Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2026/271 E.
Bu Veriyi Kendi Asistanınızda Kullanın
Soorgla MCP ile karar ve mevzuat arşivine Claude, ChatGPT ya da Cursor içinden erişin. Kurulum perpeek üzerinden, tek token.
Karar Bilgileri
Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2026/271
2026/684
7 Mayıs 2026
TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. BURSA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2026/
KARAR NO : 2026/
HAKİM : KATİP :
DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI :
DAVA : Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Alacak) DAVA TARİHİ : 06/05/2026 KARAR TARİHİ : 07/05/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 08/05/2026 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili banka, ... ili ... ilçesinde faaliyet gösteren çok sayıda şubesi bakımından, davalı belediye tarafından 2024 yılına ilişkin olarak katı atık toplama ve bertaraf bedeli adı altında yüksek tutarlı tahakkuklara maruz bırakıldığını, söz konusu tahakkuklar, ... Belediye Meclisi’nin 11.11.2024 tarihli ve 2024/... sayılı kararı ile belirlenen gelir tarifesine dayanılarak gerçekleştirilmiş; bu kapsamda müvekkil bankanın şubeleri “orta ölçekli işletme” kategorisinde değerlendirilerek her bir şube için yıllık 87.120,00 TL gibi fahiş bir bedel öngörüldüğünü, ancak söz konusu bedeller müvekkili tarafından hukuka uygun olduğuna inanılarak değil, tamamen kamu gücü karşısında yaptırıma maruz kalmamak adına ve fiili zorunluluk nedeniyle ödendiğini, davalı idare tarafından usulüne uygun bir tebligat yapılmamış, müvekkili banka ancak belediyenin sisteminde borç görünmesi üzerine ödeme yapmak zorunda kaldığını, müvekkili banka tarafından dava konusu katı atık bedelleri kapsamında, ... ilçesinde faaliyet gösteren ..., ..., ..., ..., ... Mahallesi, ... ve ... şubeleri bakımından 2024 yılına ilişkin olarak Mayıs ve Kasım aylarında iki taksit halinde ödemeler gerçekleştirildiğini, Mayıs 2025 döneminde; ... Şubesi tarafından 29.05.2025 tarihinde 46.047,50 TL, ... Şubesi tarafından 28.05.2025 tarihinde 43.560,00 TL, ... Şubesi tarafından 28.05.2025 tarihinde 45.594,30 TL, ... Şubesi tarafından 16.05.2025 tarihinde 4.062,00 TL ve 30.05.2025 tarihinde 43.560,00 TL, ... Şubesi tarafından 30.05.2025 tarihinde 44.810,00 TL, ... Şubesi tarafından 30.05.2025 tarihinde 43.560,00 TL, ... Mahallesi Şubesi tarafından 30.05.2025 tarihinde 45.622,50 TL, ... Şubesi tarafından 20.05.2025 tarihinde 5.312,00 TL ve 30.05.2025 tarihinde 43.560,00 TL, ... Şubesi tarafından 29.05.2025 tarihinde 43.560,00 TL ödeme yapıldığını, Kasım 2025 döneminde ise; ... Şubesi tarafından 27.11.2025 tarihinde 46.054,35 TL, ... Şubesi tarafından 27.11.2025 tarihinde 43.560,00 TL, ... Şubesi tarafından 28.11.2025 tarihinde 44.670,36 TL, ... Şubesi tarafından 25.11.2025 tarihinde 43.560,00 TL, ... Şubesi tarafından 27.11.2025 tarihinde 44.810,00 TL, ... Şubesi tarafından 05.11.2025 tarihinde 46.796,38 TL, ... Mahallesi Şubesi tarafından 27.11.2025 tarihinde 45.622,50 TL, ... Şubesi tarafından 26.11.2025 tarihinde 44.816,85 TL ve ... Şubesi tarafından 27.11.2025 tarihinde 43.560,00 TL ödeme yapıldığını, Bu suretle müvekkil banka tarafından davalı idareye toplam 812.698,74 TL ödeme yapıldığını, Davalı ... Belediye Başkanlığı, ... 3. İdare Mahkemesi’nin 2026/ Esas sayılı dosyasına sunduğu cevap dilekçesinde; katı atık toplama, taşıma ve bertaraf hizmeti nedeniyle ücret talep etme yetkisinin bulunduğunu, tarifenin belediye meclis kararıyla belirlendiğini, tam maliyet ve kirleten öder ilkelerine uygun hareket edildiğini, belediye meclis kararının internet sitesinde yayımlandığını ve banka şubelerinin yoğun insan trafiği sebebiyle daha fazla atık ürettiğini ileri sürdüğünü, ancak somut uyuşmazlıkta tartışma, belediyenin katı atık hizmeti karşılığında ücret talep edip edemeyeceği değil; müvekkilden tahsil edilen bu bedellerin somut, ölçülebilir, denetlenebilir ve gerçek hizmet maliyetine dayalı olup olmadığıdır. davalı belediyenin genel ve soyut nitelikteki “yetki”, “kamu hizmeti” ve “maliyet artışı” savunmaları, müvekkili banka şubeleri yönünden tahsil edilen bedelin hukuki sebebini tek başına ortaya koymadığını, Eldeki dava, hukuki sebebi bulunmaksızın tahsil edilen bedeller nedeniyle davalı idarenin sebepsiz şekilde zenginleşmesine dayalı bir alacak davası olduğu, müvekkili banka tarafından yapılan ödemeler, hukuken geçerli ve denetlenebilir bir borç ilişkisinin varlığı kabul edilerek değil; belediye sisteminde borç görünmesi ve kamu gücü karşısında yaptırıma maruz kalmamak amacıyla fiili zorunluluk altında gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle davalı idarenin, hukuki dayanağı tartışmalı olan tarife işlemi kapsamında tahsil ettiği bedeller yönünden sebepsiz zenginleştiği açık olup, Türk Borçlar Kanunu’nun 77 ve devamı maddeleri uyarınca tahsil edilen bedellerin müvekkile iadesi gerektiğini, İşbu uyuşmazlık bir miktar para alacağına ilişkin olup dava şartı arabuluculuğa tabi olduğunu, Bu kapsamda müvekkil banka tarafından arabuluculuğa başvurulmuş, ancak yapılan görüşmeler neticesinde taraflar arasında anlaşma sağlanamadığını, KANITLAR: Dava Dilekçesi, vs. KANITLARIN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME : Dava, davalının tahsil ettiği katı atık bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümlerince iadesi istemli alacak davasıdır. Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllere dava şartları denir.Bilindiği üzere, dava şartlarının neler olduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir ().Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır ().Bu noktadan hareketle, uyuşmazlık yönünden görevli mahkeme kavramının açıklanması da gerekmektedir.Genel anlamda bir mahkemenin görevi belirli bir davaya, dava konusunun niteliği veya değerine göre o yerdeki aynı yargı koluna ait ilk derece mahkemelerinden hangisi tarafından bakılabileceğini belirtir. Bilindiği üzere, ilk derece mahkemeleri genel mahkemeler ve özel mahkemeler olarak ikiye ayrılmışlardır. Hangi davalara özel mahkemelerde, hangi davalara genel mahkemelerde bakılacağı ve genel mahkemelerde bakılacak davalardan hangilerine asliye hukuk mahkemesinde, hangilerine sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı hususuna görev, bunu düzenleyen kurallara da görev kuralları denir. Genel mahkeme ile özel mahkeme arasındaki ilişkinin bir görev ilişkisi olduğu ve görevle ilgili kuralların kamu düzenine ilişkin bulunduğu konusunda öğretide ve uygulamada duraksama yoktur. Genel mahkemelerin bakacakları davalar, belirli kişi ve iş gruplarına göre sınırlandırılmamış olup aksi belirtilmedikçe medeni yargılama hukukuna giren her türlü işe bakmakla görevlidirler. Açık kanun hükmü ile özel mahkemelerde görüleceği belirtilmemiş olan bütün davalar genel mahkemelerin görevine girer.Buna karşılık özel mahkemeler, belirli kişiler arasında çıkan veya belirli uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Diğer bir ifadeyle, özel mahkemeler özel kanunlarla kurulmuş olup özel kanunlarda belirtilen davaları yürütür.Yukarıda belirtildiği üzere, göreve ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkin olup HMK’nın 114/1-c maddesine göre mahkemenin görevli olması dava şartıdır. HMK’nın 115. maddesine göre ise dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Diğer taraftan görevsiz mahkeme davanın esası hakkında karar veremez. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukukî ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukukî niteleme yapılmalı ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir. Görev nedeniyle dava dilekçesinin reddi kararında görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğu belirtilmeli ve dava dosyasının bu görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir (HMK m.20).Gelinen noktada, asliye ticaret mahkemesiyle asliye hukuk mahkemesinin görev ayrımı önem taşıdığından ticarî dava kavramını açıklamak da yerinde olacaktır.Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Bir davanın ticarî dava sayılmasına bağlanan en önemli sonuç, o davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi ve buna bağlı olarak özel birtakım usul kurallarına tabi olmasıdır. Hangi iş ve uyuşmazlıkların ticarî dava sayıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ve bazı özel kanunlarda sınırlı olarak belirtilmiştir ().Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticarî işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunlar yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticarî İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK'nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. Fıkrası; “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.”5. maddesinin 3. Fıkrası; “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.”şeklinde düzenlenmiştir.Görüldüğü üzere, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukukî ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında ... re’sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. Bir hukukî işlemin veya fiilin 6102 sayılı TTK’nın kapsamında kaldığının kabul edilebilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlarla, bir ticarî işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekmektedir. Nitekim, aynı hususlara ... 30.06.2020 tarihli ve 2019/- E., 2020/ K. sayılı kararında da yer verilmiştir.Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler karşısında somut olay incelendiğinde; kamu kurumu olan davalının tacir olmadığı ve davanın ticarî dava olarak kabul edilemeyeceği açık olduğuna göre davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahsedilemez. Bu durumda davaya bakmaya genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi görevlidir. ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ 2019/ Esas ve 2020/ K.sayılı kararında da aynı gerekçeye yer verilmiştir. (Davacının ve davalı ...’nin tacir olmasına rağmen husumetin ... Belediye Başkanlığı’na da yöneltilmesi nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemesi görevli olup davalı belediye vekilinin görevli mahkemenin 6502 sayılı Kanun gereğince tüketici mahkemeleri olduğu yönündeki iddiası yerinde olmayıp davacı vekilinin ... talebinin kabulü ile diğer hususlar incelenmeksizin kararın kaldırılması gerekmiştir. ) Davalı Belediye Başkanlığı'nın kamu kurumu olduğu, dolayısıyla tacir olmadığı gibi özel bir yasa ile tacir sayılacağına dair bir düzenleme de olmadığı gözetilerek, davanın görev, dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine, ... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN görevli olduğuna dair aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere, 1-Davanın görev, dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine, ... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN görevli olduğuna, 2-HMKnun 20 maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde talep halinde dosyanın ... Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, talep olmadığı takdirde dosya üzerinden davanın açılmamış sayılmasına dair karar verilmesine, 3-HMK'nın 331. Maddesine göre yargılamanın görevli mahkemede devam etmesi halinde yargılama giderlerin görevli ... Asliye Hukuk Mahkemesince taktirine, yargılamanın görevli mahkeme de devam etmediği taktirde talep üzerine mahkememizce dosya üzerinden yargılama giderlerinin tespiti ve hükmedilmesine, Dair, tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMKnın 341. Ve 345. Maddeleri gereğince 2 haftalık yasal süre içinde ... Bölge Adliye Mahkemesine ... açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 07/05/2026 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.