Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/1453
2024/1744
10 Ekim 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 10/10/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/05/2024
NUMARASI : Esas Karar
DAVACI : ... - ... ...
VEKİLİ : Av. ... - [
DAVALI : ... - ... ...
VEKİLİ : Av. ... -
DAVA : Tazminat (Haksız İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 10/10/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 10/10/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; Davalının Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi.... Esas .... Karar sayılı dosyasını ikame ederek Keşidecisi .... TARIM ÜRÜNLERİ TİC VE SAN LTD. ŞTİ. olup lehtarı ... TUR. TİC. VE SAN. LTD. ŞTİ olan Denizbank A.Ş. Mersin/ Büyükişletmeler şubeden düzenlenen.... seri nolu29.12.2023 tarihli 1.000.000,00-TLtutarlı çeki kaybettiğini ve bulamadığını, çekin iptali ve tahsili için ayrıca istikbalde alacak davası açabilmek için iptal davası açılması ve ilamının alınması için mahkememizden dava yolu ile talepte bulunduğunu, davalının kendisine ait olduğunu iddia ettiği çekin aslında müvekkili adına ciro edildiğini, lehtarı tarafından müvekkiline verildiğini, müvekkili ve çekin lehtarı olan ...Tur. Tic. Ve San. Ltd. Şti. doğrudan aralarında ticaret gerçekleştirdiklerini ve kesilen faturalara istinaden çek ile müvekkiline ödeme yaptıklarını, bu konuya ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilen dosyada beyanları bulunduğunu, dava aşamasında tedbir kararı taraflarınca çekin kendilerinde olduğunu mahkemeye bildirmelerine rağmen kaldırılmadığını ve tedbir kararının davalının esas davadan feragat beyanı ile kalktığını, davalı tarafın esas davada süresi içerisinde ve daha sonrasında da müvekkiline , ibraz edene, çek istirdadı davası açmadığını, davalı tarafın esas dava görülürken kendisine verilen süresi içinde çek istirdadı davası açmayarak esas davanın reddine karar verilmesine yönelik hareket ettiğini, yine de davalı taraf esas davada feragat dilekçesi vererek davanın reddine karar verilmesini sağladığını, davalı tarafın esas davayı hiçbir hakkı olmadığı halde ikame ettiğini, müvekkilinin esas davada asli müdahil olmasına rağmen istinaf kanun yoluna başvurma hakkı olmadığı için karar tarafılarınca istinaf edilemediğini, müvekkilinin bu sebeple çeke ilişkin olarak hakları sona erdiğini, alacağı genel hükümler çerçevesinde bir alacağa dönüştüğünü, müvekkilinin hak etmesi gereken çek bedelinin %10 u kadar karşılıksız çek tazminatı esas davada verilen kötü niyetli ve haksız ihtiyati tedbir kararıyla çekin arka yüzüne karşılıksızdır işlemi yapılamadığından müvekkilimin alması imkansız bir alacağı haline geldiğini, bu sebeple çek bedelinin %10 kısmına karşılık gelen 100.000,00 TL ve çekin müvekkilim tarafından ibraz tarihinden alacağın tahsili tarihine kadar dava tarihi itibariyle geçerli olan ticari avans faizinden az olmamak üzere artan oranlarda 100.000,00 TL ye işleyecek faiz kadar da müvekkilinin zararının bulunduğunu, müvekkilinin 72.588,00 TL faiz zararının tazmininin gerekli olduğunu,100.000,00TL'nin karşılıksız çek tazminatından mahrum olma zararının çekin ödeme tarihi dikkate alınarak Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenen avans faizi ile birlikte öncelikli olarak davalı tarafından esas davada depo edilen teminattan karşılanmak üzere davalıdan tahsiline,17.900,00 TL'nin HMK 329 hükmüne göre müvekkilimin AAÜT hükümlerine göre ödediği vekalet ücretinin esas davada vekil ile temsil edilme tarihinden başlamak üzere tahsili tarihine kadar Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından belirlenen avans faizi ile birlikte öncelikli olarak davalı tarafından esas davada depo edilen teminattan karşılanmak üzere davalıdan tahsiline, 72.588,00 TL'nin müvekkilinin esas dosya nedeniyle faiz alacağını alamamasından kaynaklı olarak uğradığı faiz zararın tazmini için öncelikli olarak davalı tarafından esas davada depo edilen teminattan karşılanmak üzere davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; Mahkememize ikame edilen tazminat davasına davacının mahkememize ikame edilen çek iptali iptali davası nedeniyle çek ile icra takibi yapılamadığı öte yandan çek tazminatı talebinde bulunulmadığı bu nedenle uğradıkları maddi zarar olarak 198.488 TL maddi zararın tazmini dava ve talep edildiğini, açılan davanın usul ve esas bakımdan hatalı olması nedeniyle reddi gerektiğini, davacının ikame ettiği dava tazminat davası olup arabuluculuk görüşmesi yapılması zorunluluğu bulunmasına rağmen arabuluculuk yapılmaması nedeniyle dava şartları yokluğundan reddi gerektiğini, 1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması 01 Eylül 2023 tarihinden itibaren dava şartı olduğunu, davacının ikame ettiği dava parası belli miktara olan tazminat davası olması nedeniyle arabuluculuk görüşmesi zorunlu olması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkememizin bu noktada aksi kanıda ise o taktirde davanın esas bakımdan da reddi gerektiğini, çek iptali davasında ödemeden men yasağına dair verilen kararlar hamil üçüncü kişi tarafından takibe engel olmayacağından dolayı davacının bu noktadaki taleplerinin yerinde olmadığını, davacı tarafından mahkememiz tarafından meruhatlı olarak .... e sayılı çek iptali davasında dava konusu edilen çek ile ilgili olarak icra takibi başlatılıp başlatılamadığı hususlarında ayrıntılı olarak beyanda bulunması gerektiğini, mahkememize verilen cevapta çek aslı tarafımıza teslim edildiği ve çek ile ilgili olarak davacının her hangi bir talebi olmadan takip dahi yapmadan