SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/376

Karar No

2024/1308

Karar Tarihi

2 Eylül 2024

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :

KARAR NO :

KARAR TARİHİ : 02/09/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ : 30/11/2023

NUMARASI : Esas Karar

DAVACI :

VEKİLLERİ :Av.

DAVALI : 1-

VEKİLİ : Av. M

DAVALI : 2- ...

VEKİLİ : Av.

DAVALI : 3- .....

VEKİLİ :Av.

DAVALI : 4-

VEKİLİ :Av.

DAVALILAR :5- ......-

6-

VEKİLİ :Av.

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

İSTİNAF KARAR TARİHİ : 02/09/2024

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 02/09/2024

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 04.08.2022 tarihinde saat 18.15-18.30 sıralarında Konya İli Selçuklu ilçesinde, sürücü ...... idaresindeki ..... plaka sayılı çekici ve buna takılı ...... plaka sayılı yarı-römork ile sürücü ..... idaresindeki ..... plaka sayılı araç ile çarpıştığını, çarpışmanın etkisiyle ile müvekkilinin içinde yolcu olarak bulunduğu ..... plakalı araçtan savrulduğunu, kaza yerinde polis ekipleri tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağında davalı ......'in asli kusurlu olduğu, davacı .....'ın ise tali kusurlu olduğu görüş ve kanaatinin bildirildiğini, müvekkilinin gerçekleşen kaza nedeniyle ağır bir şekilde yaralandığını, konu ile alakalı olarak Konya CBS Soruşturma dosya numarası .... olup savcılık dosyasının celp edilmesini talep ettiğini, arabuluculuk görüşmeleri sonucunda anlaşmaya varılamadığını, müvekkilin tedavileri halen devam etmekte olup maddi zararı her geçen gün arttığını, müvekkilinin devam eden tedavileri için düzenli aralıklarla hastaneye gitmek zorunda kalıp bu hizmet bedelinin karşılığını kendisi ödediğini, müvekkilinin kaza sonrası maddi manevi sıkıntılar çektiğini, müvekkilinin söz konusu sıkıntıları ile gerçekleşen kaza arasında illiyet bağı bulunduğunu, sigorta şirketlerinin sorumluluğundan dolayı dava şartı olan başvuru yapılmış olmasına rağmen davacıya bir ödeme yapılmadığını, ....... Gıda İnş. Petrol Tekstil İç ve Dış Tic.Ltd.Şti ..... plaka sayılı çekici ve buna takılı ..... plaka sayılı yarı-römork maliki olması sebebiyle; ........Ürünleri Turizm San. Tic.Ltd.Şti'nin ise kazaya karışan ve müvekkilinin içinde yolcu olarak bulunduğu bir diğer araç olan ..... plaka sayılı araç maliki olması sebebiyle müvekkilinin uğramış olduğu zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, 6100 sayılı HMK madde 107 gereğince alacak miktarının tam olarak belirlenememesi sebebiyle ayrı ayrı olmak üzere şimdilik 10,00 TL sürekli iş göremezlik (kalıcı maluliyet), 10,00 TL geçici iş göremezlik (geçici maluliyet), 10,00 TL faturalandırılabilen ve faturalandırılamayan tedavi gideri, 10,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 40,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı ile birlikte davalılardan (sigorta şirketi konumunda olan davalılar yönünden poliçede belirtilen limitler dâhilinde başvuru tarihinden itibaren) müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkili için toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı ile birlikte davalı sigorta şirketleri haricindeki davalı şirket ve şahıstan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve dava vekalet ücretinin davalılara müştereken ve müteselsilen tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ..... Sigorta Şirketi vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; ..... plaka sayılı aracın sistem sorguları yapıldığında plaka bilgisi verilen araç için kaza tarihinde geçerli müvekkili sigorta şirketi nezdinde kesilmiş herhangi bir ihtiyari mali mesuliyet sigorta poliçesi düzenlenmediğini, bu nedenle müvekkili sigorta şirketinin dava konusu talepler bakımından sorumluluğu bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili şirketin ancak sigortalısının kusuru oranında ve ancak teminat limitleriyle sorumlu olduğunu, zorunlu dava şartı olan sigorta şirketine usulüne uygun başvurunun davacı tarafça yerine getirilip getirilmediğinin ispat edilmesi gerektiğini, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve TTK’nın ilgili maddeleri gereğince Sigorta Sözleşmesinden kaynaklanan talep ve dava hakları 2 yılda zamanaşımına uğradığını, savcılık soruşturması aşamasında ya da ceza davasında uzlaşma var ise davanın reddi gerektiğini, kaza ile sakatlık ve ölüm söz konusu ise kaza ile meydana gelen /ölüm arasındaki illiyet bağının tespit edilmesi gerektiğini, maluliyet oranının kaza tarihi itibariyle yürülükte olan yönetmeliğe göre Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi tarafından tespit edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin ancak sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğunu, tarafların kusur oranının belirmesi için Adli Tıp Kurumuna gönderilerek kusur oranlarının belirlenmesi gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatı talepleri trafik sigortası genel şartları uyarınca tedavi teminatı içerisinde değerlendirildiğinden teminat dışı olduğunu, müvekkili şirketin sağlık gideri teminatı bulunmadığını, Karayolları Trafik Kanunu 87. madde uyarınca hesaplanacak tazminattan hatır taşıması ve müterafik kusurun tenzili gerektiğini, bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın usulden ve esastan reddine, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar İ.... ve .... Lojistik...Şti vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Mevcut davanın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. Maddesinde düzenlenen başvuru şartı yerine getirilmeden ikame edildiğini, eldeki davanın başvuru şartının yerine getirilmemesi sebebiyle esasa girilmeksizin usulden reddedilmesi gerektiğini, davaya konu kazada asıl sorumluluk işçi servisi sürücüsü olan .....'a ait olduğunu, müvekkillerine ait aracın sürücüsü olan ......'in kusurunun olmadığını, dava konusu kaza ile ilgili Konya yine ceza soruşturması esnasında verilen ifadelerde davalı .....'ın sürekli biçimde tehlikeli araç kullandığı, hız sınırına dikkat etmediği, daha önce de birkaç defa kaza riski atlatıldığı servis içindeki işçilerin beyanlarında da olduğunu, yine soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporları ve kusur raporları hukuka uygun olmayıp yeniden ATK'dan kusur raporu aldırılması gerektiğini, dava konusu kaza sebebiyle doğduğu iddia edilen maddi ve manevi zararda davacının da müterafik kusuru bulunduğunu, yine davacı taraf bir işçi servisinde yolculuk yapması nedeniyle bu işçi servisi de iş güvenliği kuralarına tabi bir taşıma yapması gerektiğini, yine davacının iş güvenliği eğitimlerinin getirtilmesi, araç içerisinde emniyet kemeri haricinde alınan ve alınması gereken iş güvenliği tedbirlerinin tespit edilmesi gerektiğini, dava konusu talepler ..... ...Sigorta Şirketi'nin sigorta teminatı kapsamında olup davalı müvekkillerinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, davacı yanın dava konusu trafik kazası sebebiyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralandığını, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin fahiş derecede olduğunu, bu nedenlerle davacının haksız şekilde ikame ettiği davanın öncelikle dava şartının gerçekleşmemesi sebebiyle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte olunmasına halinde ise müvekkilleri yönünden esastan reddine, her türlü yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

