Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/1410
2024/1564
25 Eylül 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 25/09/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/04/2024
NUMARASI : Esas Karar
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 1-
VEKİLİ : Av. B
DAVALILAR : 2- ......... -
3. ..... .
VEKİLLERİ : Av.
Av.
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 25/09/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 26/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "20.03.2018 tarihinde saat 15:00 sıralarında Fetih caddesini kullanarak Büyük kumköprü caddesi istikametinden Altıyol Kavşağı istikametine doğru seyir halinde olan No: 386/B önünde davalı ....., sevk ve idaresindeki ..... plakalı araç ile Fetih Caddesi üzerindeki Yaya Geçidinden geçmekte olan müvekkilim .....'ya aracının ön kısmı ile çarparak ağır şekilde yaralanmasına sebep olmuştur. Olay yerinde düzenlenen kaza tespit tutanağında; Davalının, yaya geçidinden geçmekte olan geçiş önceliği bulunan müvekkilime geçiş hakkı vermediği ve 2918 Sayılı KYTK'ya göre madde 52/1-B (Aracının hızını, aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak;) ihlali ile müvekkilime aracının ön kısmı ile çarparak tam kusuru ile müvekkilin ağır şekilde yaralanmasına sebep olduğu sabittir. Maddi tazminat taleplerimiz; Müvekkilimiz ....., söz konusu kaza nedeniyle ağır şekilde yaralanmıştır. Müvekkilin vücudunun birçok yerinde kemik kırıkları, burun ve kulaklarında kanamalar ile yine vücudunun birçok yerinde ezilmeler meydana gelmiştir. Bu şikâyetlerle Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırılan müvekkilin, hayati tehlikesinin bulunduğu ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı tespit edilmiştir. Acil serviste yapılan ilk müdahalenin ardından düzenlenen epikriz raporu Ek'te sunulmuştur. Müvekkil, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 2 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hastane şartlarının yetersizliği sebebiyle Özel Akademi Meram Hastanesine sevk olmuş ve 6© gün de burada yoğun bakımda tedavi görmüştür. Müvekkil, söz konusu kaza nedeniyle büyük bir maddi zarara maruz kalmıştır. Kaza esnasında müvekkilin kafatasında ve vücudunda meydana gelen hasar nedeniyle yaşının gereği olan günlük yaşam faaliyetlerini dahi yerine getiremez hale gelmiştir. Bununla birlikte müvekkilin kaza sebebiyle işitme kaybı oluşmuş, ayağındaki mevcut kalıcı ağır hasar nedeniyle de artık yürüyemez duruma gelmiştir ve bu durumlar kalıcı nitelik arz etmektedir. Müvekkilin halen evinde yatalak olarak tedavi görmektedir. Ekte sunulu; Konya Eğitim Araştırma Hastanesi ve Özel Akademi Meram Hastanesi Genel Adli Muayene Raporlarında müvekkilin mevcut yaralanmasının yaşamını tehlikeye soktuğu ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği tespit edilmiştir. İlk müdahalenin ve yoğun bakım ünitesinde müvekkile uygulanan yoğun tedavinin ardından; 28.03.2018 tarihinde müvekkil, taburcu olmuştur. Şuanda evde kalmakta ve uzaktan tedavisini devam ettirmektedir. Ancak yapılacak tedavilere rağmen müvekkilde iyileşme görülemeyecek ve giderilmesi mümkün olmayan kayıplar mevcuttur. Müvekkilim sağlıklı ve tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek bır durumda ıken, kaza sebebiyle oluşan yaralanma sonucunda şuan temel ihtiyaçlarını dahi gideremeyecek bir haldedir. Davacının yaşanan bu kaza nedeniyle; her ne kadar hali hazırda bir işi, kazancı olmasa da günlük yaşantısını sürdürürken kazadan kaynaklanan hasarlar nedeniyle büyük bir güçlük yaşadığı ortadadır. Bu durum ise, yine Yargıtay Kararlarınca da ifade olunduğu üzere; sakatlığa maruz kalmış kişi açısından güçlefor) kaybı tazminatı adı altında ve maddi imkanlarda herhangi bir azalma aramadan yalnızca hayatının geri kalanını idame ettirmesi sırasında daha fazla güç harcayacak olmasından kaynaklanan tazmınat hakkının doğumuna sebep olmaktadır. Kazanın ardından davacı, Özel Akademi Meram Hastenesi'nde tedavi altına alınmıştır. Müvekkil, kazanın gerçekleştiği 20.03.2018 tarihinden 28.03.2018 tarihinde kadar hastanede yatmış; uzun bir süre hayati tehlikesi devam ettikten sonra gördüğü ağır tedavi bu süre boyunca devam etmiştir. Bu tedavi sürecinde müvekkil, Sgk nın karşılamadığı, tedavinin birçok yan giderini de kendisi karşılamak durumunda kalmıştır. Oldukça masraflı ve zahmetli olan tedavi süreci, davacının yalnızca hastanede yattığı süreyle sınırlı değildir. Müvekkil taburcu olmasına rağmen, mevcut sağlık problemleri nedeniyle düzenli ve sağlıklı beslenmesi gerekmekte ve fizik tedavisi görmeye devam etmektedir. Yalnızca bu bile hali hazırda ekonomik sıkıntı çekmekte olan müvekkilin maddi gücünü zorlamaya yetmektedir. Müvekkil her ne kadar taburcu olmuş olsa da; tedavisi hala devam etmektedir. Bu nedenle sık sık araba kiralayıp hastaneye gidilmekte, evde bakım için gerekli tıbbi malzeme temin edilmektedir. Davalılar tarafından tazmini gereken tedavi masrafları, tamamen iyileşmeyi ifade eden tıbbi şifa süresince yapılan bütün masrafları karşılamaktadır. Ayrıca henüz yapılmamış olsa da ileride yapılması muhtemel estetik ameliyatı ve diğer muhtemel giderlerin de tedavi giderleri kapsamında değerlendirilmesi Yargıtay tarafından kabul görmektedir. Bu nedenle ve Borçlar Kanunu'nun 54. Maddesi doğrultusunda; davacının tedavisi sırasında, tıbbi iyileşme süreci kapsamında yapılan tüm tedavi ve yol giderlerinin Sayın Mahkemenizce tayin edilecek hekim bilirkişiler tarafından tedavi evrakları ve muhtemel giderler göz önünde bulundurulmak suretiyle hesaplanmasını ve davalılar tarafından bu giderlerin tazminine karar verilmesini talep ediyoruz. Davalı sürücü ......'ın kullandığı ..... plakalı araç, kaza tarihinde diğer davalı..... Sigorta A.Ş.'nin 25.12.2017 başlangıç ve 22.12.2018 bitiş tarihli ...... numaralı poliçesi ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalıdır (Ek:4). Bu nedenle talep edilen maddi tazminatın ödenmesinde davalı sigorta şirketinin de sigorta poliçesi kapsamında sorumluluğu bulunmaktadır. Davalı Sigorta şirketinin ödemekle yükümlü olduğu meblağın tarafımıza ödenmesi konusunda 07/06/2018 tarihli Başvuru-İhbar dilekçemiz sigorta şirketine 12/06/2018 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, bugüne kadar hiçbir. ödemede bulunulmamış, istenilen belgelerinde tarafımızca temini mümkün değildir. Doğal olarak müvekkilin zararı da halen karşılanmamıştır. Yukarıda yer alan beyanlarımız doğrultusunda; Müvekkilin uzun tedavisi süresince ve ileride yapılması muhtemel olan muayene, kontrol, ameliyat, ilaç ve sair her türlü tedavi gideri ile birlikte; tedavisi kapsamında yapılan bakımın gerektirdiği masrafların ve ulaşım ücreti ve fatura edilemeyen diğer giderler, Tedavi ve iyileşme sürecinde geçici iş görememezlikten doğan zarar ile; Mahkemenizce yapılacak yargılama süresince davacıda mevcut hasarların kalıcı hasar niteliğinde olduğunun tespit edilmesi halinde sürekli iş göremezlik(meslekte kazanma gücü kaybı) nedeniyle iktisadi istikbalin sarsılmasından doğan zararlar olmak üzere yargılamaya sırasında tespit edilecek olan fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla HMK 107. Maddesine göre hesaplanacak olan şimdilik 500,00-TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ediyoruz. Manevi tazminat taleplerimiz; Borçlar Kanunu'nun 56. Maddesinde yer alan “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.” İfadesi açıkça manevi tazminat hakkını düzenlemektedir. Buna göre; müvekkilin yaşadığı kaza nedeniyle duyduğu korku ve kazadaki yaraları sebebiyle yaşadığı acı, ızdırap madde kapsamında yer alan manevi zarar unsurları olduğundan dolayı; davalılarca manevi tazminat ödenmesini gerektirmektedir. Her ne kadar müvekkil hastaneden taburcu olmuş olsa da; evde yaşanan sıkıntılar her geçen an müvekkili biraz daha yıpratmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği gibi, müvekkil iyileşse dahi tam bir iyileşme asla gerçekleşmeyecek ve kaza nedeniyle maddi manevi kalıcı hasarlara maruz kalacaktır. Müvekkil şuan yakınlarının yardımına muhtaç bir haldedir. Trafik kazasının ve vücutta oluşan kırıkların, yaşamsal faaliyetlerin yitirilmesi gibi kalıcı hasarlara maruz kalmanın müvekkil ve aile bireyleri üzerinde sebep olduğu ruhsal ve yaşamsal olumsuzluklar, müvekkilin halen ve bundan böyle yaşam süresinin sonuna kadar yoksun kalacağı olanaklar birlikte değerlendirilerek; 40.000,00-TL olmak üzere belirlenecek manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte araç sürücüsü ve araç sahibi davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ediyoruz. 6100 Sayılı HMK'nun 389/1. maddesinde; “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir” hükmü yer almaktadır. Söz konusu madde hükmü ve Sayın Mahkemenizce re'sen tespit edilecek hususlar doğrultusunda, davacılar lehine haklılığı sabit olunacak dava konusu tazminat alacağının, güvence altına alınarak dava sonunda müvekkilin hak kaybına uğramaması amacıyla; davalı ........ adına kayıtlı ..... plakalı araç üzerinde ihtiyati tedbir/İhtiyati haciz kararına hükmedilmesini talep ediyoruz" şeklinde dava açmıştır.
Davalı taraflara usulüne uygun davetiye tebliğ edildiği, davaya cevap vermedikleri ve duruşmalara da katılmadıkları görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Davacının davalı adına açtığı dava yönünden Mahkememizdeki dosya kapsamına göre değerlendirme yapıldığında; dosyadaki tüm bilgi, belge, deliller ve bilirkişi raporlarına göre ayrıca Yüksek Yargıtay 17. HD'nin 2011/7758 Esas, 2012/6081 Karar sayılı ilamı, aynı dairenin 2014/9573, 2017/519 sayılı ilamları, Konya BAM 3. HD'nin 2018/60 E, 2019/3 K, ve aynı dairenin 2020/964 Esas, 2021/63 K, sayılı 28/01/2021 tarihli ilamları da dikkate alındığında,
Davacı vekili dava dilekçesinde sigorta şirketi yönünden dava tarihinden itibaren yasal faiz talep etmiştir, ıslah dilekçesinde avans faizi ve kaza tarihinden itibaren işleyecek şekilde talepte bulunmuşsa da taleple bağlı kalınarak sigorta şirket yönünden (HMK 26) dava tarihinden itibaren faiz kararı verilmiştir. Ayrıca kazaya karışan araç hususi olduğundan yasal faize hükmedilmiştir.
BAM kaldırma kararına göre hüküm tesis edilmiştir.
SGK İl Müdürlüğü'nün 08/02/2024 Tarihli müzekkere cevabında; İlgide kayıtlı müzekkerenize istinaden, .......... T.C. Kimlik numaralı .....' nın iş kazası başvurusu ve geçici iş göremezlik ödemesi olmadığı anlaşılmış olup rücuya tabi ödemesi yapılıp yapılmadığına ilişkin ..... adına iş kazası başvurusu, bildirimi, Geçici İş Göremezlik Raporu olmadığını bildirmişlerdir.
TMK 1/3. Maddesinde; "Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır."
Anayasa'nın 138/1. Maddesinde; " Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklinde düzenlemeler olduğu,
Somut olayımızda; tüm dosya kapsamı, dosyadaki tüm bilgi - belgeler, tüm deliller, alınan bilirkişi rapor/ları, tarafların iddia - savunmaları, yukarıda yapılan açıklamalar, bir bütün halinde değerlendirildiğinde, Mahkememizce benimsenen hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu sonuç ve kanaatine varılarak, TMK 1/3 ve 6100 Sayılı HMK 297. Maddesi kapsamında Anayasa'nın 138/1 maddesi atfı ile davacının davasının kısmen kabul kısmen reddi ile; a-maddi tazminatlar bakımından; davacının davasının kabulü ile; davacının Geçici iş göremezlik zararı 13.058,19 TL, sürekli iş göremezlik zararı 285.101,33 TL, bakıcı giderinden doğan 12.177,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderlerinden doğan 6.000 TL olmak üzere toplam 316.336,52 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı ve faiz başlangıç tarihinin 15/11/2018 tarihi, diğer davalılar yönünden ise kaza tarihi olan 20/03/2018 tarihi olacak şekilde) yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlayla ilişkin istemin reddine, manevi tazminatlar bakımından; mahkememizin önceki kararı kesinleştiğinden manevi tazminata ilişkin yeniden karar verilmesine yer olmadığına dair mahkememizde oluşan vicdani kanaate göre aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
" şeklinde davacının davasının kısmen kabul kısmen reddi ile; maddi tazminatlar bakımından; davacının davasının kabulü ile; davacının Geçici iş göremezlik zararı 13.058,19 TL, sürekli iş göremezlik zararı 285.101,33 TL, bakıcı giderinden doğan 12.177,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderlerinden doğan 6.000 TL olmak üzere toplam 316.336,52 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı ve faiz başlangıç tarihinin 15/11/2018 tarihi, diğer davalılar yönünden ise kaza tarihi olan 20/03/2018 tarihi olacak şekilde) yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlayla ilişkin istemin reddine, manevi tazminatlar bakımından; mahkememizin önceki kararı kesinleştiğinden manevi tazminata ilişkin yeniden karar verilmesine yer olmadığına dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalılar ......... ve ..... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırma ilamında yazılan gerekçeler hilafına eksik inceleme sonucunda verildiğini, bu hali ile eksik ve hatalı değerlendirme sonucunda verilen kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, alınan kusur bilirkişi raporunda dosya kapsamındaki itiraz ve değerlendirmelerinin hiçbirisine değinilmediğini ve neden itibar edilmediğinin de açıklanmadığını, davacının ilk muayenelerinde yapılan tespitlerle sonradan alınan hekim raporlarındaki sakatlık yeri ve durumunun farklılık gösterdiğini, nedeninin de davacının hastaneden tedavisinin tamamlanmadan ayrılması olduğunu, bu farklılığın engellilik oranının arttığını ve sonradan meydana gelen başka olaylar sonucunda oluştuğunu veya tedavisini zamanında yaptırmayarak zararın artmasına sebebiyet verdiğini, bu durumdan müvekkilinin ve sigortacısının sorumlu olmadığını, kusur raporunun teknik değerlendirme bakımından eksik ve olayın olduğu yere uygun olmadığını, hesap bilirkişi raporunun da yanlış kabullere göre hazırlandığını, yerleşik Yargıtay içtihatları ve BAM kararlarına uygun olmadığını beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
İDM CE DAİREMİZCE VERİLEN KALDIRMA KARARI DOĞRULTUSUNDA İŞLEM YAPILMASINA
BU BAĞLAMDA
Aktüerya ve maluliyete itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir
Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;
Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;
11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.
Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.
Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ DOĞRUDUR.İTİRAZ YERSİZDİR.
Keza
AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931 E GÖRE AKTÜERYA BİLİRKİŞİSİNDEN EK RAPOR ALINMASI DOĞRUDUR
Davalıların kusura itirazı
Söz konusu olay nedeniyle tutulan trafik kaza tespit tutanağında; her iki tarafa da kusur izafe edilidiği,
Oysa Dosyada alınan Trafik İhtisas Dairesi raporunda ise davalı sürücünün tam kusurlu olduğu belirtilmiştir.
DAİREMİZCE YAPILAN KALDIRMA KARARI gereğince dosyanın Ankara Karayolları Fen Heyeti bilirkişilerinden oluşan heyete tevdii ile alınan rapordan özetle; Olaya ilişkin değerlendirmeler ve kusur analizi bölümünde belirtilen sebeplerle meydana gelen trafik kazasının oluşumunda; ..... plakalı araç sürücüsü .....'ın; Yola gereken dikkatini vermemesi yanı sıra aracını özensiz ve tedbirsiz bir şekilde sevk ve idare etmesi, olay öncesi korna, etkin fren ve direksiyon tedbirine başvurmaması; Sürücü olarak sevk ve idaresindeki araç ile seyri sırasında, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun: 51. maddesini, 52/a maddesini, 52/b maddesini, 74. maddesini ihlal etmesi ve yanı sıra dikkatsizliği ve tedbirsizliği sebebiyle % 100 (Yüzde Yüz) oranında kusurlu olduğu, .........'nın; Nizami olarak yaya geçidinden karşıdan karşıya geçtiği sırada ..... plakalı aracın sadmesine maruz kaldığı olayda alabileceği başka bir tedbir bulunmaması sebebiyle kusursuz olduğunu bildirir rapor tanzim etmekle çelişki giderilmiş olup itiraz yersizdir
Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak,
Davalılar ......... ve ..... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalılar ......... ve ..... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,
-
Davalı .........'dan alınması gereken 21.608,91 TL harçtan peşin alınan 5.829,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 15.779,06 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-
Davalı .....'dan alınması gereken 21.608,91 TL harçtan peşin alınan 6.144,04 TL harcın mahsubu ile bakiye 15.464,87 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-
Davalılar ......... ve ..... tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına,
-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 26/09/2024
Başkan Üye Üye Katip
E imza E imza E imza E imza
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15