SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/766

Karar No

2024/1761

Karar Tarihi

14 Ekim 2024

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :

KARAR NO :

KARAR TARİHİ : 14/10/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ : 19.12.2023

NUMARASI : Esas Karar

DAVACI :

VEKİLİ :Av.

DAVALILAR : 1-....

VEKİLİ : Av.

2. ...... 

VEKİLİ : Av.)

DAVA : Maddi ve Manevi Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ : 14/10/2024

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 14/10/2024

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekili 08.11.2022 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle; Davaya konu kaza nedeniyle dava şartı olarak davalı sigorta şirketine 29.06.2022 tarihli dilekçe ile başvuruda bulunulduğunu, dilekçenin sigorta şirketine 04.07.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak sigorta şirketinin taleplerine cevap vermemesi üzerine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 5/A maddesi gereğince dava şartı olması sebebiyle ticari davalarda zorunlu arabuluculuk kapsamında arabulucuya başvurulduğunu, görüşmeler neticesinde anlaşamama tutanağı düzenlendiğini, kazanın özetle 10.03.2022 tarihinde saat 18:55 civarında müvekkili, ......'a ait ..... plakalı aracı ile Konya İli Çumra ilçesi Mustafa Kemal Caddesi üzerinde aracı park edip henüz araçtan inmişken, hastane istikametinden otogar istikametine doğru seyir halinde olan davalı ......'nin ....... plakalı araç ile hızlı bir şekilde müvekkiline ve müvekkilinin kullandığı araca çarptığını, çarpma neticesinde araçta hasarın meydana geldiğini ve müvekkilinin de basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığını, kazadan sonra müvekkilinin Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldığını, müvekkilinin kaza tarihinde ve sonrasında sol bacağından 4 kez ameliyat olduğunu, müvekkilinin sol bacağında (diz kapağında ve diz kapağı altında ) parçalı kırık olduğunu ve ayağını kaybetme tehlikesi halen devam etmekte olduğunu, müvekkilinin tedavisinin halen devam ettiğini, tedavi neticesinde bacağının normal haline dönüp dönmeyeceği ya da ne kadar iyileşeceğinin de henüz belli olmadığını, davalı ......'nin müvekkilini öldürme kastı ile hareket ettiğini, davaya konu kaza ile ilgili olarak Çumra Cumhuriyet Savcılığı'nın ..... Sor.numarası ile dosya açıldığını, dosya kapsamında, olay anına ilişkin kamera kaydı alındığını ve çözümü yapıldığını, yaşanan olayda davalı ......'nin %100 kusurlu olduğunu, ......'nin, öldürme kastı ile bilerek ve isteyerek müvekkiline araçla çarptığını, taraflar arasında daha öncesinde alacak - verecek konusunda husumet olduğunu, davalı ......'nin müvekkilini iş yerinde tehdit ettiğini, tehdit ettiğine ilişkin kamera kaydı da soruşturma dosyasında mevcut olduğunu, soruşturma dosyasının celbi halinde bu kayıtlara da ulaşılabileceğini, müvekkilinin bacağını kullanamaması nedeniyle hayatını tek başına devam ettirememesi, genç yaşında bacağını tamamen kaybetme korkusu yaşaması ve tüm durumunun hala belirsizliğini koruması nedenleri ile manevi anlamda büyük sıkıntılar çektiğinden bahisle; Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL geçici iş göremezlik, 100,00 TL kalıcı maluliyet, 100,00 TL bakıcı gideri, 100,00 TL belgelenemeyen tedavi giderinin haksız fiil tarihi olan 10.03.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak (davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere) davacıya verilmesini, 200.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 10.03.