Davalı ..... Sigorta A.Ş. vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın, müvekkil sigorta şirketine Trafik Sigortası Genel Şartları'nda bildirilen usule aykırı ve Trafik Sigortası Genel Şartları ekinde başvuru için istenilen zorunlu evraklar olmaksızın başvuruda bulunduğunu, doğrudan dava yoluna başvurduğundan huzurdaki davanın dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davacı yanca eksik evrak ile başvuruda bulunulması KTK 97. Maddesindeki dava şartının yerine getirilmeden huzurdaki davanın açılmış olduğu anlamına gelir ki bu da davanın dava şartı sebebi ile reddini gerektiğini, mezkur kazanın oluşumunda müvekkili nezdinde trafik sigortası poliçesi ile sigortalı ..... plaka sayılı araç sürücüsü .....'ın kusuru bulunmadığını, kazanın hemen ardından kollukça tutulan kaza tespit tutanağında görüldüğü üzere kazaya diğer araç olan ..... plaka sayılı araç sürücüsünün sebebiyet verdiğini, dava konusu kaza nedeniyle sigorta şirketinin varsa sorumluluğu kusur ve ZMMS poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu, davacı yanca iddia olunan sürekli iş gücü/gelir kaybının tespiti aşamasında, 20.02.2019 tarihli 30692 sayılı resmi gazete'de yayınlanan erişkinler için engellilik değerlendirmesi hakkında yönetmelik kapsamında belirlenecek oranın dikkate alınması gerektiğini, davacıda sürekli bir sakatlık meydana gelmiş ise sürekli sakatlık tazminatı hesaplanması aşamasında TRH 2010 yaşam tablosunun dikkate alınması gerektiğini, müvekkili şirketin davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden; müvekkili şirketin yönünden faiz, kaza tarihinden itibaren avans faizi ve yine yargılama giderleri ve ücreti vekalet taleplerinin de reddi gerektiğini, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.

