Dilekçi, “toplam memur sayısının yüzde onunu ve Devlet memurlarına uygulanan aylık katsayının (20.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere,” şeklinde getirilen üst limite uyularak işlem yapılmış olup bu limit geçilmediğine göre de ilamda yer alan kamu zararı şeklindeki değerlendirmenin isabetli olmayacağını belirtmişse de; tazmin hükmü, ikramiyelerin Belediye Kanunu ile çizilen sınırlar dışına çıkılarak hatalı hesaplanması nedeniyle verilmiştir. Dolayısıyla dilekçi iddiasının hukuki bir geçerliliği yoktur.
Dilekçi ayrıca Danıştay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu kararına istinaden tazmin hükmünün kaldırılmasını istemekte ise de;
Anayasanın 160. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “... Sayıştay’ın kesin hükümleri hakkında ilgililer yazılı bildirim tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere karar düzeltilmesi isteminde bulunabilirler. Bu kararlar dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamaz.
Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır.”
832 sayılı Sayıştay kanununun 65. maddesinde ".. genel mahkemelerce verilen hükümler, Sayıştay’ın hesap ve işlemleri yönünden denetimine ve hükmüne engel değildir..." hükümleri yer almaktadır.
Buna göre, Anayasal bir kuruluş olan Sayıştay’ın Anayasa ve kendi Kanunundan kaynaklanan denetim ve yargılama yetkisini kullanması sonucu verilen Sayıştay ilamlarına, Danıştay’ca vergi konusunda verilen kararlar hariç idari ve genel mahkemelerce verilen kararlar bir engel teşkil etmemektedir.
Dilekçi tarafından, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun Kararına atfen, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten itibaren dava açma süresi içinde geri alınmasının mümkün olduğu ileri sürülmekte ise de, 832 sayılı Kanunun 66’ncı maddesi belirtildiği üzere Sayıştay, sayman hesaplarının Sayıştay’a noksansız verildiği tarihten itibaren 2 yıl içinde yargılamakla mükellef olup, ilgili mevzuatta Sayıştay’ın yargılama süresine ilişkin başkaca bir sınırlama bulunmamaktadır.
Bu itibarla dilekçi iddialarının reddedilerek 342 sayılı ilamın 4. maddesi ile verilen tazmin hükmünün TASDİKİNE,
- 342 sayılı ilamın 7. maddesiyle Belediye personelinin tedavi ve ilaç giderlerine ilişkin ödeme emrine Mahalli İdareler Harcama Belgeleri Yönetmeliği’nde belirtilen ödemeyi kanıtlayıcı belgelerin eklenmemesi nedeniyle 60.047,65 TL’ye tazmin hükmü verilmiştir.
Dilekçi dilekçesinde özetle; ilama konu olan tedavi harcamasına ilişkin belgelerin ilam üzerine temin edilmiş olup temyiz savunması ekinde sunulduğunu belirterek tazmin hükmünün kaldırılmasını istemiştir.
Sayıştay Savcılığı; “Dairece yapılan yargılama öncesinde personel için ödenen tedavi giderlerine ait belgelerin ibrazı istenilmiş, ancak bu yönde bir belge ibrazı gerçekleşmemiştir. Daire kararının gerekçeleri karşısında adı geçenin temyiz talebinin reddi ile kararın onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.“ şeklinde görüş bildirmiştir.
17.08.2007 tarih ve 26614 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Mahalli İdareler Harcama Belgeleri Yönetmeliği’nin 1’inci maddesinde;
“Bu Yönetmeliğin amacı, mahalli idarelerde malî işlemlerin gerçekleştirilmesi ve muhasebeleştirilmesi kapsamında, harcamalarda ödeme belgesine bağlanacak kanıtlayıcı belgeleri ve bunlardan bu Yönetmelikte düzenlenmesi gerekenlerin şekil ve türlerini belirlemektir.”,
3’üncü maddesinde;
“…
g) Mahalli İdare: Belediye, il özel idaresi, bunlara bağlı idareler ile mahalli idare birliklerini,
…
ifade eder”,
4’üncü maddesinde;
“Ödeme belgesi en az üç nüsha düzenlenir. İlk nüshası bu Yönetmelikte belirtilen eki kanıtlayıcı belgeler ile birlikte istendiğinde Sayıştaya gönderilmek, ikinci nüshası ise saklanmak üzere muhasebe birimine verilir. Üçüncü nüsha da harcama biriminde muhafaza edilir.
Kanıtlayıcı belgeler, kamu harcamalarının belirlenmiş usul ve esaslara uygun olarak yapıldığına ve gerçekleştirildiğine ilişkin, görevlendirilmiş kişi veya komisyonlarca düzenlenip onaylanan belgelerdir. Kesin veya ön ödeme şeklinde yapılacak kamu harcamalarında ödeme belgesi olarak bağlanacak kanıtlayıcı belgeler aşağıda belirtilmiştir.
a) Kesin ödemelerde; bütçeden nakden veya mahsuben yapılacak kesin ödemelerde Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği ekindeki Ödeme Emri Belgesine harcamanın çeşidine göre bu Yönetmeliğin ilgili maddelerinde belirtilen belgeler kanıtlayıcı belge olarak eklenir.
b) Ön ödemelerde;
-
Avans veya kredi suretiyle yapılacak ön ödemelerde; harcama talimatı, ihale mevzuatına göre yapılacak alımlarda onay belgesi,
-
Mevzuatları gereği yüklenicilere verilecek avanslarda; onay belgesi, avans teminatına ilişkin alındının onaylı örneği, Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği ekindeki Muhasebe İşlem Fişine kanıtlayıcı belge olarak eklenir.
-
Ödeme belgesinin birinci nüshasına, kanıtlayıcı belgelerin aslı veya yasal bir sebeple aslı temin edilemeyenlerin onaylı suretleri eklenir. Fatura ve taşınır işlem fişinin asıllarının eklenmesi esastır. Ancak, kaybolma, yırtılma, yanma gibi mücbir sebeplerle aslının temin edilemediği hallerde, fatura ve/veya taşınır işlem fişinin onaylı örnekleri eklenmek suretiyle ödeme yapılabilir. Onaylı suretlerin, onaylayan ilgili birim yetkilisinin adı, soyadı, unvanı, imzası ve resmi mühür ile onay tarihini taşıması gerekir.
-
Elektronik ortamda oluşturulan ortak bir veri tabanından yararlanmak suretiyle yapılacak harcamalarda, veri giriş işlemleri gerçekleştirme görevi sayıldığından, ödeme belgesine ayrıca bu veriler kanıtlayıcı belge olarak eklenmez.
-
Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanmasında Maliye Bakanlığınca merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri için belirlenen usul ve esaslara uyulur.”,
17’nci maddesinde;
“Eczanelere, resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarına ve personele yapılacak ilaç ve ilaç mahiyetinde olmayan ve tedavi amacıyla kullanılan çeşitli protez ve ortez, cihaz ve malzeme bedelleri ile hizmet giderlerinin ödenmesinde aranacak kanıtlayıcı belgeler olarak:
a) Eczanelere yapılacak ödemelerde;
-
Hastanın şevkine ilişkin belge,
-
İlaç fiyat kupürlerinin ve barkod diyagramının yapıştırılmış olduğu reçete,
-
Reçetelerin kişi bazında dökümünü gösteren liste
-
Fatura
ödeme belgesine eklenir.
b) Personel tarafından karşılanan tedavi giderlerinin kendilerine ödenmesinde;
-
Hastanın şevkine ilişkin belge,
-
İlaç veya tıbbi malzemeye ilişkin reçete
-
Fatura
ödeme belgesine eklenir.
c) Resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarına yapılacak ödemelerde;
-
Hastanın şevkine ilişkin belge,
-
Fatura (Birden fazla kişinin tedavi giderinin aynı faturada gösterilmesi halinde, yapılan tetkik ve tedavinin kişi bazında dökümünü gösteren onaylı bir listesi de aranır.),
-
Yatan hastalar için hasta çıkış özeti (epikriz) ödeme belgesine eklenir.” hükümleri yer almaktadır.
Bu hükümlere göre Kulu Belediyesinin Başkent Üniversitesi Hastanesine yaptığı ödemeye ilişkin ödeme emri belgesine hastanın sevkine ilişkin belgenin, hastanece düzenlenen faturanın ve yatan hastalar için çıkış özetinin eklenmesi gerekmektedir. Ancak bunlar ödeme emri belgesine eklenmemiştir.
Dilekçi ilama konu olan tedavi harcamasına ilişkin belgelerin ilam üzerine temin edilmiş olup temyiz savunması ekinde sunulduğunu ifade etmişse de; dilekçe ekinde hiçbir kanıtlayıcı belge gönderilmemiştir.
Bu itibarla dilekçi iddialarının reddedilerek 342 sayılı ilamın 7. maddesi ile verilen tazmin hükmünün TASDİKİNE,
Karar verildiği 27.01.2015 tarih ve 39959 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:57:11