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile davalı ......'den alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ..... Sigorta A.Ş.vekili tarafından UYAP sistemi üzerinden mahkememiz dosyasına sunulan 11.11.2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafınca mer'i kanun gereği müvekkili şirkete başvuruda bulunulmadığını, zorunlu belgelerin sunulmadığını, davacı tarafın müvekkili şirket nezdinde başvurusu yapmasının zaruriyet ihtiva ettiğini, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlar gereğince kaza anında ..... plakalı aracın kazanın meydana gelmesinde asli ve tam kusurlu olduğunu, sigortalıları araç sürücüsünün atfı kabil kusurunun bulunmadığını, ..... plakalı davacı araç sürücüsünün, trafik kurallarına hiçbir şekilde uymadığını ve dikkat etmediğini, sigortalı aracın kazaya karışmasına sebep olduğunu, sigortalıları araç sürücüsünün dava konusu kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, sürekli sakatlık tazminatı hesaplamasının Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk poliçesi genel şartları ve eklerinde yer alan kural ve ilkelere göre gerçekleştirilmesinin gerektiğini, davacının geçici iş göremezlik ve bakıcı giderlerine dair zararına ilişkin tazminat taleplerinin tedavi gideri kapsamında olup tedavi gideri taleplerinin trafik sigortası yeni genel şartları gereği teminat dışı olduğunu, geçici iş göremezlik tazminatı ve bakıcı giderlerine dair taleplerinin SGK'nın sorumlu olduğu tedavi giderleri kapsamında olduğunu, trafik kazasından bedensel zarara uğrayan kişilerin, tedavinin gerektirdiği her türlü harcamalarını, artık kaza yapan aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesini düzenleyen sigorta şirketinden talep edemeyeceklerini ve açılan davalarda sigorta şirketlerini tedavi giderlerini ödemeye yükümlü tutamayacaklarını, davaya konu alacağın haksız fiilden kaynaklandığından ve haksız fillerden doğan alacaklara yasal faiz işletildiğinden, davacı ile müvekkili sigorta şirketi arasında herhangi bir ticari iş ilişkisi de bulunmadığından, sigorta poliçesinden kaynaklanan uyuşmazlığa yasal faiz işletilmesinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla mezkur kazada davacının müterafik kusurunun mevcut olup, tazminat hesabından müterafik kusur indirim yapılmasının gerektiğini, davacının sigortalı motorsiklet üzerinde seyahat halindeyken kask takmaması ve uygun koruyucu ekipmanları kullanmaması sebebiyle maluliyetin ağırlaşmasında kusurlu olması nedeni ile de hesap yapılırken asgari % 25 oranında indirim yapılmasının gerektiğinin, olayın ağırlaşmasında davacının bahse konu müterafik kusurlu davranışının, hesaplanacak tazminattan TBK 52. ve 53. maddeleri gereği hakkaniyet indirimi yapılmasının gerektiğini, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla kazaya karışan ....... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde sigortalı olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçede yazılı limitle sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin hem asıl alacak ve hem de dava masrafları açısından poliçe limiti ile sorumlu tutulmasının icap ettiğinden bahisle; Aleyhlerine haksız olarak açılan davanın reddini, SGK tarafından davacılara bağlanan gelirlerin tespitini, davacının davasının ispatı halinde; müvekkili şirketin öncelikle fer'ilerden sorumlu tutulmamasının, olmaz ise, asıl alacak, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti açısından ayrı ayrı poliçe limiti ile sorumlu tutulmasını, faizin en erken dava tarihinden başlatılmasını, davanın reddedilen kısmı açısından yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