Davalı .........Şti. vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; ..... plakalı aracın müvekkiline ait olduğunu, aracın ..... idaresinde olduğunu, her ne kadar kaza tespit tutanağını tanzim eden polis memurlarınca, .....'ın tali kusurlu olduğu ifade edildiğini, ..... plakalı araç sürücüsü dur levhası bulunmasına ve geçiş önceliği kendisinde olmamasına rağmen hızını azaltmadan müvekkiline ait araca çarptığını, davacının müterafik kusurunun değerlendirilmesi gerektiğini, davacının trafik kazası sebebi ile meydana gelmiş bir maluliyetinin olup olmadığının, ve varsa oranının belirlenmesi gerektiğini, davacının tedavi giderlerinin Sgk tarafından karşılandığını, ikrar anlamına gelmemek üzere, davacının sürekli iş göremezlik talebine ilişkin olarak, kaza tarihinden sonra davacı tarafa sosyal güvenlik kurumu tarafından maluliyet hali için ödenen ve ödenecek peşin sermaye değerinin tespiti ile işbu bedelin hesaplanacak tazminat bedelinden mahsup edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin yönetimi ve çalışanlarının, kaza anından itibaren kazazedelerin ve ailelerinin yanında olduğunu, bu sebeplerle fazlaya ve başkaya ilişkin hakları, ihbar, dava, talep ve şikayet hakları saklı tutarak; davanın reddine, yargılama ücreti ve ücreti vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ...Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve aktüerya raporu ile birlikte davacı vekilinin 10/11/2023 havale tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak, davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulü ile; Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 515.206,54 TL, geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 8.250,53 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 2.502,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 1.500,00 TL olmak üzere toplam 527.459,07 TL'den %20 müterafik kusur indirimi yapılarak hesap edilen 421.967,25 TL'nin davalı sigorta şirketinlerinden 01/10/2022 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 04/08/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Müterafik kusur indirimi mahkememiz takdiri ile toplam tazminat üzerinden hüküm ile birlikte yapıldığından ve tarafların bu durumu tespit etmesi yargılama esnasında mümkün olmadığından takdiri yapılan indirim miktarı yargılama gideri kabul ret oranında ve aleyhe vekalet ücreti hesaplanmasında dikkate alınmamıştır.

6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.

TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Belirtilen bu çerçeve ile birlikte manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile davacı için; 60.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/08/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ....., ......Şti., .... ve .......Şti.'den tahsili ile davacıya verilmesine karar verilerek ;

Davanın KISMEN KABULÜ İLE;

Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 515.206,54 TL, geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 8.250,53 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 2.502,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 1.500,00 TL olmak üzere toplam 527.459,07 TL'den %20 müterafik kusur indirimi yapılarak hesap edilen 421.967,25 TL'nin davalı sigorta şirketinlerinden 01/10/2022 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 04/08/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE

Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 60.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ......, ......Şti., .... ve ...... Şti.'den kaza tarihi olan 04/08/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE" şeklinde hüküm kurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalı ..... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişice bakiye ömrün hesap tarihi itibariyle yaşının alınmasın yerine olay tarihindeki yaşının alınmasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda TRH 2010 yaşam tablosu, %1,8 teknik faiz , AX,N formülü ile hesaplama yapılması gerekirken Yargıtay yerleşik içtihatları ve genel şartlar öncesinde uygulanan PMF yaşam tablosu ve progresif rant yöntemi ile hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, davacı yanın sürekli iş göremezlik kalemine ilişkin taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını, geçici iş göremezlik tazminatı taleplerinin de haksız olup reddine karar verilmesi gerektiğini, kişinin kaza tarihinde çalışması karşılığı geliri olan bir kimse olması durumunda ise maruz kaldığı trafik kazası sebebiyle geçici iş göremezlik döneminde çalışıp çalışmadığı ve SGK 'dan ödeme alıp almadığı hususunun araştırılmasının gerektiğini, hükmedilen maddi tazminata karşı sunmuş oldukları itirazlarının baki kalmak kaydıyla hüküm faiz, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden de usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğinden kaldırılmasının gerektiğini, tüm bu nedenlerle usule ve yasaya aykırı Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi 2.... Esas.... Karar sayılı ilamının istinaf incelemesi neticesi kaldırılmasını, taleplerin fahiş olup müvekkil şirketin sorumluluğu bulunmadığından davanın reddine karar verilmesini, tüm istinaf ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

Davalı ..... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe teminat limiti ile sınırlı olup yerel mahkeme tarafından müvekkil aleyhine poliçe teminat limitini aşacak şekilde hüküm kurulmasının hukuka aykırılık oluşturduğunu, yerel mahkeme tarafından verilen kararda davalıların dava konusu kazanın meydana gelmesindeki kusur oranları dikkate alınmaksızın karar verilmiş olup iş bu hüküm tarafların kusur oranlarının dikkate alınmamış olması nedeniyle hukuka aykırılık taşıdığını, yerel mahkemece incelemesi yapılan kaza aynı zamanda bir trafik iş kazası olup SGK tarafından rücu edilebilecek PSD tutarı tenzil edilmeksizin karar verildiğinden kararın bu yönüyle de hukuka aykırılık oluşturduğunu, hükme esas alınan hesaplama yönteminin kabul edilmesinin de mümkün olmadığını, yerel mahkeme tarafından davacının maluliyetinin tespiti için aldırılan ATK raporu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri uyarınca hukuka uygun olarak taraflarına tebliğ edilmediğini, yargılamada müvekkil şirketin hak arama özgürlüğünün yeterli şekilde kullandırılmadığını, bu nedenle anayasa ile korunan hak arama hürriyetinin kısıtlandığını, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi Sayın Başkanlığının ....E., ...K. Sayılı ve 30.10.2023 tarihli kararının kaldırılmasına, dava ve istinaf dilekçelerindeki beyanları doğrultusunda karar verilmesini, istinaf incelemesi tamamlanıncaya kadar icranın tehirine karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmil edilmesini talep ve beyan etmiştir.

Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; işbu davanın ikame edilmesine sebep kaza esnasında müvekkilin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralanmış olup neticede zor bir süreç geçirdiğini, müvekkilin uğramış olduğu bedensel zarar ile ilgili tedavi sürecinin halen devam ettiğini, kazaya karışan davalı araçların ticari araç olduğundan ticari avans faizine hükmedilmesi gerekirken yerel mahkemenin yasal faize hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemenin karar verdiği manevi tazminat miktarları somut olay dahilinde oldukça az ve yeterli olmadığını, kısmen reddolunan manevi tazminat miktarına yönelik kararın hukuka aykırı olduğunu, hakkaniyete sağlamadığını, davalı sürücülerin kasıt boyutuna varacak düzeyde kusurlu olduğunu, tüm bu nedenlerle davalının haksız ve hukuka aykırı istinaf başvurusunun reddine, istinaf başvurularının kabulü ile Konya .. Asliye ticaret Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı 30/11/2023 tarihli kararının manevi tazminata yönelik kısmen reddolunan kısmının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve maddi tazminata işleyen ve işleyecek olan faiz yönünden TTK'nin 3. Maddesi gereği avans faizine hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

Davalı ..... Turizm San. Tic. Ltd. Şti vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporlarına karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, hüküm kurmaya elverişsiz raporlar doğrultusunda dosyanın karara çıkarıldığını, kusura ilişkin belirlemeler kabul edilebilir nitelikte olmayıp, alınan diğer raporlar ile arasında çelişki bulunduğunu, manevi tazminat miktarı yüksek olup, davacı müvekkil aleyhine zenginleştiğini, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/11/2023 tarihli .... Esas .... Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve davanın reddine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

Davalı ...... Gıda İnşaat Petrol Tic. Ltd. Şti vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davanın bir trafik kazası değil iş kazası olduğunu, kazaya karışan aracın işçi servisi olup iş kazası niteliğinde bir kazanın gerçekleştiğini, söz konusu kazanın iş kazası olup SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin sorulup tenzil edilmesi gerekir iken hiçbir peşin sermaye değeri düşülmediğini, yerel mahkeme tarafından verilen kararda davalıların dava konusu kazanın meydana gelmesindeki kusur oranları dikkate alınmaksızın karar verilmiş olup iş bu hüküm tarafların kusur oranlarının dikkate alınmamış olması nedeniyle hukuka aykırılık taşıdığını, geçici iş göremezlik oranı fahiş olarak gerçeği yansıtmayacak şekilde belirlendiğini, sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve ..... Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98 inci maddesi hükmü gereğince sona erdiğini, yargılamada müvekkil şirketin hak arama özgürlüğü yeterli şekilde kullandırılmadığını, bu nedenle anayasa ile korunan hak arama hürriyetlerinin kısıtlandığını, davacı taraf lehine verilen manevi tazminat miktarı fahiş ve zenginleşmeye neden olacak kadar fazla olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi Sayın Başkanlığının .....E., ....K. Sayılı ve 30.10.2023 tarihli kararının kaldırılmasına, dava ve istinaf dilekçelerindeki beyanları doğrultusunda karar verilmesini, istinaf incelemesi tamamlanıncaya kadar icranın tehirine karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.

Davalı ...... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davanın bir trafik kazası değil iş kazası olduğunu, kazaya karışan aracın işçi servisi olup iş kazası niteliğinde bir kazanın gerçekleştiğini, söz konusu kazanın iş kazası olup SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin sorulup tenzil edilmesi gerekir iken hiçbir peşin sermaye değeri düşülmediğini, yerel mahkeme tarafından verilen kararda davalıların dava konusu kazanın meydana gelmesindeki kusur oranları dikkate alınmaksızın karar verilmiş olup iş bu hüküm tarafların kusur oranlarının dikkate alınmamış olması nedeniyle hukuka aykırılık taşıdığını, geçici iş göremezlik oranı fahiş olarak gerçeği yansıtmayacak şekilde belirlendiğini, sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve.... Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98 inci maddesi hükmü gereğince sona erdiğini, yargılamada müvekkilin hak arama özgürlüğünün yeterli şekilde kullandırılmadığını, bu nedenle anayasa ile korunan hak arama hürriyetlerinin kısıtlandığını, davacı taraf lehine verilen manevi tazminat miktarı fahiş ve zenginleşmeye neden olacak kadar fazla olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi Sayın Başkanlığının ....E., ....K. Sayılı ve 30.10.2023 tarihli kararının kaldırılmasına, dava ve istinaf dilekçelerindeki beyanları doğrultusunda karar verilmesini, istinaf incelemesi tamamlanıncaya kadar icranın tehirine karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.

Mahkemece verilen karar, davacı ve davalılardan .... dışındaki tüm davalılar tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir. Dava, trafik kazası nedeniyle oluşan yaralanma nedeniyle maddi-manevi tazminat talebine ilişkindir.

-Davalıların kusura ve sorumluluğa yönelik;

Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.

Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.

Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.

Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir.

Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz.

Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.

Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir.

Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.

Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.

Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.

Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K ) Anlatılan yasal düzenleme ve ilkeler ışığında somut olayı incelediğimizde; Davacı, dava dilekçesinde açıkça davalının kusuru oranında sorumlu tutulmasını istemediğine göre, karşı davalının da kusurunun bulunması halinde, bu durum davalının müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.Bu durumda mahkemece; davaya konu kazada davacının davalı tarafın kusur oranından da sorumlu tutulmalarını istemediğine, davacı zararın tümünü davalıdan talep etmesi TBK.'da öngörülen teselsül kurallarına açık bir şekilde dayandığının kanıtı olduğu (HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K) hususları gözetilmek suretiyle, ayrıca birbirini teyit eden kaza tespit tutanağı, olaya ilişkin kamera görüntüleri, gerek ceza gerekse mahkemece alınan kusur raporları kapsamında davalının asli ve tali oranda tamamen kusurlu olduğu, davacı yolcunun ise kusurunun bulunmadığının sabit olmasına göre, davalı tarafın zararın tamamından sorumlu tutulması yukarıda belirtilen müteselsil sorumluluk ilkesine uygun olduğundan, buna yönelik itirazların reddine karar vermek gerekmiştir.

  • Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.

Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.

Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”

Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.

T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).

Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.

Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.

Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.

Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.

Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir

Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürü

Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.

Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.

Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;

Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları)

Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.

Bu halde, poliçe başlangıç tarihleri nazara alınarak; mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre tazminat bilirkişisinden, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre Üniversite Heyetinden verilen maluliyet oranı baz alınarak, yukarıdaki esaslara uygun PMF yaşam tablosu ve Progressif rant sistemi esas alınarak alınan aktüer raporu, kaza tarihlerindeki teminat limitleri belirtilerek ve ıslah dilekçesi de gözetilerek, müterafik kusur ve aşağıda belirtilen eksikliklere göre yapılacak araştırma sonucu da göz önünde bulundurularak tazminata hükmedilmesi yerine, TRH yaşam tablosu ve hatalı yönetmelik hükümlerine göre verilen maluliyete göre tazminat miktarının belirlenerek karar verilmesi isabetsiz olup, kamu düzeni ve istinaf itirazı nedeniyle istinaf eden davalıların istinafının kabulü ile kararın kaldırılıp mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir.

-Davalı sigortaların, geçici bakıcı, tedavi giderleri ve geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğu itirazında;

01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,

  1. Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,

  2. Tedaviyle ilgili diğer giderler,

  3. Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,

Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.

Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.

Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;

  1. Bakıcı giderleri

  2. Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)

  3. Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.

Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.

Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)

Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. Ayrıca;

ZMMS sözleşmesindeki şartların davacı açısından bağlayıcı olmaması ve anayasa mahkemesinin 09/10/2020 tarihli resmi gazetde yayınlana 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 e 2019/40 k sayılı kararına göre 6704 sayılı kanunu 3.maddesiyle değiştirilen 90. maddesinn birinci cümlesinde yeralan "ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda " ibaresinin ve ikinci cümlesinde yeralan "ve genel şartlarda " ibaresinin iptal edilmiş olması sebebiyle de uygulanmayacaktır.

Bu halde davalının geçici işgörmezlik, tedavi ve bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.

-Bakıcı giderine ilişkin bir kısım davalıların itirazında;

Bakıcı giderine ilişkin de, bakım konusunda aile bireylerine böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği gibi, dışarıdan bir bakıcı tutulmuş olsa idi ne kadar zararının olduğu belirlenerek hüküm verilmesi gerekmektedir. Buna göre; olayda BK.’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 52) gereğince hakkaniyet indirimi şartları bulunmamaktadır ve geçici iş göremezlik döneminde bu şekilde bakıcı gideri hesaplanması da yerindedir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 E , 2017/5957 K, 2017/1726 E 2017/11442 K )

Ayrıca, alınan maluliyet raporuna göre bakıcı ihtiyaç süresi de belirlenmiş olduğundan buna yönelik itiraz da yerinde değildir.

-Davacının faiz türüne yönelik itirazda;

Davacı tarafça tazminat talep edilen karşı araçların ticari nitelikte davalı şirketler adına kayıtlı ticari araçlar olup, bu araçlar için davalı gösterilen sorumlular için istem gibi ticari faize hükmedilmesi yerine yasal faize karar verilmesi hatalı olup, buna yönelik davacı istinafının kabulü ile bu yönden de kararın kaldırılarak kurulan yeniden hükümde gözetilmesi gerekmiştir.

