Sakarya BAM 3. HD 2022/1906 E. 2024/211 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2022/1906
2024/211
26 Ocak 2024
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1906
KARAR NO : 2024/211
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 13.05.2022
NUMARASI : 2020/215 Esas - 2022/432 Karar
İSTİNAF YOLUNA
BAŞVURAN DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... - ... - ...
DAVALI : AXA SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
BAŞVURU TARİHİ : 29.06.2022
İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ : 04.11.2022
KARAR TARİHİ : 26.01.2024
YAZIM TARİHİ : 26.01.2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ...'ın sürücüsü olduğu ve davalı ...'ya ait Gebze-Harem hattında çalışan ... Plaka sayılı aracın müvekkili ... ve oğlu ...'a çarptığını, çarpma neticesinde müvekkilinin ameliyat neticesinde kendine gelebildiğini, araç yüzüne çarptığı için pek çok operasyon yapılmak zorunda kalındığını, Gebze 5. ACM'nin 2017/97 E. Sayılı dosyasında sanık hakkında verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurduklarını, davalıların kaza neticesinde meydana gelen maddi ve manevi zararlardan sorumlu olduklarını belirterek; 10.000,00-TL maddi tazminatın davalılardan ve 30.000,00-TL manevi tazminatın sigorta şirketi dışındaki iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesinde; aracın trafik sigorta poliçesinin Axa Sigorta A.Ş tarafından düzenlendiğini, tazminat talebinin sigorta şirketine yöneltilmesi gerektiğini, davacının trafik kurallarına uymadığını belirterek; öncelikle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, bu talebi kabul edilmemesi halinde tazmin yükümlülüğünün olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesinde; Davacının kusurlu olduğunu, bilirkişi raporunda da bu hususun belirtildiğini, talebin zamanaşımına uğradığını, maddi ve manevi tazminat taleplerini kabul etmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından, maddi tazminat davasının feragat nedeniyle reddine, manevi tazminat davanın kısmen kabulü il, 25.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... ve ...'dan kaza tarihi olan 23.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Yerel mahkemenin bu kararına karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; söz konusu tazminat davasının daha önce asliye hukuk mahkemesinde açıldığını, mahkemece görevsizlik kararı verildiğini, alacak için önce arabulucuya başvurma şartı gerçekleşmediğini, sürmekte olan tazminat davasına konu kazanın 23.07.2015 tarihinde gerçekleştiğini, bu nedenle mahkemeye zaman aşımı itirazında bulunulduğunu, ancak bu itirazın reddedildiğini, davanın zaman aşımından reddedilmesi gerekmekte olduğunu, davalının davadaki sorumluluğu BK md. 66 adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu kapsamında olduğunu, ancak söz konusu olayda davalının sorumluluğunu ortadan kaldıran Kanunun tanıdığı istisnaların mevcut olduğunu, yerel mahkeme kararında müvekkilin kusursuz sorumluluğuna yönelik bir hukuki değerlendirmede bulunulmadığını, davalı bahsi geçen kazayı yapmadığını, davalının kusursuz sorumluluğunun ortadan kalktığına yönelik itirazlarla ilgili bir değerlendirmenin gerekçeli kararda mevcut olmadığını, maddi tazminattan doğan yargılama giderini de davalılara yüklemiş ve lehe vekalet ücretine hükmetmediğini, davacının davalı aleyhine maddi talebinden feragat etmiş olmasına rağmen, Adli Tıp Kurumundan maddi zararı tespite yönelik bir rapor talep edildiğini, mahkeme gerekçesinde de söz konusu raporu dikkate aldığına dair bir ifade kullanmadığını, mahkeme tüm masraf ve giderleri davalılar üzerinde bıraktığını, davacının söz konusu kazada %75 kusurlu taraf olduğu ceza yargılaması kararı ile sabit olduğunu, kendisinin maddi zararının sigorta şirketince giderilmiş olmasına rağmen talebini sürdürmeye devam etmesi "kimse kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemez" ilkesine aykırı olduğunu, davacı maddi tazminat olarak 10 bin TL talep etmesine rağmen hiçbir belgesi faturası olmasa da sigorta şirketinden 30 bin civarı maddi