Sakarya BAM 7. HD 2022/2114 E. 2023/2090 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
bam
2022/2114
2023/2090
11 Aralık 2023
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :2022/2114
KARAR NO :2023/2090
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ :30/03/2022
NUMARASI :2021/22 Esas - 2022/299 Karar
DAVACILAR :1-... (T.C.: ... ) - ...
2- ... (T.C.: ...) - ...
VEKİLİ :Av. ... - ...
DAVALI :KARDEŞLER GALVANİZ SAÇ SANAYİ VE ANTREPOCULUK HİZMETLERİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ :Av. ... - ...
DAVA :Menfi Tespit
DAVA TARİHİ :13/01/2021
KARAR TARİHİ :11/12/2023
KR. YAZIM TARİHİ :11/12/2023
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı Kardeşler Galvaniz Saç Sanayi ve Antrepoculuk Hizmetleri ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından 25.03.2019 tarihinde İstanbul 25. İcra Müdürlüğü 2019/12843 E. Sayılı dosya ile davacıların çalıştığı Yapı Holding, Wescon İnşaat ve Kuruluş İnşaat Anonim Şirketlere hacze gelindiğini, takip borçlusu Ulubaş Metal Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi ile söz konusu davacıların çalıştığı şirketler arasında organik bağ olduğu ileri sürülerek şirketlerin istihkak iddiası olmasına rağmen malların haczedildiğini, ancak şirketlerin söz konusu takip borçlusu ile bir ilişkileri olmadığını beyan ederek istihkak iddiasında bulunduklarını, istihkak iddiası ile ilgili olarak dosyanın İstanbul 25. İcra Müdürlüğünce ele alındığını ve karar vermek üzere İstanbul 29. İcra Hukuk Mahkemesine gönderildiğini, 2020/545E. dosyası ile istihkak iddiasını inceleyen mahkemenin takibin devamına ve şirketlere 7 günlük süre içerisinde istihkak davası açmak için mühlet verdiğini ve davacıların çalıştığı şirketler tarafından İstanbul 25. İcra Hukuk Mahkemesinde 2021/34 Esas Numaralı dosyası ile istihkak davası açılarak icranın geri bırakılması kararı alındığını, Mahkemenin hükmettiği mahcuz malların %120'si teminat olarak 25.İcra Müdürlüğü 2019/12843 E. dosyasına yatırılarak takibin durdurulduğunu, davacıların Yapı Holding Anonim Şirketli finans departmanı çalışanları olduğunu, İstanbul 25. İcra Müdürlüğü'nün 2019/12843 Esas sayılı dosyasında üçüncü kişi olan dava dışı Yapı Holding, Wescon İnşaat ve Kuruluş İnşaat Anonim Şirketlerine şirketlerin istihkak iddiası olmasına rağmen 07.01.2021 tarihinde hacze gelindiğini, haciz sırasında davacıların çalıştığı şirketlerin ticari itibarının sarsılmaması gayesi ile şirket mallarına haciz konularak götürülmesini istemediğini, bu sebeple davalı vekili ve icra takip görevlisi ile görüşmeler yapılırken cebr-i icra tehdidi altında şirket yetkililerinin talimatı ile işbu davaya konu 12.01.2021 vade tarihli 150.000.00-TL tutarlı 1 adet senedin davacı ... tarafından düzenlendiğini ancak hiçbir şekilde icra memuruna ya da alacaklı vekiline ve/veya diğer şahıslara teslim edilmediğini, dava konusu senedin davalı vekili ve icra takip görevlisi ile görüşmeler yürütülürken davacı ...'ın odasından rızası dışında hazce gelen kişi/kişiler tarafından alındığını, söz konusu olaya dair davacılarca suç duyurusunda bulunulduğunu, ...'ın ve senette kefil olarak gözüken ...'ün şirketi temsile yetkileri olmadığını, işbu dava konusu senedin düzenlenmesinin İstanbul 25. İcra Müdürlüğü 2019/12843E. dosyasına ilişkin borcun dava dışı (Wescon, Yapı, Kuruluş) adına kabulü anlamına gelmediğini, zira müvekkillerinin Yapı Holding, Wescon İnşaat ve Kuruluş İnşaat Anonim Şirketleri adına borcu ikrara yetkileri de olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için yetkileri olduğu varsayılsa bile Yargıtayın yerleşik kararları uyarınca da cebr-i icra tehdidi altında borç ikrarının geçerli olmadığını, öte yandan davacılar ile davalı şirket arasında işbu senedin tanzim edilmesini gerektirecek herhangi başkaca bir borç ilişkisi de bulunmadığını, davalı şirketin söz konusu senedi haksız ve mesnetsiz bir biçimde takibe koyması, davacıların hakikatte borçlu ve söz konusu senetle ilgili ödemede bulunmakla yükümlü kişiler olmadıkları halde haklarında cebr-i icra işlemi ve ihtiyat-i haciz işlemleri yapılması riski bulunması ve de davalı şirketin dava konusu senedi üçüncü kişilere ciro etme riski de göz önünde tutularak senedin takibe konulmaması hususunda tedbir kararı verilmesine, ilgili yerlere yazı yazılmasına, davacılarca davalı şirket lehine düzenlenen 150.000 TL bedelli senetten dolayı davacıların borcu olmadığının tespitine, davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İstanbul 25.İcra Müdürlüğünün 2019/12843 E sayılı dosyasında takibin dosya borçlusu Ulubaş Metal Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi (... ) açısından kesinleşmesi ile birlikte icra dosya alacaklısı davalı Kardeşler Galvaniz firmasının alacağının tahsili amacıyla belirtilen esas icra dosyasından ... adresine 25.09.2020 tarihinde hacze gidildiğini, 3. şahısların istihkak iddialarına karşı İstanbul 29. İcra Hukuk Mahkemesi 2020/545 E. dosyası ile 29.12.2020 tarihinde takibin devamına karar verildiğini, takibin devamı kararı doğrultusunda 07.01.2021 tarihinde borçlu adresine tekrar hacze gidildiğini, mahkeme kararı gereğince 25.9.2020 tarihinde haczedilen mahcuzların muhafazası ve borcu karşılamaya yetmezse ilave haciz ve muhafaza amacı ile haciz mahalline temin edilen polis ekibi ile birlikte gelindiğini, haciz mahalline giriş saatinin 14.30 ve mahalden çıkış saatinin 20.30 olduğunu, yani 6 saat boyunca icra memurunu, polis ekibini ve alacaklı vekili olarak taraflarını oyalayıp havanın karanlık olması ve haciz işleminin bertaraf edilmesi için borçlu ve 3.şahıs çalışanları ve davacıların ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, esasında yapılacak işlemin maksimum 45 dk süreceğini, davacının senet borçlularından ...'ın "... bey rajon keserek dosya borcunu 1 milyon küsürden 450.000 TL'ye düşürmüştür, 300.000'inin ... Bey,150.000'ini biz ödeyeceğiz" ve "Piyasanın Rahmi Koç'u ... bu borç hakkında rajon kesti borç 450.000 TL'ye düştü, biz bu borcun 150.000 TL'lik kısmını kıymetli evrak bono senet şeklinde vereceğiz, kalan 300.000 TL'nin ... tarafından ödenecektir" dediğini ve Salı günü ödenmek suretiyle 1 adet davaya konu 150.000 TL bedelli 12.01.2021 vadeli ve 07.01.2021 düzenleme tarihli senedin düzenlenip taraflarına teslim edildiğini, haciz mahallinde icra memuru polis ekibi hazır bulunduğunu, ne haciz zaptında icra memurunca ne polis tutanaklarında polis memurlarınca senedin zorla alındığına veya gasp edildiğine dair hiçbir beyan ve ifade bulunmadığını, senedi bizzat kendi el yazısı ile düzenleyenin davacı ... olduğunu, yani senedin zaten davalı alacaklının emrine davacı tarafından düzenlendiğini, taraflarına da teslim edildiğini, dava konusu senedin boş olarak mahalde bulunmuş veya zorla alınmış bir senet olmadığını, bu hususun en önemli delillerinin de haciz zaptı içeriğinde geçen bedel, taraf ve vade konuları açısından ve en önemlisi de davacının kendi eli ürünü olması ve ayrıca da alacaklının emrine düzenlenmiş olması ile de sabit olduğunu, yani senedin boş herhangi bir senet olmadığını, dava konusu bu senedin dosya borcuna mahsuben alındığına dair haciz tarihi ile aynı olan 07.01.2021 tarihli protokolün de iş yerindeki yani haciz mahallindeki bilgisayarda yazılarak çıkarıldığını, bu hususun da tarafların kabulünde olan bir husus olduğunu, aksi halde alacaklı tarafın kendi başına haciz adresinde kendi iradesi ile bir bilgisayara oturup da protokol yazıp yazıcıdan çıkaramayacağını, buna kimsenin müsade etmeyeceğini, protokol yazılıp senedin dosya borcuna mahsuben alındığı ve ödenmediği taktirde tahsilde tekerrür olmamak üzere icraya konacağı hususunda protokol düzenlenip yazıcıdan çıkarıldıktan sonra senedi veren davacıların birden biz vazgeçtik deyip senedin iadesini istediklerini, bunun üzerine alacaklı vekili olarak senedin dosya borcuna mahsuben alındığını, iade edilemeyeceğini, haklı olduklarına inanıyorlarsa mahkemede dava açabileceklerini, hukukta kabul ettim dedikten sonra ben vazgeçtim denilemeyeceğini, yapılan bir ödemenin hangi şartlarda geri istenebileceğinin yasalar ile madde madde belirtilmiş olduğunu, bir borcun alacaklının onaması ile 3. şahsılarca da ödenebileceğinin sözlü olarak belirtildiğini, davanın; 3. şahıslar tarafından dosya borcuna mahsuben yapılan ödemenin geri istenip istenemeyeceği yani 3.