-Davalı tarafın SGK ödemesi araştırılmadığı itirazında;

Davacının gelen SGK yazı cevaplarına göre herhangi bir ödeme almadığı, iş kazası başvurusu veya ödemesi yapılmadığı, yine geçici iş göremezlik ödemesi yapılmadığı bildirilmekle bu yönden mahsup yapılmaması yerinde olmakla birlikte; bir kısım davalı tarafından geçici iş göremezlik döneminde davacının maaş almaya devam ettiği Sgk kayıtlarında görüldüğü itirazında bulunulmakla;

Şu halde; davacının kazadan sonraki 1,5 aylık süreçte sigorta primlerinin yatırılıp yatırılmadığı, primlerini yatıran işyerinden davacının kazadan sonra fiilen çalışıp çalışmadığı ve çalışmaya başladığı tarihin ne olduğu, davacıya kazadan sonraki 1,5 aylık süreçte maaş ödemesi yapılıp yapılmadığı, kazadan önce aldığı ancak kaza nedeniyle alamadığı maaşı dışında ek ödemeler bulunup bulunmadığı ile miktarının netleştirilmesi amacıyla davacı vekiline süre verilip, SGK kayıtlarından araştırılarak, gelecek cevap ve anılan hususların tespitinden sonra gerekirse rapor düzenleyen bilirkişiden ek rapor alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu yönden de kaldırılması gerekmiştir. (Bkz. Aynı yönde YARGITAY 4. Hukuk Dairesi 2022/10343 ESAS, 2022/12283 KARAR; YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2016/20383 ESAS, 2019/8763 KARAR;YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2016/2849 ESAS, 2018/11796 KARAR sayılı ilamları)

Bunların dışında, bir kısım davalının emniyet kemerinden olayı müterafik kusur itirazında ise, mahkemece bu yönde değerlendirme yapılarak uygun oranda müterafik kusur indirimi yapılmış ve davacı tarafça bu hususta herhangi bir itirazda da bulunulmamış olmakla, itirazlar yersizdir.

-Davacı ve sigorta dışındaki bir kısım davalıların manevi tazminat miktarı yönünden değerlendirmede;

6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.

Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.

Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalının fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, kusur durumları, oluşan sürekli ve geçici maluliyet durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı için hükmedilen manevi tazminatın uygun olduğu görüldüğünden, buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir.

Anlatılan sebep ve gerekçelerle, tüm dosya kapsamı ve davanın niteliği nazara alınarak davacı ve davalılar ..... Sigorta A.Ş, ..... ...Sigorta Şirketi,.... Nakliyat Ltd. Şti, ...... ve ......Lojistik Ltd. Şti vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

  1. Davacı ve davalılar ..... Sigorta A.Ş, ..... ... Sigorta Şirketi, .... Nakliyat Ltd. Şti, ...... ve ... Lojistik Ltd. Şti vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1. a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

  2. Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

  3. İstinaf yasa yoluna başvuran davacı ve davalılar ..... Sigorta A.Ş, ..... ...Sigorta Şirketi,.... Nakliyat Ltd. Şti, ...... ve .... Lojistik Ltd. Şti tarafından peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine,

  4. İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,

  5. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

  6. Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,

  7. Konya ... İcra Dairesinin ..... Esas sayılı dosyasına davalı ....... San. Ve Tic. Ltd. Şti tarafından sunulan; .... numaralı, 670.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,

  8. Konya ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına davalı ..... Sigorta A.Ş tarafından sunulan; .... numaralı, 670.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,

  9. Konya ... İcra Dairesinin ..... Esas sayılı dosyasına davalı ..... ...Sigorta Şirketi tarafından sunulan; ....numaralı, 670.000,00 TL bedelli teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/09/2024

Başkan

e-imzalı

Üye

e-imzalı

Üye

e-imzalı

Katip

e-imzalı

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

Tazminathukukkişiye(ÖlümkararaçılanreddineAçılanVeolmakvurgulandığıişletendurumundauygulanacakZararüzeredavalıkonyagerkçesindevekilituztaşvekillerireddine"CismanikısmenyargıtayfiiliolmasıyapankesinilgilikararyargıtaykabulüSebebiyleiptalnumarasıdairesiyönelikTazminat)sigortanın

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim