SoorglaÜcretsiz Dene

Konya BAM 3. HD 2024/352 E. 2024/548 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/352

Karar No

2024/548

Karar Tarihi

26 Mart 2024

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :

KARAR NO :

KARAR TARİHİ : 26/03/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 13/12/2023

NUMARASI : Esas Karar

DAVACI :

VEKİLİ : Av.

DAVALI :

VEKİLİ : Av.

İHBAR OLUNAN :

DAVA : Munzam Zararın Tazmini

İSTİNAF KARAR TARİHİ : 26/03/2024

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 29/03/2024

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı taraf vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkili şirketin hammadde ve mallarına davalı şirket tarafından elektrik güvenliği sağlanmadığından o günün değeri itibarıyla zarar geldiğini, müvekkili şirket tarafından bu zararın tazmini amaçlı Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin .... Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine dava açıldığını, açılan davada davanın kısmen kabulüne ilişkin karar verildiğini, tarafların temyiz kanun yoluna başvurması üzerine dosyanın Yargıtayca bozularak Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin .... Esas sırasına kaydedildiğini, dosyada yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin karar verildiğini, verilen karara karşı yapılan temyiz başvuruları üzerine Yargıtayca dosyanın yeniden bozulduğunu, bozma kararı sonrasında dosyanın sözü geçen mahkemenin .... Esas sırasına kaydedildiğini, mahkemece verilen karara karşı yine tarafların temyiz başvurusu üzerine dosyanın düzeltilerek onandığını ve dosyanın halen karar düzeltme sürecinde olduğunu, 2009 yılında başlayan yargılama sürecinin halen devam ettiğini, yargılama akıbetinin ne olacağının da bilinmediğini, alacağın tahsili için Ilgın İcra Müdürlüğünün . esas sayılı takip dosyası ile takip başlatıldığını, başlatılan takipte 270.265,00 TL ana para, 261.400,08 TL yasal faiz talep edildiğini, takip sonrası bir kısım borcun ödendiğini ancak bakiye alacağın halen devam ettiğini, somut davada yasal yani yıllık %9 oranındaki temerrüt faizini aşan bir zararın söz konusu olduğunu, borçlu şirketin temerrüde düşmeden önce borcunu ödemiş olsaydı müvekkilinin mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan son durum arasındaki farktan temerrüt faizi ile karşılanamayan ve onu aşan bölüme ilişkin zararın munzam zarar olarak tespiti ve tahsili taleplerinin bulunduğunu, müvekkilinin parasını zamanında alabilmiş olsaydı zayi olan malların yerine yenilerini üretebilecek ve sermayesini çeşitli yatırımlara yönlendirerek kazanç sağlayabileceğini, ancak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle bu imkanı değerlendiremediğini, bu nedenle yoksun kalınan karın munzam zarar olarak tespitini ve tahsilini talep ettiklerini, temerrüt nedeniyle alacağını zamanında alamayan müvekkili şirketin başka kaynaklardan borç para aldığını, kredi kullandığını ve teminat göstermek zorunda kaldığını, bu nedenle bunlar için yapılan masrafların ve ödenen faizlerin munzam zarar olarak tespit edilmesi gerektiğini, TBK 112 maddesinde bu durumun hüküm altına alındığını, emsal Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, Anayasa Mahkemesince de bu yönde verilmiş kararının bulunduğundan bahisle davanın toplanacak deliller, alınacak rapor veya sunulacak belgeler sonucu alacağın belirli hale gelmesiyle belirli alacak şeklinde yeniden davalarını düzenleyecekleri için davanın öncelikle HMK 107/1 gereği belirsiz alacak davası şeklinde yürütülmesine, ihtilafın belirsiz alacak davası şeklinde kabul edilmemesi halinde harç ikmali ve ıslah dahil fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, delillerinin toplanması ile birlikte davamızın bütün sonuçları ile kabulüne, uğranılan zararın bedelinin dava tarihi itibariyle en yüksek mevduat faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; davacının Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında verilen karara konu yargılamanın uzun sürmesi sonrasında munzam zarar talebiyle işbu davayı açtığını, davacının davasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında verilen karara konu olayın 30/06/2009 tarihine kadar gerçekleşen olaylarla ilgili olduğunu, iddia edilen munzam zararın tazminini isteme