şahısların bu ödeme dolayısıyla menfi tespit ve istirdat taleplerinin haklı olup olamayacağı noktasında olduğunu, dava konusu senedin; davacı 3. şahıslardan dosya borcuna mahsuben tahsil edildiğini, bu hususun hem haciz zaptı ile hem de 07.01.2021 tarihli protokol ile sabit olduğunu, aksi halde davacı vekilinin kendi beyanları ile dava dilekçesinde iddia ettiği gibi; davacıların "Yapı Holding ve Weskon inşaat şirketlerinin yetkilisi oldukları için veya o şirketler adına senetleri düzenledikleri için" olmadığını, senetleri kendi ad ve hesaplarına düzenleyip borca mahsuben taraflarına teslim ettiklerini, sonrasında biz vazgeçtik dediklerini, davacılarının huzurdaki davada müvekkilinden talep hakkı olmadığını, dava ve taraf ehliyetinin takip borçlularına ait olduğunu, dosya borcuna ve tasfiyesine istinaden ödeme yapan davacı 3.şahısların bu ödemeleri davalı müvekkilinden değil borçlulardan talep edebileceğini veya ödeme yapan davacıların alacaklıya karşı menfi tespit veya istirdat davasının tarafı olamayacağını, davacı taraf iddialarının hiçbirisinde samimi olmadığını, alacaklı tarafın 2007 yılından beri alacağının peşinde koşuğunu, borçlu şirket yetkililerinin bu sürede şirket üstüne şirket kurduklarını, davaya konu senedin icra dosya borcuna mahsuben verildiğinin her türlü delille sabit olduğunu, icra dosyasının (İstanbul 25.İcra 2019/12843 E sayılı dosyası) ihtiyati haciz dosyası olmadığı ve kesinleşmiş bir icra dosyası olduğu ve bu sebeple haciz baskısı ve tehdidi iddiasında bulunulamayacağını, kesinleşmiş bir icra dosyasında malların muhafazaya alınacağına karar verilmiş olsa dahi bu iddianın da tek başına yapılan ödemelerin geri istenebilmesi için yeterli bir gerekçe olamayacağı, BK madde 38'de açıkça belirtildiği üzere kesinleşmiş dosyada kanundan doğan bir yetkinin kullanılması söz konusu olduğunu ve alacaklının fahiş bir menfaati söz konusu olmadığını zira dosya borcu kadar tahsilat yapıldığı dikkate alındığında senetlerin icraya konulmaması hususundaki tedbir talebinin reddine karar verilmesini talep ettiklerini, senetlerin 3.şahıslara devri ve temlikinin önlenmesi talebinin hukuki dayanağı olmadığını, haciz baskısından söz edebilmek için hata hile ve ikrahın ispatlanması gerektiğini, sırf haciz sırasında ödeme alınmasının haciz baskısı olarak değerlendirilemeyeceğini, dava konusu talep kambiyo hukuku olması sebebiyle davacıların iddialarını genişletmelerine muvafakatleri olmadığı gibi senetle ispat zorunluluğu sebebiyle tanık dinletmelerine de muvafakatleri olmadığını, tüm bu nedenlerle 3.şahıslar lehine verilen tedbir kararının kaldırılmasına, 3.şahısların menfi tespit davasının usulden reddine, 3.şahısların menfi tespit davasının esastan reddine, davacı borçlu 3.şahıslar aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "...Davacıların davalı aleyhine açtıkları davaların ayrı ayrı REDDİNE, Davacılar tarafından davaya konu edilen toplam tutarın %20'si oranına denk gelen 30.000,00.-TL tazminatın İİK 72/4 maddesi uyarınca davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya ödenmesine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacılar ile davalı şirket arasında herhangi bir fiili ya da hukuki bağlantının olmadığını, herhangi bir borç ilişkisinin de olmadığını, davalı şirketin ticari kayıtlarının incelenerek tespit edilebilecek bir durumken Mahkemenin bu yönde herhangi bir araştırma yapmadığını, kararın işbu yönüyle eksik ve hatalı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, her ne kadar davalılar, söz konusu dosya borcunun davacılarca üstlenildiğini cevap dilekçeleri ile ileri sürmüş olsalar da hem hukuken yok ve geçersiz olan takip uyarınca bunu yapmalarına hem de tasfiye hâlindeki bir şirket için bu borcu üstlenmelerine hukuken imkan olmadığını, tanık beyanlarının senedin davacıların bilgi ve rızası dışında alındığını gösterdiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkemece de tespit olunduğu üzere; ispat yükünün davacı/borçlu tarafta olduğunu, bedelsizliğin yazılı delil ile ispatlanması gerektiğini, fakat davacıların iddialarını ispat edebilecek herhangi bir yazılı delil sunamadığını, işbu davanın haklı olarak reddine karar verildiğini, davacının her ne kadar tanık beyanları ile iddialarını ispat ettiğini ve davanın kabulü gerektiğini ileri sürse de; mahkemece davacı tanıkların anlatımlarının görgüye dayalı olmadığı ve soyut ifadelerden ibaret olduğunun anlaşılarak davanın reddine karar verdiğini, yerel mahkemenin işbu kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, işbu davaya konu iddialar hakkında davacıların yaptığı şikayet hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/28939 Sor. sayısıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, davacıların haciz baskısı iddialarının tamamen hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, ihtiyati haciz sözkonusu olmadığı sürece haciz esnasındaki borç kabullerinde haciz baskısından söz edilemeyeceğini, yapılan ödemelerin hangi şartlarda geri istenebileceği hususunun belli olduğunu, yerel mahkemece de tüm hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/03/2022 tarih, 2021/22 Esas - 2022/299 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava menfi tespit istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nun 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklindedir.
Her somut olaydaki maddi vakıaya göre lehine hak çıkaran taraf ve ispat yükü şekilleneceğinden, maddî hukuk kuralına ilişkin bu vakıaların doğru ve net bir şekilde belirlenerek ortaya konulması gerekmektedir. Maddede aksine düzenleme olmadıkça ibaresi eklendiğinden, kanunda ispat yükü ile ilgili özel bir düzenlemeye yer verildiğinde, ispat yükü genel kurala göre değil de kanunda belirtilen özel düzenlemeye göre belirlenecektir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukukî ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukukî ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Keza açılan menfi tespit davasında alacaklı (davalı) nın senedin ihdas (veriliş) nedenini değiştirmesi (tâlil etmesi) hâlinde de kanıt yükü alacaklı davalıya düşer (Çavdar, 755). Borçlu bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukukî ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukukî ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukukî ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukukî ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmektedir.
Borçlu (davacı) menfi tespit davasına konu senedin teminat, hatır senedi olduğunu veya alacaklı (davalı) ya avans olarak verildiği iddiasıyla menfi tespit davası açabilir. Bu şekilde açılan menfi tespit davasında, kanıt yükü borçlu (davacı) dadır (Çavdar, 766). (HGK’nın 2017/(6)3-969 esas- 2021/866 karar)
Bir hukuki işlemin ve bu kapsamda bir sözleşmenin kuruluşunda ortaya konulan iradelerin bozulmamış, bir diğer ifade ile fesada uğramamış olması gerekir. İradedeki bozulmanın, sözleşmenin diğer tarafının ya da üçüncü bir kimsenin aldatması sonucu ortaya çıkması hâlinde beyan sahibi, sözleşmeyle bağlı tutulamaz (TBK m.36). Aldatma fiili maddi bir vakıa niteliğindedir ve kanun koyucu, bu vakıanın senede bağlanmasının mümkün olmadığını öngörerek, ispat vasıtası olarak senet dışındaki delillere başvurulmasına cevaz vermiştir ( 6100 sayılı HMK m.203/ç). Bu düzenleme, özellikle yazılı sözleşmeler bakımından, senede karşı senetle ispat kuralının (HMK m.201) önemli istisnalarından birisini oluşturmaktadır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 6.b., İstanbul 2001, s.2297; Postacıoğlu, İ.E.: Şehadetle İspat Memnuiyeti ve Hudutları, İstanbul 1952, s.208 vd.; Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku, C.II, 15.b., s.).
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında kambiyo senetleri ile bunların düzenlenmesine temel teşkil eden asıl borç ilişkisinden soyut bir borç oluşturulduğu, senedi elinde bulunduran kişinin ayrıca alt ilişkiyi ispatlamak zorunda olmadığı; kambiyo senetlerinin de irade dışı bir şekilde elde edilebileceği ve irade dışı elde edilme vakıasının da tanıkla ispatlanabileceği sonuçlarına varılmaktadır. (Benzer yönde HGK 2017/19-1627- 2018/1187 e-k sayılı ilamı )
Somut ... yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilecek olursa; Davacılar, davalının İstanbul 25. İcra Müdürlüğünün 2019/12843 sayılı takip dosyasından yapılan haciz esnasında, takip borçlusu olan dava dışı Ulubaşlar Metal Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin davacıların çalıştıkları Yapı Holding A.Ş.,Wescon İnşaat A.Ş. ve Kuruluş İnşaat A.Ş. isimli tüzel kişiliklere ait iş yerine geldikleri, haciz ve muhafaza işlemi yapmaya başladıkları, finans bölümünde çalışan davacıların şirket temsilcileri ile görüşmeleri neticesinde davalı ile görüşmelere başladıkları, görüşme esnasında davacılardan ...’ın düzenleyeni olduğu, diğer davacı ...’ün aval vereni olduğu, 07.01.2021 tanzim tarihli 12.01.2021 ödeme tarihli lehtarı davalı olan 150.000,00 TL bedelli bononun tanzim edildiği, ancak davalıya verilmediği, davacıların rızası dışında anılan bononun hacze gelen kişi ya da kişiler tarafından alındığını, bu nedenle bononun bedelsiz olduğunu, ayrıca davacıların şirketleri temsile yetkileri olmaması nedeniyle ve icra tehdidi altında bononun düzenlenmesi nedeniyle borçlu olmadıklarını beyan ederek eldeki davayı açtıkları görülmüştür.
Yukarıda detaylandırıldığı üzere; borcun ve takibin dayanağının kambiyo senedi olması nedeniyle ispat yükü davacılar üzerindedir. Tarafların kabulünde olduğu üzere ve 07.01.2021 tarihli haciz tutanağı içeriğine göre davaya konu edilen bononun İstanbul İcra Müdürlüğünün 2019/12843 esas sayılı takibi nedeniyle yapılan haciz işlemi esnasında borca mahsuben düzenlendiği sabittir. Davacı taraf senedin henüz davalıya verilmeden davacıların iradeleri dışında alındığını beyan etmişlerdir. Aynı hususa ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan 2021/28939 sayılı soruşturmanın somut delil bulunmaması nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararı ile sonuçlandığı ve kesinleştiği, dosyadaki beyanlarda davacıların beyanları dışında davaya konu senedin davacıların iradeleri dışında alındığına dair bir somut bir beyanın bulunmadığı, yine dosyada dinlenen tanıkların da senedin davacıların iradeleri dışında alındığına dair görgüye dayalı beyanlarının olmadığı, dolayısıyla davacıların dava konusu bononun rızaları dışında alındığı yönündeki iddialarını ispat edemedikleri yönündeki mahkeme tespiti isabetlidir.
Ayrıca davacılar bononun icra tehdidi altında alındığını iddia etmişler ise de, İstanbul 25. İcra Müdürlüğünün 2019/12843 sayılı takip dosyasında davacılar taraf olmadığı gibi, haczin uygulandığı adresin de davacılara ait olmadığı, davacılara ait hiçbir mal varlığı hakkında haciz veya muhafaza işlemi yapılmadığı da nazara alındığında davacıların anılan bonoyu icra tehdidi altında da düzenlemedikleri anlaşıldığından davacıların istinaf talepleri yerinde görülmemiştir.
Davacıların İstanbul 25. İcra Müdürlüğünün 2019/12843 sayılı takip dosyasındaki borcun yok hükmünde olduğu iddiaları ise ilk derece mahkemesinde süresinde ileri sürülmediğinden 6100 sayılı yasanın 357/1. madde gereği incelemeye alınmamıştır.
Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına göre, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davacıların istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
HMK'nın 353. (1). b). 1) maddesi uyarınca; Davacıların İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
-
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 189,15. TL harcın davacılardan ayrı ayrı alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302. (5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
-
İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına,
-
İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden davacılar üzerinde bırakılmasına,
-
İstinaf eden davacılar tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf eden davacılara iadesine,
-
İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
-
Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/12/2023
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Katip ...
¸e-imzalıdır.
- Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:38