Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/645
2024/1603
30 Eylül 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 30/09/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 28/12/2023
NUMARASI : Esas Karar
DAVACILAR : 1-... -
: 2
:3-... -
VEKİLİ : Av.
DAVALI :
VEKİLİ : Av
DAVA : Tazminat (Haksız Fiil Nedeniyle)
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 30/09/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 30/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacılar vekilinin dava dilekçesi özetle; Müvekkili ...'in sevk ve idaresindeki .... plaka sayılı motosikleti ile geçiş yaptığı esnada motosikletinin arka ve sol yan kısmı ile yine aynı istikametten gelip Rauf Denktaş caddesini sol şeritten seyreden sürücü .... ... sevk ve idaresindeki ...... plaka sayılı otomobilin ön kısmı ve cam kısımlarına çarpması sonucu yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiğini, kazanın müvekkilinin orta şeritten sol şeride geçişini tamamladıktan sonra düz bir şekilde ilerlerken arabayla arkadan çarpmak suretiyle meydana geldiğini, dava dışı sürücü ....'ın kazanın oluşunda asli kusurlu olduğunu, kaza sonrasında müvekkili ... ve ...'in vücudunda kırıklar oluşacak şekilde yaralandıklarını, yaralanma nedeniyle bir takım tedavi gördüklerini, ameliyat olduklarını, tedavi sırasında ve sonrasında müvekkillerinin ekonomik anlamda sıkıntılar çektiğini, aynı zamanda kırıklar nedeniyle iyileşemeyerek eski sağlıklarına kavuşamadıklarını, bu nedenle iş hayatlarını da olumsuz etkilediğini, kaza yapan ...... plaka sayılı aracın kaza tarihi itibariyle geçerli .... poliçe numaralı Trafik Sigortası Poliçesi ile davalı .... Sigorta Şirketine sigortalı bulunduğunu, dava açılmadan önce davalı sigorta şirketine 18/08/2022 tarihinde yazılı dilekçe ile başvuru yapıldığını, bu nedenlerle davanın kabulüne, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla trafik kazasında bedensel zarar nedeniyle , 6100 Sayılı HMK'nın 107.maddesi uyarınca toplanacak delillere göre tazminat tutarı belirlenerek; Davacı ... lehine şimdilik; 100,00 TL Geçici İşgöremezlik, 100,00 TL sürekli iş göremezlik, 100,00 TL belgelendirilemeyen ve faturalandırılamayan tedavi gideri ve 100,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 400,00 TL maddi tazminatın sigorta limitleri aşılmamak üzere temerrüt tarihinden işleyecek avans faizi ile avukatlık ücreti ve yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline, davacı .... lehine şimdilik; 100,00 TL sürekli iş göremezlik, 100,00 TL belgelendirilemeyen ve faturalandırılamayan tedavi gideri ve 100,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 300,00 TL maddi tazminatın sigorta limitleri aşılmamak üzere temerrüt tarihinden işleyecek avans faizi ile avukatlık ücreti ve yargılama giderlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı .... Sigorta vekilinin cevap dilekçesi özetle; davacı tarafında müvekkil şirkete, başvuruda zorunlu belgelerin sunulmaması sebebiyle davanın usulden reddinin gerektiğini, sigorta poliçesinin tanzim tarihi ve kaza tarihi göz önüne alındığında tazminat hesabının hukuk güvenliği ilkesi ve adalet ilkesinin sağlanmasına hizmet eden kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereğince Yargıtayın içtihat kararlarında da açıklandığı üzere kaza tarihindeki yönetmelik usul ve esasına uygun alınan sürekli sakatlık içeren maluliyet raporunun müvekkiline sunulmadığını, dava konusu kazanın meydana gelmesinde davacı motor sürücüsü ...'in %100 kusurlu olduğunu, araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını, sigortalı aracın maluliyete sebebiyet veren kazada herhangi bir kusurunun olmadığını, davacının geçici iş göremezlik ve bakıcı giderlerine dair zararına ilişkin tazminat taleplerinin tedavi gideri kapsamında olduğu ve tedavi gideri taleplerinin trafik sigortası yeni genel şartları gereğince teminat dışı olduğunu, Davacıların araç üzerinde seyahat halindeyken kask ve koruyucu tertibatını takmaması sebebiyle maluliyetin ağırlaşmasında kusurlu olması nedeni ile de hesap yapılırken asgari % 20 oranında indirim yapılmasının gerektiğini, haksız olarak açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden ve sigortalımız araç sürücüsünün kusursuz olması hasebiyle esastan reddine, Davacı tarafın delillerinin taraflarına tebliğini, SGK tarafından davacıya bağlanan gelirlerin tespitine, maluliyet oranının tespiti açısından adli tıp kurumundan rapor alınmasına, Davacının davasının ispatı halinde; müvekkil şirketin öncelikle ferilerden sorumlu tutulmaması, olmaz ise, asıl alacak, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti açısından ayrı ayrı poliçe limiti ile sorumlu tutulmasına, faizin en erken dava tarihinden başlatılmasına ve Davanın reddedilen kısmı açısından yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Tüm dosya kapsamı üzerinden yapılan değerlendirmede; davacı ...'in sevk ve idaresindeki .... plaka sayılı motosiklet ile sürücü .... ... sevk ve idaresindeki ...... plaka sayılı otomobil arasında trafik kazasının meydana geldiği, Karayolları Trafik Fen Heyetinden oluşturulan üç kişilik bilirkişi heyetinden aldırılan 01/10/2023 tarihli raporda; .... plaka sayılı araç sürücüsü ...'in kazanın oluşumunda %15, ...... plaka sayılı araç sürücüsü .... ...'ın bu kazanın oluşumunda %85 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, davacı vekilinin 17/11/2023 tarihli talep artırım dilekçesiyle ; davacı ...'in sürekli iş göremezlik devresinde uğradığı maddi zararın tazminat alacağı olarak 159.800,60 TL, bakıcı giderlerinden doğan maddi zararın tazminat alacağı olarak 7.155,00 TL ve belgelendirilemeyen-faturalandırılamayan tedavi giderlerinden doğan maddi zararın tazminat alacağı olarak 2.000,00 TL olmak üzere toplam 168.955,60 TL, davacı ...'in; geçici iş göremezlik devresinde uğradığı maddi zararın tazminat alacağı olarak 7.548,15 TL, sürekli iş göremezlik devresinde uğradığı maddi zararın tazminat alacağı olarak 107.458,71 TL, bakıcı giderlerinden doğan maddi zararın tazminat alacağı olarak 3.040,88 TL ve belgelendirilemeyen-faturalandırılamayan tedavi giderlerinden doğan maddi zararın tazminat alacağı olarak 2.550,00 TL olmak üzere toplam 120.597,74 TL talepte bulunduğu anlaşılmakla, yukarıda ayrıntıları izah edildiği üzere Mahkememizce hükme esas alınan maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporları dikkate alınarak, davacıların sürekli iş göremezliği, geçici iş göremezliği, iyileşme süresinde bakıcı gideri, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararları yönünden, yukarıda izah edildiği üzere müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle talebinin kabulüne karar verilerek;
Davacı ...'in %20 müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle belirlenen sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 127.840,48 TL iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 5.724,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 1.600,00 TL olmak üzere toplam 135.164,48 TL maddi tazminatın, 06/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsili ile davacı ...'e verilmesine, fazlaya dair talebin reddine,
Davacı ...'in %20 müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle belirlenen sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 85.966,968 TL geçici iş göremezlik sürecindeki uğradığı maddi zararı için 6.038,52 TL iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 2.432,704 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 2.040,00 TL olmak üzere toplam 96.478,192 TL maddi tazminatın 06/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsili ile davacı ...'e verilmesine, fazlaya dair talebin reddine," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararına esas alınan maluliyet bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu, sürekli sakatlık tazminatı hesaplaması Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi genel şartları ve Yargıtay içtihatlarında da belirtilen şartlara uygun tanzim edilen maluliyet raporuna göre gerçekleştirilmesi gerektiğini, davacı ...'in kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe göre sürekli maluliyeti bulunmadığını, bu sebeple maluliyet tazminatı taleplerinin reddini talep ettiklerini, yerel mahkeme kararına esas hesap bilirkişisi tarafından “Anayasa Mahkemesinin 2019/40 Esas 2020/40 Karar sayılı iptal kararı doğrultusunda raporda hesaplamanın progressif rant hesaplama yöntemine göre yapılmış olmasının taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, yerel mahkeme tarafından davacıların tedavi gideri talebinin kabulüne karar verildiğini, davacının işbu talebinin trafik sigortası genel şartları gereği teminat dışı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin usul ve yasalara aykırı kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesine, işbu taleplerinin kabul edilmez ise itirazlarının kabulü ile itirazları doğrultusunda yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi kararı verilmesini, masraf ve ücreti vekaletin de davacı yana tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacılar vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerin yaralanması ile yerel mahkemenin müterafik kusur indirimi gerekçesi olan müvekkillerin kask takmamaları arasında illiyet bağı olmadığından yerel mahkeme tarafından müterafik kusur indirimi yapılmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müterafik kusur indirimini kabul anlamına gelmemesi kaydıyla sayın dairenin aksi kanaatte olması halinde dahi müterafik kusur indirimi nedeniyle davalı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, haklı istinaf nedenlerine bağlı olarak ilgili kararda kabul ret oranına göre davalı lehine hükmedilen harç, yargılama gideri, arabuluculuk ücreti vs.gibi kalemlerin de tarafları lehine tam olarak hükmedilmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle İstinaf başvurularının dosyaya kabulü ile; Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi .... Es. .... K. Sayılı, 28.12.2023 tarihli kararının kaldırılarak yerel mahkemeye iadesine veya yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda müterafik kusur indirimi yapılmadan maddi tazminata ilişkin taleplerinin 17.11.2023 tarihli talep arttırım dilekçeleri doğrultusunda tam olarak kabulüne, müterafik kusur indirimini kabul anlamına gelmemesi kaydıyla; Sayın Dairenin aksi kanaatte olması halinde müterafik kusur indirimi nedeniyle karşı vekalet ücretine hükmedilemeyeceğinden, ilgili kararın bu yönüyle kaldırılmasına ve davalı lehine hükmedilen harç, yargılama gideri, arabuluculuk ücreti vs. gibi kalemlerin de tarafları lehine tam olarak hükmedilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava trafik kazası nedeniyle tazminata ilişkin olup mahkemece verilen karar davacılar ve davalı sigorta tarafından istinaf edilmiştir.
-Davacı tarafın müterafik kusura yönelik itirazlarında;
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir.
Olaya ilişkin trafik tespit tutanağı, ceza duruşmasındaki davacıların beyanları incelendiğinde, davacıların motorsiklette kask takmadığının sabit olmakla birlikte hükme esas maluliyet raporları incelendiğinde esas maluliyet ve yaralanmalarının "sağ ve sol klavikula (yani köprücük kemiği)" bölgesinde olduğu görülmekle, kask takmamasının bu maluliyette etken olmadığı anlaşılmakla, bu sebeple indirim yapılmaması gerekirken, mahkemece bu konuda doyurucu bir gerekçe de ortaya konulmadan doğrudan müterafik kusur indirimi yapılması isabetsiz olup, davacı tarafın buna ilişkin istinafının yerinde olduğu görülmüştür.
-Kamu düzeni ve davalının maluliyet ve aktüer hesaplamasına yönelik itirazlarının yapılan incelemesinde;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine, Çalışma Gücü Kaybı Yönetmeliğine göre alınan raporların hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, yukarıda müterafik kusur başlığı altında belirtildiği gibi herhangi bir müterafik kusur indirimi yapılmaması gerektiğinden, davacının artırım dilekçesi de gözetilerek hesaplanan tazminat miktarına tam olarak hükmedilmesi gerektiğinden, mahkeme kararının kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesisi gerekmiştir.
-Davalı sigorta vekilinin geçici iş göremezliğin, bakıcı giderinin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
-
Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
-
Tedaviyle ilgili diğer giderler,
-
Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
-
Bakıcı giderleri
-
Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
-
Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, bakıcı giderinin, tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
Bunun dışında taraf itirazlarından olarak; davacılardan küçük ... için geçici iş göremezlik talebi ve dolayısıyla buna dair hüküm bulunmadığından geçici iş göremezlik dönemindeki gelirinin olmadığına ilişkin davalı itirazı da yersiz bulunmuş; ayrıca müterafik kusur indirimi kaldırıldığından davacının bu sebeple vekalet ücreti ve yargılama giderleri itirazı da aşağıda yeniden kurulan hükümde karşılandığından ayrıca değerlendirilmesine gerek kalmamıştır.
-Davalı vekilinin faturasız tedavi giderine yönelik itirazında;
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta olup, davalının istinaf itirazında özel hastane masrafından bahsedilmiş bulunup, oysa ki davacının istemi ve mahkeme hükmünde faturalı değil faturasız tedavi giderinin söz konusu olması nedeniyle yersiz ve dayanaksız itirazın reddi gerekmiştir.
Bu nedenle, davalının istinaf başvurusunun reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalının istinaf başvurusunun REDDİNE,
Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)
DAVANIN KABULÜNE,
-
Davacı ...'in sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 159.800,60 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 7.155,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 2.000 TL olmak üzere toplam 168.955,60 TL maddi tazminatın, 06/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsili ile davacı ...'e verilmesine,
-
Davacı ...'in sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 107.458,71 TL geçici iş göremezlik sürecindeki uğradığı maddi zararı için 7.548,15 TL iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 3.040. TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 2.550 TL olmak üzere toplam 120.596,86 TL maddi tazminatın 06/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsili ile davacı ...'e verilmesine,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 19.779,32 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harç ile 986,50 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 1.067,20 TL'nin mahsubu ile bakiye 18.712,12 TL harcın (06/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle) davalıdan alınarak hazineye irad KAYDINA,
-
Davacı tarafından sarfına mecbur kalınan toplam 172,90 TL ilk yargılama harcı ile 986,50 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 1.159,40 TL'nin (06/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle) davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE,
-
Davacı tarafından sarfına mecbur kalınan toplam 4.800,00 TL bilirkişi ücreti, 356,75 TL tebligat ve posta gideri ile 4.302,00 TL maluliyet raporu alınması için hastaneye ödenen makbuzlar olmak üzere toplam 9.458,75 TL yargılama giderinin (06/09/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle) davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE,
-
Davalı tarafça herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer OLMADIĞINA,
-
6102 sayılı TTK'nun 5/A maddesi kapsamında arabuluculuğa başvurulduğundan 3.120,00 TL arabulucu ücretinin 6235 sayılı Kanunu 18/A. 13.maddesi gereğince davalıdan tahsili ile hazineye irad KAYDINA,
-
Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı ... kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 27.032,90 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ...'e VERİLMESİNE,
-
Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı ... için kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 19.295,50 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ...'e VERİLMESİNE,
10-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın, kararın kesinleşmesi beklenilmeksizin istek halinde davacıya iadesine, karar kesinleşinceye kadar iade alınmaz ise gider avansının artan kısmının 6100 s. HMK.nun 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde re'sen davacıya İADESİNE,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
11-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,
12-Davacılar tarafından yapılan 2.338,80 TL istinaf başvuru gideri ile 30 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 2.368,80 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine,
13-Davalıdan alınması gereken 15.823,51 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 3.956 TL nin mahsubu ile bakiye 11.867,51 TL eksik harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
14-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
15-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
16-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.30/09/2024
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15