Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/292 E. 2024/299 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2024/292
2024/299
20 Mayıs 2024
T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/292 Esas - 2024/299
T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/292 Esas
KARAR NO : 2024/299
BAŞKAN : ...
ÜYE : ...
ÜYE : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : OSB Yönetim Kurul Kararının İptali
DAVA TARİHİ : 16/02/2022
KARAR TARİHİ : 20/05/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 24/05/2024
Görev yönüyle ilgili istinaf dairesinin içtihatları ile (emsal Sakarya BAM 3 HD, T.17.05.2023, E. 2023/272, K. 2023/712 sayılı ilamı ile T.24/05/2023 , E.2023/218, K.2023/752 sayılı ilamı) uyumlu olarak verilen Mahkememizin 2022/233 Esas 2022/1485 Karar sayılı 16/11/2022 tarihli esasa ilişkin kararı; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 09.05.2024 tarihli kararı ile (mahkememiz kararından sonra verilen Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 15.06.2023 tarihli 2022/4599 Esas 2023/3797 Karar sayılı bölge adliye mahkemeleri kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararı doğrultusunda) "görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu" gerekçesiyle kaldırılmış, dosya mahkememizin yeni esas sırasına kaydedilmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı OSB arasında 19.06.2017 tarihinde yapılan tahsis sözleşmesi ile 449 ada 27 nolu parselle ilgili olarak ilk tahsis işlemi yapıldığını, en son 01.09.2020 tarihinde aynı taşınmaza ilişkin olarak yeni bir tahsis sözleşmesi imzalandığını, 01.09.2020 tarihli sözleşme ile önceki sözleşmelerin iptal edilerek katılımcılık sıfatının artık 01.09.2020 tarihli sözleşmeye göre belirlendiğini, davalının 17.12.2021 tarihli yazı ile (bahsi geçen yönetim kurulu kararını ve dayanak genel kurul kararını göndermeksizin) davacıya yapılan tahsisinin pandemi ve ekonomik nedenlerle yönetim kurulu yetkisinde olan sürelerin de kullanılması sonrasında 01.09.2021 tarihi itibari ile yasal sürenin dolmuş olması sebebiyle iptal edildiğini bildirdiğini ve 11.01.2022 tarihinde 6.473,909 TL bedeli davacıya gönderdiğini, davacının aynı gün bu bedeli OSB ye iade ettiğini, tahsisin iptal edildiğini bildirmesine rağmen davacının 20.12.2021 tarihli yazısı ile davacıya 2022 yılına ait yönetim aidatlarının miktar ve tarihlerini bildirip aidat ödemelerinin yapılmamasının ihtar ettiğini, bu ihtar üzerine aidat ödemelerinin davacı tarafından yapıldığını, ihtarnamelere rağmen davalının yönetim kurulu kararını ve dayanak genel kurul kararını göndermediğini, Davacıdan sözleşme ile belirlenen 1.546.925 TL tahsis bedeli dışında fazladan tahsilatlar yapılarak toplam 2.303.583 TL tahsil edildiğini, Süreçte kendilerinden istenen fazla bedellerin dayanağının gösterilmediğini, sözleşmede yazılan rakam dışında çeşitli adlar altında istenen bedeller ile işletilen faizin keyfi, haksız ve davacıyı tahsisten vazgeçirmeye yönelik olduğunu, Gönderilen yazılardan birinde 22.10.2018 tarih ve 2018/60 Sayılı yönetim kurulu kararı ile gerçekleşen yeni bir tahsis işleminden bahsedildiğini, 01/09/2020 tarihli yeni tahsis sözleşmesi ile 2017 yılında yapılan tahsislerin askıya alındığının ve 01.09.2020 tarihi itibari ile OSB Uygulama Yönetmeliğinin 60.maddesinde yazılı sürelerin yeniden başladığının OSB tarafından kendilerine bildirildiğini, Davalı OSB nin davacıya gönderdiği yazıda davacıya tahsisin 19.06.2017 tarihinde yapıldığını ve 01.09.2021 tarihi itibari ile yasal sürelerin dolduğunu ve yönetim kurulunun artık süre uzatma yetkisinin kalmadığını bildirdiğini, ancak 01.09.2020 tarihli tahsis sözleşmesinin esas alınması gerektiğini, buna rağmen davalı tarafça 19.06.2017 tarihli sözleşme nazara alınarak yasal sürede firmanın proje başlangıcı yapmadığından bahisle iptal kararı verildiğini, Davacının 05.10.2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne ÇED başvurusu yaptığını, 06.10.2021 tarihinde Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünden ÇED Kapsam Dışı karar yazısını aldığını, bu arada yapı ruhsatına esas teşkil eden tüm projelerini de bitirip davalı OSB ye vermek istemiş ise de davacı adına olan tahsis iptal edilerek başka kişilere tahsisinin yapılacağı düşüncesi ile bahsi geçen projelerin davalıya tesliminin gerçekleşemediğini, davalının yapı ruhsatlarına temel oluşturacak olan imar durum belgesini davacıya vermediğini, ayrıca davalının fabrika inşaatına başlanabilmesi için zorunlu olan yapı denetim sözleşmesini yapabilmek için onayladığı yapı denetim firması hakkında gerekli bilgileri de vermeyerek bizzat davalının gecikmelere neden olduğunu, Dava konusu tahsisin iptaline dair yönetim kurulu kararının butlanla malul olduğunu ve iptalinin gerektiğini, kararın kanunun (objektif hukuk kurallarının) emredici hükümlerine, mülkiyet hakkına, iyiniyet kurallarına ve eşit işlem ilkesine aykırı olduğunu, 4562 Sayılı Kanunun 18.maddesinde satış bedeli tamamen ödenmişse geri alım şerhli tapunun katılımcıya verileceği yazılı olmasına rağmen davalının kötüniyetli olarak geri alım şerhli tapuyu vermediğini, OSB Uygulama Yönetmeliğinin 60.maddesinde yeralan düzenlemenin lafzından iptalde dikkate alınacak sürenin her bir bentte belirtilen 1 ve 2 yıllık süreler olmayıp toplam 3 yıllık süre olduğunu, 19.06.2017 tarihli tahsis sözleşmesi iptal edilip 01.09.2020 tarihli yeni bir sözleşme yapıldığına göre tahsisin ancak 01.09.2023 tarihinde sona ereceğini, Yönetim kurulu kararının alınmasında tarih açısından usulsüzlük olduğuna dair ciddi kuşkuların bulunduğunu, Davacıya tahsisi yapılan ... ada ... nolu parselin OSB nin genişleme alanı içerisinde kaldığını, OSB sınırlarına dahil edilen bu genişleme alanlarında kamulaştırma işlemleri bitmeden herhangi bir imar ve parselasyon uygulaması yapılamadığını, dolayısıyla davalının iptale dayanak yaptığı OSB Uygulama Yönetmeliği 60.Maddesinde yazılı sürelerin başlatılamayacağını, parselasyon planı olmayan bir yerde yapı ruhsat almak ve inşaata başlamanın mümkün olmadığını, imar ve parselasyon planları kesinleşmeden katılımcıdan alt yapı katılım bedeli talebinin de hukuken mümkün bulunmadığını, Belirterek davalı OSB Yönetim Kurulunca alınan 16.12.2021 tarih ve 2021/ 43 sayılı tahsis iptal kararının hükümsüzlüğünün tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu edilen işlemin Organize Sanayi Bölgesi yönetimine tanınan yasal yetki çerçevesinde idare işleviyle ilgili bir alanda tek taraflı irade beyanıyla hukuki sonuç doğuran bir işlem olarak tesis edildiğini, bu sebeple yargı yolunun İdari Yargı olduğunu,
Davacının bu davayı açma hakkının bulunmadığını, davanın usulden reddinin gerektiğini, OSB adına tescil edilen taşınmazların sanayiciye tahsisinin yapıldığını ve inşaat faaliyetlerini bitiren sanayicilere tapu devirlerinin gerçekleştirildiğini, ancak ilerleyen maliyetlerin (kamulaştırma davaları sebebiyle değişen arsa maliyeti ve genişleme sebebiyle doğan alt yapı katılım maliyeti) arsa tahsis sözleşmeleri gereği sanayicilere yansıtıldığını ve yasal zorunluluk gereği taşınmaza OSB lehine geri alım şerhi konulduğunu, Davacı taraf ile 19.06.2017 tarihli Arsa Tahsis Sözleşmesi imzalandıktan sonra Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının tavsiye kararı ile sanayicilere yeniden süre vermek o dönem ülke genelinde yaşanan ekonomik krizde katılımcılara ekonomik rahatlama sağlamak amacıyla davacıyla 01.09.2020 tarihli aynı içeriğe sahip yeni sözleşmenin imzalandığını, Davacının iddia ettiği gibi OSB’nin kesin arsa tahsis bedelini 1.546.925,00 TL olarak belirlemesinin mümkün olmadığını, sözleşmesinin bedel başlıklı 5. Maddesinde bedelin tahmini olduğunun belirtildiğini, davacının arsa maliyet borcuna mahsuben 2.152.371,49 TL ve alt yapı katılım maliyet borcuna mahsuben 394.833,39 TL ödeme yaptığını, ancak arsa ve alt yapı katılım bedeli maliyetlerinin sürekli olarak yürüyen ve devam eden maliyetler olduğunu, Davacının tahsisinin iptal edilmesinin sebebinin davacının tahsis bedelini ödememesi olmayıp OSB Uygulama Yönetmeliği 60. Maddesinden doğan (1 yıl içerisinde gerçekleştireceği yapıya ait yapı ruhsatını almak ve sanayi faaliyeti ve istihdama geçme) yükümlülüklerin yerine getirilmemesi olduğunu, davacının sözleşmeden kaynaklanan borcunu eksik yerine getirmiş olmasından dolayı sözleşmenin feshinde ve arsa tahsisinin iptalinde OSB nin haklı olduğunu, tahsis kararının iptalinde OSB yönetim kurulunun yetkili olduğunu, Arsa tahsisinin OSB Uygulama Yönetmeliği madde 55 gereği genel kurulun belirleyeceği ‘’prensipler’’ çerçevesinde yönetim kurulu tarafından yapıldığını,
Tahsis ve tahsis iptaline ilşikin yetkilerin OSB Yönetim Kuruluna ait olduğunu, Tahsis iptalinin davacıya yazılı olarak bildirildiğini ve hatta 21.01.2022 tarihli ihtarname ekinde Yönetim Kurulu Kararının da gönderildiğini, tahsis iptalinin ardından 6.473.909,00 TL nin davacı yana OSB tarafından ödendiğini ancak davacının ise bu bedeli OSB ye iade ettiğini, bedelin halen bankada bloke olarak tutulduğunu, davacının OSB Genel Kuruluna katılım hakkı olmadığını, 20.12.2021 tarihli ... yevmiye numaralı yazı ile bir sonraki yıl olan 2022 yılına ait olmak üzere yazılan aidat bildirimi yazısının Bölge Müdürlüğü muhasebe servisi tarafından sehven yapıldığını, Ocak ve Şubat ayına ilişkin hataen alınan aidatların geri ödemesinin dava tarihinden de önce davacıya yapıldığını, Davacının bahsettiği 22.10.2018 tarihli üçüncü bir sözleşmenin bulunmadığını, bahsi geçen 2018/60 sayılı yönetim kurulu kararının belirtilen konuda olmayıp katılımcıların borcuna ilişkin bir karar olduğunu, Davacı tarafın OSB’nin kötüniyetle kendilerine imar durum belgesi ve yapı denetim firmasının irtibat bilgilerini vermeyerek yapı ruhsatının alınmasında gecikmelere sebep olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, OSB nin sadece proje firması tarafından hazırlanan yapıya ait mimari projeyi süresinde onayladığını bunun dışında yapı ruhsatı alınması sürecine ilişkin bir yükümlülüğünün ve dahlinin bulunmadığını, ayrıca davacının onaya sunması gereken mimari avan projeyi süre bitiminde gönderip ön inceleme istediğini, onay isteminin dahi geç yapıldığını, Davacının kararın iptali isteminin dayanaksız olduğunu, OSB Uygulama Yönetmeliği 26. Maddesi gereği OSB Yönetim Kurulunun ayda en az iki kez OSB Bölge Müdürlüğü İdari ve Sosyal Tesislerinde toplanmak üzere toplantılarını fiziken bir araya gelerek gerçekleştirdiğini, önceden belirlenen Yönetim Kurulu gündeminin en az 1 gün önceden Yönetim Kurulu üyelerine bildirilmek üzere çağrı yapıldığını, yönetim kurulunun salt çoğunluk ile bir araya gelerek salt çoğunluk ile kararlarını aldığını, yönetim kurulu kararının iki kurucu unsurunun da bulunduğunu, OSB Yönetim Kurulunun dava konusu kararında katılımcılara karşı eşit işlem ilkesini ihlal etmediğini, tüm katılımcıların hakkının gözetildiğini, kararın usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Taraflar arasında 19.06.2017 tarihinde yapılan ilk tahsis sözleşmesi ile ... ada ... nolu parselin davacıya tahsis edildiği, daha sonra taraflar arasında 01.09.2020 tarihinde aynı taşınmaza ilişkin olarak yeni bir tahsis sözleşmesi imzalandığı, OSB Yönetim Kurulunca alınan 16.12.2021 tarih ve 2021/ 43 sayılı karar ile tahsisin iptal edildiği, davalının davacıya gönderdiği 22/06/2021 ve 19/08/2021 tarihli ihtar yazıları ile 13/01/2022 tarihli noter ihtarnamenin içeriğine göre iptalin gerekçesinin davacının yönetmeliğin 60 . Maddesinde öngörülen sürede yapı ruhsatı almaması olarak açıklandığı, OSB yönetim kurulunun yetkisinde olan ek süreleri davacıya tanımış olduğundan bahisle yeni bir ek süre verilmediği hususları tarafların ortak kabulündedir.
Taraflar arasındaki anlaşmazlık:
-
Davalı OSB yönetim kurulunun davacıya yapılan arsa tahsis işleminin iptali hakkında verdiği 16.12.2021 tarih ve 2021/ 43 sayılı kararının yasaya hukuka ve sözleşmeye aykırı olup olmadığı, OSB yönetiminin bu iptal kararının alınmasına dayanak oluşturan önceki iş ve işlemlerinin hukuka ve yasaya uygun olup olmadığı, bu kararın yoklukla malul olup olmadığı veya iptali şartlarının oluşup oluşmadığı,
-
Yönetmeliğin 60. Maddesinde öngörülen ruhsat alma süresinin başlangıcında 19.06.2017 tarihli ilk tahsis sözleşmesinin mi yoksa 01.09.2020 tarihli sözleşmenin mi esas alınmasının gerektiği ve bu sürenin ne olduğu,
-
Yönetmeliğin 60. Maddesi uyarınca davacıya yapacağı inşaata ait projeleri OSB’ye tasdik ettirerek yapı ruhsatını alması için Yönetim kurulunca ek süre verilmesinin gerekip gerekmediği, yönetim kurulunun yönetmelikte belirtilen ek süreleri vermiş sayılıp sayılmadığı hususlarındadır.
Dava OSB Yönetim Kurul Kararının İptali davasıdır.
TTK nun 5. Maddesine göre "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir."
Ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.
Özellikle belirtmek gerekir ki salt sermaye şirketi ortağı ya da yöneticisi olmak; şirketin ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunması itibariyle bir ticari işletmenin kısmen de olsa kendi adına işletilmesi anlamını taşımayacağından bu kimsenin tacir sayılması için yeterli değildir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesinin 2022/1301 Esas 2023/60 Karar sayılı kararı)
TTK nun 4/1 maddesinde yer alan bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür.
4562 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi uyarınca OSB'ler özel hukuk tüzel kişisidir. Bununla birlikte 6102 sayılı Kanun'un 11 inci maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı Kanun'un 16 ncı maddesi uyarınca tacir olarak kabul edilmeleri mümkün değildir. Öte yandan OSB'lerin ticaret şirketi olduğu yönünde herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Bu sebeple OSB'lerin taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun ya da olmasın, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hâllerde yargılamanın asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gereklidir. (Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 2022/4599 Esas 2023/3797 Karar sayılı bölge adliye mahkemeleri kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi kararı)
Somut davada uluşmazlık OSB yönetim kurulu kararının iptali talebine ilişkin olup mutlak ticari dava niteliğinde değildir. Davada mahkememiz görevli olmayıp Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
Görev kamu düzenine ilişkin olup dava şartlarındandır. HMK nun 138/1 maddesindeki " Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir." hükmü ile aynı yasanın 320/1 maddesindeki "Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir." düzenlemesi ve "Mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır" şeklindeki HMK nun 115/1 maddesi ile usul ekonomisi nazara alınarak dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; davacı tacir olmadığından ve uyuşmazlık ticari dava niteliğinde bulunmadığından mahkememizin görevsizliğine ve davanın görev dava şartı yokluğundan usulden reddine, dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, davanın HMK'nın 114/1. c ve 115/2 maddeleri gereği görev dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
-
Bu karara karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak görevsizlik kararının kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten itibaren, karara karşı kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli Sakarya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
-
Yukarıda belirtilen yasal süre içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde dosyanın resen ele alınarak verilecek ek kararla davanın açılmamış sayılacağı ve davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceği hususunun İHTARINA,
-
HMK nun 321/2 maddesi gereğince kararın talep aranmaksızın taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek ya da aynı sürede başka yer asliye ticaret mahkemesi aracılığıyla mahkememize gönderilecek bir dilekçe ile, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere, karar verildi. 20/05/2024
Başkan ...
E-imzalıdır
Üye ...
E-imzalıdır
Üye ...
E-imzalıdır
Katip ...
E-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:27