Sayıştay 1. Dairesi 10596 Kararı - Özel İdareler İş Mevzuatı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
1
Sayıştay Kararı
10596
19 Ağustos 2016
Özel İdareler
Daire Karar Detayı
İletişim Bilgileri
-
Daire Karar Detayı: Listeye DönYazdır
-
Daire: 1
-
Karar Tarihi: 19.08.2016
-
Karar No: 10596
-
İlam No: 237
-
Madde No: 6
-
Kamu İdaresi Türü: Özel İdareler
-
Hesap Yılı: 2014
-
Konu: İş Mevzuatı ile İlgili Kararlar
KARAR
İŞÇİ ÜCRETİ VE SORUMLULUK
İl Özel İdaresinde çalışan işçiler adına sözleşme imzalamaya yetkili olan ….. Sendikası ile İl Özel İdaresinin üyesi bulunduğu ve toplu iş sözleşmesi yetkisini devrettiği ….. Sendikası arasında imzalanan ve 01.03.2013-28.02.2015 tarihleri arasında geçerli olan 4. Dönem Grup Toplu İş Sözleşmesinin 17 nci maddesinin ilk fıkrasında; “01.03.2005 tarihinden sonra işe ilk defa alınacak işçilere uygulanacak ücret skalası Ek1/B’de belirlenmiştir. Bu işçilerin intibakları işe ilk alındıkları pozisyonun başlangıç derecesinin birinci kademesine yapılır. Bu işçiler TİS (Toplu İş Sözleşmesi) hükümlerinden yararlanırlar.” denilmek suretiyle 01.03.2005 tarihinden sonra işe giren işçiler için EK: 1/B ücret skalası üzerinden ücret ödenmesi hükme bağlanmıştır.
Bu hükme rağmen İdare, 01.03.2005 tarihinden sonra işe başlayan işçiler için de EK: 1/A ücret skalasını uygulamış ve ücret ödemelerini de, buna göre yapmıştır.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun “Tanımlar” başlıklı 2 nci maddesinin; “(…)
ç) Grup toplu iş sözleşmesi: İşçi sendikası ile işveren sendikası arasında, birden çok üye işverene ait aynı işkolunda kurulu işyerlerini ve işletmeleri kapsayan toplu iş sözleşmesini,
(…)
h) Toplu iş sözleşmesi: İş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmeyi,
(…)
İfade eder.
(…)”
Aynı Kanunun “Yetki” başlıklı 41 inci maddesinin ikinci fıkrasının; “1) Kurulu bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde birinin üyesi bulunması şartıyla işçi sendikası, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(…)
(3) İşletmede birden çok sendikanın yüzde kırk veya fazla üyesinin olması durumunda başvuru tarihinde en çok üyeye sahip sendika toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(4) Bir işveren sendikası, üyesi işverenlere ait işyeri veya işyerleri, sendika üyesi olmayan bir işveren ise kendi işyeri veya işyerleri için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(…)”
Hükümleri uyarınca işçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesinin içeriğinin (Ücret, izin, çalışma süresi, yolluk vb.) toplu iş sözleşmesiyle belirlenmesi ve toplu iş sözleşmesinin işveren adına üye olduğu işveren sendikası (Üye değilse kendisi) tarafından yapılması gerekmektedir.
Dolayısıyla, sözleşme yapma yetkisini, üyesi olarak ….. devreden İl Özel İdaresinin herhangi bir idari işlemle Toplu İş Sözleşmesi hükümlerini değiştirme, uygulamama ya da farklı bir şekilde uygulama imkânı yoktur. Gerek eşit işe eşit ücret, gerekse başka saiklerle Toplu İş Sözleşmesinde, herhangi bir değişikliğe ya da farklı bir uygulamaya ihtiyaç olması durumunda bunu yapacak olanlar, Toplu İş Sözleşmesi tarafları olan ….. Sendikası ve …..
Toplu iş görüşmesi ve sözleşme süreci, işçi hizmet akdi ile ilgili tüm hususların görüşüldüğü, gerektiğinde konuyla ilgili uzman personelden istifade edildiği, görüşmenin tek bir sendika tarafından yapılması nedeniyle ilgili hizmet kolu işçileri açısından sürecin, toplu iş görüşmesinden ziyade konuyla ilgili ülke genelindeki politikanın belirlenmesi olduğu ve ücret skalasının böyle bir politika ürünü olduğu göz önünde bulundurulduğunda; söz konusu ödemeyle, birden çok faktörce belirlenmiş ve kendi içinde adaletin sağladığı sürecin işleyişi, yetkisiz bir şekilde bozulmuş ve bu sürece zarar verilmiş olmaktadır.
Toplu iş sözleşmesi sürecinde detaylı irdelenmesi kaçınılmaz olan ücretler hususunda; kıdeme (işe giriş tarihine) göre bir belirleme yapılmıştır. İdarece “eşit işe eşit ücret” teziyle yapılan işlem, belki aynı iş için aynı ücretin ödenmesini sağlasa da; işin, kıdem ve tecrübe nedeniyle daha iyi ve çabuk yapılması, kıdemin önemsenmesi ve bunun ücretle teşvik edilmesi gibi hususları bertaraf etmiştir.
Ayrıca, ücretlerle ilgili söz konusu hükümler, önceki toplu iş sözleşmelerinde de yer almış olduğundan; düzenlemenin, her iki tarafın bilinçli irade beyanlarıyla yapıldığı da ortadadır.
Savunmada belirtilen Anayasanın 10 ve 55 inci maddeleri, 4857 sayılı Kanunun 5 inci maddesi, Avrupa Sosyal Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, AB Anlaşmaları, İLO Sözleşme ve Tavsiye Kararları ile Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin, 18.03.2008 tarih ve 2007/26230 esas, 2008/5312 karar sayılı kararında ifade edilen eşitlik, aynı zaman diliminde işe başlamış işçilere, işveren tarafından gerek ücretler, gerekse diğer hususlarda farklı davranılmamasından ibarettir.
Eşit şartlarda olma durumu ile farklı zamanlarda işe alınan, dolayısıyla kıdemleri birbirinden farklı olan ve sözleşmenin farklı maddeleriyle ücretleri ve çalışma koşulları belirlenen işçilerin durumunu hukuken aynı kabul etmek mümkün değildir. İşverenin, aynı nitelikte olsa bile çalışan ile yeni işe aldığı işçi arasında eşit işlem borcu bulunmamaktadır. Eşit işlem borcu, iş ilişkisi kurulduktan sonra uygulanabilecek bir yaptırımdır. İş ilişkisi kurulma aşamasında toplu iş sözleşmesi ile yeni işçiyle ücret konusunda iradi olarak anlaşıldığından; bu durum için söz konusu olamaz. Mevzuatla amaçlanan, işçiler arasında keyfi bir şekilde ayrım yapılmasını önlemektir.
Ayrıca, ortada bir ücret düşürülmesi ya da işçilerin, Toplu İş Sözleşmesiyle elde ettiği hakkın verilmemesi söz konusu değildir. Bilakis konuyla ilgili düzenleme, mevzuata aykırı olmayan ve mevzuata aykırılığı yargı kararıyla ortaya konulmayan Toplu İş Sözleşmesinin hükümleriyle yapılmıştır. Bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 9 ve 22 nci maddelerinin, Toplu İş Sözleşmenin 81 ve 82 nci maddelerinin, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10.04.1970 tarih ve 101 esas, 348 karar sayılı kararının, Tokat 1. İş Mahkemesinin 2009/134 esas-karar sayılı kararının, …… Bakanlığının 01.08.2012 tarih ve 9784 sayılı ve 17.01.2014 tarih ve 922 sayılı görüş yazılarının bir önemi bulunmamaktadır.
Sayıştay Dairelerince konuyla tamamen aynı nitelikte tüm olaylara aynı kararların verilmesi düşünülemez. Dairelerce verilen her karar, olaya ve olayın koşullarına münhasırdır ve olayla ilgili sorumluları bağlar. Hukuk sisteminde aynı konuda farklı kararların olması olağan bir durumdur. Tereddütlerin ortadan kaldırılması ve adaletin tam anlamıyla tecellisi bakımından hukuk sisteminde temyiz ve içtihadı birleştirme müessesesi de mevcuttur.
Olaya mali sorumluluk açısından bakıldığında;
01.03.2005 tarihinden sonra işe başlayan işçiler için EK: 1/A ücret skalasının uygulanmasına dayanak teşkil ettiği iddia edilen ve ….. İl Özel İdare Genel Sekreterliği ile ….. Sendikası ….. Şube Başkanlığı arasında düzenlenen 03.05.2010 tarihli protokolün, 01.03.2009-28.02.2011 dönemini kapsayan 2. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin, 17 nci maddesinin uygulanmamasına, dolayısıyla 01.03.2005 tarihinden sonra işe başlayan işçiler için EK: 1 skalasının uygulanmasına ilişkin olduğu ve daha sonraki dönemlere ait 3. ve 4. Dönem Grup Toplu İş Sözleşmelerinde aynen muhafaza edilen 17 nci maddenin uygulanmasına ilişkin hükümleri içermediği ve bu dönemlere ilişkin ücret ödemelerine dayanak oluşturmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda protokolü imzalayan ve protokole hukuki görüş veren kamu personelinin, 5018 sayılı Kanunun 71 inci maddesi uyarınca 2014 yılına ilişkin olan ve hatalı ücret skalası uygulanmasından kaynaklanan kamu zararında kasıt, kusur veya ihmallerinden söz edilemez.
Bu nedenle, ….., ….. ve ……, sorumluluğunun bulunmadığına,
Makamı ve mevkii ne olursa olsun her kamu idarecisi, yetkisini, başta Anayasa olmak üzere kanunlardan alır ve kanunlara uygun olarak kullanır. Kamu idarecisinin, herhangi bir kanun hükmünü uygulamama, savsaklama veya görmezden gelme gibi bir hakkı yoktur.
İl özel idarenin üst yöneticisi olan vali için de aynı şey geçerlidir. Vali, mevzu bahis olayda olduğu gibi önce protokol düzenlenip düzenlenmeme hususunu kanunlar nazarında inceleyecek ve protokol düzenlemesi gerektiği durumda mevzuata aykırı hükümlere yer vermemek suretiyle protokol düzenleyecektir. Bu protokole istinaden bir ödeme yapılacaksa protokol ve ödemelerin mevzuata uygunluğu, 5018 sayılı Kanunun 32 ve 33 üncü maddeleri uyarınca harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi tarafından tetkik edilecek; ortaya çıkan sonuca göre ödeme, ya yapılacak, ya da mevzuata aykırılık gerekçesiyle reddedilecektir. Bu süreçte herhangi bir makamın, süreci etkileme veya önleme yetkisi bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, savunmada belirtilen ve protokol uygulama sürecine ilişkin olan hususların kabulü mümkün değildir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 32 ve 33 üncü maddeleri uyarınca harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi, söz konusu protokolle yapılacak ödemelerin, kanun, tüzük ve yönetmelikler ile diğer mevzuata uygunluğunu incelemek ve ortaya çıkan sonuca göre hareket etmekle mükelleftir. Mevzuatta yeri olmayan gerekçelerle bu görev ve sorumluluktan kaçamazlar.
Bu nedenle, ….. ile ….., sorumluluğunun bulunduğuna,
Belirtilen nedenlerle, mevzuata aykırı ödeme yapılmasından kaynaklanan ….. TL’lık kamu zararının;
Harcama yetkilisi …… ile gerçekleştirme görevlisi ….., müştereken ve müteselsilen, 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 53 üncü maddesi gereği işleyecek faizleri ile tazminen tahsiline, temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle,
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: karar_sayistay
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:54:08