süresi asıl borcun ifasını isteme kapsamına dahil ve onun uzantısı mahiyetinde olduğunu, bu nedenle tazminat istemi asıl borca uygulanan zamanaşımına tabi olduğunu, somut olayda on yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacının zarar iddiaları ve ferilerine ilişkin açtığı davanın Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesince karara bağlandığını ve dosyanın halen Yargıtay' da olduğunu, aynı olayla ilgili mükerrer davanın açılmasının mümkün olmadığını, davacının davasını somutlaştırma yükünü yerine getirmeksizin soyut olarak ortaya koyduğu taleplerine itibar edilemeyeceğini, davacının soyut munzam zarar iddialarını kabul etmediklerini, Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve karar verilen dosyada alacağın temerrüt faiziyle ödendiğini, mahkeme kararından önce müvekkilinin yasal olarak ödeme zorunluluğunun olmadığını, davacının temerrüt faizini aşan bir zararının da olmadığını, davacının malvarlığının mevcut hali ile olayın meydana gelmesinden sonraki hal arasında bir farkın bulunmadığını, bu nedenle davacının soyut iddiada bulunduğunu, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, müvekkilinin Anayasanın 36. maddesi çerçevesinde mahkeme önünde savunma yapmış olmasının bir kusur yada hata olmadığını, davacının yargılamanın gecikmesi nedeniyle bir zararı oluşmuş ise bunun devlet tarafından karşılanması gerektiğini, davacının munzam zarar iddiasıyla mükerrer tazminat olarak haksız menfaat temin etmesini hukukun korumayacağını, tazminatların zenginleşme aracı olmadığını, yargılamanın uzaması nedeniyle munzam zararın tazminine hükmedilmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay içtihatları gereğince davacının somut zararını ispatlamak zorunda olduğunu, salt enflasyonun varlığı munzam zararı ispatlamadığını, müspet zarar için fiili zarar veya yoksun kalınan karın aranacağını, menfi zarar da fiili zararın veya kaçırılan fırsatın varlığının şart olduğunu, davacının soyut iddiaları karşısında varsayımsal bir yaklaşımla munzam zarara hükmedilmesinin mümkün olmadığından bahisle derdestlik ve zamanaşımı itirazlarının kabulüne, davacının somutlaştırma yükünü yerine getirmeksizin soyut olarak ortaya koyduğu taleplerinin ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Mahkememizce yapılan yargılama ve değerlendirmede; davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan bu davada; Konya ili Ilgın ilçesinde plastik sanayi alanında faaliyet gösteren davacı şirketin imalathanesinde 2009 yılı ve öncesinde meydana gelen elektrik kesintileri ve voltaj dalgalanmaları nedeniyle davacı şirketin çalışmalarının sekteye uğrayarak, bazı cihazlarının arızalanması ve mallarına zarar gelmesi nedeniyle 05.06.2009 tarihli .... D.İş dosyasından yapılan tespite dayanılarak, davalı şirket aleyhine Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin.... Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığı, ilgili davada verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün Yargıtay 3. Hukuk Dairesince bozulduğu, mahkemece verilen 2. hükmün de Yargıtay 3. Hukuk Dairesince bozulduğu, mahkemenin 3. kez ... Esas ... Karar sayılı ilamının ise Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin ... Esas,.... Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onandığı, ancak dava tarihi itibariyle mahkeme kararının henüz kesinleşmediği ileri sürülerek, ilk davanın açıldığı 01.10.2009 tarihinde başlayan yargılama sürecinin henüz neticelenmemesi nedeniyle davacı tarafın Adil Yargılanma Hakkının ihlal edildiği, bu hususta 06.12.2022 tarihinde .... Muhabere numarası ile Anayasa Mahkemesine başvurulduğu, Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ....Esas, ... Karar sayılı ilamının Ilgın İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı dosyasında yıllık %9 oranında yasal faiz işletilmek suretiyle 270.265,00 TL asıl alacak, 261.400,08 TL temerrüt faizi olmak üzere takibe konulmuş ise de; davacı müvekkilinin temerrüt faizini aşan bir zararı olduğu ileri sürülerek oluşan munzam zararının tespiti ve davalı şirketten tahsili talep edilmiş olup; davalı vekilince öncelikle zamanaşımı itirazında bulunulduğu, esastan da davacının aşkın zararını somut olarak ispatlaması gerektiği ileri sürülerek davanın reddi talep edilmiştir.

