Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/414
2024/1314
2 Eylül 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 02/09/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 28/09/2023
NUMARASI : Esas Karar
DAVACI :
VEKİLİ : Av. B
DAVALI : 1-
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 2-
VEKİLLERİ : Av.
Av.
Av.
DAVALI : 3-
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 4-
VEKİLLERİ : Av.
DAVALILAR : 5-
6-
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 02/09/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 02/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 28.12.2015 pazartesi günü saat 08:10 sıralarında davalı sürücü ... ... plakalı çekici ile Aliye İzzet Begoviç Caddesi'ni takiben Yeni İstanbul Caddesi istikametinden gelip Ankara istikameti'ne seyri sırasında Prof. Dr. Ahmet Ayhan Caddesi kavşağına geldiğinde kendisine kavşak ağzında dur işareti olmasına rağmen durmadan devam ettiğini, bu trafik ihlali sonucu Prof. Dr. Ahmet Ayhan Caddesi istikametinden gelen dava dışı .... idaresindeki ... plakalı otobüse sol arka yan kısmından çarptığını, davalı ...'ün idaresindeki aracı Prof. Dr. Ahmet Ayhan Caddesi üzerinde bırakıp yere inerek, aracını anayol üstünde kontrol etmeye başladığını, herhangi bir ikaz işareti kullanmadığını, trafik güvenliğini ve akışını yüksek derecede tehlikeye attığını, yine aynı cadde istikametinden gelen davalı ... idaresindeki ... plakalı başka bir araç, ... idaresindeki ... plakalı çekiciye arka kısmından çarptığını, olayın akabinde müvekkilinin idaresindeki .... plakalı araç ile aynı cadde üzerinde hız sınırlarına ve trafik kurallarına uyarak gelmesine rağmen hiçbir ikaz ve uyarıcı işaret dahi olmayan kaza yerine gelerek davalı ... idaresindeki ... plakalı otobüsün sağ arkasına çarptığını, olayın devamında anayolda davalı ... idaresindeki ... plakalı araç ve davalı ... idaresindeki ... plakalı araç kaldığını ve yine gerekli ikaz ve uyarı işaretleri konulmadığını, müvekkilinden bağımsız olarak davalı ... idaresindeki ... plakalı ve dava dışı ... idaresindeki ... plakalı araç davalı ... idaresindeki ... plakalı otobüse sol arka ve yandan çarptığını, kaza tespit tutanağında sürücü davalı ... asli kusurlu belirlendğini, diğer sürücüler ise tali kusurlu olarak belirlendiğini, müvekkilinin yaralanmasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan nitelikte olduğunu, müvekkilinin kaza tarihinde 34 yaşında fabrikada usta başı olarak çalıştığını, trafik kazasının ve kalıcı sakatlığın yarattığı ruhsal ve yaşamsal olumsuzluklar nedeniyle, davalıların kusur durumu, kazanın oluş şekli gözetilerek, telafi edici ve caydırıcı unsurları etkin olmak üzere .... için 20.000,00 TL Manevi tazminat talebinde bulunduklarını, davalılar ... Sigorta A.Ş. .... Sigorta A.Ş. Ve .... Sigorta A.Ş.'ne yapılan başvuruların menfi sonuçlandığını, arabuluculuk görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını, bu nedenlerle; davanın kabulünü, toplanacak delillere göre (6100 sayılı Yasa'nın 107.maddesi uyarınca belirsiz alacak davası) maddi tazminat tutarı belirlenerek, belirlendiğinde tamamlama harcı yatırılmak üzere şimdilik, 250,00 TL geçici iş göremezlik zararının, 250,00 TL sürekli iş göremezlik zararının, 20,00 TL bakıcı giderinin, 20,00 TL sağlık giderimin davalılar işleten ve sürücü yönünden olay tarihinden; sigorta şirketi yönünden ise sigorta limitini aşmamak üzere temerrüt tarihinden işletilecek avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesini, 20.000,00 TL manevi tazminatın, olay tarihinden işletilecek avans faizi birlikte davalı sürücüler ve işletenlerden müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı .... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; 28.12.2015 tarihinde, müvekkili şirkete ZMMS ile sigortalı ... plakalı ve ... sevk ve idaresindeki araç ile davacı tarafın sevk ve idaresindeki .... plakalı aracın da karışmış olduğu çok taraflı maddi hasarlı/yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, ....'in yaralanmasının akabinde müvekkili şirket aleyhine sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı gideri, tedavi gideri maddi tazminat talepli dava ikame ettiğini, müvekkiline usulüne uygun bir başvuru yapılmadığını, ZMMS genel şartlarında belirtilen belgelerin tamamının sigorta şirketine ibraz edilmediği, dava şartı yerine getirilmediğinden dava şartı yokluğundan usulden reddinin gerektiğini, manevi tazminatın poliçe teminatına dahil olmadığını, sigortalı araç sürücüsünün herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davalının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı hususunun araştırılarak müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, maluliyet oranının Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere verilecek sağlık Kurulu raporları hakkında yönetmeliğine göre tespit edilmesi gerektiğini, SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği ödenmediği bildirilse