tazminat aldığını, maddi zararını ispat etmeden talebinin çok daha üstünde bir tazminatı aldığını, buna rağmen manevi zararına yönelik olarak da hakkaniyete aykırı ölçüde talepte bulunmayı sürdürdüğünü, davacı tarafın maddi zarar tazmin talebi "herhangi bir şekilde ispatlamadığı halde" sigorta şirketince karşılanmış olmasına rağmen tazminat talebini günümüz için oldukça yüksek bir değerle manevi zarar talebi olarak sürdürmeye devam etmesi tazminat zenginleşme aracı olmaz ilkesine de aykırılık teşkil etmekte olduğunu, kusursuz taraf olarak davalının davalı sıfatı ile ödemeye mahkum edilmiş olduğu tazminat miktarı faizlerle birlikte düşünüldüğünde oldukça yüksek olduğunu, davalının gelir durumu ile tazminat miktarı arasındaki oransızlık kendisini ödeme güçlüğüne düşüreceğini, sürekli kaza riskinin olduğu bir iş türünde, kusursuz durumda dahi bu kadar yüksek bir tazminata hükmedilmesi söz konusu işi yürütülemez hale getireceğini, aynı şekilde olayda asli kusurlu olan davacı açısından ise tazminat bir zenginleşme aracı işlevi göreceğini, bu durumun hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca tazminata hükmedilirken paranın değerinin bugünkü değerine değil; kaza tarihindeki değerine bakılması gerekmekte olduğunu, zira işletilen yasal faizler zaten aradaki zararı gidermeye yönelik olduğunu, Mahkeme ise kararında kusur oranından hiç bahsetmediğini, kaza tarihi olan 23.07.2015 tarihinde %75 kusurlu olan davacının manevi zarar talebinin karşılığı 25.000 TL ise enflasyon oranı, 2015 tarihiyle 2022 tarihindeki alım gücüne bakarak günümüzde gerçekleşecek benzer bir kazada manevi zararın 100.000 TL'lik tazminatlarının olması gerekirken bu durum gerçeği yansıtmadığını ve hakkaniyetli olmadığını, mahkemenin tazminat miktarını belirlerken bu denli yüksek bir oranda ve sanki kazanın bugün olmuş gibi alım gücünde hükmetmesi kabul edilemez bir durum olduğunu, davacının geçirmiş olduğu operasyonlar ve kazadan kaynaklanan tedavi süreci dolayısıyla karşılaştığı manevi zararının kendi kusuru veya ihmali ile artıp artmadığı hususu yargılamada herhangi bir şekilde araştırılıp ortaya konulmadığını, bu durumun tazminatın oranını belirlemede göz önünde bulundurulması gereken bir husus olduğunu, ayrıca davacının günlük hayatını olumsuz etkileyecek derecede belirgin bir yara izi taşımadığı ATK raporu ile sabit olduğunu, davacı tarafın maddi zararına ilişkin olarak sigorta şirketi ile yapmış olduğu ibra sözleşmesi göz önünde bulundurularak; sigorta şirketinin neden manevi zararı karşılamadığı izaha muhtaç olduğunu, davalı aracını trafik kazalarından doğacak zarara ilişkin olarak sigortalamış bulunmakta olduğunu, manevi zararın da buna dahil olduğunu, aksi durumun sigorta şirketince ispatlanması gerekmekte olduğunu, sigorta şirketi ile davacı taraf arasında yapılmış bir sözleşme ile söz konusu sözleşme açısından üçüncü kişi konumunda olan davalı aleyhine bir sonuç doğuramaz olduğunu, kaldı ki davacı taraf hiç bir zaman maddi zararı ile ilgili fatura vb delil sunmadığını, zararını ispatlamadığını ve yanıltıcı beyanlarda bulunduğunu, (bulanık görme, diş sıkma, denge kaybının olduğu gibi ifadeleri mevcuttur). manevi zararla ilgili olarak; davacı tarafın yüzünde kalıcı bir iz olmadığı ATK raporu ile sabit olduğunu, yine de ATK raporuna değinilecek olursa, davacı yürütmekte olduğu mesleğini bildirmediğini, kendisi halihazırda hangi işi yürütmekte belli olmadığını, davacı tarafın beyan etmiş olduğu (bulanık görme gibi) şikayetlerinin gerçeği yansıtmadığı ATK raporu ile sabit iken, %17 gibi yüksek bir oranda iş gücü kaybı oranının belirlenmiş olması anlaşılır bir durum olmadığını, bu nedenle söz konusu rapora yönelik yapılan itiraz sayın mahkeme tarafından dikkate alınmayıp, söz konusu ATK raporu eksik bilgi ile düzenlenlendiğini belirterek, usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 06/12/2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7155 sayılı kanunun 23.maddesi ile eklenen madde 18/A'ya göre; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir...." hükmü getirilmiştir.
