Konya BAM 3. HD 2024/575 E. 2024/888 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/575
2024/888
13 Mayıs 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 13/05/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 20/12/2023
NUMARASI : ... Esas Karar
DAVACI :
VEKİLİ :Av.
DAVALI : ....
VEKİLİ : Av. T
BİRLEŞEN KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN
... ESAS KARAR SAYILI DOSYASINDA:
DAVACI :
VEKİLİ :Av.
DAVALI :
VEKİLİ :Av.
DAVA : Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 13/05/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 14/05/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili 06/11/2019 tarihli dava dilekçesiyle; ... plakalı motosiklet ile ... plakalı minibüsün 10/03/2018 tarihinde kaza yapması sonucu, ... plakalı motosiklette yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını, ... plakalı motosiklet sürücüsü ...'ın tam kusurlu olduğunun belirlendiğini, ... plakalı motosikletin kaza tarihini kapsayan ZMMS poliçesinin bulunmadığını beyan ederek, sürekli iş gücü kaybı zararından dolayı 100 TL. maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Hesabından alınarak, davacıya verilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Açılan dava Mahkememizin ... E. sırasına kaydedilmiştir.
Davacı vekili 23/02/2022 tarihli dava dilekçesiyle de, ... plakalı motosiklet ile ... plakalı minibüsün 10/03/2018 tarihinde kaza yapması sonucu, ... plakalı motosiklette yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını, ilk önce davacı tarafından Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sırası üzerinden ... Hesabı aleyhine tazminat davası açıldığını, alınan kusur raporlarında terditli olarak ... plakalı minibüs sürücüsünün de kusurlu olarak gösterildiğini, ... plakalı minibüsün ZMMS poliçesinin... ..Sigorta A.Ş. tarafından yapıldığını beyan ederek, geçici iş göremezlik zararından dolayı 50 TL., sürekli iş görememezlik zararından dolayı 50 TL., bakıcı gideri zararından dolayı 50 TL. ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararından dolayı 50 TL. olmak üzere toplam 200 TL. maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Açılan dava Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sırasına kaydedilmiştir.
Davacı vekili 28/04/2022 tarihli talep arttırım dilekçesiyle, asıl davanın davalısı ... Hesabına yönelik tazminat taleplerini 81.040,86 TL.'ye yükseltmiştir.
Davacı vekili 15/03/2023 tarihli bedel arttırım dilekçesiyle de, birleşen davanın davalısı... ... Sigorta Şirketine yönelik tazminat taleplerini, sürekli iş göremezlik yönünden 360.000 TL.'ye, bakıcı gideri yönünden 360.000 TL.'ye yükseltmiştir.
Asıl davanın davalısı ... Hesabı vekili tarafından, davacının ceza dosyasında şikayetinden vazgeçtiği bildirilmiş, müterafik kusur ve hatır taşıması itirazında bulunlumş ayrıca, ... Hesabı tarafından davacıya ödeme yapıldığı ve alacağının kalmadığını beyan edilerek davanın reddi istenilmiştir.
Birleşen davanın davalısı... .... Sigorta Şirketi vekili tarafından ise, zamanaşımı, görev, husumet, kesin hüküm, derdestlik, hak düşürücü süre, hatır taşıması ve müterafik kusur itirazı ile 2918 s. KTK'nin 97. maddesine göre dava şartı yokluğu itirazında bulunulmuş, ayrıca davanın araç sürücüsü ile SGK'ya ihbarı da talep edilerek davanın reddi istenilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; " Yargıtay 4. HD’nin 29/09/2021 gün ve 2021/14429 E. 2021/5729 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, "Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz."
... Hesabına ve...... Sigorta Şirketine karşı açılan tazminat davaları yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketi yönünden uygulanamayacak olması, davalı işleten ve sürücünün ise zorunlu arabuluculuk uygulamasına tabi olmaması nedeniyle, 23/10/2019 ve 23/02/2022 tarihli arabuluculuk tutanaklarının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen, gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre de, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmediğinden, bu davadaki yargılama giderlerine dahil edilemeyeceği, bu giderlerin sadece davacının sorumluluğunda olduğu sonucuna varılmış ve;
Davacının ... E. sayılı asıl davasının KABULÜ ile 10/03/2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanması nedeniyle, sürekli iş göremezlik zararından dolayı 81.040,86 TL. maddi tazminatın, temerrüt tarihi olan 04/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Hesabından alınarak davacıya verilmesine, davacının fer'i nitelikteki fazlaya ilişkin faiz taleplerinin REDDİNE,
Davacının birleşen Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı davasının KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile;
Davacının sürekli iş göremezlik zararından dolayı 360.000 TL.
Sürekli bakıcı gideri zararından dolayı 360.000 TL. olmak üzere toplam 720.000 TL. maddi tazminatın, temerrüt tarihi olan 26/11/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı... Türk Sigorta Şirketinden alınarak davacıya verilmesine, davacının bu tazminat kalemleri yönünden fer'i nitelikteki fazlaya ilişkin faiz taleplerinin REDDİNE,
Davacının SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararı ile geçici iş göremezlik zararına ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE" şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı... ... Sigorta Şirketi vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkeme tarafından davaya konu kazaya ilişkin olarak alınan 28/07/2023 tarihli bilirkişi raporunda müvekkil şirket sigortalısı ...'a atfedilen kusurun kabulünün mümkün olmadığını, kaza tespit tutanağına ve ATK kusur raporuna göre konu kazanın meydana gelmesinde müvekkil şirket sigortalısının kusurunun bulunmadığını, davaya konu kazanın aydınlatılması amacıyla alınan 30/07/2021 tarihli ATK raporunda alternatifli değerlendirme yapılarak ilk ihtimalde müvekkil şirket sigortalısının kusursuz olduğu, ikinci ihtimalde ise müvekkil şirket sigortalısının %100 oranında kusurlu olduğu değerlendirmesi yapıldığını, hükme esas alınan 28/07/2023 tarihli bilirkişi raporunda ise her iki araç sürücüsüne %50 oranında kusur atfedildiğini, kusur atfını asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla mahkeme tarafından kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm tesis edilmesinin bozmaya gerektirdiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, geçici iş göremezlik ve bakıcı giderine ilişkin talebin, tedavi gideri klozundan karşılanmasına ilişkin yapılan belirlemenin hukuka aykırı olduğunu, 02.01.2023 tarihli Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporunda davacının meydana gelen trafik kazası neticesinde %100 oranında maluliyeti olduğu sonucuna yer verildiğini, Kurul tarafından tespit edilen bu oran son derece yüksek olup taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, hukuka uygun olmayarak tespit olunan geçici iş göremezlik zararından müvekkil sigorta şirketinin sorumlu olmadığını, hesaplanacak tazminattan hatır taşıması müterafik kusurun tenzilinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Karar sayılı kararının kaldırılmasına ve dava ve istinaf dilekçelerindeki beyanları doğrultusunda karar verilmesini, istinaf incelemesi tamamlanıncaya kadar icranın tehirine karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmil edilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ... Hesabı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; dosya münderecatında bulunan makbuz ve ibraname gereğince davacı tarafın tüm tazminat alacaklarına ilişkin olarak müvekkil kurumdan başkaca bir alacağının kalmadığı müvekkil kurumu işbu kaza ile ilgili olarak ibra ettiğinden anlaşıldığını, karşı tarafça imzalanan ibranamenin hukuken geçerli olduğunu, karşı tarafın iş bu başvuru ile ibranamenin iptalini istemesinin hukuken geçerli olmadığını, ibranamenin iptali için iki yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra huzurdaki başvurunun ikame edildiğini, müvekkil kurum geçici bakım giderinden sorumlu olmadığını, davacının ... sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın kusurunu ve bunun sonucunda bir zararın oluştuğunu ispatlamasının gerektiğini, ayrıca bu zarar miktarının bilirkişi marifetiyle tespit edilmesi gerektiğini, davacının ceza dosyasında kazaya sebebiyet veren araç sürücüsüne yönelik şikayetçi olmadığını, tazminat hakkının ortadan kalktığını, davacının yolcu olarak bulunduğu araç sürücüsünün kaza esnasında alkollü olduğu dosya münderecatında sabit olduğunu, davacının trafik kazası esnasında motosiklette koruyucu ekipman nedeniyle müterafik kusurlu olduğunu, kazaya karışan araçta yolcu olarak bulunan davacının hatır için taşındığı dosyanın münderecatından anlaşıldığını, dava konusu trafik kazasında hatır taşımasının söz konusu olduğundan, indirim yapılmasının yasa gereği olduğunu, kurum tarafından yapılan ödemenin güncellenerek hesaplanan tazminattan düşülmesinin gerektiğini, karşı tarafın işbu kaza nedeniyle tazminat ödemesi yapıldığından başkaca bir ödeme yapılmasına yer olmadığını, tüm bu nedenlerle istinaf istemlerinin kabulü ile Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı ilamın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Mahkemece verilen karar, asıl ve birleşen dosya davalıları tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir.
Dava, trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
-Davalı ... Sigorta'nın zamanaşımı itirazı yönünden yapılan incelemede;
Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794).
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 72 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya ... Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015gün, 2014/17-27,2015/1530 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).
Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; davaya konu trafik kazası sonucunda davacı yaralanmıştır. Yaralanmayla sonuçlanan sözkonusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Buna göre eylem için(TCK 89/1) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu gözetildiğinde, 10/03/2018 kaza tarihine göre nazara alınması gereken dava ve ıslah tarihi baz alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple buna yönelik itirazlar yerinde değildir.
-Davalı ... Sigorta'nın kusura ve sorumluluğa yönelik;
Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.
Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.
Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir.
Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz.
Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.
Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir.
Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.
Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.
Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K )
Anlatılan yasal düzenleme ve ilkeler ışığında somut olayı incelediğimizde; Dava dilekçesi genel içeriğindenve dosyadaki tüm bilgi, belgelerden; kazaya karışan araçlardan birinde yolcu olarak bulunulan davacının, ayrı ayrı dilekçeler ile dava açmasından ve hem asıl ve hem de birleşen dava dilekçesi içeriğinden davalıların kusur oranlarına göre sorumluluklarının istendiği anlaşılmakla, müteselsil sorumluluk uygulanmayacağından mahkemece; davaya konu kazada davacının, davalıların sorumlu oldukları kusur oranlarına göre değerlendirme yapılmasında bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, kaza tespit tutanağı ve ATK kusur raporu arasındaki çelişkileri gidererek tarafların yüzde altmış ve yüzde kırk oranında sorumlu olduklarını belirleyen 11/11/2021 tarihli Karayolları Fen Heyeti Raporu'na göre değerlendirme yapılarak karar verilmesi yerine, gerekmediği halde tekraren Karayolları Fen Heyeti'nden oluşturulan başka bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak tarafların ayrı ayrı yüzde elli kusur oranına göre sorumlu tutulmaları isabetsiz bulunmakla beraber, aşağıda da ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere neticeten, hesaplanacak aktüer bilirkişi tazminat miktarlarına göre tarafların hükümde belirtilen sorumluluk miktarları değişmeyeceğinden ve usul ve yasaya uygun, ayrıntılı, çelişkileri gideren, yukarıda yazılı ilk Karayolları Fen Heyeti Raporu yerinde olduğundan yeniden kusur raporu alınmasına gerek bulunmamaktadır. (bkz. HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K)
- Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Ayrıca;
Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre, maluliyet konusunda "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" hükümlerine göre verilen ATK raporu nazara alınarak PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre tazminat bilirkişisinden yeniden rapor alınması gerektiği düşünülse de, belirtilen kriterler ve gözetilecek güncel verilere göre yeniden alınacak raporda yukarıda belirtilen kusur oranları, müterafik kusur, hatır indirimi ve bakiye teminat limitleri göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkacak tazminat miktarlarının yüksekliği gözetilerek, tarafların sorumlu olduğu tazminat miktarları değişmeyeceğinden, mahkemenin gerekçesi yerinde olmamakla birlikte netice itibariyle hükmedilen tazminat miktarlarında bir isabetsizlik bulunmadığından, sadece gerekçedeki hata nedeniyle davalıların istinafı kabul edilmesi gerekmiştir.
-Davalı ...'nin ödemeye ilişkin itirazlarında;
2918 sayılı KTK'nun 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre, hak düşürücü süre olup mahkemece re'sen dikkate alınması gerekir.
Somut olayda, her ne kadar davalı ... tarafından daha önce yapıldığı, yapılan ödeme tarihine göre ödemenin yeterli olduğu itirazında bulunulmuş ise de, yapılan ödemeye ilişkin dosyaya sunulmuş ibranamenin davacı tarafça ihtirazi kayıtlı olması nedeniyle geçerli bir ibraname olarak değerlendirilemeyeceğinden, yapılan ödemelerin makbuz hükmünde olup ödeme tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek bakiye tazminat alacağı belirlenerek bakiye teminat limitleri ve artırım dilekçesi gözetilerek hesap yapılması ve hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığından buna dair istinaf itirazı reddedilmiştir.
-Davalı ... Sigorta'nın, bakıcı giderinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve ... Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
-
Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
-
Tedaviyle ilgili diğer giderler,
-
Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
-
Bakıcı giderleri
-
Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
-
Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA "İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı tarafın bakıcı tazminatının teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
Bunun dışında, sadece birleşen davalı ... Sigorta yönünden bakıcı giderine hükmedildiği, başkaca taraflar lehine tedavi giderlerine karar verilmediğinden diğer davalının ve davalı ... Sigorta'nın diğer kalemlere ilişkin bu nedene dayalı itirazlarının değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır.
Ayrıca; mahkemece hatır ve müterafik kusur indirimi de yapılmış olup, davacının istinafı da bulunmaması nedeniyle buna ilişkin itirazlar ile cezada şikayetçi olunmamasının tazminata hükmedilmesinde bir etkisi olmamakla, itirazlar yersiz bulunmaktadır.
Bu nedenle, davalılar... .. Sigorta Şirketi ve ... Hesabı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçedeki hata nedeniyle KABULÜNE, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalılar... Sigorta Şirketi ve ... Hesabı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçedeki hata nedeniyle kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;(İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)
-
Davacının ... E. sayılı asıl davasının KABULÜ ile 10/03/2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanması nedeniyle, sürekli iş göremezlik zararından dolayı 81.040,86 TL. maddi tazminatın, temerrüt tarihi olan 04/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Hesabından alınarak davacıya verilmesine, davacının fer'i nitelikteki fazlaya ilişkin faiz taleplerinin REDDİNE,
-
Davacının birleşen Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı davasının KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile;
a)Davacının sürekli iş göremezlik zararından dolayı 360.000 TL.
b)Sürekli bakıcı gideri zararından dolayı 360.000 TL. olmak üzere toplam 720.000 TL. maddi tazminatın, temerrüt tarihi olan 26/11/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı... . Sigorta Şirketinden alınarak davacıya verilmesine, davacının bu tazminat kalemleri yönünden fer'i nitelikteki fazlaya ilişkin faiz taleplerinin REDDİNE,
c)Davacının SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararı ile geçici iş göremezlik zararına ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
- Karar tarihi itibariyle;
a) Asıl.... E. sayılı dava yönünden (ve dava değerinin 81.040,86 TL. olduğunun kabulü ile), alınması gereken 5.535,91 TL. nispi karar ve ilam harcından peşin alınan tamamlama harcı dahil 320,85 TL. harcın mahsubu ile kalan 5.215,06 TL. harcın davalı ... Hesabından alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
b) Birleşen ... E. sayılı dava yönünden (ve dava değerinin 720.000 TL. olduğunun kabulü ile), alınması gereken 49.183,20 TL. nispi karar ve ilam harcından peşin alınan tamamlama harcı dahil 2.539,52 TL. harcın mahsubu ile kalan 46.643,68 TL. harcın davalı... Türk Sigorta Şirketinden alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
- Davacı tarafından birleşen her iki davada (Meram Tıp Fakültesi için haricen yapılan rapor masrafları da dahil) toplam 13.370 TL. yargılama giderinin takdiren her iki dava için eşit yapıldığının kabulü ile ;
a) Asıl ... E. sayılı dava yönünden, 13.370/2=6.685 TL. yargılama gideri ile 44,40 TL. başvuru harcı ve 320,85 TL. peşin harçtan ibaret toplam 7.050,25 TL. yargılama giderinin davalı ... Hesabından alınarak davacıya verilmesine,
b) Birleşen ... E. sayılı dava yönünden, 13.370/2=6.685 TL. yargılama gideri ile 80,70 TL. başvuru harcından ibaret toplam 6.765,70 TL. yargılama giderinden davanın kabul ve ret oranına göre (720.000 TL./720.100 TL.) takdiren 6.764,76 TL. yargılama gideri ile 2.539,52 TL. peşin harçtan ibaret toplam 9.304,28 TL. yargılama giderinin davalı... Sigorta Şirketinden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
-
Gerekçeli kararın tebliği için davacı avansından yapılacak olan 30 TL. e. tebligat giderinin takdiren 15 TL.'sinin asıl davada davalı ... Hesabından alınarak davacıya verilmesine, kalan 15 TL.'nin ise davanın kabul ve ret oranına göre takdiren 14,99 TL.'sinin birleşen davanın davalısı... Sigorta Şirketinden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
-
Davalılar tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,
-
Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca;
a) Asıl.... E. sayılı dava yönünden, davacı vekili için (ve dava değerinin 81.040,86 TL. olduğunun kabulü ile) 17.900 TL. nispi vekalet ücretinin davalı ... Hesabından alınarak davacıya verilmesine,
b) Birleşen ... E. sayılı dava yönünden taraf vekilleri için,
aa) Davanın kabul edilen kısmı (720.000 TL.) üzerinden 106.800 TL. nispi vekalet ücretinin davalı... Sigorta Şirketinden alınarak davacıya verilmesine,
bb) Davanın reddedilen kısmı (720.100-720.000=100 TL.) üzerinden 100 TL. nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı... Sigorta Şirketine verilmesine,
-
Mahkememizce ihtiyari sayılan 2 ayrı arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan toplam 2.880 TL. yargılama giderinin, davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
-
Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın, 6100 s. HMK.nun 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde ve re'sen ilgili taraflara iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
10-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harçlarının talep halinde davalılara iadesine,
11-Davalı... Sigorta Şirketi tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru gideri ile 40 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.209,40 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
12-Davalı ... Hesabı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
13-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; asıl dava yönünden; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere, birleşen dava yönünden; HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere oy birliği ile karar verildi.14/05/2024
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19