de; müvekkili aleyhine ikame ettirilen itirazın iptali davası ile davacı tarafa yapmış olduğu ödemeyi rücuen tahsil ettiğini, sağlık giderleri teminatı sosyal güvenlik kurumunun sorumluluğunda olduğunu, sigortacının gerçek zararı ödemekle yükümlü olduğunu, bu nedenlerle; müvekkili şirket aleyhine açılan haksız ve hukuka aykırı davanın reddini, vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; T.B.K.'nun 72. ve ilgili yasaları uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğünü, kazanın 28.12.2015 tarihli olduğunu,kaza tarihinden yaklaşık 7 yıl sonra bu dava açılmış olmakla zamanaşımı nedeni ile bu davanın reddi gerektiğini, davacının Konya .. Asliye Hukuk Mahkemesinin .... Esas sayılı dosyasında davalı olduğunu ve sözkonusu kaza,zarar,zarar veren ve zarar gören ile ilgili tüm bilgileri bu önceki dava ile önceden öğrendiğini, bu sebeple de davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile reddini talep ettiklerini, kazada müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, her davalının kendi kusuru ile sorumlu olduğunu, müvekkilinin olay sırasında bağlı olduğu sigorta şirketi .... Sigorta A.Ş. olduğunu, şartları varsa davacı zararı bu sigorta sirketinden talep edilmesi gerektiğini, ayrıca davacının iddia ettiği zararın SGK veya özel kurum ve kuruluşlarca, sigorta şirketlerince karşılanıp-karşılanmadığının belirlenmesi,karşılanmış işe karşılandığı oranda talebinden düşülmesi gerektiğini,bu hususlarda gerekli araştırma ve incelemenin yapılmasını ve davacının bu husustaki taleplerini ispat etmesi gerektiğini, bu nedenlerle; davanın müvekkili ... yönünden tümü ile reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletinde davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle;Müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe limiti dahilinde olduğunu, kazanın oluşumunda sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını, kusuru bulunmadığından müvekkilinin sorumluluğunun olmadığını, davacının emniyet kemerinin takılı olmadığının sabit olduğundan müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, tazminat hesaplanırken asgari ücretin baz alınması gerektiğini, davacıya SGK tarafından herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, ZMSS Genel Şartlarına göre geçici iş göremezlik zararı, bakıcı giderleri ve tedavi giderleri poliçe teminatı kapsamında olmadığını, davacının kalıcı maluliyetinin Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi hakkında yönetmelik yöntemiyle hesaplamanın yapılması gerektiğini, Bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili
cevap dilekçesinde özetle; Davanın 2 yıllık zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirkete başvuru aşamasında sunulması gereken evraklar sunulmadığından başvuru şartının gerçekleşmediğini, 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik oranının dikkate alınması gerektiğini, müvekkilinin yalnızca sigortalının kusuru oranında sorumlu olduğunu, davacının gerekli güvenlik araçlarını kullanmaması nedeniyle müterafik kusurun tenzilinin gerektiğini, davacının talep ettiği geçici iş göremezlik giderinden, tedavi giderinden, tedaviye bağlı sair giderlerden ve geçici iş göremezlik döneminde ortaya çıkan bakıcı giderinden müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, davacının kaza nedeniyle elde ettiği gelir ve tazminatlarının mahsubunun gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin faiz sorumluluğunun dava tarihinden itibaren yasal faiz olarak kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilinin manevi tazminata ilişkin sorumluluğunun olmadığını, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar ... ve ...'e dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edildiği, cevap dilekçesi sunmadıkları görüldü.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas .... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle, "
Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve aktüerya raporu ile birlikte davacı vekilinin 11/07/2023 havale tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak, davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile; Geçici İş Göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 16.107,65 TL, Sürekli işgöremezliği nedeniyle uğradığı zarar için 258.050,08 TL bakıcı giderlerinden kaynaklanan maddi zarar için 2.442,49 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 3.000,00 TL tazminatın davalı ...'ten olay tarihi olan 28/12/2015, davalı ... sigorta şirketi yönünden( sigorta limitleri dahilinde) 06/02/2020 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine ve davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından sigortalanan araç ticari kayıtlı olduğundan hükmedilen tazminat miktarlarına avans faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
Mahkememizce yargılamaya esas alınan 24/01/2023 tarihli kusur bilirkişi raporunda; davacı ....'in yaralanmasında; idaresindeki araca çarpan diğer davalı sürücülerin kusurunun bulunmadığı tespit edildiğinden, davalılar .... Sigorta A.Ş., .... Sigorta A.Ş., ... ve ...'e karşı açılan maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Davalılar vekilleri her ne kadar müterafik kusur bulunduğuna ilişkin savunmalarda bulunmuş ise de; müterafik kusur hususuna ilişkin soyut beyandan başka herhangi bir delil sunulmadığından, düzenlenen bilirkişi raporundaki tespitler ve kaza tespit tutanağında davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı hususunun "tespit edilemedi" olarak işaretlenmesi hususları nazara alınarak davalıların müterafik kusur savunmalarına itibar edilmemiştir.
Her ne kadar davalı ... Sigorta A.Ş. vekili davacıya geçici iş göremezlik ödemesi yapıldığını beyan etmiş ise de; Konya Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 31/05/2022 tarihli cevabi yazısı ile; davacıya geçici iş göremezlik ödeneği ödenmediğinin bildirildiği anlaşılmıştır.
6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.
TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Belirtilen bu çerçeve ile birlikte manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile; 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'ten olay tarihi olan 28/12/2015 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine karar verilerek;
DAVANIN KISMEN KABULÜ ile;
Davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile; Geçici İş Göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 16.107,65 TL, Sürekli işgöremezliği nedeniyle uğradığı zarar için 258.050,08 TL bakıcı giderlerinden kaynaklanan maddi zarar için 2.442,49 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 3.000,00 TL tazminatın davalı ...'ten olay tarihi olan 28/12/2015, davalı ... sigorta şirketi yönünden( sigorta limitleri dahilinde) 06/02/2020 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'ten olay tarihi olan 28/12/2015 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
Davalılar .... Sigorta A.Ş. , .... Sigorta A.Ş. , ... ve ...'e karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasının REDDİNE " şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin 28.09.2023 tarihli kararına esas teşkil eden 24.01.2023 tarihli bilirkişi kusur raporunda davaya konu kazanın meydana gelmesinde müvekkil şirket sigortalı araç sürücüsünün %75 kusurlu olduğu görüş ve kanaatine varıldığını, davaya konu kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsü ...'ün kusursuz olduğunu, hesap raporunda TRH+Progresif rant sistemi ile hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, TRH+1,8 teknik faiz ile yeni bir rapor alınmasının gerektiğini, ZMMS Genel şartlarına ve 6111 sayılı kanuna göre geçici iş göremezlik zararı, bakıcı giderleri ve tedavi giderleri poliçe teminatı kapsamında olmadığını, yerel mahkeme 06.02.2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz ile birlikte tahsiline karar verdiğini, ancak yerel mahkemenin işbu taleplerinin haksız olduğunu, kazaya karışan aracın hususi amaçla kullanılmakta olup ruhsatta da hususi araç olarak kayıtlı olduğunu, ayrıca müvekkil şirketin temerrüt tarihinin dava tarihi olduğunu, bu sebeple asıl alacağa ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilebilineceğini, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/09/2023 tarih,.... Esas .... Karar sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olması sebebiyle kaldırılarak yeniden hüküm tesis edilmesine ve davanın reddine, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle, Yerel mahkemece dosya kapsamında aldırılan aktüeryal hesaplama bilirkişi raporunda ‘Çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliğine göre(pmf 1931 yaşam tablosu) dikkate alınarak hesaplama yapıldığını ve taraflarınca da bu yönde bedel artırımı talep edildiğini, Yerel mahkeme ise ‘özürlülük ölçütü sınıflandırması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları hakkındaki yönetmeliğe göre (trh-2010 yaşam tablosu)’ dikkate alınarak hüküm tesis edildiğini, ilgili hüküm bu yönü ile açıkça hukuka aykırı olup bedel artırım talepleri gibi karar verilmesi gerekirken gerekçede yer alan bedeller üzerinden hüküm tesis etmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, Müvekkili yaşanan kaza neticesinde gerek kişisel hayatında gerekse sosyal hayatında ciddi kayıplara uğradığını, 20.000,00 TL gibi bir manevi tazminat talebinin kısmen kabulünün açıkça vicdani kanaate aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle asgari ücret zam oranı ve sair sebepler neticesinde tazminat miktarının yükselmesine sebep olabilecek tüm hususlar kapsamında fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydı ile yerel mahkemece tesis edilen hükmün kaldırılarak tüm alacak kalemleri yönünden davalarının kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava trafik kazası nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup mahkemece verilen karar davacı ile davalı ... Sigorta tarafından istinaf edilmiştir.
-Davalı ... Sigorta'nın, kusura yönelik itirazın incelenmesinde;
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.
Yine aynı kanunun, 50. Maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" hükmüne yer verilmiştir.
Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir.
Olaya ilişkin kaza tespit tutanağı, kaza ile ilgili alınan kusur raporları ile mahkemece alınan kök ve ek kusur raporu arasında çelişki bulunduğu halde çelişki giderilmeksizin asıl raporuna da aykırı ek rapor sunan tek trafik bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmasında isabet bulunmadığından, davalı sigortanın buna yönelik istinafının kabulü ile, tüm deliller, beyanlar, raporlar incelenerek bu raporlar arasındaki çelişkiyi de gideren Karayolları Fen Heyeti'nden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden buna yönelik itirazın kabulüne karar verilmiştir.
Kabule göre de;
-Kamu düzeni gereği ve davacı ve davalı ...'nın istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları)
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan rapor ile 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin baz alındığı Selçuk Üniversitesi uzman heyetinden alınan maluliyet raporuna itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olup aktüer ve maluliyet raporlarına yönelik itirazlar ve kamu düzeni nedeniyle, bu hususlardan dolayı kararın kaldırılması gerekmektedir.
- Davalı Sigortanın faiz ve başlangıcına dair;
Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.
Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, "belirsiz alacak" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerektiğinden mahkemece isabetsiz şekilde dava ve ıslah tarihlerine göre ayrı ayrı faiz işletimesi usule uygun olmadığından davacı tarafın buna yönelik itirazları yerindedir. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.
Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, "belirsiz alacak" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. Bu sebeple, daha önce başvuru tarihi ve gerekli süre nazara alınarak oluşan temerrüt nedeniyle, faiz başlangıcının belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik itirazlar da yersizdir.
Ayrıca;
Kazaya konu davalı ... Sigorta'ya sigortalı ... plakalı sürücünün kullandığı araç ticari kamyon (çekici) olup dava dilekçesinde hükmedilecek maddi tazminatlara avans faiz uygulanması talep edilmiş bulunup, avans faizine hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olup buna yönelik itirazın da reddi gerekmiştir.
-Davalı Sigorta vekilinin geçici iş göremezliğin, bakıcı ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
-
Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
-
Tedaviyle ilgili diğer giderler,
-
Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
-
Bakıcı giderleri
-
Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
-
Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine, Güvence Hesabı için de uygulanan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı vekilinin anılan tazminat kalemlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
-Davalı sigorta vekilinin faturasız tedavi giderine yönelik itirazında;
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir.
-Davacının manevi tazminat miktarına ilişkin itirazlarında;
6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.
Somut olayda kusur konusunda alınacak rapor başkaca bir değerlendirmeye gerekli kılmaması ve kabule göre de; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalının fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, kusur durumları, oluşan sürekli ve geçici maluliyet durumları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı isteminin fazla olmadığı da gözetilerek, belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre yetersiz olduğu, tam kabul gerektiği görülmekle, buna yönelik davacı itirazı yerindedir.
Bu nedenlerle, davacı ve davalı ... Sigorta A.Ş vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davacı ve davalı ... Sigorta A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1. a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
-
Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
-
İstinaf yasa yoluna başvuran davacı ve davalı ... Sigorta A.Ş tarafından peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,
-
İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,
-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/09/2024
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52