Davalı vekilinin zamanaşımı definin değerlendirilmesinde; davalı vekilince her ne kadar yasal süre içerisinde zamanaşımı definde bulunulmuş ise de; zamanaşımı doktirinde ve uygulamada kabul edildiği gibi borcun nispi sona erme sebebidir. Yani belirli bir zamanın geçmesiyle borcun özü sonlanmaz, alacaklının alacağını dava ve takip yoluyla tahsil imkanını ortadan kaldırır. Zamanaşımı, borçluya sadece bir defi hakkı verir. Munzam zarar asıl borçtan ve temerrüt faizinden ayrı bir zarar türüdür. Bu zarar haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden farklı olarak doğrudan kanundan doğan yeni bir borç türüdür. Buradaki zamanaşımı süresi 10 yıl olup; zamanaşımı başlangıcı ise ilk alacak davası sonunda karara bağlanan alacağın tahsil tarihidir. (Yargıtay 11. H.D.nin 30.11.1995 tarih 1995/6417 E., 1995/8894 K.) Somut uyuşmazlıkta Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedilen tazminat ve faizin tahsilinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı anlaşıldığından bu itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.

TBK 117. maddesi gereğince haksız fiil halinde bir borcun borçlusu haksız fiilin gerçekleştiği andan itibaren temerrüde düşmüş olur. TBK 118. maddesi gereğince temerrüde düşen borçlu ise, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararları gidermek zorundadır.

TBK 122. maddesinde ise munzam (aşkın) zarara ilişkin düzenleme mevcuttur. Alacaklı, yukarıda bahsi geçen temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin bu durumda hiçbir kusuru bulunmadığı ispat etmedikçe oluşan zarardan sorumlu olacaktır.

Munzam zararın varlığı için borçlunun mütemerrit olması, borçlunun temerrüdü ile aşkın zararı arasında nedensellik bağı bulunması, temerrüt faizi ile karşılanmayan bir zararın bulunması ve borçlunun zararın doğmasında kusurlu olması koşullarının birlikte mevcut olması zorunludur.

Mahkememizce davanın esası yönünden yapılan değerlendirmede uyuşmazlık konusunun davada varlığı iddia edilen aşkın zarar olgusunun ne şekilde ispatlanacağı hususunda toplandığı anlaşılmaktadır.

TMK 6. ve HMK 190. Maddeleri gereğince ispat yükü kural olarak davacı taraftadır. Yani davacı tarafça davalı tarafın eylem ve kusurlu davranışlarıyla temerrüt faizini aşan miktarda bir zarara uğradığının ispatı gerekmektedir.

HMK 194. maddesi gereğince taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmaları gerekir. Yani davacı tarafın TBK 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların, eldeki cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken kurlar, mevduat faizleri, paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalma vs. olgunların dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlaması gerekir. Burada kanıtlanacak hususlar, ekonomik şartların değişmesi sonucu ortaya çıkan genel olumsuzluklardan ziyade, geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zararıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih 2021/11-938 E, 2022/401 K sayılı ilamında özellikle bu hususlara dikkat çekilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları yerel mahkemeler için bağlayıcı nitelik taşıdığından mahkememizce de aynı görüş benimsenmiştir.

Açıklanan nedenlerle dosya kapsamı ve dosyada toplanan deliller ile davacı tarafça kendi durumuna ilişkin zarar miktarı somut olarak ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır. Davacı taraf yemin deliline başvurmuş ise de; ispatı gereken hususlar yemin delili ile ispatlanacak türden olmadığından yasal şartları bulunmayan bu talebin de reddine karar verilerek aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.

" şeklinde davacının davasının reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamı gereği ispat yükümlülüğünün davalı tarafa geçtiği halde davanın reddinin yasal dayanağının olmadığını, yemin deliline başvurularının mahkemece yok sayıldığını, bu durumun yasal olmadığını, yeminin reddinin gerekçeli yeterli yer bulmadığını beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.

Davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan bu davada; Konya ili Ilgın ilçesinde plastik sanayi alanında faaliyet gösteren davacı şirketin imalathanesinde 2009 yılı ve öncesinde meydana gelen elektrik kesintileri ve voltaj dalgalanmaları nedeniyle davacı şirketin çalışmalarının sekteye uğrayarak, bazı cihazlarının arızalanması ve mallarına zarar gelmesi nedeniyle 05.06.2009 tarihli... D.İş dosyasından yapılan tespite dayanılarak, davalı şirket aleyhine Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığı, ilgili davada verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün Yargıtay 3. Hukuk Dairesince bozulduğu, mahkemece verilen 2. hükmün de Yargıtay 3. Hukuk Dairesince bozulduğu, mahkemenin 3. kez ... Esas... Karar sayılı ilamının ise Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onandığı, ancak dava tarihi itibariyle mahkeme kararının henüz kesinleşmediği ileri sürülerek, ilk davanın açıldığı 01.10.2009 tarihinde başlayan yargılama sürecinin henüz neticelenmemesi nedeniyle davacı tarafın Adil Yargılanma Hakkının ihlal edildiği, bu hususta 06.12.2022 tarihinde ... Muhabere numarası ile Anayasa Mahkemesine başvurulduğu, Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin...Esas, ... Karar sayılı ilamının Ilgın İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında yıllık %9 oranında yasal faiz işletilmek suretiyle 270.265,00 TL asıl alacak, 261.400,08 TL temerrüt faizi olmak üzere takibe konulmuş ise de; davacı müvekkilinin temerrüt faizini aşan bir zararı olduğu ileri sürülerek oluşan munzam zararının tespiti ve davalı şirketten tahsili talep edilmiş olup; davalı vekilince öncelikle zamanaşımı itirazında bulunulduğu, esastan da davacının aşkın zararını somut olarak ispatlaması gerektiği ileri sürülerek davanın reddi talep edilmiştir.

Aşkın (munzam) zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.

Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).

Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.

Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.

Somut olayda davacı vekili temerrüt faizini aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut delillerle ispatlanması gereken bir durum olduğu, davacı tarafça bunun dışında munzam zarara ilişkin herhangi bir delil sunulmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından istinaf talebinin reddi gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2021/11-938, K: 2022/401, Yargıtay 17 hd nin 2020/2916 esas 2021/3278 kara sayılı ilamı)

Bu halde, dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak,

6100 Sayılı HMK'nın 225. Maddesine göre Yeminin konusu "davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. "

HMK'nın 226. Maddesine göre "tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar" yemine konu edilemez. Bu durumda Ilgın Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas ... Karar sayılı kesinleşmiş kararına konu yargılamaya ilişkin hususlar yemine konu edilemez.

İspatı gereken hususlar yemin delili ile ispatlanacak türden olmadığından yasal şartları bulunmayan bu talebin de reddine karar verilerek

Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,

  1. Davacı tarafından alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,

  2. Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

  3. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.29/03/2024

Başkan Üye Üye Katip

E imza E imza E imza E imza

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

TazminikonyareddineMunzamvekilioybirliğiesastanhaftanumarasıdairesiZararınhukuk

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:18

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim