SoorglaÜcretsiz Dene

Konya BAM 3. HD 2024/682 E. 2024/858 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/682

Karar No

2024/858

Karar Tarihi

7 Mayıs 2024

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :

KARAR NO :

KARAR TARİHİ : 07/05/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 06/12/2023

NUMARASI : Esas Karar

DAVACILAR : 1- A

2-

3-

VEKİLİ : Av.

DAVALI : 1- ...

VEKİLİ : Av.

DAVALILAR : 2

  3.  ....

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

İSTİNAF KARAR TARİHİ : 07/05/2024

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 08/05/2024

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacılar vekili mahkememize vermiş olduğu 30/04/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; 11/10/2021 tarihinde davalı sürücü .....'nın sevk ve idaresindeki ..... plakalı çekici ve bu çekiciye bağlı.... plakalı yarı römork seyir halindeyken, aynı yön ve istikamette yolun sağ tarafında arıza yaptığı için araç sürücüsü ..... ve yolcu .....'ın iterek götürmeye çalıştıkları ..... plakalı araca çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında müvekkillerinin murisi .....'nın vefat ettiğini, davalı .....'nın araç sürücüsü olarak, davalı ..... Lojistik şirketinin araç maliki olarak ve diğer davalı sigorta şirketinin kazaya sebebiyet veren ..... plakalı aracın araç sigortacısı olarak sorumluluğunun bulunduğunu, kaza nedeniyle davalı sigorta şirketine başvurduklarını ancak sonuç alamadıklarını, yapılan arabuluculuk görüşmelerinin de sonuçsuz kaldığını, olay sonrası başlatılan soruşturma neticesinde Ereğli .. Asliye Ceza Mahkemesinin.... esas sayılı dosyası ile açılan kamu davasında mahkumiyet kararı verildiği, bu dosyada alınan kusur raporunda da davalı .....'nın asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkillerinden .... ve .....'nın muris .....'nın anne ve babası olduğunu, murisin bekar ve çocuksuz olduğunu, hayvancılıkla uğraşarak ailesinin geçimini sağladığını, müvekkili .....'nın kayıtlarda her ne kadar evli olarak görünse de fiili olarak eşinde ayrı olarak Adana ilinde yaşadığını, diğer müvekkili .....'nın da muris ..... ile birlikte yaşadığını, her iki müvekkilinin de muris .....'nın desteğinden yoksun kaldığını, kaza neticesinde murise ait kazaya karışan ..... plakalı aracın kullanılamaz hale gelerek pert olduğunu, bu durumun Ereğli Sulh Hukuk Mahkemesinin .... d.iş sayılı dosyasında alınan rapor ile de sabit olduğunu, diğer müvekkili .....'nın da murisin tek kardeşi olduğunu, müvekkillerinin murisin ölümü ile derin bir üzüntü içerisinde olduklarını, kaza nedeniyle araçta meydana gelen hasar bedelinin ve araç mahrumiyet bedelinin, destekten yoksun kalma tazminat bedelinin ve kusur durumunun mahkememizce aldırılarak raporlarla belirlenmesini beyanla öncelikle davalılara ait taşınmaz ve araçlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, ileride aldırılacak bilirkişi raporları ile tespit edilmek ve arttırılmak üzere fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 100.000,00TL destekten yoksun kalma tazminat bedelinin, 10.000,00TL araç hasar bedelinin, 1.000,00TL araç mahrumiyet bedelinin davalı sigorta şirketi yönünden sigorta limitleriyle sınırlı olmak kaydıyla kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte, 300.000,00TL manevi tazminat bedelinin sigorta şirketi yönünden genişletilmiş kasko poliçesi bulunması halinde sigorta şirketinin de sorumlu tutulması aksi halde sorumlu tutulmaması kaydıyla kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, sulh hukuk mahkemesinde görülen tespit dosyası masraflarının da yargılama giderlerine dahil edilmek suretiyle yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacılar vekili mahkememize vermiş olduğu 05/07/2022 havale tarihli talep açıklama dilekçesinde özetle; dava dilekçeleri ile talep etmiş oldukları 100.000,00TL destekten yoksun kalma tazminat bedelinin 20.000,00TL'sini müvekkili ..... yönünden, 80.000,00TL'sini müvekkili ..... yönünden talep ettiklerini beyan etmiştir.

Davacılar vekili mahkememize vermiş olduğu 05/06/2023 havale tarihli dilekçesinde özetle; alınan bilirkişi raporları dikkate alınarak destekten yoksun kalma tazminat taleplerini müvekkili ..... yönünden 186.758,93TL'ye, müvekkili ..... yönünden 603.565,08TL'ye; araç hasar bedelini 13.300,00TL'ye; araç mahrumiyet zarar bedelini 1.470,00TL'ye yükselttiklerini, bu bedeller üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili mahkememize vermiş olduğu 12/07/2023 havale tarihli dilekçesinde özetle; alınan ek hesap raporu doğrultusunda destekten yoksun kalma tazminat taleplerini müvekkili ..... yönünden 238.831,40TL'ye, müvekkili ..... yönünden 797.508,82TL'ye yükselttiklerini, bu bedeller üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ..... Sigorta A.Ş. vekili mahkememize vermiş olduğu 03/06/2022 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla açılmış olan kısmi dava olduğunu, kısmi dava niteliğinde açılan bu davada miktar arttırımı yapılması halinde bu durumu kabul etmeyeceklerini, davanın belirsiz alacak davası olmadığını, talep arttırımı yapılamayacağını, açılan davada dava ön şartı olan müvekkili şirkete usulünce başvuru şartının yerine getirilmediğini bu nedenle de davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminat talebinin poliçe teminatı dışında kaldığını bu talebe ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu talebin belirlenmesinde desteklik ilişkisinin ispat edilmesi gerektiği, tazminat hesaplaması yapılabilmesi için SGK tarafından yapılan ödemelerin dikkate alınması gerektiğini, müterafik kusur indirimi ve hatır taşıması indirimi taleplerinin olduğunu, bu taleplerinin de dikkate alınarak kusur oranlarının usulünce mahkememizce tespit edilmesini, kaza sırasında emniyet kemeri, kask gibi koruyucu ekipmanların olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, talebin öğrenme tarihi itibariyle talep ve dava hakkının zamanaşımına uğradığını ve zamanaşımı itirazlarının olduğunu, tazminat hesabında yasal faizlerin dikkate alınmasını ve faiz başlangıç tarihinin aktüerya hesap raporu tarihi olması gerektiğini beyanla açılan davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

Diğer davalılara usulünce yapılan tebligata rağmen dosyaya cevap dilekçesi sunmadıkları, duruşmalara katılmadıkları anlaşılmıştır.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Trafik bilirkişisi tarafından mahkememize sunulan ve hükme esas alınan 27/06/2022 havale tarihli kusur raporunda; ..... Plakalı Çekici ve buna bağlı.... plakalı yarı Römork Sürücüsü .....'nın bu kazanın oluşumunda %70 (yüzde yetmiş) oranında kural ihlalinin olduğunu, ..... plakalı otomobil sürücüsünün bu kazanın oluşumunda %30 (yüzde otuz) oranında kural ihlalinin olduğunu tespit etmiştir.

Hasar sigorta bilirkişisi tarafından mahkememize sunulan ve hükme esas alınan 12/03/2023 havale tarihli raporda; Dava konusu kaza nedeniyle ..... plakalı aracın pert olarak işlem görmesinin uygun olduğu, bu itibarla gerçek hasar tutarının kusur tenzili yapılmış miktarının 13.300,00 TL olduğu, ..... plakalı aracın mahrumiyet kaybı bedelinin kusur tenzili yapılmış miktarının 1.470,00 TL olduğu tespiti yapılmıştır.

Aktüerya bilirkişisi tarafından mahkememize sunulan 12/07/2023 havale tarihli ek hesap raporunda;

Mahkemece PMF 1931 Bakiye Yaşam Tablosuna Göre Yapılan Hesaba İtibar Edilmesi

Halinde;

Davacılardan ..... yönünden hesaplanan 193.692,72-TL destekten yoksun kalma

tazminatı ile (davalı ..... Sigorta A.Ş.’nin 108.685,94-TL’sinden),

Davacı ..... yönünden hesaplanan 572.928,19-TL destekten yoksun kalma

tazminatından (davalı ..... Sigorta A.Ş.’nin 321.357,06-TL’sinden);

Mahkemece TRH 2010 Bakiye Yaşam Tablosuna Göre Yapılan Hesaba İtibar Edilmesi

Halinde ise;

Davcılardan ..... yönünden hesaplanan 238.831,40-TL destekten yoksun kalma

tazminatı ile (davalı ..... Sigorta A.Ş.’nin 99.096,51-TL’sinden),

Davacı ..... yönünden hesaplanan 797.508,82-TL destekten yoksun kalma

tazminatından (davalı ..... Sigorta A.Ş.’nin 330.903,49-TL’sinden olmak üzere) davalıların müştereken

ve müteselsilen sorumlu olmaları gerektiği tespiti yapılmıştır.

Aktüerya hesap bilirkişisinin raporunun Konya BAM 3. Hukuk Dairesinin uygulaması da nazara alınarak PMF 1931 Yaşam Tablosuna göre hesaplanan miktarlar üzerinden hükme esas alınması gerekmiştir.

ZMMS poliçesi genel şartlarına göre araç mahrumiyet bedelinden davalı sigorta şirketi muaf olduğundan araç mahrumiyetine yönelik maddi tazminat talebinin davalı sigorta şirketi için reddi gerekmiştir. Bununla birlikte hükme esas alınan hasar bilirkişi raporuna göre davaya konu araçta meydana gelen hasar miktarına 13.300,00TL olduğu anlaşılmakla bu zararın tüm davalılardan tazminine karar vermek gerekmiştir. Araç mahrumiyet bedeli olarak hesaplanan 1.470,00TL'nin ise davalılar sürücü ve işletenden tahsil edilerek miras payları oranında davacılar ..... ve .....'ya 1/2 oranında verilmesine karar vermek gerekmiştir.

Dava konusu kazadaki müterafik kusur durumu yönünden yapılan değerlendirmede; 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır.

Somut olayda, kaza tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemerinin takılı olup olmadığının belirsiz olarak işaretlenmesi, soruşturma dosyası içerisinde bunun aksi yönde bir beyan ve delilin bulunmaması nazara alındığında müterafik kusur indirimine gidilmemiştir.

Davalı sigorta şirketi her ne kadar hatır taşıması indirimi talebinde bulunmuş ise de, somut olayda hatır taşıması indirimi yapılmasını gerektirir bir olgunun bulunduğu davalı tarafından ispatlanamamıştır. Öte yandan yine davalı sigorta şirketi tarafından zamanışımı defiinde bulunulmuş ise de, davanın kazanın üzerinden henüz iki yıl geçmeden açılması sebebiyle bu itirazlarda yerinde bulunmamıştır.

Davacıların manevi tazminat talebi açısından yapılan değerlendirme;

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesinde ; "Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir" hükmü düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. (Konya BAM 3. Hukuk Dairesi 19/06/2020 tarih 2020/380 Esas 2020/503 Karar)

Bu itibarla yukarıda açıklanan ilkeler, davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, ceza dosyasındaki deliller, hükme esas alınan kusur raporu, davacılar ve müteveffa arasındaki yakınlık durumu, davacıların çekmiş olduğu ıstırap ve olay tarihinde paranın satın alma gücü birlikte değerlendirilerek davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü gerekmiştir. " şeklinde Davacı ..... yönünden açılan destekten yoksun kalma tazminatı talepli davanın kısmen kabulü ile; davalı sigorta şirketinin sorumluluğu 321.357,06TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla 572.928,19TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketi yönünden 29/10/2021 tarihinden, diğer davalılar yönünden 11/10/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak adı geçen davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı ..... yönünden açılan destekten yoksun kalma tazminatı talepli davanın kısmen kabulü ile; davalı sigorta şirketinin sorumluluğu 108.685,94TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla 193.692,72TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı sigorta şirketi yönünden 29/10/2021 tarihinden, diğer davalılar yönünden 11/10/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak adı geçen davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine, araç hasarına yönelik maddi tazminat davasının kabulü ile; 13.300,00TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe teminat limitleriyle sınırlı olmak kayıt ve şartıyla davalı sigorta şirketi yönünden 29/10/2021 tarihinden, diğer davalılar yönünden 11/10/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılar ..... ve .....'ya veraset ilamında belirtilen miras payları olan 1/2 oranında verilmesine, araç mahrumiyetine yönelik maddi tazminat davasının davalı sigorta şirketi haricindeki diğer davalılar yönünden kabulü ile; 1.470,00TL maddi tazminatın 11/10/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..... ve ..... Lojistik ... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılar ..... ve .....'ya veraset ilamında belirtilen miras payları olan 1/2 oranında verilmesine, araç mahrumiyetine yönelik maddi tazminat davasının davalı sigorta şirketi yönünden reddine, davacı .....'nın manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 70.000,00TL manevi tazminatın 11/10/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..... ve ..... Lojistik ... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı .....'nın manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 70.000,00TL manevi tazminatın 11/10/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..... ve ..... Lojistik ... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı .....'nın manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; 40.000,00TL manevi tazminatın 11/10/2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..... ve ..... Lojistik ... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalı ..... Sigorta vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; karara esas alınan bilirkişi raporunda tazminat hesaplamasının PMF 1931 bakiye yaşam tablosuna göre yapıldığını, Yargıtay içtihatları çerçevesinde TRH 2010 yaşam tablosuna göre hesaplama yapılması gerektiğini, dava konusu kazaya ilişkin olarak alınan kusur raporunda sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranının hatalı olduğunu, kusur oranı üzerinden yapılan hesaplamanın yargılamaya esas alınmaması gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesinde desteklik ilişkisinin ispat edilmesi gerektiğini, vukuatlı nüfus belgesinin incelenmeden tazminat hesabı yapılmasının mümkün olmadığını, tazminat hesabı yapılması halinde SGK ödemelerinin bu hesaplamadan düşülmesi gerektiğini, zararın öğrenilmesi itibariyle talep ve dava hakkının zaman aşımına uğradığını beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ..... Lojistik San ve Tic Ltd Şti vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyadaki kusur dağılımının yanlış yapılmasının tazminat kalemlerini doğrudan etkilediğini, müterafik kusur indiriminin de uygulanması gerektiğini, müteveffanın zararın oluşmasından ve artmasından etkisinin bulunduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunda tazminat hesaplamasının PMF 1931 bakiye yaşam tablosuna göre yapıldığını, Yargıtay içtihatları çerçevesinde TRH 2010 yaşam tablosuna göre hesaplama yapılması gerektiğini, davacıların müteveffanın desteğine ihtiyacı olduğu hususunun ispatlanamadığını, tazminat hesabı yapılması halinde SGK ödemelerinin bu hesaplamadan düşülmesi gerektiğini, mahkemece hükmedilen alacak kalemlerine uygulanmasına karar verilen faiz miktarı ve oranı ile başlangıç tarihinin hatalı tespit edildiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, araç hasarına ilişkin hükmedilen miktarın kabul edilemeyeceğini, mahkemece davacılar lehine hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretinin de hatalı olduğunu ve yüksek hesaplandığını beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin müvekkilleri için hükmettiği destekten yoksun kalma tazminat bedelinin gerçek zarara göre oldukça düşük olduğunu, TRH 2010 Tablosuna göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesi, güncel verilere ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olacağını, PMF cetvelinin hükme esas alınmasının müvekkilleri açısından hakkaniyete aykırı bir durum olduğunu, manevi tazminat kriterleri, kazanın meydana geliş biçimi, olayın oluş yer ve şekli, kazadaki kusur durumları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, müvekkili davacılar için belirlenen manevi tazminat tutarı dosya kapsamına ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.

Davacı ve Davalı vekilinin TRH 2010 un uygulanması uygulanması gerektiği Aktüerya raporu içeriğine istinafı yönünden

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.

Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.

Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.

T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).

Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.

Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.

Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.

Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.

Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmüktedir.

Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.

Bu halde Aym ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması gerekmektedir.

Bu durumda aktüerya bilirkişisinden PMF 1931'e göre düzenlenen 12/07/2023 tarihli ek rapor alınarak karar verilmesi doğrudur.

Davacı vekilinin, davalı sigorta yönünden araç mahrumiyet (ikame araç) giderinin teminat kapsamında olduğuna yönelik istinafı açısından;

ZMSS genel şartlarının teminat dışı kalan hallen kapsamımda düzenlemesine göre;

A.6. TEMİNAT DIŞINDA KALAN HALLER

" Aşağıdaki haller sigorta teminatı dışındadır:

a) İşletilme halinde olmayan araçların sebep olacağı zararlar,

b) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri,

c) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri,

ç) Sigortalının, eşinin, sigortalının usul ve fürunun, sigortalıya evlat edinme ilişkisiyle bağlı olanların, sigortalının birlikte yaşadığı kardeşlerinin, mallarına gelen zararlar sebebiyle ileri sürebilecekleri talepler,

d) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri,

e) Zarar görenlerin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında sigortalı araçta veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorkta/yarı römorkta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlardan dolayı sigortalıya karşı ileri sürülecek talepler,

f) Manevi tazminat talepleri,

g) Sigortalının, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler,

ğ) Sigortalının aracına veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorklara ve yarı römorklara veya çekilen araçlara gelecek zararlar nedeniyle ileri sürülecek talepler,

h) Çalınan veya gasp edilen araçların sebep oldukları ve Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar, aracın çalındığını veya gasp edildiğini bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürülecek talepler ile çalan ve gasp eden kişilerin talepleri,

ı) Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar,

i) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda belirtilen terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürecekleri talepler, aracı terör ve buna bağlı sabotaj eylemlerinde kullanan kişilerin talepleri,

j) Motorlu araç kazalarından dolayı toprak, yeraltı suları, iç sular, deniz ve havanın kirlenmesi ya da kirlenme tehlikesi nedeniyle temizleme, toplanan atıkların taşınması ve bertarafı masrafları ile biyolojik çeşitlilik, canlı kaynaklar ve doğal yaşama verilen zararlar nedeniyle bozulan çevrenin yeniden oluşturulması ile ilgili çevresel zararlardan ileri gelen talepler,

k) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri,

l) İlgili mevzuatla genel hükümlere tâbi kılınan talepler,

m) 2918 sayılı Kanunun 104 üncü ve 105 inci maddelerinde düzenlenen sorumluluklar (Bu maddeler kapsamına dahil durumlar bu amaçla yaptırılan zorunlu mali sorumluluk sigortasına tâbidir.),

n) Cezai kovuşturmadan doğan tüm giderler ile idari ve adli para cezaları,

o) Bu Genel Şart ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.

(Ek :RG-2/2/2016-29612)(1) Sigortacının bu maddenin birinci paragrafının (d) bendi kapsamında olmasına rağmen ilgililere yaptığı tazminat ödemeleri için sigortalının terekesine ve tereke borçlusu olan mirasçılarına sigortalının kusuru oranında ve ilgili mevzuat dahilinde müracaat hakkı saklıdır."

Davalı sigorta şirketi, diğer davalıya ait aracın trafik sigortacısı olup ZMSS poliçesi gereği, davacının aracında meydana gelen hasara ilişkin gerçek zarar miktarı ile sınırlı sorumludur.

Davaya konu kaza nedeniyle davacının aracında oluşan hasarın onarımı için gerekli makul sürede, davacının ikame araç temin etmek ve suretle masraf yapmak zorunda kalacağı, bu zararının da tazmininin gerektiği açık olmakla birlikte; bu zararın, kazadan kaynaklanan dolaylı zarar mahiyetinde olduğu ve davalı trafik sigortacısının sadece doğrudan zararlardan sorumlu olduğu, bu zararın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve poliçe özel şartları uyarınca teminat kapsamında bulunmadığının hüküm tesisinde dikkate alınması gerekir. İfade olunan tüm bu nedenlerle, araç mahrumiyet zararına yönelik davacı isteminin veistenemeyeceğine göre davalı sigorta şirketi yönünden bu taleplerin reddine karar verilmesi doğrudur.

Manevi tazminat miktarının azlığına ve çokluğuna yönelik istinaf itirazında;

Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre,Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu,(davalının %70) olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davalının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumu,davalının olaydaki kusur durumu , olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu, bu itibarla davacı ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

Kusura itiraz

Trafik bilirkişisi tarafından mahkememize sunulan ve hükme esas alınan 27/06/2022 havale tarihli kusur raporunda; ..... Plakalı Çekici ve buna bağlı.... plakalı yarı Römork Sürücüsü .....'nın bu kazanın oluşumunda %70 (yüzde yetmiş) oranında kural ihlalinin olduğunu, ..... plakalı otomobil sürücüsünün bu kazanın oluşumunda %30 (yüzde otuz) oranında kural ihlalinin olduğunu tespit edilmesi ,bu hususun ceza mahkemesi ve kaza tespit tutanağı ile de uyumlu olması karşısında itiraz yersizdir.

Davalı vekilinin Aktüerya hesabının farazi olan unsurlar üzerinden yapılmasının usul ve yasaya uygun olmadığı istinafı yönünden

Destek kavramı, gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi umulan bir bakım ilişkisini gösterir. Eylemli ve düzenli olarak bir kimsenin geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak biçimde ona yardım eden veya olayların olağan akışına göre eğer ölüm gerçek1eşmeseydi az veya çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. Bu manada, bir başka kişiye fiilen bakan, onu geçindiren veya ileride bakma, geçindirme ihtimali bulunan kişi, destektir. İlk durumda eylemli destek, ikinci durumda ise varsayımsal (farazi) destek kavramı söz konusudur. İfade olunan bu hususlar, gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamalarında kabul edilmiş olup, destek kavramının sadece mali olarak yardımı ifade etmediği, bakım ve hizmet etmek suretiyle sağlanacak katkıyı da kapsadığı genel olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamasına göre Çocuklar evli olsa da anne ve babalarına destek olmaları hayatın olağan akışı gereğidir. O an fiilen destek olmasa da, ileride destek olması muhtemeldir. Nitekim, yoksun kalınan destek sadece parasal yardım olarak düşünülemez. Evladın hafta sonlarında, bayram günlerinde vs. anne ve babayı ziyareti, her türlü hastalık ve sair sıkıntılarında yardımlarına koşması, onlara bakmaları da destek kapsamında değerlendirilmelidir.

Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2015/9386 esas 2018/4008 karar sayılı ilamı

Bu halde ölen desteğin ileride anne ve babasına destek olacağı varsayımla destek paylarının hesaplanmasında, bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı vekilinin buna yönelik istinaf itirazları yerinde değildir.

Olayda müterafik kusur bulunduğu, müteveffa tarafından emniyet kemerinin takılmaması nedeniyle indirim yapılması gerektiği istinafı yönünden;

6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.

Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen, Türk Borçlar Yasasının 52.maddesinde öngörülen sebepler, daha çok zarar görenle ilgilidir. "Hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı" yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle, maddede sayılan belirli hal ve durumlarda tazminattan indirim yapılması mümkün bulunmaktadır.

Somut olayda kaza desteğin yolculuk ettiği esnada değil bozulan aracının kendisi tarafından yolda itilmesi esnasında arkadan çarpılması sonucu gerçekleşmiş olup olayda müterafik kusur durumu yoktur.

Davalı sigorta vekilinin ve davalı vekilinin faiz başlangıcının yanlış belirlendiği Sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı ve temerrüde düşürülmediği, yasal faize hükmedilmesi gerektiği istinafı;

2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.

Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.

6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".

HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,

2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup

Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Davalı sigortanın istediği belgeler maluliyet tazminat talebi için Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir.

Keza Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.

Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir.

Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir.

Davacının dava açmadan önce davalı sigortacıya başvuruda bulunduğu anlaşılmakla davalı sigortacı için temerrüt faizinin temerrüt tarihinden işletilmesini talep edebilir. İtiraz yersizdir.

Araç hasar miktarına itiraz

Bilirkişinin araçta meydana gelen hasar bedelini, aracın 2. el piyasa değerini ve sovtaj bedelini kaza tarihini dikkate alarak hesaplamış ve mahkemece rapor hükme esas alınmıştır.

Dava dosyası kapsamı, delil tespiti raporu, ekspertiz raporu ve fotoğraflar incelenerek aracın yaşı, modeli gibi özelliklerde dikkate alınarak meydana gelen hasar miktarına göre aracın pertinin mi, onarımının mı uygun ve ekonomik olduğu, onarımı uygunsa ayrıntılı şekilde hasar kalemleri ve bedeli, perti uygunsa aracın olay tarihindeki 2.el piyasa rayiç değeri ile sovtaj değerinin tesbiti ve tazminat miktarının saptanması doğru olup itiraz yersizdir.

Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak,

Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacılar ve davalı.... ve Tic Ltd Şti vekili ile Davalı ..... Sigorta vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,

  1. Davacılar tarafından yatırılan peşin harçlar yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

  2. Davalı ..... ... San ve Tic Ltd Şti tarafından alınması gereken 65.672,61 TL harçtan peşin alınan 16.418,15 TL harcın mahsubu ile 49.254,46 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

  3. Davalı ..... Sigorta AŞ tarafından alınması gereken 30.284,76 TL harçtan peşin alınan 16.927,6‬0 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.357,16‬ TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

  4. Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

  5. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; davacı ..... yönünden kabul edilen miktarlar yönünden; HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere, diğer davacılar yönünden; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 08/05/2024

Başkan Üye Üye Katip

E imza E imza E imza E imza

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

ZararkesinAçılanreddinekonyavekiliVeTazminatesastanSebebiylehaftanumarasıdairesi(ÖlümTazminat)Cismanihukuk

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim