Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/735
2024/1616
30 Eylül 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 30/09/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 29/11/2023
NUMARASI : Esas Karar
DAVACILAR : 1-
2-
VEKİLİ :Av.
DAVALILAR : 1-
VEKİLLERİ : Av.
2. ...... .
VEKİLİ :Av.
DAVA : Maddi ve Manevi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 30/09/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:30/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı taraf vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkilleri ......' in kızı, ......' ın kardeşi olan 30/10/2007 doğumlu ......' in 18/11/2010 tarihinde Veysel Karani Caddesi üzerinde karşıdan karşıya geçmek isterken davalı ...... idaresindeki ...... plakalı aracın çarpması nedeniyle vefat ettiğini, meydana gelen trafik kazasından dolayı davalı hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ....Sayılı dosyası ile soruşturma başlatıldığını, yapılan soruşturma neticesinde davalının cezalandırılması talebi ile Konya .. Asliye Ceza Mahkemesinin .... Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, açılan davada davalının ......' in ölümüne neden olması nedeniyle davalının cezalandırıldığını, davalı hakkında verilen cezanın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğini, kazaya karışan aracın diğer davalı sigorta şirketince sigortalandığını, ceza dosyasında davalı sürücünün kusurlu bulunduğunu, davacı ......' in kızının farazi desteğinden mahrum kaldığı gibi kızının ani vefatı nedeniyle tarifsiz bir elem ve kedere gark olmakla manevi zarara uğradığından bahisle davalarının kabulü ile bilirkişi incelemesi sonucunda artırılmak üzere şimdilik 3.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen davacı ......' e verilmesine, 500.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......' ten alınarak davacı ......' e verilmesine, yine 500.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ......' ten alınarak davacı ......' a verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ....Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile özetle; davacı tarafından işbu dava ikame edilmeden önce şirkete başvuru yapılmış ise de; ...... hakkında açılan Konya . Asliye Hukuk Mahkemesinin ..... Esas sayılı dosyasının derdest olması sebebiyle olumlu yanıt verilemediğini, akabinde işbu davanın açıldığını, sözü geçen asliye hukuk mahkemesince verilen karar gereğince Konya .. İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı dosya ile müvekkili şirket aleyhine icra takibi başlatıldığını, icra takibinden dolayı müvekkili şirketin ödeme yaptığını, kesinleşmiş bir hüküm varken tekrar dava açılmayacağını, bu nedenle işbu davanın kesin hüküm nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, müvekkiline usulüne uygun bir başvuruda bulunulmadığını, bu nedenle kanunda belirtilen başvuru şartını yerine getirmeyen davacıların davasının dava şartı yokluğundan usulden reddinin gerektiğini, dava dilekçesinde sözü geçen .... plakalı aracın müvekkili şirketçe sigorta örtüsü altına alındığını, poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olmak üzere ölüm/daimi sakatlık halinde kişi başına azami 80.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, önceden yapılmış ödeme ile bakiye teminatın 76.632,54 TL olduğunu, teminat limitlerini bildirmelerinin davayı kabul anlamı taşımadığını, manevi tazminatın poliçe teminatına dahil olmadığını, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalının kusurlu olması halinde söz konusu olacağını, müteveffanın davacılara gerçekten destek olduğunun ispatının gerektiğini, müteveffanın ölümünden sonra davacıların sosyo-ekonomik durumlarında değişiklik olmadı ise işbu dava kapsamında talep edebilecekleri maddi zararlarının bulunmadığının tespit edilmiş olacağını, davacılara müteveffanın ölümü nedeniyle SGK tarafından herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının, maaş bağlanıp bağlanmadığının araştırılması gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminatı belirlenirken vergilendirilmiş kazancın esas alınması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili şirketin sorumluluğunun ancak bakiye ömrün PMF 1931 tablosu kullanılarak tespit edilen miktar üzerinden olduğunu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin son kararlarında bu hususun vurgulandığını, davacıların zararının ödeme ile karşılandığını, ödeme tarihindeki verilere göre rapor alınması gerektiğini, davacı yanın kaza tarihinden itibaren işlemek üzere faiz verilmesi talebinin haksız olduğunu, müvekkili şirkete sigortalı olan aracın hususi bir araç olduğunu, bu nedenle yasal faiz uygulanabileceğinden bahisle müvekkili şirket aleyhine açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...... vekili cevap dilekçesi ile özetle; davacı tarafın taleplerinin zaman aşımına uğradığını, bu nedenle öncelikle davaya karşı zaman aşımı definde bulunduklarını, diğer davalı sigorta şirketi vekili tarafından sunulan belgelerden anlaşılacağı üzere davacı yana davaya konu kaza nedeniyle tazminat ödendiğini, kaza nedeniyle daha önce Konya .. Asliye Hukuk Mahkemesinin ..... Esas sayılı dosyasında ikame edilen davanın kesinleştiğini ve davaya konu ödemelerin yapıldığını, kesin hüküm nedeniyle işbu davanın reddedilmesi gerektiğini, davacı yanın kendilerine davaya konu ödemelerin yapıldığı halde yaklaşık 15 yıl sonra işbu davayı ikame ederek mezkur ödemeleri yeniden talep etmelerinin kötü niyetli olduğunun göstergesi olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin dava konusu kazayla ilgili olarak tali kusurlu bulunduğunu, her ne kadar müvekkilinin kusursuz olsa da bir an için tali kusurlu bile olduğu varsayılacak olsa dahi talep edilen manevi tazminat miktarı da müvekkilinin kusuru, kazanın oluş şekli, tarafların sosyo-ekonomik durumları ve diğer tüm hususların birlikte değerlendirildiğinde fahiş olduğundan bahisle davanın reddine, lehlerine vekalet ücreti hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi.... Esas ..... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "TBK'nın 56/2 maddesinde; hakimin ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir hükmü mevcut olup; dinlenen davacı tanıkları ve tüm dosya kapsamı ile davacılardan ......'in oğlu, diğer davacı ......'ın ölümü nedeniyle davacıların elem ve üzüntü duyup manevi olarak yıprandıkları kanaatine varıldığından, bu manevi yıkımın bir nebze olsun giderilmesi amacıyla somut olayın özellikleri, tarafların mali durumu, kusur oranları, paranın satın alma gücü gibi kriterler nazara alınarak davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile, davacı ...... yönünden 100.000,00 TL, davacı ...... yönünden 70.000,00 TL olmak üzere toplam 170.000,00 TL manevi tazminatın davalı ......'ten tahsili ile adı geçen davalılara verilmesine dair oy birliği ile karar verilerek;
DAVACI ......' in davalı sigorta şirketi hakkında açtığı destekten yoksun kalma tazminat davasının HMK 114/1-i maddesi gereğince kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden oy birliği ile REDDİNE.
Davacı ......'in davalı ...... hakkında açtığı destekten yoksun kalma tazminat davasının talep artırım dilekçesi de nazara alınarak kabulü ile 177.732,06 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal işleyecek faiziyle adı geçen davalıdan tahsili ile davacı ......'e verilmesine, (mahkeme hakimimiz ...........'nun muhalefetiyle oy çokluğu ile)
Davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile;
Davacı ...... yönünden 100.000,00 TL
Davacı ...... yönünden 70.000,00 TL olmak üzere toplam 170.00,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı ......'ten tahsili ile adı geçen davacılara verilmesine, (oy birliği ile)
Fazlaya ilişkin taleplerin reddine" şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ...... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yargılama safahatında belirttikleri üzere davacı yanın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, kesin hüküm nedeniyle davanın reddi gerekmekte iken verilen kararın yine usul ve yasaya aykırı olduğunu, diğer davalı ....Sigorta A.Ş'nin bildirdiği belge ve bilgilerden de anlaşılacağı üzere davacı yana davaya konu kaza nedeniyle tazminat ödemelerinin daha önce yapıldığını, müvekkilin dava konusu kazayla ilgili olarak tali kusurlu bulunduğunu, müvekkilin dava konusu kazada kusursuz olup hükme esas alınan kusura ve aktüeryaya ilişkin raporların hüküm kurmaya elverişli olmadığını, aktüerya hesabında destekten yoksun kalma tazminatının usul ve yasaya aykırı olarak belirlendiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili tali kusurlu olduğu varsayılacak olsa ve diğer itirazlarınında haksız olduğu düşünülecek olsa bile hükmedilen manevi tazminatın müvekkilin kusuru, kazanın oluş şekli, tarafların sosyo ekonomik durumları ve diğer tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde oldukça fahiş olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin.... Esas ve ..... Karar sayılı kararının kaldırılmasına, işbu haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile lehlerine ücreti vekalete hükmedilmesine ve yargılama giderlerinin kusurlu karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacılar vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan Ankara .. Asliye Ticaret Mahkemesi .... talimat dosyası ile alınan bilirkişi heyeti raporunda ......'ün %25 oranında kusurlu olduğu ve müteveffa ......'in ise %75 oranında kusurlu olduğunun belirtildiğini, kazanın meydana geldiği yerin yerleşim yeri ve azami hız limitinin 50 km/s olduğu, sürücü ......'ün 30 metre fren izi olduğu, somut olay yerleşim yerinin olduğu bir kavşakta meydana geldiği ve kavşağa giriş hızı maksimum 50 km/s olması gerekmekteyken davalı sürücünün hız limitini aştığının ortada olduğu, davalı, hız kurallarına uyması halinde ve yayaya sesli ve ışıklı uyarıda bulunarak, kazayı engelleme imkanına sahipken, işbu kurallara uymayarak kazaya sebebiyet verdiği, davalı sürücünün, kavşak noktasına gelirken hızını azaltması gerektiği, davalı sürücünün kural ihlallerinde bulunduğu göz önüne alındığında, davalı sürücünün tali kusurlu olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı tarafın kusur oranının düşük belirlenmesi ve yeni rapor taleplerinin reddedilerek maddi tazminat miktarı eksik ve hatalı hesaplanmış olup bunun kabulünün mümkün olmadığını, Müteveffa ......'in bu beklenmedik ve ani vefatı nedeniyle ve davalının kusurlu davranışları ile davacılar tarifsiz bir elem ve kedere gark olmakla manevi zarara uğradıklarını, tüm bu nedenlerle istinaf isteminin kabulü ile Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin.... Esas ..... Karar sayılı kararının kaldırılmasına ve talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava trafik kazası nedeniyle maddi-manevi tazminat talebine ilişkin olup mahkemece verilen karar, davacılar ve davalı ...... tarafından ayrı ayrı istinaf edilmiştir.
-Davalı .....'nın zamanaşımına itirazda;
2918 sayılı KTK.nun 109. maddesinin 1. fıkrasında haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerlerinin,zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı düzenlenirken, 2. fıkrasında ise, davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş olması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır. 2918 sayılı kanunun anılan hükmünün gözden kaçırılmaması gereken yönü, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Sözkonusu yasa hükmü, ceza zamanaşımı uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Açıklanan hukuksal durum ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; trafik kazası 2010 yılında meydana gelmiş olup eldeki dava ise 15/12/2022 tarihlidir. Kaza ölümlü kazadır. Kaza nedeniyle vefat nedeniyle, Türk Ceza Kanunu çerçevesinde cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde bulunması (taksirle ölüm), eylemle ilgili ceza davasının anılan hükümde öngörülen cezanın türü ve süresi itibariyle 15 yıllık zamanaşımı süresine tabi olması, bu itibarla davanın uzamış ceza zamanaşımı süresinde açılmış bulunmasına göre, işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi yerinde olup, zamanaşımı itirazı yersizdir. (Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/17-27 Esas, 2015/1530 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay 17.Hukuk Dairesi 2009/7346 Esas, 2010/4703 Karar sayılı ilamı)
-Davalı .....'nın kesin hüküm itirazında;
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın kesin hükmü düzenleyen 303. maddesinde “(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir..." hükmüne yer verilmiştir. Yine aynı kanuna göre kesin hüküm itirazı dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK’nın 115. maddesi gereği dava şartının her zaman ileri sürülmesi mümkündür.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 303. maddesinde;
(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
(2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder.
(3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir.
(4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır.
(5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir.
Buna göre, diğer müteselsil davalı sigortaya karşı davacı tarafça açılan destekten yoksun kalma tazminat istemine ilişkin davada verilen tazminat kararı kesinleşmiş olup, sadece davalı sigorta yönünden kesin hüküm oluşturacak, orada davalı olmayan diğer müteselsil sorumlu ......'ü etkileyemeyecek olup, bu nedenle buna yönelik itirazın yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
- Davacı ve davalı .....'nın kusura yönelik itirazında;
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.
Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir.
Gerek ceza mahkemesinde gerek diğer tazminat dosyasında gerekse de eldeki dosyada Karayolları Fen Heyeti'nden alınan kusur raporunun birbirini teyit eden nitelikteki olup, davacıların yakını/desteği yayanın asli derecede kusurlu olduğu, davalı sürücünün tali olarak yüzde yirmi beş oranında kusurlu olduğu dosya kapsamınca sabit bulunduğundan, aksi somut delile dayanmayan itirazları reddine karar verilmiştir.
- Davalı ..... tarafınnın aktüer raporuna yönelik istinafında;
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nun 281.maddesinde bilirkişi raporuna itiraz düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde; "...Maddenin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeyle, tarafların tatmin olmamaları hâlinde, bilirkişi raporuna itirazda bulunabilme olanaklarının varlığı güvence altına alınmıştır. Bu düzenleme çerçevesinde, bilirkişi raporunda bazı hususlarda eksiklikler mevcutsa yahut raporda bazı hususlar belirsizlik arz ediyorsa, taraflar, raporda eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik arz eden hususların ise bilirkişiye açıklattırılmasını yahut yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasını temin için, raporun kendilerine tebliğinden itibaren onbeş günlük süre içinde, mahkemeye itirazda bulunabilirler. Bilirkişiye yöneltilecek olan sorular, tarafların da görüşü alınmak suretiyle somut olarak belirlenecek olursa, rapora itiraz olasılığı da önemli ölçüde azalır ve bu suretle yargılamanın uzamasının da önüne geçilmiş olur. Burada rapora itiraz için taraflara tanınmış bulunan onbeş günlük süre, kesin süredir; hak düşürücü bir nitelik taşır. Dolayısıyla, taraflar, bu süre içerisinde, itirazlarını dile getirmez ise bilirkişi raporu, onlar bakımından kesinleşir; yani taraflar rapora itiraz olanağını tümüyle kaybederler. Bu durum, zaten Tasarının 100 üncü maddesinde yer alan ve kesin sürelerle ilgili genel bir düzenleme öngören kuralın birinci ve üçüncü fıkralarının işlerlik kazanmasının doğal bir sonucudur..." şekilde düzenlenmiştir.
HMK’nun 280.maddesinde; "Bilirkişi, raporunu varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak Mahkemeye verir, verildiği tarih rapora yazılır ve duruşma gününden önce birer örneği taraflara tebliğ edilir" düzenlemesinin, 281/1 maddesinde; "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususları, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler" düzenlemesinin mevcut olduğu, buradaki amacın tarafların raporu okuyup değerlendirmeleri ve varsa itirazlarını bildirebilmeleri olduğu, bu durumda, yani taraflara raporun tebliğ edilmesi ve sonrasında taraflarca rapora itiraz edilmemesi halinde raporun itiraz etmeyen bakımından kesinleşeceği, artık rapora itiraz etme imkanının ortadan kalkacağı, bu hususun kesin sürelerle ilgili düzenlemelerin bir sonucu olduğu, Usulüne uygun biçimde raporun tebliği üzerine, rapora itiraz hakkı bulunan tarafların bu haklarını kullanmamış olması halinde ise, karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşacağı izahtan varestedir. (Nitekim yargıtay 17. hukuk dairesi 2015/3253 esas, 2017/9419 karar; aynı daire 2015/10058 esas, 2018/4639 karar sayılı ilamları)
Bu bağlamda hükme esas alınan en son Aktüer raporunun davalı ..... vekiline 08/08/2023 tarihinde ihtaratlı olarak tebliğine rağmen davalı vekilinin bu rapora yönelik herhangi bir itirazda bulunulmadığı, böylece bu hususun istinaf aşamasında ileri sürülmesinin mümkün olmayıp, ayrıca kamu düzenine ilişkin bir durum da olmaması ile davacı aleyhine sonuç doğurmamasına göre, bu hususun davacı lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği gözetilerek, bu nedenle davalı vekilinin buna yönelik istinafı itirazı yerinde görülmemiştir.
- Davacı ve davalı .....'nın manevi tazminata yönelik itirazlarında;
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Davaya konu olayda; meydana gelen kazadaki kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, davacıların çocuğunun ve kardeşinin ölümü ile yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde, davacılar için hüküm altına alınan manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu görüldüğünden; bu sebeple davacının ve davalının itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
Bu halde, kamu düzeni ve istinaf sebepleri çerçevesinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ile kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına; dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davacı ve davalı ..... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı ve davalı ...... vekilllerinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1. b. 1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,
-
Davacı tarafından alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
-
Davalı ...... tarafından alınması gereken 23.753,57 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 5.938,40 TL nin mahsubu ile bakiye 17.815,17 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-
İstinaf aşamasında davacı ve davalı ...... tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, tarafların yokluğunda HMK nun 361.maddesi gereğince kararın davacılar yönünden taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, davalılar yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.30/09/2024
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15