SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/317 E.

MCP

Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın

Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.

perpeek’ten Al

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/317

Karar No

2026/475

Karar Tarihi

21 Mayıs 2026

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2025/317 Esas KARAR NO :2026/475 DAVA:Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) DAVA TARİHİ:05/05/2025 KARAR TARİHİ:21/05/2026 ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- BİRLEŞEN .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ... ESAS DAVA:Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) DAVA TARİHİ:16/05/2025 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili tarafından sunulan asıl dava dilekçesinde özetle; davacılar ile birleşen dosya davalısı ... arasında 21.04.2022 tarihinde Pay Satış ve Devir Sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşme ile ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin pay yapısının yeniden düzenlendiği ve şirketin ... ili ... İlçesi ... mevkiinde bulunan su dolum tesisine yatırım yapılmasının kararlaştırıldığı, sözleşmenin D bölümünde ...'nun 24 aylık süre içerisinde 30.000.000,00 TL tutarında yatırım yapma yükümlülüğü altına girdiği, sözleşmenin D.7 maddesi gereğince bu yatırımın yerine getirilmemesi halinde pay oranının yeniden hesaplanacağı ve payların geri devredileceğinin düzenlendiği, ancak ...'nun 24 aylık süreyi geçirdiği halde sözleşme kapsamındaki yatırımı yapmadığı, ayrıca yedieminine devredilmesi gereken pay senetlerinin dahi davalı uhdesinde bulundurulduğu, şirket pay defterinde davalı adına %45 oranında hisse sahibi olarak yapılan kaydın usulsüz olduğu ve davacıların imzalarının sahte olduğu, bu nedenle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2025/... sayılı soruşturma dosyasında şikayette bulunulduğu ileri sürülmüş; netice itibarıyla davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi nezdinde gerçek pay sahipliğinin tespiti ile müvekkilleri adına tescili, hisse devrinin engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve yargılama harç ve giderlerinin karşı yan üzerine bırakılması talep edilmiştir. Davacılar vekili tarafından birleşen .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında açılan davada özetle; aynı 21.04.2022 tarihli Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'ne dayanılarak, ...'nun sözleşmedeki yatırım yükümlülüğünü hiç yerine getirmediği, 24 aylık sürenin dolmasına rağmen şirkette herhangi bir yatırım gerçekleştirilmediği, sözleşmenin D.7 maddesi gereğince yatırım yapılmaması halinde davalının yatırım yapmış olduğu toplam tutarın 30.000.000 TL'ye oranı üzerinden hesap edilecek oranda paya sahip olacağı veya satıcının talebi halinde tüm payların ...'ya veya onun uygun göreceği kişiye devredeceğinin kararlaştırıldığı, davalının hiç yatırım yapmaması karşısında sözleşmedeki bozucu şartın gerçekleştiği, ayrıca davalının pay devri için herhangi bir bedel de ödemediği, payların yedieminine teslim edilmesi gerekirken bunun da yapılmadığı, şirket pay defterindeki kaydın usulsüz olduğu ve imzaların sahte olduğu ileri sürülmüş; netice itibarıyla ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi kapsamında ... adına kayıtlı görünen nama yazılı hisse senetlerinin sözleşmeye aykırılık oluşturduğu gözetilerek gerçek pay sahipliğinin tespiti ile payların icbaren müvekkilleri adına devri ve tescili, hisse devrinin engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve yargılama harç ve giderlerinin karşı yan üzerine bırakılması talep edilmiştir. .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.05.2025 tarihli kararı ile söz konusu dava, HMK m. 166 hükmü gereğince mahkememizin 2025/317 E. sayılı dosyası ile birleştirilmiştir. Asıl Dava Davalısı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, usulüne uygun olarak yapılan tebligata rağmen yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmamış ve duruşmalara da katılmamıştır. Bu nedenle HMK m. 128 hükmü gereğince davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaları inkar etmiş sayılmaktadır. Birleşen Dava Davalısı ... vekili tarafından sunulan 07.07.2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 21.04.2022 tarihli Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin akdedildiğinin kabul edildiği, müvekkilin söz konusu şirket hissesinin devri için %45 oranına tekabül eden 45.000 pay senedinin nominal değerinin karşılığı olarak 45.000 TL ödeme yaptığı (cevap dilekçesi Ek-1 ödeme dekontu), müvekkilin sözleşmedeki yatırımları yapabilmek adına birçok girişimde bulunduğu, birçok proje geliştirdiği ve uzmanlardan yardım aldığı, ancak şirkette müvekkilin herhangi bir işlem yapabilmesinin diğer ortak ... ile birlikte müşterek imzaya bağlı kılındığı, ...'nın bu süreçte sürekli yurt dışında olduğu ve kendisine ulaşılamadığı, müvekkilin birçok kez imza için ...'ya ulaşmaya çalıştığı halde kendisinden yanıt alamadığı, müşterek imza olmadan hiçbir hukuki, idari veya kurumsal işlem yapılamadığı, bu durumun yatırımları fiilen imkansız hale getirdiği, hisse devri sonrasında şirketin rutin işlerinin dahi yapılamadığı, şirket banka hesabının açılamadığı, genel kurulların yapılamadığı, kira ödemesi, muhasebe, noter gibi harcamaların mecburen şahsi hesaplardan yapıldığı, davacıların kasta varan ihmalleri ile şirket yönetimini fiilen engelledikleri, davacıların pay defterindeki imzaların sahte olduğuna ilişkin iddialarının asılsız olduğu, davacıların pay defterini kendi uhdelerinde bulundurmalarına rağmen ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2025/... sayılı dosyasında müvekkil hakkında özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanma suçunu işlediğini iddia ettikleri, savcılık dosyasında müvekkilin ifadesini ve imza örneklerini verdiği ancak davacıların pay defterinin aslını savcılığa sunmadıkları, sözleşmenin D.7 maddesinde yatırımların yapılmaması durumunda şirket hissesinin iade edilmesine yönelik herhangi bir yaptırım öngörülmediği, usulüne uygun olarak yapılan hisse devirinden sonra sözleşmeye aykırılıktan dolayı şirket hissesinin iadesinin hukuken mümkün olmadığı, davacıların haklı olduğu düşünülse dahi hisse iadesi değil varsa uğranılan zarar talep edilebileceği veya tazminat talebinde bulunulabileceği savunulmuş; netice itibarıyla davanın reddi talep edilmiştir. Davalı vekili tarafından 23.10.2025 tarihli duruşmada delil sunumu için verilen kesin süre üzerine 06.11.2025 tarihli delil dilekçesi sunulmuş ve dört tanık (...) bildirilmiş; söz konusu dilekçede tanıkların hangi vakıalara şahitlik edeceği genel ifadelerle belirtilmiştir. Davacılar vekili tarafından dava dilekçelerinde ve sonraki aşamalarda; 21.04.2022 tarihli Pay Satış ve Devir Sözleşmesi, 29.04.2022 tarihli Pay Sahipliği Sözleşmesi, davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin ticari defter ve kayıtları, şirketin pay defteri, kurum ve kuruluş kayıtları, ... ili ... İlçesi ... mevkiinde keşif yapılması, bilirkişi incelemesi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2025/... sayılı soruşturma dosyası ve bu dosya kapsamında yapılması istenen imza incelemesi, tanık beyanları ve yemin delillerine dayanıldığı bildirilmiştir. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde ve sonraki aşamalarda; 21.04.2022 tarihli Pay Satış ve Devir Sözleşmesi, pay devrine ilişkin Ek-1 ödeme dekontu, proje çalışmaları (Ek-2), müşterek temsile ilişkin ilan ve pay devri belgesi (Ek-3), Yönetim Kurulu kararı ve Genel Kurul kararı (Ek-4), e-posta ve mesajlaşma kayıtları, ...'nın yurt dışı giriş çıkış kayıtları, taraflar arasındaki sohbet kayıtları (bilahare sunulacağı belirtilmiş), İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2025/... sayılı soruşturma dosyası, ticaret sicil gazetesi ilanları, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi, uzman görüşü ve emsal mahkeme kararlarına dayanıldığı bildirilmiştir. Mahkememizin 30.10.2025 tarihli ara kararı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, Prof. Dr. ... (hukukçu), ... (mali müşavir) ve Prof. Dr. ... (inşaat yüksek mühendisi) bilirkişi olarak görevlendirilmiş ve 23.03.2026 tarihli ortak bilirkişi raporu dosyaya sunulmuştur. Bilirkişi raporunda; 21.04.2022 tarihli Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin satıcı ve alıcılar arasında imzalandığı, sözleşmedeki pay yapısı tablosuna göre ...'nın %20, ...'nın %10, ...'nın %10 oranında A grubu paya, ...'nun %45 oranında B grubu paya, ...'in %10 ve ...'ın %5 oranında C grubu paya sahip olduğu, toplam sermayenin 100.000 TL ve toplam pay adedinin 100.000 olduğu tespit edilmiştir. Sözleşmenin D.2 maddesinde ... ili ... İlçesi ... mevkiindeki su dolum tesisinde yapılacak yatırımların birinci aşama yatırımlar ve ikinci aşama yatırımlar şeklinde detaylı olarak düzenlendiği; D.5 maddesi gereğince D.2'de düzenlenen işlemlerin en fazla 24 ay içerisinde tamamlanacağı ve bu işlemlerin toplam maliyetinin 30.000.000 TL'den fazla olmayacağı, 24 ay dolduğunda veya tamamlanan işlemlerin toplam maliyeti 30.000.000 TL'ye ulaştığında yedieminine teslim edilen pay senetlerinin ...'na iade edileceği belirtilmiştir. Sözleşmenin D.6 maddesi gereğince 750.000 TL altındaki yatırım kararlarını ...'nun, üstündeki yatırım kararlarını ise A ve B grubu pay sahiplerinin çoğunluğu oybirliğiyle vereceği; D.7 maddesinde ise 24 aylık süre içerisinde 30.000.000 TL tutarında yatırım yapılmaması halinde ...'nun yatırım yapmış olduğu toplam tutarın 30.000.000 TL'ye oranı üzerinden hesap edilecek oranda şirket payına sahip olacağı ve örnekte 24 ay sonunda 15.000.000 TL yatırım yapılması halinde ...'nun ortaklık payının %20 olacağının, kalan %25'lik payların ... veya onun uygun göreceği kişiye devredeceğinin belirtildiği tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda ...'nun su dolum sahasında yapılacak işlerle ilgili ... İnşaat Ltd. Şti. firmasından 10.02.2023 tarihli teklif aldığı, projede sökülecek, tamir-onarım yapılacak imalatlar ile yeni yapılacak imalat ile ilgili metraj çıkarıldığı ve fiyatlandırma yapıldığı, dolum makineleri hariç yapılacak imalatın parasal karşılığının 4.831.967,00 TL olarak hesaplandığı tespit edilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre bilirkişi heyetince ...'nun Devir Sözleşmesinde belirlenen 24 aylık sürede sadece anılan ön proje çalışmasını yaptırdığı ve başkaca herhangi bir yatırım yapmadığı sonucuna varılmıştır. Bilirkişi raporunda ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin 23.12.2015 tarihinde 100.000 TL sermaye ile kurulduğu, 27.05.2022 tarihinde tescil edilen 21.04.2022 tarihli genel kurul kararı ile şirketin tek kişilik ortaklık statüsünün sona erdiği, ... ile ...'nun müşterek imza ile şirketi temsil etmek üzere yönetim kurulu üyeleri olarak seçildiği ve şirket merkezinin İstanbul'a nakledildiği tespit edilmiştir. Ortaklar arasında çıkan anlaşmazlık üzerine şirket genel kurul toplantısını yapmak üzere .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce ...'in kayyım olarak görevlendirildiği, 06.10.2025 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında ...'nun görevine son verilerek münferiden temsile yetkili olmak üzere ...'nın yönetim kurulu üyesi seçildiği belirtilmiştir. Bilirkişi heyetince şirketin 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait ticari defterlerinin bulunamadığı ve ibraz edilemediği, ancak şirketin ilgili yıllara ait kurumlar vergisi beyannameleri ekindeki mali tablolardan inceleme yapıldığı belirtilmiştir. Şirketin 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait bilançolarında Duran Varlıklar kaleminin tüm yıllarda 0,00 TL olarak gerçekleştiği, aktif toplamının sırasıyla 108.591,95 TL, 112.749,96 TL ve 131.168,63 TL olduğu, dönen varlıkların ise kasa, ticari alacaklar, ortaklardan alacaklar ve devreden KDV kalemlerinden oluştuğu tespit edilmiştir. Şirketin gelir tablolarında 2022 ve 2023 yıllarında esas faaliyet gelirinin bulunmadığı, dönem net zararının sırasıyla 12.334,54 TL ve 13.415,62 TL olduğu, 2024 yılında 19.917,67 TL faiz geliri ile dönem net karının 8.189,15 TL olduğu görülmüştür. Bilirkişi heyetince şirketin 2022, 2023 ve 2024 yıllarındaki gelir tablolarının şirketin ilgili yıllarda esas faaliyet konusu itibarıyla tamamen faaliyetsiz durumda olduğunu ortaya koyduğu tespit edilmiştir. Şirketin 2025 yılı itibarıyla elektronik defter tutmakta olup Gelir İdaresi Başkanlığı sistemine yüklenerek beratların alınmasıyla kesinleşmiş ticari defter kayıtlarından oluşturulan 30.09.2025 tarihli mizan incelenmiş ve bu mizan kayıtlarından da 30.09.2025 tarihine kadar herhangi bir yatırımın yapılmamış olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. 