çeki teslim ettiği ve tutanakla mahkememize bildirildiği belirtildiğini ve bu noktada tedbir kararının kaldırılması talep edildiğini, davacının müdahalesi sonrasında değil bizzat mahkemenize belirttikleri üzere çekin aslının teslim edilmesi üzerine artık tedbirin kaldırılmasının talep edildiği, davacı tarafından mahkememizin.... E sayılı dava ile her hangi bir icra takibi yapılmaması ve çekin aslının teslimi ile çek ile her hangi bir hak ve talebi kalmamasına rağmen ödeme yasağı cihetiyle tazminat talep edilmesi açıkca hukuka aykırı olacağından dolayı davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının çek ile hiç bir icra takibi yapmaması ve ayrıca çeki biat teslim etmesi dahası çeki teslim etmesi ile her türlü tazminat taleplerinden feragat ettiğinin kabul edilmesi gerektiği mahkemenizin... E sayılı davada verilen tedbir kararının davacının icra takibi yapmasına mani olmadığı ancak davacının çek ile icra takibi yapmadığı halde mahkememizin ödeme yasağına ilişkin ne tür bir zararı olduğu açıkca kanıtlayamadığından dolayı davacının davasının reddine yargılama gider ve ücreti vekaletinde davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Davanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi ile ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki uyuşmazlıklardan olmakla dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirildiği, dava dilekçesi ile birlikte taraflar arasında var ise gerçekleştirilen arabuluculuk görüşme tutanağının aslının veya onaylı suretinin davacıdan talep edildiği LAKİN verilen kesin süre içerisinde davacı tarafından arabuluculuk tutanağının ibraz edilemediği, yukarıda detayı verilen emsal alındığında dava dosyasının arabuluculuk görüşmelerine başvurulmadan Mahkememize tevzi edildiği anlaşıldığından taraflar arasında dava öncesi yapılan ve tamamlanan bir arabuluculuk görüşmesi olmadığından davanın 6100 sayılı HMK m. 114/2 maddesi delaletiyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-2 ve 6102 Sayılı Kanunun 5/A-1 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. " şeklinde davanın 6100 sayılı HMK m. 114/2 maddesi delaletiyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-2 ve 6102 Sayılı Kanunun 5/A-1 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın ticari dava olmadığını, HMK 399/2 md hükmünde görevli mahkemenin açıkça belirtildiğinden dosyanın Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde ikame edildiğini, HMK 399 md hükmüne göre ikame edilen huzurdaki davanın ticari dava olmadığını, bu nedenle TK 5 md hükmüne tabi olmadığını ve dava şartı olarak arabuluculuya başvurulmuş olması gerekmediğini, yerel mahkemece somut durum hakkında hatalı değerlendirme yapıldığını beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Mahkemece verilen usulden ret kararı davacı tarafça istinaf edilmiştir.
Dava, maddi tazminat istemine ilişkindir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Türk Ticaret Kanunu'na 06/12/2018 tarihli, 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle eklenen 5/A maddesi uyarınca, "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır."
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' nun 18/A maddesi uyarınca, "(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.
(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmünü taşımaktadır.
TTK'nın 5/A maddesine göre, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.
Davanın konusu, dava dilekçesindeki talep sonucu, yani neticei talep esas alınarak belirlenir. Neticei talebin bir para alacağının tahsili veya tazminata ilişkin olduğu durumlarda, arabulucuya başvuru yapılmış olması dava şartıdır.
Davacı, bir para alacağının tahsilini amaçladığından, tazminat davası açılmadan önce, yukarıdaki yasal düzenlemeye göre arabulucuya başvurulmuş ve arabulucu tarafından onaylanmış anlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanağın dava dilekçesine eklenmiş olması dava şartı olarak zorunludur.
Somut olayda her iki davalı da ticari şirkettir.ve olay tacirler arası haksız fiilden kaynaklı alacak davası niteliğindedir
Mahkemenin 22/04/2024 Tarihli Tensip Zaptının (8) nolu ara kararı gereğince davacı vekiline arabuluculuk tutanağının ibrazı için 1 haftalık kesin süre verildiği anlaşılmış ancak verilen kesin süre içerisinde davacı tarafından arabuluculuk tutanağı ibraz edilmemiştir.
Davanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi ile ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki uyuşmazlıklardan olmakla dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline getirildiği, dava dilekçesi ile birlikte taraflar arasında var ise gerçekleştirilen arabuluculuk görüşme tutanağının aslının veya onaylı suretinin davacıdan talep edildiği , verilen kesin süre içerisinde davacı tarafından arabuluculuk tutanağının ibraz edilemediği, yukarıda detayı verilen emsal alındığında dava dosyasının arabuluculuk görüşmelerine başvurulmadan Mahkemeye tevzi edildiği anlaşıldığından taraflar arasında dava öncesi yapılan ve tamamlanan bir arabuluculuk görüşmesi olmadığından davanın 6100 sayılı HMK m. 114/2 maddesi delaletiyle 6325 Sayılı Kanunun 18/A-2 ve 6102 Sayılı Kanunun 5/A-1 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi doğrudur
Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak,
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,
-
Davacı taraftan alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 10/10/2024
... ... ... ...
Başkan Üye Üye Katip
... ... ... ...
E imza E imza E imza E imza
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15