Sakarya BAM 3. HD 2022/1584 E. 2023/1600 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2022/1584
2023/1600
24 Kasım 2023
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1584
KARAR NO : 2023/1600
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20.04.2022
NUMARASI : 2022/166 Esas - 2022/207 Karar
İSTİNAF YOLUNA
BAŞVURAN DAVACILAR : 1-... - ...
2. ... . ...
3. ... . ...
4. ... . ...
5. ... . ...
6. ... . ...
VEKİLLERİ : Av. ... - ...
Av. ... - ...
İSTİNAF YOLUNA
BAŞVURAN DAVALI : 1 -BEKER TURİZM SEYAHAT KOLLEKTİF ŞİRKETİ ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : 2 -ANADOLU ANONİM TÜRK SİGORTA ŞİRKETİ
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : 3 -... -... , ...
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazm.)
BAŞVURU TARİHİ : 06.07.2022-18.07.2022
İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 21.09.2022
KARAR TARİHİ : 24.11.2023
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki davalı Beker Turizm Seyahat şirketine ait davalı Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketinde ... poliçe numarası ile zorunlu mali mesuliyet sigortalı ... plakalı araç ile 12.04.2016 günü meydana gelen trafik kazasında ...'ın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını ve ardından 17.04.2016 tarihinde vefat ettiğini, müteveffanın eşi ... ile çocukları ... ve ...'nun onun desteğinden yoksun kaldıklarını, davacılara 22.12.2016 tarihinde toplam 48.130,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ödemesi yapıldığını, ancak yapılan ödemenin eksik ve zararın çok altında olduğunu, davacıların mahkemece miktarı tespit edilecek destekten yoksun kalma tazminatlarıdan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacı ... .... için 1.000,00 TL, ... ... için 1.000,00 TL, ... ... için 1.000,00 TL, ... ... için 1.000,00 TL olmak üzere davalılardan müteselsilen tahsiline, tazminatlara davalı sigorta şirketi bakımından başvuru tarihinden itibaren 8 iş gününün dolduğu 12.10.2016 tarihinden itibaren, diğer davalılar bakımından ... ...'ın ölüm tarihi olan 17.04.2016 tarihinden itibaren kanuni faiz yürütülmesine, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limitleri ile sınırlı tutulmasına, davacılar ... ... için 100.000,00 TL, ... ... için 75.000,00 TL, , ... ... için 75.000,00 TL, ... ... için 75.000,00 TL, ... ... için 50.000,00 TL, ... ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın sigorta şirketi dışındaki davalılardan müteselsilen tahsiline, tazminatlara Çetin Karataş'ın ölüm tarihi olan 17.04.2016 tarihinden itibaren kanuni faiz yürütülmesine karar verilmesine talep etmiştir.
Davalı Anadolu Türk Sigorta A.Ş vekili cevap dilekçesinde; dava konusu kazaya karıştığı ifade edilen aracın müvekkili sigorta şirketi tarafından 15/06/2015-15/06/2016 tarihleri arasında geçerli olmak üzere ... numaralı Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet sigortası poliçesi ile sigortalandığını, 22.12.2016 tarihinde davacılara 48.000,00 TL ödeme yapıldığını, müvekkilinin sorumluluğunun sona erdiğini ve davanın reddini talep ettiklerini, müvekkilinin sorumluluğunun sigortalının kusuru ile sınırlı olduğunu, destekten yoksun kalma tazminatı için destek iddialarının kanıtlanması gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Beker Turizm ve İnşaat A.Ş vekili cevap dilekçesinde; dava konusu kazanın oluşumunda davalı şirketin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, maddi manevi tazminat talepli kazanın mesai saatleri dışındayken diğer davalı sürücü ... ...'ın şahsi işi sırasında gerçekleştiğini, müteveffanın davalı sürücüye saldırdığını, davalı sürücünün olay yerinden kaçmak isterken kazanın meydana geldiğini, olayın trafik kazası olarak değerlendirilemeyeceğini, davacıların SGK'dan herhangi bir ödeme alıp almadığının tespit edilmesi gerektiğini belirterek davanın davalı şirket açısından reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından Davanın Kısmen Kabulü ile, Maddi Tazminat Yönünden; davacı ... ... için 34.801,43 TL, davacı ... ... için 1.683,05 TL, davacı ... ... için 5.122,86 TL, davacı ... ... için 6.065,57 TL'nin davalılar ..., Beker Turizm İnş. A.Ş., ... ... ve ... ...yönünden 17.04.2016 tarihinden, davalı sigorta için ise 12.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacılara verilmesine, Manevi Tazminat Yönünden; davacı ... için 30.000,00 TL, davacı ... için 25.000,00 TL , davacı ... için 25.000,00 TL , davacı ... için 20.000,00 TL, davacı ... ... için 15.000,00 TL, davacı ... ... için 15.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ..., Beker Turizm İnş. A.Ş., ... ... ve ... ... yönünden 17.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Yerel mahkemenin bu kararına karşı davacılar vekili ve davalılar ... ..., ... ... ve Beker Turizm ve İnşaat A.Ş vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece hükmolunan manevi tazminat miktarlarının çok düşük olduğunu, maddi tazminattan kusur indirimi yapılmasının hatalı olduğunu ve kusur indirimi yapılmaması gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminatının 2020 yılı asgari ücreti baz alınarak hesaplandığını, ancak istinaf tarihi itibariyle 2022 yılı asgari ücretinin yürürlükte olduğunu, kararın henüz kesinleşmemiş olması dikkate alındığında 2022 yılı asgari ücretine göre hesaplanması gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece eksik inceleme neticesi karar verildiğini, yaşanan olayın mesai saati dışında gerçekleştiğini ve trafik kazası olarak değerlendirilemeyeceğini, KTK 85.maddesindeki işletenin sorumlu tutulabilmesi için "kazanın aracın işletenim halindeyken, meydana gelmesi" şartını arıyor olması gerek ise 6098 sayılı Borçlar Kanunun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen kısmın, kusursuz olduğuna ilişkin 66. madde hükmündeki adam çalıştıranın sorumluluğunu düzenleyen metindeki "Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüğüdür." ifadesindeki atıfla davalıların hiçbir şekilde kusurlu ve sorumlu olduğunun kabul edilemeyeceğini, davacı yanda oluşan manevi zararın oluşumunda davalıların kusuru bulunmadığından davalılar yönünden davanın reddi gerektiğini, hükmolunan manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, davacı vekilinin dosyaya 3.kez sunduğu talep artırım dilekçesini kabul etmediklerini, belirsiz alacak davalarında davacının bir kez sonucunu yükseltme hakkına sahip olduğunu, davacının bilirkişi raporuna göre eksik harcı tamamlamakla talebini belirlediğini, bundan sonraki yükseltmelerin iddianın genişletilmesi yasağına girdiğini ve yeniden ek harç yatırarak talebini değiştiremeyeceğini, mahkemece kurulan hükümde maddi ve manevi tazminata ilişkin ayrı ayrı hükmolunan vekalet ücretlerinin de yasaya aykırı olduğunu, dava dosyasında davalı sıfatı ile 3 davalının takibini yapmalarına rağmen lehlerine hükmolunan vekalet ücretinin tek davalı üzerinden kabul edilmesinin de hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, ölüm ile sonuçlanan trafik kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, Dairemizin kaldırma kararı öncesinde verilen 24.12.2020 tarih, 2017/248 Esas ve 2020/573 Karar sayılı kararı ile "davanın kısmen kabulü ile, davacı ... ... için 34.801,43 TL, davacı ... ... için 1.683,05 TL, davacı ... ... için 5.122,86 TL, davacı ... ... için 6.065,57 TL olmak üzere toplam 47.672,91 TL maddi tazminatın davalılar ... ..., Beker Turizm İnş. A.Ş., ... ... ve ... ... yönünden 17/04/2016 tarihinden, davalı sigorta için ise 12/10/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacılara verilmesine, davacı ... ... için 15.000,00 TL, davacı ... ... için 10.000,00 TL davacı ... ... için 10.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... ... için 2.000,00 TL, davacı ... ... için 2.000,00 TL olmak üzere toplam 44.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ..., Beker Turizm İnş. A.Ş., ... ... ve ... ... yönünden 17/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince verilen ilk karara karşı davacılar vekili, davalı Anadolu Anonim Sigorta A.Ş. Vekili ve davalı sonradan ticaret ünvanı ve türü değişen Kollektif Şirket ve ortakları vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. Sonrasında istinaf harçlarını yatırmayan davalılardan Anadolu Anonim Sigorta A.Ş. yönünden ise istinaf talebinden vazgeçmiş sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Dairemizin istinaf incelemesi neticesinde 09.03.2022 tarih ve 2022/234 Esas ve 2022/384 Karar sayılı ilamı ile " Dosya kapsamından; olayla ilgili ceza yargılamasının Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/420 esas, 2017/198 karar sayılı dosyası ile görülmüş olduğu anlaşılmaktadır. Anılan davada davaya konu olay nedeniyle sanık olarak yargılanan ... ...'ın silahtan sayılan araçla kasten yaralama sonucu mağdurun ölümüne neden olduğu sabit görülerek cezalandırılmasına karar verildiği ve cezasında 1/4 oranında haksız tahrik indirimi uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır. Anılan karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş olduğu ve temyiz yolu açık olmak üzere istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, dosyanın kesinleşip kesinleşmediği yönünde bir bilginin bulunmadığı anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK'nın 74. maddesi uyarınca hukuk hakimi ceza mahkemesinin kusur değerlendirmesi ve beraat kararı ile bağlı değildir. Ancak öğreti ve uygulamada görüş birliği ile kabul edildiği üzere ceza mahkemesince saptanan maddi olgular hukuk hakimi bakımından da bağlayıcıdır. (Yargıtay 4. HD 28.05.2018 tarih, 2016/7668 esas, 2018/4511 karar) Davalıların sorumluluğuna gidilmesi bakımından eylemin kasten ya da taksirle işlenmesinin bir önemi bulunmayabilir ise de kusur miktarlarının tayini bakımından olayın oluş şeklinin belirlenmesi gerektiği açık olup mahkemenin bu yöndeki gerekçesi hatalıdır. (TBK m.51). Şu durumda; TBK m. 74. gereği ceza mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalı, sonrasında davaya konu olayın oluş şekli tespit edilerek kusura ilişkin bilirkişi raporu ile bağlı olmaksızın tarafların kusur durumları tespit edilmeli, davacıların maddi ve manevi zararlarının kapsamı da buna göre belirlenmelidir." şeklindeki gerekçe ile H.M.K'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince sair istinaf sebepleri incelenmeksizin ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve dosyanın mahkemesine gönderilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Ne var ki, Mahkemesince 20.04.2022 tarih 2022/166 Esas ve 2022/207 Karar sayılı kaldırma kararı üzerine verilen kararda dairemizin kaldırma kararı gereklerinin yerine getirildiğinden söz edilmeyecektir.
İlk derece mahkemesince Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/420 esas, 2017/198 karar sayılı dosyasında bozma kararı sonrasındaki karar ilamı ve kesinleşme şerhinin dosya arasına alınması ile yetinilerek ve aşağıda yer verilen sebepleri dahilinde yanılgılı gerekçe ile karar verilmiştir. Karar eksik inceleme ve hatalı hukuksal yoruma dayalıdır. İlk derece mahkemesinin karar ve gerekçesinde, Dairemizce istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlar dahilinde incelenip tespit edilen eksiklik ve hatalara başlıklar halinde aşağıda yer vermek gerekmiştir.
Maddi Tazminat yönünden mahkemesince verilen ilk kararın kesinleştiğinden söz edilemez;
İlk derece mahkemesince kararın gerekçesinde, aktüerya bilirkişisinden alınan 11.11.2020 tarihli bilirkişi raporuna da davacıların itiraz etmediği gözönüne alındığında denilerek; ilk kararda olduğu gibi şimdiki kararda da davacıların destek tazminatları aynı belirlenmiştir. Kararın anılan bölümüne ilişkin açıklaması tamamlanmadığından; gerekçede tam bir netlik olmasa da, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan son aktüerya raporuna davacıların itirazının olmadığı gerekçesi ile davalılar yararına usûli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesi ile anılan kararın verildiği sonuca varılmıştır.
Oysa ki, mahkemesince verilen ilk hükmü, maddi tazminat talebi yönünden istinaf eden ve dahası 18.11.2020 tarihli ikinci artırım dilekçesi olarak sunulan ve doğru bir şekilde ıslah dilekçesi olarak kabul edilen dilekçelerinde davacılar vekilinin, tüm raporlara karşı itiraz hakkını saklı tuttuğu ve fazlaya ilişkin haklarının saklı tuttuğu göz önünde bulundurulmadan usûli kazanılmış hak nedeni ile önceki gibi karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Ayrıca mahkemesince manevi tazminat yönünden davacıların istinafı nedeni ile usûli kazanılmış hak olmadığının kabul edilmesine göre maddi tazminat yönünden farklılaşmanın adil bir dayanağı da bulunmamaktadır.
Ayrıca, somut olayda söz konusu olmasa dahi, bilinmelidir ki; ilgili taraf, 6100 sayılı HMK 280 ve 281.maddelerine göre rapora karşı beyanda bulunmasa dahi, tarafın sessiz kalmasının raporun ilgili taraf açısından kabul edildiği anlamına gelmeyecektir. Usûli kazanılmış haktan söz edilebilmesi için tarafın açıkça rapora karşı itirazının olmadığı yönünde veya bu anlama gelebilecek yazılı ve sözlü beyanı gerekmektedir.
Müteveffanın kazanç durumu ve destek payları güncel asgari ücrete göre tespit edilip değerlendirilmelidir;
Davacılar vekilince hem ilk istinaf dilekçelerinde ve şimdiki istinaf dilekçelerinde güncel asgari ücrete göre rapor alınmamasını istinaf sebebi olarak ileri sürmüşlerdir.
Bu kapsamda, maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretler için yeniden ek rapor alınması zorunludur. Asgari ücret kamu düzeniyle ilgili olduğundan, bu hususta usuli kazanılmış haktan sözedilemeyeceği gibi, hakim bu durumu duruşmanın her aşamasında kendiliğinden gözetmelidir.(HGK.17.12.1997, 10-820 E. 1074 K.) Kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hak oluşmaz. Asgari ücret değişiklikleri kamu düzeni ile ilgili ve usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Asgari ücretteki değişiklikler usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde olup, yargılamanın her aşamasında doğrudan dikkate alınmalıdır. Çünkü kamu düzenini ilgilendiren hususlarda usuli kazanılmış haktan sözedilemez. Asgari ücret de kamu düzenini ilgilendiren kavramların başında gelir.(HGK.28.01.2004, E. 2004/10-24 - K.2004/47) (Yargı D., Kararlar, 2004/4-26)
Buna göre ilk derece mahkemesince verilen hem ilk kararda ve hem de şimdiki kararda güncel asgari ücrete göre ek rapor alınmadan karar verilmiş olması hatalı bulunmuştur.
Kusur takdir ve tayini yönünden yapılan değerlendirmede;
Dairemizce verilen önceki kararda, "Davalıların sorumluluğuna gidilmesi bakımından eylemin kasten ya da taksirle işlenmesinin bir önemi bulunmayabilir ise de kusur miktarlarının tayini bakımından olayın oluş şeklinin belirlenmesi gerektiği açık olup mahkemenin bu yöndeki gerekçesi hatalıdır. (TBK m.51). Şu durumda; TBK m. 74. gereği ceza mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılmalı, sonrasında davaya konu olayın oluş şekli tespit edilerek kusura ilişkin bilirkişi raporu ile bağlı olmaksızın tarafların kusur durumları tespit edilmeli, davacıların maddi ve manevi zararlarının kapsamı da buna göre belirlenmelidir" şeklinde kaldırma gerekçesine yer verilmiş olması karşısında ilk derece mahkemesince kusur yönünden gerekli ve yeterli inceleme yapılmadan karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
İlk derece mahkemesince gerekçeli karar ilamında " kaldırma kararı sonrası yapılan yargılamada Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yazılan müzekkere cevabında 2016/420 Esas sayılı dava dosyasının bozularak 2019/410 E sırasına kaydının yapıldığı, yapılan yargılama sonucunda ... ... hakkında bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan ceza verildiği , verilen hükmün de kesinleştiği anlaşılmakla yeniden kusur değerlendirilmesi yapılmamış olup" denilerek; kusur yönünden mahkemenin hükme ulaşırken tespit ve gerekçeleri izâh edilmemiş ve bu haliyle eksik şekli gerekçe ile gerekçeli karar hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucu doğurabilecek yöntem izlenmiştir.
