SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/1182

Karar No

2024/1398

Karar Tarihi

6 Eylül 2024

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :

KARAR NO :

KARAR TARİHİ : 06/09/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ... (...)

ÜYE : ... (...)

ÜYE : ... (...)

KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 14/03/2024

NUMARASI : Esas Karar

DAVACILAR : 1- ... - ... ...

  2.  ... .  ... ...

VEKİLİ : Av. ... -

VEKİLLERİ : Av. ... -

DAVALI : 2- ... - ... ...

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

İSTİNAF KARAR TARİHİ : 06/09/2024

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 09/09/2024

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 22/08/2017 tarihinde ... yönetiminde ve ... adına kayıtlı olan ... Plakalı traktör ile ... plakalı çekici ve buna bağlı ... arasında trafik kazası meydana geldiğini, ... plakalı çekicinin müvekkili hareket halindeyken, arkadan çarptığını, davacılara ait ... plakalı traktörün pert olduğunu, davalının ....'in bu kaza da tam kusurlu olduğunu, müvekkillerinin bir kusuru olmadığını, Akşehir .. Asliye Ceza Mahkemesi .... Esas sayılı dosyasında ATK kusur raporu ve polis bilirkişi kusur raporunda da davalı ... ....'in kusurlu olduğunun belirlendiğini, yine Akşehir . Asliye Hukuk Mahkemesi 2....Esas sayılı dosyasında da alınan ATK kusur raporunda müvekkilinin bir kusurunun olmadığının belirlendiğini, müvekkili ...'in yaralandığını, maddi ve manevi zararlarının oluştuğunu, yüzünde de kalıcı iz kaldığını, ayrıca babasına ait olan tümosan marka ... Plakalı 8095 model olan traktör olay anında pert olduğu için tarla ve sair işlerinde kullanamadıklarını ve mağdur olduklarını, davalı ... şirketine başvuruda bulunulduğunu ancak müvekkillerine herhangi bir ödeme yapılmadığını, dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulduğunu, ancak arabuluculuk sonucu anlaşma sağlanamadığını, olay tarihi olan 22/08/2017 den itlbaren faizi ile beraber, ... plakalı traktörün pert olmasından dolayı ... için şimdilik 10.000,00 TL, kazada yaralanan ... için ise 100,00 TL sürekli iş göremezlik zararının, ayrıca müvekkili ...'in yüzünde kalan iz den dolayı acılar çektiğini bu nedenle manevi zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesini, yargılama masrafı, harçları ve giderleri ile ücreti vekaletin davalılardan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ...'in sunmuş olduğu cevap dilekçesinde; Kazanın 22.08.2017 tarihinde meydana geldiğini, bu sebeple özellikle maddi tazminat talepleri için kanunda öngörülen 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, öncelikle davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süreler dikkate alınarak reddini, karşı tarafın iddia ettiği kusur oranını kabul etmediğini, karşı tarafın olayda benim %100 kusurlu olduğumu iddia ettiğini, halbuki olaydan hemen sonra sıcağı sıcağına tutulan trafik kazası raporunda karşı tarafın hatalı parkı sebebiyle kusurlu olduğu tespitine yer verildiğini, bu çelişkili raporlar sebebiyle işbu dosyada yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını, olaydan sonra davacı sürücü ... ile hemen ilgilendiğini, olay yerine ambulans çağırdığını, hastane ve sonrası süreçte de kendisi ile irtibata geçtiğini, bu olayla ilgili karşı tarafın traktöründeki hasar varsa da kendisinin de tırının dorsesiyle birlikte yan yattığı için zararının kat be kat fazla olduğunu, kendisine sadece dava dilekçesi ve bir tane de vekaletname tebliğ edildiğini, bu sebeple davacıların sunduğunu, iddia ettiği diğer belgeleri bilmediğinden kabul etmediğini, kendisinin kazadan sonra aracının hem zorunlu hem kasko poliçe bilgilerini kolluk kuvvetleri ve karşı tarafla paylaştığını, onlara varsa bir zararın zaten kasko kapsamında karşılanacağını da ifade ettiğini, kendilerinin sigorta şirketine başvurup sonuç alamadıklarını ifade ettiğini, kendisinin süreçle ilgili bir bilgisi olmadığını, kendisinin üzerine düşen vazifeyi yaparak tüm bilgileri hem kollukla hem karşı tarafla hem de kendi sigorta şirketi ile paylaştığını, bu sebeple tarafıma manevi tazminat yönünden kusur atfedilmesini kabul etmediğini, sigortalısı sigorta firmasına davanın ihbar edilmesini, davanın reddini talep etmiştir.

Davalı ... şirketine dava dilekçesi ve ekleri usulüne uygun olarak tebliği edildiği, davalı ... şirketinin cevap dilekçesi sunmadığı görüldü.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve hasar bilirkişi raporları ile birlikte davacı vekilinin 17/07/2023 tarihli dava değer artırım dilekçesi de nazara alınarak; davanın kısmi dava olması nedeniyle, Davacı ...'e ait aracın hasarı nedeniyle 55.000,00 TL'nin, 10.000,00 TL lik kısmına davalı ... yönünden 22/08/2017 kaza tarihinden, sigorta firması yönünden 04/06/2022 temerrüt tarihinden itibaren; bakiye 45.000,00 TL 'lik kısmına her iki davalı yönünden 17/07/2023 ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi (davalı sigortalı aracı çekici vasıflı ticari araç olduğundan) ile birlikte poliçe limitleri dahilinde davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine karar verilmiştir.