01/02/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı yasa ile Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi ile 01/01/2019 tarihinden itibaren ticari davalarda arabuluculuğa başvurunun dava şartı haline geldiği, yine 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 06/12/2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7155 sayılı kanunun 23.maddesi ile eklenen madde 18/A'ya göre de, zorunlu arabuluculuğa tabi ticari davalarda, arabulucuya başvurulduğuna dair son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir suretinin sunulmasının dava şartı olduğu, bu tutanak sunulmadan açılan davalarda, mahkemece, tutanağın sunulması için davacı tarafa 1 haftalık kesin mehil verileceği, süreye rağmen tutanağın sunulmaması halinde davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verileceği düzenlenmiştir.
Anlatılan ilke ve düzenlemeler kapsamında somut olayda; davacı vekili tarafından, davalı ZMMS Sigorta'ya, sürücü ve işletene karşı açılan davanın zorunlu arabulucuya tabi ticari dava olduğu, ancak maddi tazminat talebi yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Zorunlu Arabuluculuk kapsamı içinde olmayan dava dilekçesinde de sadece sigorta dışındaki davalılardan talep olunan manevi tazminat isteminin arabuluculuk kapsamında değerlendirilmesi yerinde olmayıp davalı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf itirazı yerinde değildir.
Davalı tarafça zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de haksız fiilin aynı zamanda suç teşkil etmesi halinde ceza zamanaşımının uygulanması gerekecek olup fiilin 23/07/2015 tarihinde gerçekleştiği, iş bu davanın 22/03/2019 tarihinde açıldığından 8 yıllık ceza zamanaşımının dolmaması sebebiyle davalı vekilinin zamanaşımına ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.
Taksirle yaralama suçundan ceza mahkemesince sürücü hakkında HAGB kararı verilmiş ise de; davalı sürücünün fail olarak, davalı ...'nın ise BK md 66 uyarınca adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu kapsamından kaynaklı olarak değil, 2918 sayılı KTK'nun 3 ve 85 maddesi gereğince; işleten sıfatıyla davacının uğradığı zararlardan yasal olarak sorumlu olup, bu nedenle davalı ...'nın kusursuz sorumluluğunun kalktığına dair istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.
Manevi tazminat, zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli ve tarafların kusur durumu da gözönünda tutularak, 6098 sayılı B.K'nun 56.maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K'nun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedileceği öngörülmüştür.
Davacı vekilince feragat dilekçesi 23/06/2020 tarihinde, Mahkemece öninceleme duruşması ise 02/03/2021 tarihinde yapılmış olup, tüm araştırmalar, alınan raporlar manevi tazminatın miktarını belirlemek için yapıldığından yargılama giderinin manevi tazminatın kabul ve red oranına göre taraflara yüklenmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığında davalı vekilinin bu husustaki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Bu itibarla, somut olayda, olayın meydana geliş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur durumu ve davacının yaralanması ve tedavi süreçeleri nazara alındığında davacı için takdir olunan manevi tazminatın yerinde olduğundan davalı vekilinin bu husustaki istinaf istemi yerinde görülmüştür.
Davalı vekilince feragat nedeniyle reddedilen maddi tazminat yönünden karar tarihi itibariyle davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden istinaf edilmiş ise de davacı hakkın özünden feragat etmediği, ödeme nedeniyle maddi tazminat talebinin konusuz kaldığı, davalılar, dava açılmasına da kendileri sebep olduklarından davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru olduğundan davalı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Dairemizce ilk derece mahkemesinin kararı hem maddi olay, hem de hukuka uygunluk yönünden incelenmiş olup, kararda esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de usule aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13.05.2022 tarih ve 2020/215 esas, 2022/432 karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, HMK'nun 353/1. b. 1 maddesi gereğince davalı ... Vekili 'nın istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
-
Yürürlükteki Yargı Harçları Tarifesi gereğince davalıdan alınması gereken 1.707,75 TL harçtan peşin olarak alınan 427,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 1.280,75 TL harcın davalı ...'dan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-
Davalının istinaf başvurusu için yaptığı giderin üzerlerinde bırakılmasına, kullanılmayan istinaf avansının yatırana iadesine,
-
Karar tebliği, harç takibi ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.26.01.2024
Başkan ...
e imzalıdır
Üye ...
e imzalıdır
*Üye ...
e imzalıdır
Katip ...
e imzalıdır
İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38