Davalı ...... vekili tarafından UYAP sistemi üzerinden mahkememiz dosyasına sunulan cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun taleplerinin ve beyanlarının taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, davanın öncelikle usulden, mahkememizin aksi kanaatte olması durumunda da esastan reddine karar vermesinin gerektiğini, davanın her ne kadar Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde tanzim edilmişse de görevli Mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri değil Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, bu sebeple huzurdaki davanın reddinin gerektiğini, davacının her ne kadar müvekkilinin kusurlu olduğunu ve kasıtlı hareket ettiğini iddia etmişse de, söz konusu iddiaların taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin yaklaşık 2015 yılından beri epilepsi hastası olduğunu, müvekkilinin hastalığı sebebiyle zorunluluk hali olmadıkça kendisinin araba kullanmadığını, araç ile ulaşım sağlaması gerektiğinde ise aracın eşi tarafından kullanıldığını, kaza günü ise, müvekkilinin eşinin hamileliği sebebiyle rahatsız olması ve hamile eşinin ihtiyaçlarının olması sebebiyle müvekkilinin aracı kendisinin kullanmak zorunda kaldığını, müvekkilinin üç şeritli yolun en şeridinde seyir halindeyken epilepsi krizi geçirdiğini, müvekkilinin kaza anını hatırlamadığını, kriz halinde bilincini kaybeden müvekkilihih, hastanede gözlerini açtığını, hastanede bilgilendirilmesi ile durumu öğrendiğini, davacı tarafın her ne kadar müvekkilin alacak - verecek konusunda aralarında yaşanan sorun sebebiyle kasıtlı olarak davacıya zarar verdiğini iddia etmişse de; Söz konusu iddianın her şeyden öte hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zira yine soruşturma dosyasının kapsamlı olarak incelendiği takdirde görüleceği üzere taraflar arasında uyuşmazlık oluşan meblağın 40.000,00 TL civarında olduğunu, ancak yaşanan olayda tek başına müvekkilinin aracının hasar ve değer kaybı bedeli dahi 40.000,00 TL'den çok fazla olduğunu, 40.000,00 TL maddi zarara uğrayan müvekkilinin, zararının artması pahasına davacıya zarar vermesinin her şeyden öte akıl ve mantığa aykırı olduğunu, müvekkilinin %100 kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de; İşbu iddianın taraflarınca kabul edilmesinin mümkün olmadığını, zira söz konusu kazanın gerçekleşmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin iradesi ve kontrolü dışında dava konusu kazanın gerçekleştiğini, kaldı ki bu hususta kaza tespit tutanağı da tanzim edilmediğini, ayrıca davacının müvekkili davacıyı tehdit ettiğine ilişkin iddialarını da kabul etmenin mümkün olmadığını, müvekkil eşi ile birlikte konuşmak üzere davacı kardeşinin iş yerine gittiğini, davacının, elindeki silahı müvekkilinin kafasına tutarak müvekkilini tehdit ettiğini, hatta silahı gören müvekkilinin eşinin panik halinde silahı davacının elinden almak istediğini, ancak davacı müvekkilinin eşini iteklediğini, akabinde ise taraflar arasında sözlü tartışmanın devam ettiğini, davacının ise kasıtlı olarak yalnızca müvekkilinin öfke ile vermiş olduğu tepkileri içeren görüntü ve ses kayıtlarını mahkememize ve soruşturma dosyasına sunduğunu, davacı taraf her ne kadar manevi tazminat talebinde bulunmuşsa da manevi tazminata hükmedilmesi için gerekli şartların oluşmadığını, davacı tarafın manevi zarara uğramadığını, ancak mahkememizin aksi kanaatte olması durumunda ise davacının talebinin fahiş olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da incelendiği takdirde manevi tazminatın zenginleşme aracı olarak görülmemesinin gerektiğini, manevi tazminat belirlenirken zarar görenin zenginleşmemesihih, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesinin gerektiğini, manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmediğini, bu sebeplerle davacı tarafın manevi tazminat talebinin de reddinin gerektiğini, müvekkilininin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacının talep etmiş olduğu geçici iş göremezlik, kalıcı maluliyet, bakıcı gideri ve belgelenemeyen tedavi giderleri diğer davalı ..... Sigorta A.Ş. 'nin sorumluluğunda olduğunu ve en nihayetinde de manevi tazminat talebinin reddinin gerektiğinden bahisle; Söz konusu davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi .... Esas .... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Davacının talebiyle bağlı kalınarak davacının 93.825,72 TL Geçici iş göremezlik, 1.087.354,92 TL Sürekli iş göremezlik, 26.927,10 TL Bakıcı gideri, 15.000,00 TL kaçınılmaz tedavi gideri zararına bağlı zararının olduğu, davalı sigorta şirketinin ZMMS sigortası kapsamında sigortalısının kusuru oranında ve kaza tarihinde geçerli olan poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumluluğunun bulunduğu, diğer davalılardan ......'nin kazaya karışan ....... plakalı aracın sürücüsü ve işleteni olması nedeniyle oluşan zararlardan sorumluluğunun bulunduğu, davacının KTK.97.maddesi gereğince dava açmadan önce davacı tarafından davalı ..... Sigorta A.Ş.'ye 04.07.2022 tarihinde başvuru yapıldığı, davacıya herhangi bir ödemenin yapılmadığı, KTK 97. maddesinde düzenlenen başvuruya ilişkin dava şartının yerine getirildiği ve sigorta şirketi yönünden KTK'nun 99. Maddesi gereğince 20.07.2022 tarihinde temerrüdün gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Davacı ......'nin yaralanması nedeniyle uzun süre tedavi süreci geçirdiği, acı çektiği ve sağlık bütünlüğünün bozulduğu, yaralanmasına bağlı olarak kişilik haklarının zarar gördüğü, bu nedenle davacının manevi zarara uğradığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, haksız eylemin ağırlığı, kusur durumu ve diğer hususlar dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar vermek gerekmiş ve;

DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE;

Davacı ...... için 93.825,72 TL Geçici iş göremezlik, 1.087.354,92 TL Sürekli iş göremezlik, 26.927,10 TL Bakıcı gideri, 15.000,00 TL kaçınılmaz tedavi gideri zararına bağlı olmak üzere toplam 1.223.107,74 TL maddi tazminatın davalılardan ...... yönünden olay tarihi olan 10/03/2022 tarihinden, davalı ..... Sigorta AŞ. yönünden temerrüt tarihi olan 20/07/2022 tarihinden itibaren işletilecek YASAL faizi ile birlikte (davalı ..... Sigorta Aş.'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti olan sakatlanma ve ölüm hali güvence miktarı 500.000,00 TL' lik ve sağlık gideri güvence miktarı olan 500.000,00 TL'lik miktar ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,

130.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10/03/2022 tarihinden itibaren işletilecek YASAL faizi ile birlikte davalı ......'den alınarak davacıya VERİLMESİNE,

Davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin REDDİNE," şeklinde hüküm kurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalı ...... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin kararının eksik incelemeye dayalı olup maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında yanılgıya düşmesi, ekonomik ve sosyal durum gözetmesi yapmaksızın mevcut olmayan vakıalara dayanarak aleyhe değerlendirmede bulunulması sebebiyle gerek usul gerek esas bakımından hukuka uygun olmayan kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, davaya konu olayın esasına ilişkin olarak öncelikle; dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesince düzenlenmiş 31/05/2023 tarihli raporda müvekkilin %100 oranında kusurlu bulunduğu hatalı bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, müvekkilin yaklaşık 2015 yılından beri epilepsi hastası olduğunu, müvekkilin hastalığı sebebiyle zorunluluk hali olmadıkça kendisinin araba kullanmadığını, araç ile ulaşım sağlaması gerektiğinde de aracı eşinin kullandığını, somut olayın olduğu gün, müvekkilin eşinin hamile olduğundan ve hamile eşinin bazı ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğinden araç kullanmak zorunda kaldığını, akabinde de müvekkilin iradesi ve kontrolü dışında meydana gelen olay neticesinde müvekkil adına takdir edilmiş %100 kusur oranının hakkaniyete aykırı olduğunu, yerel mahkemece hükmedilen tazminat miktarlarının fahiş olup ortalama bir insanın karşılayabileceği miktarlar olmadığını, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi 19/12/2023 tarih .... Esas... Karar sayı numaralı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davalının tam ve asli kusuru ile oluşan kaza neticesinde yaralanan müvekkilin kazadan sonra psikolojik anlamda çok yıprandığını, müvekkilin sol bacağında büyük hasar oluşması, bacağını kullanamaması nedeniyle hayatını tek başına devam ettirememesi, genç yaşında 1 yıl boyunca bacağını tamamen kaybetme korkusu yaşaması ve tüm durumunun hala belirsizliğini koruması nedenleri ile manevi anlamda büyük sıkıntılar çeken müvekkilin manevi zararı işbu başvuruyu konu olan kararda hükmedilen manevi tazminat miktarı ile karşılanmadığını, kaza nedeniyle müvekkil .....'nin yataktan kalkamadığını, bir çok ameliyat geçirdiğini, geçimini sağlayamadığını, tuvalet ihtiyacını dahi görememiş daimi bir bakıma muhtaç kaldığını, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, hükmolunan manevi tazminat miktarı, davalının istinaf dilekçesinde iddia ettiğinin aksine zenginleşmeye sebebiyet verecek nitelikte fahiş değil, aksine müvekkilin yaşadığı mağduriyetlerin yanında tekrar bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaşamasına sebep olacak kadar düşük olduğunu, tüm bu nedenlerle davalının hukuki dayanaktan yoksun istinaf itirazlarının reddini, davanın manevi tazminat taleplerinin reddedilen kısmı yönünden usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.

Mahkemece verilen karar, davacı tarafça manevi tazminat yönünden ve davalı Cuma vekilince maddi-manevi tazminat bakımından istinaf edilmiştir.

  • Davalının kusura yönelik itirazında;

Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.

Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir.

Birbirini teyit eden nitelikteki kaza tespit tutanağı ile mahkemece alınan, olaya ilişkin kamera görüntülerinin de incelendiği ATK kusur raporuna göre davacının kusursuz davalının tamamen kusursuz olduğu, hatta kasten öldürmeye teşebbüs eylemi nedeniyle ciddi iddia ve deliller ile davalı hakkında ceza davasının halen görülmekte olduğu sabit olup, buna yönelik itirazların reddine karar verilmiştir.

  • Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.

Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.

Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”

Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.

T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).

Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.

Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.

Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.

Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.

Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir

Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.

Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.

Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;

Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları)

Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.

Bu halde mahkemece, poliçe başlangıç tarihi dikkate alınarak, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne ve aktüer bilirkişi tarafından PMF yaşam tablosu ve Progresif Rant esas alınarak yapılan hesaba göre karar verilmesi gerekirken, yanlış yönetmelik ve yaşam tablosuna göre karar verilmesi hatalı olup, bu sebeple davalının itirazları kamu düzeni ve istinaf sebebi nedeniyle kabulüne karar verilmiş olup buna yönelik davalı istinafının kabulüne karar verilerek kararın kaldırılması gerekmiştir.

-Davalı vekilinin faturasız tedavi giderine yönelik itirazında;

Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)

Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir.

-Davacı ve davalı...... vekilinin manevi tazminata yönelik itirazlarında;

Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Manevi tazminata karar verilebilmesi için BK 49 (TBK’nun 58) maddesindeki koşulların oluşması gerekir.

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49. maddesi uygulanır.

TMK’nın 24. ve BK.49 (TBK’nın 58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır.

Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.

Manevi tazminatın miktarına yönelik değerlendirmede ise; hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.

O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Yukarıdaki düzenleme ve ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davaya konu eylem nedeniyle davalı hakkında kasten adam öldürmeye teşebbüs suçu iddiasıyla dava açılmış olup halen derdest bulunduğundan, bu davanın sonucuna göre davacının manevi tazminat isteminin tam kabulüne karar verilmesi gerektiğinden, buna dair davacı itirazının kabulü, davalının ise reddi ile kararın bu sebeple de kaldırılması gerekmiştir.

Bu nedenle, davacı ve davalı ...... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

Davacı ve davalı ...... vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)

DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE;

  1. Davacı ...... için 93.825,72 TL Geçici iş göremezlik, 1.064.953,55 TL Sürekli iş göremezlik, 26.927,10 TL Bakıcı gideri, 15.000,00 TL kaçınılmaz tedavi gideri zararına bağlı olmak üzere toplam 1.200.706,37 TL maddi tazminatın davalılardan ...... yönünden olay tarihi olan 10/03/2022 tarihinden, davalı ..... Sigorta AŞ. yönünden temerrüt tarihi olan 20/07/2022 tarihinden itibaren işletilecek YASAL faizi ile birlikte (davalı ..... Sigorta Aş.'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti olan sakatlanma ve ölüm hali güvence miktarı 500.000,00 TL' lik ve sağlık gideri güvence miktarı olan 500.000,00 TL'lik miktar ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin talebin reddine,

  2. 200.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10/03/2022 tarihinden itibaren işletilecek YASAL faizi ile birlikte davalı ......'den alınarak davacıya VERİLMESİNE,

İlk Derece Yargılaması Yönünden;

  1. Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 95.682,25 TL karar ve ilam harcından peşin ve tamamlama harcı olarak alınan toplam 24.303,34 TL harcın mahsubu ile bakiye 71.378,91 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irad KAYDINA, (Davalı ..... Sigorta Aş.'nin 32.334,64 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına)

  2. Davacı tarafından sarfına mecbur kalınan toplam 3.514,54 TL ilk yargılama harcı ve 20.881,00 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 24.395,54 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine (Davalı ..... Sigorta Aş.'nin 11.051,17 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına)

  3. 6102 sayılı TTK'nun 5/A maddesi kapsamında arabuluculuğa başvurulduğundan 1.600,00 TL arabulucu ücretinden kabul red oranına göre hesaplanan 1.574,40 TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (Davalı ..... Sigorta Aş.'nin 713,20 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına), geri kalan 25,60 TL'sinin ise davacıdan 6235 sayılı Kanunu 18/A. 13.maddesi gereğince tahsili ile hazineye irad KAYDINA,

  4. Davacı tarafından sarfına mecbur kalınan 1.250,00 TL bilirkişi ücreti, 1.578,00 TL ATK bilirkişi ücreti ve 861,50 TL tebligat ile müzekkere gideri olmak üzere toplam 3.689,50 TL yargılama giderinin kabul red oranına göre hesaplanan 3.630,46 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, (Davalı ..... Sigorta Aş.'nin 1.644,59 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına), geri kalan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,

  5. Davalı ..... Sigorta A.Ş. tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer OLMADIĞINA,

  6. Davalı ...... tarafından sarfına mecbur kalınan 40,00 TL yargılama giderinin kabul red oranına göre hesaplanan 0,64 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ......'ye VERİLMESİNE, bakiye yargılama giderinin davalı ...... üzerinde BIRAKILMASINA,

  7. Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden maddi tazminat yönünden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT'ne göre hesaplanan 180.098,89 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE, (Davalı ..... Sigorta Aş.'nin 81.584,79 TL'sinden diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasına)

10-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden maddi tazminat yönünden reddedilen miktar üzerinden AAÜT'ye göre hesaplanan 22.401,37 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,

11-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden manevi tazminat yönünden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT'ye göre hesaplanan 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ......'den tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,

12-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider avansı bulunması halinde ilgilisine İADESİNE,

İstinaf Yargılaması Yönünden;

13-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı ve davalı ......'ye ayrı ayrı iadesine,

14-Davacı tarafça yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru gideri ile 50 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.219,40 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,

15-Davalı ...... tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru gideri ile 30 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.199,40 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,

16-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.14/10/2024

Başkan

e-imzalı

Üye

e-imzalı

Üye

e-imzalı

Katip

e-imzalı

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

yenidenTazminathukukkişiyeMaddiaçılanoybirliğiManeviolmakiadesinevurgulandığıişletendüzeltilerekdurumundaveyasaluygulanacaküzeredavalıkonyagerkçesindevekiliverilmesinehakkındareddine"fiiliolmasıyapanilgilikaldırılmasıhaftaiptalnumarasıdairesiyönelikkurulmaksigortanınhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim