İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/337 E.
Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın
Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.
Karar Bilgileri
İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2026/337
2026/329
7 Mayıs 2026
T.C. İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2026/389 Esas KARAR NO:2026/327 DAVA:Alacak (Ticari Nitelikteki Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:29/04/2026 KARAR TARİHİ:07/05/2026 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar birbirini iki yıldan uzun bir süredir tanıyan ve aralarında ticari güven ilişkisi bulunan kişiler olduğunu, davalının davacıyı kendi iş ve dost çevresinden insanlarla tanıştırdığını, kıymetli maden ve nakit yatırımlarını ticari olarak değerlendirebileceğine ilişkin güven oluşturan sözler sarfettiğini, davacı da aralarında oluşan bu ticari güvene dayanarak, ticari yatırım ve gelir elde etme konusunda ikna olduğunu, davacının nakit para ve değerli metal yatırımlarını davalıya emanet olarak verdiğini, 27.02.2026 Tarihinde ...'na havale edilen 200.000,-TL nakit meblağın taahhüt edilen günde iade edilmemesi nedeniyle, 03.04.2026 temerrüt tarihinden dava tarihine kadar mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı ile işlemiş temerrüt faizi olan dava bedeli toplamına, fiili ödeme gününe kadar asıl alacağa işleyecek en yüksek değişen oranlarda mevduata uygulanan faiziyle birlikte; faiz ile karşılanamayan temerrüt tarihinden itibaren oluşmuş munzam zararların dava tarihinden fiili ödeme tarihine kadar işleyecek en yüksek değişen oranlarda mevduata uygulanan faiz ile tahsilini, 18.11.2025 / 11.05 tarihinde 9 kg külçe gümüş + 11 kg külçe gümüş olarak, iki parça halinde evraksız teslim edilen, 17.03.2026 tarihinde "Emanet Teslim ve Teslim Alma Tutanağı" başlıklı ve imzalı whatsapp üzerinden gönderilen belge ile teslim edilen, 03.04.2026 tarihinde iade edilmeyen, temerrüde ve davaya konu toplam 20 kg külçe gümüş emtiaya ilişkin olarak; 9 kg ve 11 kg gümüş külçe olmak üzere toplam 20 kg gümüşün aynen teslimi ve 03.04.2026 temerrüt tarihinden dava tarihine kadar TBK md. 122 kapsamında gerçekleşen munzam zararlar ile tahsilini, Davalı davacıyla sesli iletişim yoluyla iadeleri yapacağını bildirdiğini, yazılı iletişimde de defalarca hem gümüş hem nakit para iadesini yapacağını bildiren yazılar yazdığını, ancak bu yazıları sildiğini, en son; 01.04.2026 tarihli whatsapp yazışmasında; “Sayın ..., Nakit emanetiniz nisan ayın sonunda, gümüş emanetiniz mayıs ayı sonunda iade edilecektir” şeklinde mesaj attığını, okunduktan sonra mesajı sildiğini, ancak davacı tarafından ekran görüntüsü alındığını, davacı açısından bu ilişki, basit bir emanet tesliminden ibaret olmayıp, taraflar arasında zaman içerisinde inşa edilen güvenin, ekonomik bir işbirliğine dönüşmesinin doğal sonucu olduğunu beyanla; 200.000,-TL nakit para 20 kg gümüş külçenin aynen teslimi ile munzam zararların tahsiline, aynen teslim mümkün olmaz ise 9 kg ve 11 kg gümüş külçe olmak üzere toplam 20 kg gümüşün dava tarihindeki değeri 2.092.800 TL ve temerrüt tarihinden dava tarihine kadar TBK mad. 122 kapsamında gerçekleşen munzam zararlar ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, yargılama ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir. DELİLLER: Arabuluculuk son tutanak örneği, yazışma görüntüleri, Emanet Teslim ve Teslim Alma Tutanağı örneğinin dosyamız arasında olduğu görülmüştür. GEREKÇE: Dava; davacı tarafından davalıya tasarruf etmesi için emanet edilen bir miktar para ve gümüş külçenin aynen iadesi, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde dava değerindeki gümüş kuru üzerinden hesaplanan alacak ile emanet edilen para ve gümüşün iade edilmediği süreçte oluşan munzam zararların tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 115/1. maddesi uyarınca dava şartlarının bulunup bulunmadığı davanın her aşamasında resen araştırılır. HMK’nun 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. 6102 Sayılı TTK’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir.
Aynı Yasa'nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) yürürlüğe girdiği 01.11.2011 tarihinden sonra 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5. maddesinde 6335 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ticaret mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nin 5. maddesinde düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir. Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nin 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nin 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nin 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nin 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK”'nin 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; somut olayda davacının tacir olduğunun iddia edilmediği gibi buna ilişkin bir belge de sunulmamış olduğu, söz konusu ödünç verme işleminin tarafların ticari işletmesiyle ilgisinin bulunmadığı gibi dosya kapsamında böyle bir hususun da iddia edilmediği, bu haliyle davanın nispi ticari dava olmadığı, davanın mutlak ticari dava da olmadığı gözetilerek; davaya bakmaya genel mahkemelerin görevli olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, yukarıda belirtilen yasa hükümleri ve açıklamalar uyarınca davada görevli mahkemenin İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden; 1-Davanın 6100 Sayılı HMK'nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİ ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, 2-Görevli Mahkemenin İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna, 3-6100 sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin, bu karar süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dosyanın İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 4-Bu süre içerisinde başvuru yapılmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, 5-HMK'nun 331/2. maddesi gereğince yargılama giderlerinin yetkili ve görevli mahkemece hüküm altına alınmasına, açılmamış sayılmasına karar verildiği takdirde bu kararda değerlendirilmesine, 6-İhtiyati tedbir talebinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.07/05/2026 Katip ... e-imza Hakim ... e-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.