6098 sayılı Borçlar Kanunun 49. Maddesin de düzenlenen "haksız fiil" olgusunun özel bir tezahürü de 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 85 vd. Maddelerinde düzenlenen motorlu araçların neden olduğu kazalarla ilgili sorumluluk halleridir. Bir motorlu aracın Karayolları üzerinde işletilmesi nedeniyle üçüncü kişilere karşı vermiş olduğu zararlardan dolayı araç sürücüsü, işleten, bağlı bulunduğu teşebbüs müştereken ve müteselsilen sorumludur. Motorlu taşıtların neden olduğu zararların giderilmesi için özel bir sorumluluk sistemi getirilerek motorlu araçlar için mali mesuliyet sigortası zorunluluğu getirilmiştir.(2918 sayılı Yasa madde 91). Tazminat sorumluluğu dört temel koşulu gerektirmektedir. Bunlar : Hareket ( eylem- fiil) , Netice ( zarar veren sonuç) , illiyet bağı ve kusurdur. Türk Borçlar Kanun 49. Maddesine göre kusurlu ve hukuka aykırı bir eylem nedeniyle başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlü olduğuna göre, haksız fiil sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk olduğundan şüphe duyulmamaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. Maddesi " Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz." düzenlemesine haiz olup; Yüksek Mahkeme ve Doktrin görüşleriyle kabul edilen ilkelere göre hukuk hakimi ceza mahkemesinin mahkumiyet kararıyla bağlı olduğu gibi, ceza yargılamasındaki kesinleşen maddi olgularla da bağlıdır. Ceza Hukuku alanında suç olarak kabul edilen bir eylemin Özel Hukuk alanında tezahürünün de haksız fiil veya geçersizlik olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu noktada, ceza mahkemesi kararlarının, hukuk mahkemesince yapılan yargılamaya etkisi değerlendirilmelidir (TBK m.74). Mahkumiyet kararı, TBK’nın 74.maddesi anlamında hukuk hâkimi yönünden bağlayıcı olduğu gibi bu davadaki maddi olgu ve toplanan deliller, hukuk mahkemesinde görülmekte olan davada muteber ve hükme esas alınabilecek deliller olarak kullanılabilecektir.
HMK 266 madde hükmüne göre de, kusur oranlarının belirlenmesi teknik değil hukuki bir konudur. Elde edilen teknik bulgulara göre hakim bu oranı belirlemede ihlal edilen kuralları gözönüne almalıdır.
Bu çerçevede yukarıda da yer verildiği üzere HMK'nın 266. maddesi uyarınca hakim, bilirkişilerce tespit edilen kusur oranları ile bağlı olmayıp kusura ilişkin teknik verileri değerlendirerek kusur oranlarını kendisi belirlemelidir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 03.12.2020 tarih 2019/5890 E - 2020/8066 K sayılı ilamı bu konuda yol gösterici niteliktedir.
Davaya konu somut olayda, davacılar desteği, davalılardan ... ... sevk ve yönetiminde olan, karayolunda ve işletilme halinde olan aracın sürücüsünün bilinçli taksir düzeyindeki eyleminin etkisi ile vefat etmiştir.
Söz konusu, haksız eylem nedeni ile yürütülen kovuşturma dosyası kapsamında Kocaeli 3.Ağır Ceza Mahkemesince, 12.11.2019 tarihinde verilen ve mahkemesince düzenlenen kesinleştirme şerhine göre 18.03.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılan kararda; sanığın bilinçi taksir ile hareket ettiği kabul edilmiş ve sanığın olay tarihinde kullandığı servis aracının sileceklerine tutunan maktulün aracı durdurarak düşmesine ve kafasını yere vurarak ölmesine bilinçli taksirle neden olduğu kabul edilerek; netice ceza olarak sanık/davalı ... ... hakkında 5 yıl hapis cezası verilmiş olduğu görülmektedir.
5237 sayılı TCK m.22/3’te; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu durumda bilinçli taksir kavramı üzerinde durularak, yalın taksir sorumluluğundan farklarının ortaya konulması gerekmektedir.
Öğretide ve içtihatta Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilecektir. Taksir, istisnai bir kusurluluk şeklidir. Taksirli suçta failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme olmalıdır. 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde basit taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 Sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış olup, 5237 Sayılı TCK’da, 765 Sayılı yer verilen, “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik”, “kayıtsızlık veya tedbirsizlik”, “hataen ve kayıtsızlıkla”, “müsamaha ve dikkatsizlik” şeklindeki taksir kalıplarına ilgili suç tiplerinde yer verilmemiş, ancak gerek öğretide, gerekse uygulamada, bu taksir kalıplarına yer verilmemiş olmasının, bir eksiklik veya farklılık oluşturmayacağı kabul edilmektedir (Y12CD-K.2016/8337).
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında basit taksirin unsurları şu şekilde ifade edilmiştir: Fiilin kanunda taksirle işlenebilen bir suç olarak açıkça düzenlenmiş olması, Failin icra ettiği hareketin iradesine uygun olması, Failin hareketinin neticesini istememesi, Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması, Neticenin “öngörülebilir” olmasına rağmen fail tarafından somut olayda öngörülememiş olması.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının etkisinin bulunması halinde taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
5237 sayılı Ceza kanununda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, kanunun 22. maddesinin 3. fıkrasında bilinçli taksir; “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür (YCGK-K.2014/162).
Bilinçli taksir, öngörüldüğü halde, istenmeyen neticenin gerçekleşmesine iradi hareketiyle neden olmaktır. Türk öğretisinde genel kabul gören görüşe göre; öngörebilme, failin kişisel özellikleri dikkate alınarak saptanmalıdır. Kişisel özellikler kapsamında; kişinin yaşı, kültür derecesi, zekası dikkate alınır. Bilinçli taksir halinde fail, hareketi bilerek ve isteyerek yapmakta, istemediği sonucu da öngörmektedir; ancak, kişisel yeteneği, olayın özellikleri ve geçmiş deneyimleri gibi nedenlerle neticenin meydana gelmeyeceğine inanmaktadır.Bilinçli taksir, taksirden daha yoğun bir kusurluluk durumudur. Kişi neticeyi öngörmesine rağmen, neticeyi meydana getiren davranıştan kaçınmamıştır. Ancak bilinçli taksirde de, neticenin gerçekleşmesi kesinlikle istenmez ve gerçekleşmeyeceğine inanılır. Kişi, “neticenin meydana geleceğine inansaydı, hareketi yapmayacaktı” diyebiliyorsak, artık failin bilinçli taksir ile hareket ettiği kabul edilir; aksi halde olası kast söz konusu olur. Örneğin; kendisine kırmızı ışığın yandığını görmesine rağmen, birşey olmayacağı inancıyla kırmızı ışıkta geçerek kazaya neden olan sürücü, bilinçli taksirle hareket etmiş olacaktır. Örneğimizde fail, kazanın meydana gelmesini istememekte, gerçekleşmeyeceğine inanmakta, ancak; öngördüğü bu neticeyi engelleyecek gerekli davranışı da yapmamaktadır. (Yargıtay Kararları Işığında Bilinçli Taksir Kavramı ve Unsurları. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi. Sayı 2-13 , Syf 122,123, Onur YİĞİT Yargıtay 12. Ceza Dairesi Tetkik Hakimi)
O halde, bilinçli taksir kavramına ilişkin tüm bu teorik atıfların ışığında bilinçli taksir kavramının alelade taksirden daha farklı ve yoğunlukta bir taksire işaret ettiği çıkarımında bulunulabilecektir.
Kabule göre de , kast ve taksir arasında yer alan bilinçli taksir düzeyinde gerçekleşmiş olduğu tespit edilen somut olayda, davalı araç şoförü ile eylemlerinden sorumluluğu kabul edilen işleten ve sigortacının hukuksal sorumluluğuna gidilirken; hükme elverişli olmayan ve olayın oluş şekline uygun düşemeyen kusur raporuna dayanılarak karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.
Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.
Mahkemesince, davacının bilinçli taksirli şekilde eylemi gerçekleştirdiği gözetilerek ve bu eylemin varsa kazanın meydana gelmesinde müteveffanın kusurunu kestiği ve izale ettiği düşünülmeden; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 51.maddesine göre kusurun ağırlığını ve tazminatı takdir yetkisinin Hâkimde olduğu gözetilmeden; hükme elverişli olmayan rapora atıf yapmak suretiyle karar verilmesi somut olaya ve hakkaniyete uygun düşmemektedir.
Somut olayın oluş şekli ve neticesi ve psikolojik iklimi göz önünde bulundurulduğunda; müteveffaya kazanın meydana gelmesinde kusur atfedilmesi doğru olmayıp; ancak 6098 sayılı TBK 52.madde kapsamında müterafik kusur olarak uygulamada ele alınan hakkaniyet indirimi hususu tartışılmalıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.
6098 sayılı Borçlar Kanunun 52/1. Maddesinde düzenlenen "hakkaniyet indiriminin" konusu olabilecektir.
Somut olayda, indirim sebeplerinin uygulanması şeklinde bir savunma ileri sürülüp sürülmediğinden bağımsız olarak; Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihadına göre uygulamada müterafik kusur olarak adlandırılan ve aslında hakkaniyet indirimi koşulları şeklinde değerlendirilmesi gereken hususlar re'sen göz önünde bulundurulmalıdır.
Yanı sıra kazanın meydana geliş biçimine göre Borçlar Kanunun 52. Maddesine göre davacılar desteğinin bizzatihi kendisinden kaynaklanan, zararlı sonucun yani ölüm olayının meydana gelmesine neden olabilecek bir aktif veya pasif bir eyleminin bulunup bulunmadığının denetlenerek; varsa Yüksek Mahkemenin uygulaması doğrultusunda hesaplanan gerçek zarardan indirim yapmak suretiyle tazminata hükmedilmelidir.
Sonuca göre de, ilk derece mahkemesince yapılması gereken iş, davacının açık talep ve kabulü nedeni ile PMF 1931 + iskontolu yönteme göre önceki hesap formülüne sadık kalınarak ve tazminat hesabı yönünden teknik parametreler sabit kabul edilerek ve fakat karar tarihine en yakın tarihteki güncel asgari ücret nazara alınarak; aktüer bilirkişisinden ek rapor almak olmalıdır. Sonrasında ise müteveffanın 6098 sayılı TBK 52.maddesi kapsamında zararlı sonucun yani ölüm olayının meydana gelmesinde aktif veya pasif hareketinin etkisi olup olmadığı değerlendirilerek; davacının müterafik kusurunun varlığının kabul edilmesi halinde hakkaniyet indirimi yapılıp yapılmayacağı hususu tartışılarak ve bu hususa ilişkin mahkeme kanaatinin, 6100 sayılı HMK 297.maddesine uygun bir şekilde gerekçelendirilmek suretiyle karar vermekten ibaret olmalıdır.
Dairemizce HMK'nın 355 maddesi gereğince istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlar ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde, İlk derece mahkemesinin hükmüne esas aldığı bilirkişi raporunda ve kararında tespit edilen ve yukarıda belirtilen eksiklik ve hatalar dairemizce H.M.K'nun 353/1-a-6 maddesi kapsamında "uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli bazı delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması" olarak nitelendirildiğinden, sair istinaf sebepleri incelenmeksizin; yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ilk derece mahkemesince yukarıda belirtildiği şekilde araştırma ve değerlendirme yapılarak gerekli kararın verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Davacılar vekili ile davalı Beker Turizm Seyahat Kollektif Şirketi vekilinin istinaf başvurularının KABULÜ İLE, Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.04.2022 tarih ve 2022/166 esas, 2022/207 karar sayılı kararının HMK'nun 353/1. a. 6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
-
Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
-
Davacılar vekili ile davalı vekili tarafından yatırılan istinaf harçlarının istek halinde yatıranlara iadesine,
-
Davacılar vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusu için yaptıkları giderlerin esas hakkında verilecek kararda değerlendirilmesine,
-
Harcanmayan istinaf gider avanslarının yatırana iadesine,
-
Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 24.11.2023
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
*Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:56:54