30.09.2025 tarihli mizanda ...'nun şirketten 729.680,64 TL'lik bir alacağının bulunduğu, ancak bu alacağın yatırım yapılmasından değil, herhangi bir geliri olmayan şirketin kira, kırtasiye, noter masrafı gibi genel yönetim giderlerinin davalı tarafça finanse edilmiş olmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Mizanda 770 Genel Yönetim Giderleri hesabı altında 770.04 Noter Giderleri 2.267,82 TL, 770.06 Kırtasiye Giderleri 1.116,67 TL ve 770.07 Kira Giderleri 774.680,64 TL olarak görülmektedir. Mizanda 500 Sermaye hesabı altında ...'nun 45.000 TL, ...'nın 20.000 TL, ...'nın 10.000 TL, ...'in 10.000 TL, ...'ın 5.000 TL ve ...'nın 10.000 TL sermaye kayıtlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi heyetince dosya içeriğinden davalı şirketin paylarının nama yazılı olduğu, bunların senede bağlanmış olduğu, nama yazılı pay senetlerinden %45'inin ...'na ciro ve teslim yoluyla devredildiği tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda TTK m. 490/2 hükmü gereğince nama yazılı pay senedinin hukuki işlemle devri için ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesi gerektiği ve devrin ciro edilmiş olan senedin devralana teslimi ile tamamlandığı belirtilmiştir. Bilirkişi heyetince TBK m. 170/1 hükmü gereğince bir hukuki işlemin hükümlerinin bir kısmını veya tamamını doğurması için bir şarta bağlanmasının mümkün olduğu, ancak somut uyuşmazlıkta halihazırda devri tamamlanmış pay senetlerinin söz konusu olduğu, ...'nun nama yazılı pay senetleri üzerinde mülkiyet hakkını kazandığı sonucuna varılmıştır. Bilirkişi raporunda Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin D.1 hükmünde Kapanış Gününde C.3 maddesinde yazılı işlemlerin tamamlanmasının ardından pay senetlerinin ... tarafından yedieminine teslim edileceğinin düzenlendiği, devir işleminin tamamlanmasından sonra yedieminine teslimin TMK m. 939 vd. anlamında teslime bağlı taşınır rehni olarak nitelendirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bilirkişi raporunda TMK m. 949 hükmüne atıfla rehinli taşınırın mülkiyetinin alacaklıya geçmesini öngören sözleşme hükmünün geçersiz olduğu, somut uyuşmazlıkta Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin D.7 numaralı maddesinde taahhüt edilen yatırımların yapılmaması halinde rehinli payların ... tarafından belirli bir bedel karşılığında ...'ya veya onun uygun gördüğü kişiye devredeceğinin kararlaştırıldığı, doktrinin bu tür klozları lex commissoria yasağını başka bir yolla aşmak anlamına geldiğinden kanuna karşı hile kapsamında geçersiz kabul ettiği, Yargıtay'ın da bu tür klozları muvazaa olarak nitelendirip geçersiz kabul ettiği, ancak somut uyuşmazlıkta taşınmaz satış vaadi değil pay devir vaadi söz konusu olduğundan Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin D.7 numaralı maddesinin geçerliliğinin mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi heyetince yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; teknik inceleme ve değerlendirmeye göre davalının Devir Sözleşmesi'nin D maddesine göre yapması gereken yatırımı yapmadığı, nama yazılı pay senetlerinden %45'inin ...'na ciro ve teslim yoluyla devredildiği, somut uyuşmazlıkta devir işleminin tamamlanmış olduğu ve ...'nun nama yazılı pay senetleri üzerinde mülkiyet hakkını kazandığı, devir işlemi tamamlandıktan sonra pay senetlerinin yedieminine tesliminin TMK m. 939 vd. anlamında teslime bağlı taşınır rehni olarak nitelendirilmesi gerektiği ve Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin D.7 maddesinin geçerliliğinin mahkemenin takdirinde olduğu sonucuna varılmış, nihai takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Davacılar vekili tarafından 23.03.2026 tarihli bilirkişi raporuna yapılan itiraz dilekçesinde özetle; raporun teknik ve mali tespitlerinin müvekkillerin iddialarını doğruladığı ve bu tespitlerin kabul edildiği, davalının 24 aylık süre içerisinde yapması gereken yatırımlara ilişkin hiçbir somut adım atmadığının bilirkişi heyetince saptandığı, ancak raporun hukuki nitelendirme bölümünde varılan sonuçların hatalı olduğu ileri sürülmüştür. İtiraz dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki sözleşmenin alelade bir hisse devri işlemi olmadığı, yatırım şartına bağlı sinallagmatik bir sözleşme niteliğinde olduğu, sözleşmenin D.7 maddesinin hukuk tekniği açısından açık bir bozucu (infisahi) şart niteliği taşıdığı, yatırımın yapılmaması halinin mülkiyetin devralanda kalmaya devam etmesini engelleyen bir hukuki bariyer olarak düzenlendiği, TBK m. 170 ve devamı maddeleri uyarınca bozucu şarta bağlı sözleşmelerde şartın gerçekleşmesiyle sözleşmenin kendiliğinden sona erdiği ve mülkiyetin iadesi borcunun doğduğu savunulmuştur. Davacılar vekili itiraz dilekçesinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2021 tarihli 2019/2718 Esas ve 2021/1104 Karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 24.11.2021 tarihli 2021/1138 Esas ve 2021/2005 Karar sayılı ilamına atıf yaparak, hisse devir sözleşmelerine konulan yatırım yapılması veya projenin gerçekleştirilmesi şartlarının yüksek mahkemece geçerli kabul edildiğini, bu şartların gerçekleşmemesi durumunda hisselerin bedelsiz iadesine ilişkin sözleşme hükümlerinin tarafların iradesine uygun bulunarak onandığını ileri sürmüştür. Davacılar vekili ayrıca; taraflar arasındaki iradenin payların mülkiyetinin davalıya yatırım yapması inancıyla devredilmesi yönünde olduğunu, bu durumun doktrin ve yargı kararlarında inançlı işlem (fiduciary transfer) veya şartlı devir olarak nitelendirildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 25.03.2021 tarihli 2019/1493 Esas ve 2021/449 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21.12.2017 tarihli 2016/3512 Esas ve 2017/7540 Karar sayılı ilamına atıf yaparak iade hakkının saklı tutulmasının önemine değinmiştir. Davacılar vekili itiraz dilekçesinde ayrıca; bastırılmış ve şirket yetkilileri tarafından imzalanmış nama yazılı bir hisse senedi mevcut olmadığını, eğer dosyada var ise bu senetlerdeki imzaların sahte olduğunu, olmayan nama yazılı hisse senetlerinin ciro ve teslim ile devrinin fiilen söz konusu olamayacağını, davalının muhasebesini kendisinin tuttuğu ve pay defterinin de kendisinde olduğu bir dönemde sahte imzalarla %45 hissesini hileli olarak kayıt yaptırdığını ileri sürmüştür. Davacılar vekili netice itibarıyla bilirkişi raporunun davalının yatırım yapmadığına ilişkin tespitlerinin kabul edildiğini, ancak bu durumun mülkiyeti etkilemeyeceği yönündeki hatalı hukuki kanaate sözleşmedeki açık bozucu şart hükmü ve atıf yapılan içtihatlar uyarınca itiraz edildiğini belirterek dosyanın ek rapor için bilirkişi heyetine gönderilmesini talep etmiştir. Birleşen dava davalısı ... vekili tarafından 06.11.2025 tarihli delil dilekçesi ile dört tanık (...) bildirilmiştir. Söz konusu dilekçede tanıkların hangi vakıalara şahitlik edeceği "davacı tarafın yurt dışında olmasından sebep ve müvekkilin girişimlerinin davacı tarafça kasta varan şekilde engellendiğine", "davacı tarafın yapılması gereken iş ve işlemlerden kaçındığına", "taraflar arasındaki uyuşmazlıklara iletişim problemlerine" ve "ortaklık kurulma aşamasından uyuşmazlıkların meydana geldiği süreç de dahil olmak üzere birçok hususa" şeklindeki genel ifadelerle belirtilmiştir. Davacılar vekili tarafından sunulan dilekçeyle davalı tarafın tanık dinletme talebine itiraz edilmiş, tanıkların hangi spesifik vakıaya ilişkin dinleneceğinin somutlaştırılmadığı, davalının savunmasının temelini oluşturan iletişim girişimleri iddiasının yazılı belgelerle (sohbet kayıtları) ispat edilmesi gerektiği, davalı tarafça delil listesinde gösterilen söz konusu yazışmaların ne cevap dilekçesi ekinde ne de 23.10.2025 tarihli duruşmada verilen kesin süre içerisinde sunulmadığı ileri sürülmüştür. Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda; davalının cevap dilekçesinde ve 06.11.2025 tarihli delil dilekçesinde tanıkların hangi vakıaya ilişkin dinleneceğinin HMK m. 194 ve m. 240/2 hükümleri çerçevesinde somutlaştırılmadığı, davalının "birçok kez ulaşmaya çalıştı", "birçok girişimde bulundu", "sürekli yurt dışında", "birçok proje geliştirdi", "birçok hususa şahitlik etti" şeklindeki belirsiz nicelik ifadeleri kullandığı, tanıkların hangi spesifik tarih, hangi kişi, hangi davranış ve hangi içerik hakkında dinleneceğinin bildirilmediği, davalının kendi cevap dilekçesinde delil olarak gösterdiği "Taraflar Arasındaki Sohbet Kayıtları"nın "bilahare sunulacaktır" şerhi düşülmesine rağmen ne cevap dilekçesi ekinde ne de 23.10.2025 tarihli duruşmada verilen kesin süre içerisinde sunulmadığı, davalı tarafça sohbet kayıtlarının neden sunulamadığına ilişkin HMK m. 145 kapsamında değerlendirilebilecek herhangi bir gerekçe ileri sürülmediği tespit edilmiştir. Bu nedenle mahkememizce davalı tarafın tanık dinletme talebinin reddine karar verilmiş, tanıklar dinlenmemiştir. Asıl ve birleşen davanın konusu, 21.04.2022 tarihinde davacılar ile birleşen dava davalısı ... arasında akdedilen Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin D maddesi kapsamında düzenlenen yatırım yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği, getirilmediğinin tespiti halinde ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin pay yapısının sözleşmesel düzenlemeye göre ne şekilde belirleneceği ve davalı ... adına kayıtlı görünen %45 oranındaki payların akıbetinin ne olacağına ilişkindir. Davanın özünde üç temel uyuşmazlık eksenı bulunmaktadır. Birincisi davalı ...'nun 21.04.2022 tarihli sözleşmenin D maddesi kapsamında 24 aylık süre içerisinde 30.000.000 TL tutarındaki yatırım yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği, getirmemişse bu durumun davalının kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığıdır. İkincisi sözleşmenin D.7 maddesindeki hükmün hukuki niteliğinin ne olduğu ve yatırımın yapılmaması halinde bu maddeye dayanılarak pay devri sözleşmesinin sonuçlarının ne olacağıdır. Üçüncüsü ise davacılar tarafından şirkete (asıl davada) ve pay sahibine (birleşen davada) ayrı ayrı yöneltilen taleplerin hukuki dayanağı ve husumetin doğru yöneltilip yöneltilmediğidir. Taraflar arasında çekişmesiz olan hususlar şunlardır: 21.04.2022 tarihli Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin imzalandığı ve sözleşmenin geçerliliği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, sözleşme ile davalı ...'na %45 oranında B grubu payların devredildiği, sözleşmenin D maddesinde davalıya 24 aylık süre içerisinde 30.000.000 TL tutarında yatırım yapma yükümlülüğü yüklendiği, sözleşmenin 27.05.2022 tarihinde tescil edildiği ve şirketin müşterek imza ile temsil edilmesinin kararlaştırıldığı, davalı ...'nun pay devri karşılığı olarak 45.000 TL nominal bedeli ödediği, kayyım gözetiminde yapılan 06.10.2025 tarihli genel kurul toplantısında davalı ...'nun yönetim kurulu üyeliğinin sona erdirildiği ve ...'nın münferiden temsile yetkili tek üye olarak seçildiği hususları çekişmesizdir. Ayrıca 23.03.2026 tarihli bilirkişi raporu ile şirketin 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait bilançolarında Duran Varlıklar kaleminin sıfır olduğu, gelir tablolarında esas faaliyet konusu itibarıyla şirketin tamamen faaliyetsiz durumda bulunduğu, 30.09.2025 tarihli mizan kayıtlarından da bu tarihe kadar herhangi bir yatırımın yapılmadığı ve davalı ...'nun sadece ... İnşaat Ltd. Şti.'nden 10.02.2023 tarihli ön proje teklifi aldığı ve 4.831.967,00 TL bedelli bu ön proje çalışması dışında başkaca bir yatırım gerçekleştirmediği tespit edilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna yönelttiği itiraz dilekçesinde de bu teknik ve mali tespitlerin kabul edildiğini açıkça beyan etmiştir. Davalı vekili de cevap dilekçesinde yatırımların yapılamadığını kabul etmiş, ancak bunu kendi kusurundan değil müşterek imza zorunluluğu ve davacıların engelleyici tutumundan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bu durumda 24 aylık sürede sözleşmesel yatırım yükümlülüğünün ifa edilmediği, taraflar arasında çekişmesiz olarak sabit kabul edilmiştir. Taraflar arasında çekişmeli olan hususlar şunlardır: Yatırımın yapılmamasında kusurun hangi tarafa ait olduğu, davalının kusursuzluk savunmasının ispatlanıp ispatlanamadığı, sözleşmenin D.7 maddesinin hukuki niteliğinin ne olduğu, bu madde kapsamında davalının pay sahipliğinin akıbetinin ne olacağı, hisse iadesinin hukuken mümkün olup olmadığı, pay devri için ödenen 45.000 TL nominal bedelin sözleşmesel yatırım yükümlülüğü kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, davalı tarafça şirket adına yapılan kira, noter ve muhasebe giderlerinin yatırım niteliğinde olup olmadığı, asıl davanın husumetinin doğru yöneltilip yöneltilmediği ve davalıların pay defterindeki kaydın hukuki sonuçları konusundaki anlaşmazlıklardır. Sözleşmenin D.2 maddesinde ... ili ... İlçesi ... mevkiindeki su dolum tesisinde yapılacak yatırımlar birinci aşama yatırımlar ve ikinci aşama yatırımlar şeklinde detaylı olarak düzenlenmiş olup bu yatırımlar arsa alınması, isale hatlarının bakım ve iyileştirilmesi, tesis içi binaların ve çevre düzenlemesinin tamir-bakım-onarım işleri, tesisin üretime hazır hale getirilmesi için mekanik-elektrik-tesisat-ısınma alt yapı işlerinin iyileştirilmesi, tesis içi çalışma alanlarının oluşturulması, yeni bir filtrasyon ve ozonlama hattının kurulması, mevzuat ve ruhsata uygun bir laboratuvar kurulması ve dolum makinelerinin alınması gibi şirketin sermayesini artırıcı ve üretim kapasitesini oluşturucu nitelikteki kalemlerden oluşmaktadır. Sözleşmenin D.5 maddesi gereğince bu yatırımların toplam maliyetinin 30.000.000 TL ve süresinin azami 24 ay olduğu kararlaştırılmıştır. 23.03.2026 tarihli bilirkişi raporu ile şirketin 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait kurumlar vergisi beyannameleri ekindeki mali tablolar ve 30.09.2025 tarihli mizan kayıtları incelenmiş; bilançolardaki Duran Varlıklar kaleminin tüm yıllarda sıfır olduğu, gelir tablolarında esas faaliyet gelirinin bulunmadığı, mizan kayıtlarında da yatırım kalemi olarak izlenebilecek bir kaydın yer almadığı tespit edilmiştir. Muhasebe sistematiği gereği yatırımlar bilançonun aktifinde Duran Varlıklar altında izlenir; bu kalemin üç yıl boyunca sıfır olarak gerçekleşmesi, sözleşmesel yatırımların hiçbir kısmının yapılmadığını gösteren objektif ve kesin bir mali kanıttır. Davalı ...'nun 24 aylık süre içerisinde gerçekleştirdiği tek somut adım, ... İnşaat Ltd. Şti.'nden 10.02.2023 tarihinde aldığı 4.831.967,00 TL bedelli ön proje teklifidir. Söz konusu çalışma, sözleşmenin D.2 maddesinde sayılan yatırım kalemlerinden hiçbirinin gerçekleştirilmesi değil, yalnızca bunların gerçekleştirilmesine yönelik bir hazırlık ve fizibilite çalışmasıdır. Ön proje çalışması, yatırımın kendisi ile özdeşleştirilemez; yatırımın hazırlık aşamasıdır. Bilirkişi raporunda da davalının "Devir Sözleşmesi'nde belirlenen 24 aylık sürede sadece anılan ön proje çalışmasını yaptırdığı ve başkaca herhangi bir yatırım yapmadığı" sonucuna varılmıştır. Davalı vekili tarafından dosyaya sunulan Ek-1 ödeme dekontu ile pay devri karşılığında ödenen 45.000 TL nominal bedel, 30.09.2025 tarihli mizan kayıtlarında 500.01 hesap kalemi altında izlenmektedir. Ancak bu tutar, sözleşmenin C maddesi kapsamındaki pay devri bedelidir; sözleşmenin D maddesi kapsamındaki yatırım yükümlülüğünden bağımsız ve ayrı bir edimdir. Sözleşme yapısı incelendiğinde C maddesi pay devrini, D maddesi ise yatırımı düzenlemekte olup bu iki edim birbirinin ikamesi değildir. Bu nedenle 45.000 TL pay bedelinin ödenmesi, sözleşmesel yatırım yükümlülüğünün ifası olarak değerlendirilemez. Davalı tarafça 30.09.2025 tarihli mizanda 331.01 numaralı hesap altında izlenen 729.680,64 TL tutarındaki ortaklara borç kaydının yatırım niteliğinde olduğu ileri sürülebilirse de bilirkişi raporunda bu tutarın "yatırım yapılmasından değil, herhangi bir geliri olmayan şirketin kira, kırtasiye, noter masrafı gibi genel yönetim giderlerinin davalı tarafça finanse edilmiş olmasından kaynaklandığı" açıkça tespit edilmiştir. Nitekim mizanda 770 Genel Yönetim Giderleri hesabı altında 770.04 Noter Giderleri 2.267,82 TL, 770.06 Kırtasiye Giderleri 1.116,67 TL ve 770.07 Kira Giderleri 774.680,64 TL olarak görülmektedir. Bu kalemler muhasebe sistematiği açısından gider niteliğinde olup yatırım kalemleri kapsamında değerlendirilemez. Kira ödemesi de sözleşmenin D.2 maddesinde sayılan yatırım kalemleri arasında bulunmamaktadır. Davalı lehine yapılacak en geniş varsayım altında dahi, yani ... İnşaat ön proje çalışması bedeli olan 4.831.967,00 TL, ortaklara borç kaydındaki 729.680,64 TL ve pay devri bedeli olan 45.000 TL tutarlarının tamamının yatırım olarak kabul edildiği takdirde, toplam tutar 5.606.647,64 TL olarak gerçekleşir. Bu tutar, sözleşmesel yükümlülük olan 30.000.000 TL'nin yaklaşık yüzde on dokuzudur. Davalı lehine yapılan bu en geniş varsayım dahi, sözleşmesel ifa standardının yaklaşık yüzde sekseninin gerçekleşmediği sonucunu vermektedir. Bu durumda yatırım yükümlülüğünün ifa edilmediği yönündeki tespit, hangi varsayım kabul edilirse edilsin sabit kalmaktadır. Davalı vekilinin savunmasının temel ekseni, yatırımların yapılamamasının kendi kusurundan değil müşterek imza zorunluluğundan ve davacıların engelleyici tutumundan kaynaklandığı iddiasıdır. Davalı, diğer ortak ...'nın sürekli yurt dışında olduğunu, kendisine birçok kez imza için ulaşmaya çalıştığını ancak yanıt alamadığını, müşterek imza olmaksızın yatırım yapamadığını ileri sürmüştür. Bu savunmanın HMK m. 190/1 hükmü gereğince ispat yükü davalı üzerindedir. Zira savunmanın dayandığı vakıalar (yurt dışında bulunma, imza taleplerinin yapılması ve yanıtsız kalması, engelleyici tutum), olağan akışın aksini ileri süren vakıalar olup bunların ispatı davalıya düşmektedir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde kullandığı ifadeler incelendiğinde, davalı "birçok kez ulaşmaya çalıştı", "birçok girişimde bulundu", "sürekli yurt dışında", "birçok proje geliştirdi" gibi belirsiz nicelik ifadeleri kullanmış; ancak HMK m. 194/1 hükmü gereğince taraflar dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırmakla yükümlü oldukları halde, hangi tarihte hangi konuda imza talebinde bulunulduğu, hangi iletişim kanalıyla (e-posta, telefon, kısa mesaj, ihtarname, yüz yüze görüşme) ulaşılmaya çalışıldığı, davacıların hangi spesifik davranışlarının engelleyici nitelikte olduğu, "sürekli yurt dışında" ifadesinin hangi tarih aralıklarını kapsadığı hususları somutlaştırılmamıştır. Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinin delil listesinde "Taraflar Arasındaki Sohbet Kayıtları" delil olarak gösterilmiş ve yanına "bilahare sunulacaktır" şerhi düşülmüştür. Bu beyan, davalının iletişim girişimlerinin yazılı kanaldan gerçekleştiğini ve bu yazışmaların kendisinde bulunduğunu zımnen kabul ettiği anlamına gelmektedir. Ancak söz konusu sohbet kayıtları ne cevap dilekçesi ekinde ne de 23.10.2025 tarihli duruşmada delil sunumu için verilen kesin süre içerisinde sunulmuş, ayrıca neden sunulamadığına ilişkin HMK m. 145 kapsamında değerlendirilebilecek herhangi bir mücbir sebep veya engel de ileri sürülmemiştir. Davalı vekilinin 06.11.2025 tarihli delil dilekçesinde bildirdiği dört tanığın da hangi spesifik vakıaya ilişkin dinleneceği HMK m. 240/2 hükmü gereğince somutlaştırılmamış; tanıklık konuları "davacı tarafın yurt dışında olmasından sebep ve müvekkilin girişimlerinin davacı tarafça kasta varan şekilde engellendiğine", "davacı tarafın yapılması gereken iş ve işlemlerden kaçındığına", "taraflar arasındaki uyuşmazlıklara iletişim problemlerine" ve "birçok hususa" şeklindeki genel ifadelerle bildirilmiştir. Bu tanıklık konularının her biri soyut nitelikte ve somutlaştırılmamış olduğundan, tanıklara hangi spesifik tarih, hangi kişi, hangi davranış ve hangi içerik hakkında soru yöneltileceği belirsizdir. Emsal kararlar gereği hangi vakıayı ispat için tanık deliline dayandığını dilekçesinde belirten tarafın tanıklarının dinlenmesi gerektiği, aksi halde hukuki dinlenilme hakkının ihlal edileceği vurgulanmıştır; bu kararın tersinden okumasıyla, somutlaştırma yapılmamışsa tanık dinletme talebinin reddi mümkündür. Bu nedenlerle mahkememizce davalı tarafın tanık dinletme talebi reddedilmiştir. Davalı vekilince ileri sürülen müşterek imza zorunluluğu savunması, sözleşmenin D.6 maddesinin de değerlendirilmesini gerektirir. Söz konusu madde gereğince 750.000 TL altındaki yatırım kararlarını davalı ... tek başına alabilme yetkisine sahiptir. Sözleşmenin D.2 maddesinde sayılan yatırım kalemlerinin önemli bir kısmı, özellikle laboratuvar ekipmanlarının alınması, küçük çaplı tamir-bakım-onarım işleri, kırtasiye ve sarf malzemelerinin temini, ön mühendislik ve fizibilite çalışmaları gibi işlemler 750.000 TL eşiğinin altında kalan nitelikte olup davalı tarafından tek başına başlatılabilecek işlemlerdir. Davalı, 750.000 TL eşiğinin altında olup tek başına yapabileceği yatırımları neden gerçekleştirmediğini somutlaştıramamış, bu konuda da herhangi bir delil sunmamıştır. Müşterek imza zorunluluğunun yatırımın gerçekleştirilmesini tümüyle engellemediği, en azından eşik altındaki yatırımların davalı tarafından tek başına başlatılabileceği halde başlatılmadığı görülmektedir. Ayrıca davalı tarafça şirket adına yapılan kira, noter ve muhasebe ödemelerinin şahsi hesaptan karşılanmış olması, davalının kendi savunmasının iç çelişkisini de ortaya koymaktadır. Şirketin rutin işletme giderlerini şahsi cebinden ödeyebilecek mali kaynağa sahip olan davalının, aynı mali kaynak ile en azından eşik altındaki yatırımları başlatma imkanı bulunmasına rağmen bunu yapmadığı görülmektedir. Mali kaynak yetersizliği iddiası, davalının kendi beyanları ile bağdaşmamaktadır. Sonuç olarak davalı ...'nun yatırımın yapılmamasının kendi kusurundan değil müşterek imza zorunluluğundan ve davacıların engelleyici tutumundan kaynaklandığına ilişkin kusursuzluk savunması, hem somutlaştırma yükümlülüğü hem de ispat yükü açısından yerine getirilmemiş; ileri sürülen vakıalar dilekçeler aşamasında ve kesin süre içinde somutlaştırılmamış, yazılı deliller sunulmamış, tanık delili somutlaştırma eksikliği ve yazılı delilin ikame edilemezliği nedenleriyle dinlenememiştir. Bu durumda HMK m. 190 hükmü gereğince ispatsız kalan savunma vakıaları davalı aleyhine sonuç doğurmuş, davalının kusursuzluk savunması ispatlanamamıştır. Davanın esasını çözüme bağlayacak temel hukuki sorun, 21.04.2022 tarihli Pay Satış ve Devir Sözleşmesi'nin D.7 maddesinin hukuki niteliğinin ne olduğudur. Söz konusu maddede "... tarafından işbu Sözleşme'nin 'Pay Devri' kenar başlıklı C.2. maddesinde yazılı işlemlerin tamamlanmasından itibaren 24 aylık süre içerisinde Şirket'in ... ili ... İlçesi ... mevkiinde yer alan su dolum tesisinde 30.000.000,00 TL tutarında yatırım yapılmaması halinde; (i) 24 aylık sürenin sonunda yatırım yapmış olduğu toplam tutarın 30.000.000,00 TL'ye oranı üzerinden hesap edilecek oranda Şirket payına sahip olacağı, (ii) Satıcı tarafından talep edilmesi halinde ...'nun sahip olduğu tüm payların ... veya ...'nın uygun göreceği kişiye devredeceği" düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm hukuk tekniği açısından değerlendirildiğinde, tarafların pay devri işlemini yatırım yükümlülüğünün ifasına bağlı olarak kurguladıkları, yatırımın yapılmamasını ise pay sahipliğinin akıbetini etkileyecek bir olgu olarak öngördükleri anlaşılmaktadır. Bu yapı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 170 ve devamı maddelerinde düzenlenen şarta bağlı sözleşmelerden bozucu (infisahi) şart kategorisine dahildir. TBK m. 173 hükmü gereğince bozucu şart, sözleşmenin tam ve eksiksiz olarak hüküm doğurması sonrasında, şartın gerçekleşmesi halinde sözleşmesel etkinin ileriye etkili olarak sona ermesini sağlayan şart türüdür. Şart gerçekleştiğinde sözleşme geriye etkili olarak ortadan kalkmaz; ancak ileriye etkili olarak hüküm ifade etmekten kalkar ve tarafların aldıklarının iadesi yükümlülüğü doğar. Somut uyuşmazlıkta tarafların gerçek ve müşterek iradesi (TBK m. 19), davalı ...'na %45 oranındaki payların yatırım yapması inancı ve taahhüdü ile devredilmesi yönündedir. Sözleşmenin C maddesi kapsamında pay devri tamamlanmış, ancak bu devrin nihai ve sürekli hüküm ifade etmesi sözleşmenin D maddesindeki yatırım yükümlülüğünün ifa edilmesi şartına bağlanmıştır. Tarafların bu kurguyu seçmesinin temel ekonomik sebebi açıktır: davalı, %45 oranında pay sahipliği karşılığında 30.000.000 TL tutarındaki yatırımı taahhüt etmiş; tarafların hiçbiri, yatırımın yapılmaması durumunda davalının pay sahipliğinin tartışmasız biçimde korunmasını istememiştir. Aksi halde sözleşmenin D.7 maddesinde yatırım yapılmaması hali için ayrıntılı bir düzenleme yapmaya gerek bulunmazdı. D.7 maddesinin iki alt bendi birlikte değerlendirildiğinde, bu maddenin tek bir bozucu şart kurgusunu farklı uygulama biçimleriyle düzenlediği görülmektedir. D.7(i) bendi, yatırımın hiç veya kısmen yapılmaması halinde pay oranının matematik formül ile yeniden belirlenmesini öngörür; bu, bozucu şartın kısmi gerçekleşmesi durumunda payın kısmen iade edilmesi anlamına gelir. D.7(ii) bendi ise satıcının talebi üzerine tüm payların geri devrini düzenler; bu, bozucu şartın tam etkisinin uygulanmasıdır. Her iki bent de aynı bozucu şart hükmünün farklı uygulama biçimleridir; yatırımın yapılmaması olgusuna bağlanan sonuçlardır. Bu yorum, davacı vekilinin itiraz dilekçesinde atıf yaptığı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2021 tarihli 2019/2718 E. ve 2021/1104 K. sayılı ilamı ile uyumludur. Söz konusu ilamda yüksek mahkeme, hisse devir sözleşmelerine konulan "yatırım yapılması" veya "projenin gerçekleştirilmesi" şartlarını geçerli kabul etmiş ve bu şartların gerçekleşmemesi durumunda hisselerin bedelsiz iadesine ilişkin sözleşme hükümlerini tarafların iradesine uygun bularak onamıştır. Somut uyuşmazlıkta yatırım yükümlülüğünün hiç ifa edilmediği yukarıda tespit edilmiş olup, bu durumda sözleşmenin D.7 maddesindeki bozucu şart tam olarak gerçekleşmiştir. Davalının ödediği 45.000 TL pay bedeli ile şahsi hesabından şirket adına yaptığı kira, noter ve muhasebe giderlerinin yatırım niteliği taşımadığı tespit edildiğinden, D.7(i) bendinin matematik formülü uygulandığında davalının pay oranı sıfır olarak belirlenmektedir. Bu durumda davalının pay sahipliği maddi temelden yoksun kalmış; sözleşmenin D.7 maddesi gereğince payların satıcı tarafa geri devri yükümlülüğü doğmuştur. 23.03.2026 tarihli bilirkişi raporunda hukuki değerlendirme bölümünde, devir işleminin tamamlandığı ve pay senetlerinin yedieminine tesliminin TMK m. 939 ve devamı hükümleri anlamında teslime bağlı taşınır rehni olarak nitelendirilmesi gerektiği, bu durumda sözleşmenin D.7 maddesinin TMK m. 949 hükmündeki lex commissoria yasağı kapsamında değerlendirilebileceği ve bu yönden geçerliliğinin mahkemenin takdirine bağlı olduğu görüşü ileri sürülmüştür. HMK m. 282 hükmü gereğince hakim bilirkişi görüşü ile bağlı değildir; raporu serbestçe değerlendirir ve gerekçesini açıklamak suretiyle bilirkişi görüşünden ayrılabilir. Mahkememizce bilirkişi raporunun teknik ve mali inceleme bölümlerindeki tespitlerine, yatırımın yapılmadığı ve mali kayıtların bu yönü desteklediği konularında itibar edilmiş; ancak hukuki değerlendirme bölümünde ileri sürülen lex commissoria yasağına ilişkin tezden aşağıda açıklanan gerekçelerle ayrılmak gerekmiştir. Birincisi, lex commissoria yasağının (TMK m. 949) uygulanabilmesi için somut olayda öncelikle geçerli bir rehin ilişkisinin kurulmuş olması gerekmektedir. TMK m. 939 hükmü gereğince teslime bağlı taşınır rehni, taşınır malın zilyetliğinin alacaklıya veya yedieminliğine devredilmesi ile kurulur. Somut uyuşmazlıkta ise sözleşmenin D.1 maddesinde davalının pay senetlerinin yedieminine teslim edileceği kararlaştırılmış olmakla birlikte, dosya kapsamından söz konusu pay senetlerinin yedieminine fiilen teslim edilmediği, davalı uhdesinde bulundurulduğu anlaşılmaktadır. Zilyetliğin yedieminine geçirilmediği bir durumda teslime bağlı taşınır rehninin kurulmuş olduğundan söz edilemez; rehin ilişkisi kurulmayan bir durumda da lex commissoria yasağı somut olayda uygulanma imkanı bulamaz. İkincisi, sözleşmenin D.7 maddesi yapısı itibarıyla bir rehin sözleşmesi niteliği taşımamaktadır. Rehin sözleşmesi, mevcut veya doğacak bir alacağın teminat altına alınması amacıyla rehin verenin malını alacaklıya rehnetmesi şeklinde kurulan, fer'i nitelikte bir teminat sözleşmesidir. Oysa somut uyuşmazlıkta tarafların kurguladığı yapı, pay sahipliğinin yatırım yükümlülüğüne bağlı olarak şekillenmesini öngören bir bozucu şart yapısıdır. Yatırım borcu, payların değil bizzat pay sahipliğinin karşılığını oluşturmakta olup; pay sahipliği teminat değil, sözleşmenin ana edimi konumundadır. Pay senetlerinin yedieminine teslim edilmesinin sözleşmede düzenlenmiş olması, bu yedieminliğe bağımsız bir hukuki nitelik (taşınır rehni) atfetmeyi gerektirmez; yedieminine teslim, bozucu şartın gerçekleşmesi halinde pratik infazı kolaylaştırmaya yönelik bir tedbir niteliğindedir. Üçüncüsü, davacı vekilince itiraz dilekçesinde atıf yapılan Yargıtay 11. HD ve İstanbul BAM 16. HD ilamları, yatırım şartına bağlı pay devir sözleşmelerinde lex commissoria yasağının uygulanmadığını ve yatırımın yapılmaması durumunda hisselerin bedelsiz iadesinin tarafların iradesine uygun bir sözleşmesel sonuç olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenlerle bilirkişi raporunun lex commissoria yasağına ilişkin hukuki değerlendirmesine itibar edilmemiş; sözleşmenin D.7 maddesi yukarıda 10.3. başlığı altında açıklandığı üzere TBK m. 170 ve devamı çerçevesinde bozucu şart olarak nitelendirilmiştir. Davacılar vekili itiraz dilekçesinde sözleşmenin niteliğinin inançlı işlem (fiduciary transfer) olarak değerlendirilmesi gerektiğini de ileri sürmüş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 25.03.2021 tarihli 2019/1493 E. ve 2021/449 K. sayılı ilamına atıf yapmıştır. Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda, davacı vekilince ileri sürülen bozucu şart nitelendirmesi ile inançlı işlem nitelendirmesinin doktrinel olarak farklı kategoriler olduğu, somut uyuşmazlıkta tarafların iradesinin sözleşme metnindeki açık düzenleme ile D.7 maddesi şeklinde tezahür ettiği ve bu düzenlemenin TBK m. 170 ve devamı kapsamında bozucu şart kurgusuyla daha iyi açıklandığı sonucuna varılmıştır. İnançlı işlem genellikle yazılı bir koşulun bulunmadığı, ancak tarafların güven ilişkisine dayalı olarak mülkiyeti devrettiği ve sonradan iadesini sözlü veya zımni anlaşmaya bağladığı durumlarda gündeme gelmektedir. Oysa somut uyuşmazlıkta taraflar arasında ayrıntılı bir yazılı sözleşme bulunmakta ve şartın etkisi sözleşme metninde açıkça düzenlenmektedir. Bu nedenle inançlı işlem yerine bozucu şart nitelendirmesi tercih edilmiştir. Bununla birlikte, davacıların atıf yaptığı içtihatların ortak vurgusu (pay devrinin yatırım veya bedel şartına bağlı olarak yapıldığı hallerde şart gerçekleşmediğinde mülkiyetin iadesinin gerekeceği) somut uyuşmazlıkta da geçerlidir ve mahkememizin vardığı sonucu desteklemektedir. Davacı tarafça pay defterindeki kayıtlardaki imzaların müvekkillerine ait olmadığı, kaydın usulsüz olduğu ve bu konuda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2025/... sayılı soruşturma dosyasında şikayette bulunulduğu ileri sürülmüştür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 499. maddesi gereğince pay defteri, anonim şirketlerde pay sahipliğinin şirkete karşı ileri sürülebilirliği bakımından merkezi bir öneme sahiptir. Maddenin dördüncü fıkrası "Şirketle ilişkilerde, sadece pay defterinde kayıtlı bulunan kimse pay sahibi kabul edilir" hükmünü içermektedir. Ancak bu hüküm, pay defteri kayıtlarına yapılandırıcı bir nitelik atfetmemekte; yalnızca şirkete karşı ileri sürülebilirlik bakımından bir karine düzenlemektedir. Doktrinin tartışmasız kabulüne göre pay defteri kaydı, maddi hukuktaki mülkiyet durumunu yansıttığı sürece geçerli olan bildirici nitelikte bir kayıttır. Mülkiyetin maddi temeli sözleşme ve devir işlemlerinin geçerliliğinden doğar; pay defteri kaydı bu maddi temeli ortaya koyar ve şirket ilişkilerinde delil değeri taşır. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, pay defterindeki kayıtların yapılışındaki imza sorunlarının davanın esasına doğrudan bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın esasında çözülmesi gereken sorun, davalının pay sahipliğinin maddi hukuk açısından ayakta olup olmadığıdır. Yukarıda tespit edildiği üzere, sözleşmenin D.7 maddesindeki bozucu şart gerçekleştiği için davalının pay sahipliği maddi hukuk açısından sona ermiştir. Pay defterindeki kaydın yapılış biçimindeki olası usulsüzlükler, bu maddi hukuki sonucu ne ortadan kaldırır ne de zorunlu olarak gerektirir. Aynı şekilde 2025/... sayılı Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasının HMK m. 165 hükmü kapsamında bekletici mesele yapılmasına da gerek görülmemiştir. Bekletici mesele kararı için davanın çözümünün diğer davanın çözümüne bağlı olması gerekir. Somut uyuşmazlıkta ise mahkememizin yukarıda ortaya koyduğu üzere davanın çözümü, pay defterindeki imzanın gerçek veya sahte olmasına değil, sözleşmenin D.7 maddesindeki bozucu şartın gerçekleşip gerçekleşmediğine bağlıdır. Bu nedenle bekletici mesele kararı verilmesinin maddi koşulları bulunmamaktadır. Davacı vekili 23.03.2026 tarihli bilirkişi raporuna karşı sunduğu itiraz dilekçesinde, bastırılmış ve şirket yetkilileri tarafından imzalanmış nama yazılı bir hisse senedinin mevcut olmadığını, dosyada bulunan senetlerin varsa imzalarının sahte olduğunu ileri sürmüştür. Söz konusu iddia, davacı tarafın asıl ve birleşen dava dilekçelerinde yer almayan, ilk kez itiraz dilekçesinde gündeme getirilen yeni bir vakıa niteliğindedir. HMK m. 141/1 hükmü gereğince taraflar, dilekçeler aşamasında ileri sürdükleri vakıaları, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra karşı tarafın açık muvafakati olmaksızın değiştiremez veya genişletemezler. Somut uyuşmazlıkta dilekçeler ve ön inceleme aşamaları tamamlanmış, dosya tahkikat aşamasında bilirkişi incelemesine intikal etmiştir. Bu aşamada davacı vekilinin ilk kez ileri sürdüğü "fiziki hisse senedi yokluğu" iddiası iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı kapsamında olup, karşı tarafın muvafakati de bulunmamaktadır. Ayrıca davacı tarafın dava dilekçesinde bizatihi "...'nun yediemine devretmesi gereken hisseleri dahi üzerinde bulundurduğu" şeklindeki ifadesi, fiziki hisse senedinin var olduğu ve davalı uhdesinde bulunduğu varsayımına dayanmakta olup, itiraz dilekçesindeki yeni iddia ile dava dilekçesindeki bu beyan iç tutarsızlık taşımaktadır. Bu nedenlerle davacı vekilinin itiraz dilekçesindeki "fiziki hisse senedi yokluğu" iddiası mahkememizce dikkate alınmamış; bilirkişi raporundaki "pay senetlerinin senede bağlanmış olduğu" tespitine itibar edilmiştir. Asıl dava (2025/317 E.), davacılar tarafından ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ne karşı, şirket nezdinde gerçek pay sahipliğinin tespiti ve davacılar adına tescili talebiyle açılmıştır. Birleşen dava (... E.) ise pay devri sözleşmesinin tarafı olan ...'na karşı, payların icbaren davacılara devri ve tescili talebiyle açılmıştır. TTK m. 490/2 hükmü gereğince nama yazılı pay senedinin hukuki işlemle devri, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılır. Bu hüküm, pay devri işleminin maddi taraflarının devreden ve devralan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Şirket, pay devri işleminin maddi tarafı değildir; yalnızca devir gerçekleştikten sonra pay defterine kaydın yapılması bakımından devreye giren bir organdır. TTK m. 499 hükmü gereğince pay defterine kayıt yapma yükümlülüğü şirketin yasal görevi olup, kesinleşmiş mahkeme ilamı üzerine bu yükümlülük kendiliğinden işlerlik kazanır; ayrı bir mahkeme emrine ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, davacıların pay sahipliğinin tespiti ve tescili konusundaki taleplerinin maddi muhatabı, pay devri sözleşmesinin tarafı olan ... olup, şirketin bu uyuşmazlığın maddi tarafı sıfatı bulunmamaktadır. Birleşen davada ... aleyhine kurulacak hüküm, davacıların asıl davada talep ettiği sonucu (gerçek pay sahipliğinin tespiti ve tescili) da kapsayacak nitelikte olup, kesinleşmesi halinde şirket TTK m. 499 hükmü gereğince pay defterindeki düzeltmeyi kanunen yapmakla yükümlüdür. Bu durumda davacıların asıl davayı şirkete yöneltmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. HMK m. 114/1-h hükmü uyarınca davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması bir dava şartıdır; bu şartın eksikliği halinde HMK m. 115/2 hükmü gereğince davanın usulden reddi gerekmektedir. Nama yazılı pay sahipliği uyuşmazlıklarında husumetin devreden ile devralan arasında olduğu, şirketin zorunlu dava arkadaşı olmadığı yönündedir. Bu nedenlerle asıl davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine; birleşen davanın ise kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1--A) ASIL DAVA YÖNÜNDEN (2025/317 E.): Davacıların asıl davayı şirkete yöneltmekte HUKUKİ YARARLARININ BULUNMADIĞI anlaşıldığından, HMK m. 114/1-h ve m. 115/2 uyarınca ASIL DAVANIN USULDEN REDDİNE, B) BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN (... E.): Birleşen davanın KABULÜ ile; Davalı ... adına kayıtlı görünen ... San. Tic. A.Ş.'ne ait %45 oranındaki nama yazılı pay senetleri (Tertip No 1, 1 ila 9 numaralı, B grubu, toplam 45.000 adet) üzerindeki gerçek pay sahipliğinin davacı ...'ya ait olduğunun TESPİTİNE, Davalı ...'nun, dava konusu nama yazılı pay senetlerini davacı ...'ya payların icbaren davacı ...'ya adına devrine, 2-Asıl dava yönünden: a)Alınması gereken maktu 732,00-TL harcın, peşin alınan 1.707,75-TL harçtan mahsubu ile bakiye 975,75-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, b)Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, c)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 3-Birleşen dava yönünden; a)Hüküm tarihi itibari ile alınması gerekli 2.056.131,00-TL ilam harcından peşin alınan 1.707,75-TL ve tamamlama harcı 510.617,25-TL toplamı olan 512.324,50-TL'nin mahsubu ile bakiye 1.543.806,50-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, b)Davacı tarafından yatırılan 1.707,25-TL peşin harç, 615,40-TL başvurma harcı, 512.324,50-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 512.939,90-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, c)Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 1.357.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, d)Davacı tarafından yapılan 60.587,50-TL yargılama gideri davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.21/05/2026 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
perpeek

Veriye Tarayıcıdan DeğilAsistanınızdan Ulaşın

perpeek bir MCP pazaryeri. Tek uç nokta ve tek token ile onlarca satıcının verisine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişirsiniz — hukuktan finansa. Soorgla da bu pazarda.

Tek Pazar, Çok Kaynak

Onlarca satıcının MCP’si aynı yerde.

Tek Token

Her kaynak için ayrı hesap ve anahtar yok.

perpeek AI

Kaynakları birlikte kullanan kendi asistanı.

Mobil ve Masaüstü

Uygulamalarıyla her yerden erişim.