Davacı ...'in açtığı maddi tazminat davasının, mahkememizce yargılamaya esas alınan maluliyet raporlarına göre sürekli bir maluliyetine sebep olacak bir yaralanmasının olmadığından ve yine yüzde sabit ize ilişkin iddialar ispatlanamadığından maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Davacı ...'in yüzündeki sabit iz için manevi tazminat talep etmesine rağmen yukarıdaki mezkur açıklamalarda bahsedildiği üzere yüzde sabit ize ilişkin her türlü şüpheden uzak bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı ve davacının yüzde sabit ize ilişkin talebinden vekilinin 31/10/2023 tarihli dilekçesi ile vazgeçtiği anlaşılmakla, davacı ...'in manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " şeklinde davanın kısmen kabulü ile, davacı ...'e ait aracın hasarı nedeniyle 55.000,00 TL'nin, 10.000,00 TL lik kısmına davalı ... yönünden 22/08/2017 kaza tarihinden, sigorta firması yönünden 04/06/2022 temerrüt tarihinden itibaren; bakiye 45.000,00 TL 'lik kısmına her iki davalı yönünden 17/07/2023 ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte poliçe limitleri dahilinde davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı ...'in açtığı maddi ve manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine, dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece ... ve ...'e manevi tazminata hükmedilmemesinin haksız ve hatalı olduğunu, davalı ... şirketine talep etmemelerine rağmen haksız yere vekalet ücreti verildiğini, davalı ...'in cevap dilekçesini süresi geçtikten sonra sunduğunu ve bu hususun dikkate alınmadan cevap dilekçesinin yerel mahkemece dikkate alındığını, hesap raporu açısından Aralık 2022 tarihinde 475.000,00 TL traktör hasarı olduğunun ortaya çıktığını ancak mahkemece gerekçesiz şekilde 55.000,00 TL maddi tazminat verildiğini ve faizlerin de yanlış verildiğini, alacaklarının en az sovtaj hariç 400.000,00 TL üzerinden ve faiz başlangıcı olarak da kaza tarihi olan 22/08/2017 tarihinden itibaren verilmesi gerektiğini, taraflarına hükmedilen vekalet ücretlerinin de eksik olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.

Davacının Aktüerya raporunun ve maluliyet raporu içeriğine istinafı yönünden

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.

Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.

Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.

T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).

Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.

Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.

Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.

Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.

Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmüktedir.

Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir

Bu halde Aym ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından

Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.

Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir

Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları

Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması gerekmektedir

Bu halde mahkemece Adli tıp kurumunun Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre düzenlendiği raporun AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre geçerli olduğu, Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;

Adli tıp kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;

11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.

Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.

Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerektiği AYM iptal kararı sonrası dosyaya sunulan ATK raporunun 1 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre düzenlediği anlaşılmakla itiraz yersizdir Ve aktüerya bilirkişisinden PMF 1931 e göre ek rapor alınarak karar verilmesi doğrudur

Davacı vekilinin faiz başlangıcının yanlış belirlendiği istinaf itirazları yönünden,

Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak mahkemece dalı gerçek kişi yönünden tüm alacağa olay tarihinden itibaren,sigorta için de temerrüt tarih olan 04/06/2022 tarihinden itibaren faiz işletmesi gerekirken ıslah edilen kısım yönünden ıslah tarihinden itibaren faiz işletmesi doğru değildir.itiraz yerindedir

Keşif tarihine göre zararın hesaplanması gerektiği istinafı

Öncelikle bilirkişi bilirkişi araçta meydana gelen hasar bedelini, aracın 2. el piyasa değerini ve sovtaj bedelini olay tarihini dikkate alarak hesaplamış ve mahkemece rapor bu haliyle hükme esas alınmıştır. Araçta meydana gelen hasar miktarı ile aracın rayiç bedelinin tespiti yapılırken kaza tarihinin dikkate alınması gerekmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre aracın hasarlı ve hasarsız rayiç bedelinin tespitinde kaza tarihinin dikkate alınması gerektiği kabul edilmiştir. Hesaplama bu yönteme uygundur. İtiraz yersizdir.

Davacı vekili, vekalet ücretinin yanlış hesaplandığı itirazında bulunmuştur.

Avukatlık Asgari Ücreti Tarifesi'nin

MADDE 10 – (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.

(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.

(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.

(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.

Hükmüne amir olmasana göre, hem maddi hem manevi için davalı ... lehine vekalet taktiri doğrudur

Manevi tazminatın taktir edilmesi gerektiği istinafı yönünden;

Davacının yüzünde sabit eser olmadığı anlaşılmakla birlikte Kişide meydana gelen yaralanmanın kalıcı sakatlık (sürekli iş göremezlik) niteliğinde olmadığı 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik" hükümlerine göre; Kişide meydana gelen yaralanmanın tüm vücut fonksiyon kaybına (sürekli iş göremezlik, kalıcı maluliyet, raporun geçerlilik süresi-süresiz) neden olmadığını, yumuşak doku arızasının emsallerine göre iyileşme süresinin 3 hafta kadar uzayabileceğini, kişinin bu süre zarfında mesleğini icra edemeyeceğini, bu sürenin geçici iş göremezlik süresi olarak değerlendirilebileceğinin rapor edilmesi karşısında manevi atzimata hükmetmek gerekirken reddi isabetsizdir

Öte yandan davalı ... sigortanın da kasko sigortacısı olduğu ve manevi tazminat taleplerinin 2.500.000 tl ile sınırlı güvence altına alındığı ve sorumluluğunun bulunduğu anlaşılmaktadır

Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.

O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle meslekten kazanma gücünü kaybettiği ve iyileşmesinin 3 hafta olduğu gözetilip,davalının kusur durumu (tam kusurlu) ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın az olduğu, manevi tazminatın 15.000 TL üzerinden kısmen kabulünün gerektiğinin dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olacağı bu itibarla davacı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olduğu,davalının itirazlarının ise yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

HMK'nin 355. maddesinde, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek manevi tazminatın 15.000,00 TL olarak belirlenip, davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda manevi tazminat açısından kabulüne, incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;

Davanın KISMEN KABULÜ İLE,

  1. Davacı ...'e ait aracın hasarı nedeniyle 55.000,00 TL'nin davalı ... yönünden 22/08/2017 kaza tarihinden, sigorta firması yönünden 04/06/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte poliçe limitleri dahilinde davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ÖDENMESİNE,

Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,

  1. Davacı ...'in açtığı sürekli işgörmezliğe ilişkin maddi tazminat davasının REDDİNE,

  2. Davacı ...'in açtığı manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜ İLE

15.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... yönünden 22/08/2017 kaza tarihinden, sigorta firması yönünden 04/06/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte poliçe limitleri dahilinde davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ÖDENMESİNE,

Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,

İlk Derece Yargılaması Yönünden;

  1. Davacı ... yönünden; alınması gereken‭ 3.757,05‬ TL karar ve ilam harcına karşılık 6.661,00 TL ıslah harcının mahsubu ile fazla yatırılan 2.903,95 TL harcın talep halinde davacı ...'e iadesine,

  2. Davacı ... yönünden; Alınması gereken 1.024,00 TL karar ve ilam harcının peşin yatırılan 205,28 TL'nin mahsubu ile bakiye 818,72 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,

  3. Davacı tarafından yatırılan davacı ... için 179,90 TL başvurma harcı, 11,50 TL vekalet harcı, 6.661,00 TL ıslah harcı, 571,90 TL keşif harcı olmak üzere toplam ‭‭7.424,3‬0 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde) alınarak davacı ...'e verilmesine,

  4. Davacı ... tarafından yapılan yargılama gideri 1.700,00 TL bilirkişi ücreti, 450,00 TL keşif araç ücreti, posta tebligat gideri ‭266,75 TL toplamı olan ‭2.416,75‬ TL'nin kabul ret oranına göre hesaplanan ‭314,17 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde) alınarak davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı ... üzerinde bırakılmasına,

  5. Davacı ... tarafından yapılan 297,48 TL harç giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde) alınarak davacı ...'e verilmesine,

  6. Davacı ... tarafından yapılan 4.780,05‬ TL'nin kabul ve red oranına göre hesaplanan 1.434,01 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde) alınarak bu davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı ... üzerinde bırakılmasına,

  7. Maddi tazminat yönünden; a)Davacı ... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde) alınarak davacı ... verilmesine,

b)Davalı ... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi göre belirlenen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'dan alınarak davalı ...Ş.'ne ödenmesine,

c) Davalı ... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi göre belirlenen 100,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı ...Ş.'ne ödenmesine,

10-Manevi tazminat yönünden;

a)Davalı ...Ş. kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi göre belirlenen 15.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı ...Ş.'ne ödenmesine,

b) Davacı ... kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi göre belirlenen 15.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde) alınarak davacı ... verilmesine,

11-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından 1.600,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul ret oranına göre hesaplanan 248‬,00 TL'nin davalılardan, 1.352,00 TL'nin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine’ye gelir kaydına, (harç tahsil müzekkeresi yazılmasına)

12-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,

İstinaf Yargılaması Yönünden;

13-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine,

14-Davacılar tarafından yapılan 2.338,80 TL istinaf başvuru gideri ile 270,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 2.608,80 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine,

15-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

16-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,

Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 09/09/2024

... ... ... ...

Başkan Üye Üye Katip

... ... ... ...

E imza E imza E imza E imza

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

yenidenTazminat(ÖlümödenmesineAçılanreddinedereceVedüzeltilerekZararkonyavekilihakkındavekilleriCismanikısmenkesinkaldırılmasıkabulümaddeSebebiylenumarasımahkemesikurulmakTazminat)hüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim