Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/205
2024/1276
2 Eylül 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 02/09/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 28/11/2023
NUMARASI : Esas Karar
DAVACI- MÜTEVEFFA :
DAVACILAR :1-
2-
3-
4-
5-
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 1-
VEKİLLERİ :Av
Av.
DAVALI : 2
VEKİLLERİ :Av.
Av.
DAVA :Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 02/09/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ:02/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin 09.01.2021 tarihli dava dilekçesinde özetle; 24/10/2018 tarihinde Davalı ...'in sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı ile eski meram caddesinde seyir halinde iken 81 numaralı iş yeri karşısına geldiğinde u dönüşü yaptığı sırada, karşı yönden gelen ve içerisinde müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu .... plaka sayılı araca çarptığını ve müvekkilinin yaralanmasına sebep olduğunu, bu kaza neticesinde müvekkilinin ağır yaralandığını beyanla; Trafik kazasında yaralanarak beden gücü kaybına uğrayan davacı için, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 6100 sayılı yasanın 107.maddesi uyarınca belirlenecek maddi tazminatın şimdilik 600, 00 TL'sinin ve manevi tazminat olarak ise 75 000,00 TL'nin (sigorta şirketi dışındaki davalılardan) temerrüt tarihinden işletilecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin 23.08.2023 tarihli dava değerini artırım dilekçesinde özetle; Maddi tazminata yönelik dava değerlerini 14.955,62 TL artırarak toplamda 15.555,62 TL üzerinden haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline hükmedilmesini, fazlaya dair haklarının saklı tutulmasını, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan ... vekilinin 05.02.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacının yolcu olduğu aracın sürücüsünün de kusurlu bulunmasını, ekonomik ve sosyal durumu göz önünde bulundurulduğunda istenen maddi ve manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, bu itibarla davacının her türlü dava ve fahiş taleplerinin reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, lehlerine vekalet ücreti takdirine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan .... Sigorta A.Ş. vekilinin 17.02.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Huzurdaki davanın “belirsiz alacak” nevinde ikame edilmesinin usul hukuku kurallarına aykırı olduğunu, davacı sigorta şirketi tarafından dava açılmadan önce prosedüre uygun olarak müvekkili şirkete başvuru yapılmadığını, dava konusu taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin sigortalısının kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, poliçede sadece sürekli maluliyet halleri teminat altına alındığını, bu nedenle müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedilmesi için davacının sürekli sakatlığının Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nden alınacak rapor ile ispatlanmasının gerektiğini, maluliyetten dolayı zarar hesabı için seçilecek bilirkişinin aktüerler siciline kayıtlı kişilerden olmasının gerektiğini, yaralanan ve/veya maluliyetinin olduğunu iddia eden davacının müterafik kusurunun tazminattan düşülmesinin gerektiğini, müvekkili şirket yalnızca dava tarihinden itibaren faizden sorumlu olabilecğini ve dava konusu olaya uygulanması gereken faizin yasal faiz olduğunu beyanla; HMK 115/2'e göre davacıya dava değerini netleştirmesini ve eksik kalan harcını tamamlaması için kesin süre verilmesine, davacı için yapılan başvuru eksik evrak nedeniyle usulsüz olduğundan, başvurusu bulunmayan davacı için davanın usulden reddine, haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın hem zamanaşımından hemde esastan reddine, müvekkili şirketin sorumluluğunun yalnızca sigortalısının kusuru nisbetinde ve poliçe limiti ile sınırlı olduğundan Adli Tıp Kurumu’ndan kusura ilişkin rapor alınmasına, kusur durumuna göre hazineye kayıtlı aktüer aracılığı ile bilirkişi incelemesinin yapılmasına, hatır taşıması nedeniyle müterafik kusurunun tazminattan düşülmesine, davacının emniyet kemerini kullanmadığının sabit olduğunu, müterafik kusurunun tazminattan düşülmesine, SGK'ya müzekkere yazılarak davacılara ödeme yapılıp yapılmadığının ve yapılmış ise hangi koldan ödeme yapıldığının sorulmasına ve yapılan ödemelerin tazminat hesabından düşülmesine, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, müvekkili şirketin dava açılmasına sebep olmadığından tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi 2.... Esas 2... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Somut olayda 24.10.2018 tarihinde davalı ...'in sevk idaresindeki ... plaka sayılı araç ile davacı ....'ın yolcu olarak bulunduğu ... plaka sayılı aracın çarpışması neticesinde meydana gelen kazada ..... yaralanmıştır. Olaya ilişkin olarak ... Asliye Ceza Mahkemesi .... Esas sayılı dosyasından aldırılan bilirkişi raporunda ...'in asli kusurlu .... plakalı araç sürücüsü ...'ın tali kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce Adli Tıp Kurumundan aldırılan 24.06.2021 tarihli raporda davalı sürücü ...'in %85 sürücü ...'ın ise %15 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Yine mahkememizce çelişkileri gidermek amacıyla Karayollları Fen Heyetinden aldırılan gerekçeli, açıklamalı denetime ve hüküm kurmaya elverişli 28.02.2022 tarihli raporda ...'in %75 ...'in ise %25 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce Karayolları Fen Heyetinden aldırılan, 3 kişilik uzman bilirkişi heyetince tanzim edilen diğer raporları da değerlendirir mahiyetteki 28.02.2022 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmiştir.
Davalının bedensel zararı hususunda aktüerya bilirkişisince tanzim edilen rapora itibar edilmek suretiyle davalının 15.555,62 TL zararının oluştuğu kabul edilmiştir. Ancak 28.06.2021 tarihli dilekçesinde davalı ... vekili davacının olay sırasında emniyet kemeri takmadığının tanık olarak dinlenen oğlunun beyanında belirtildiğini bu nedenlerle davacının müterafik kusurlu olduğunu beyan etmiştir. Ceza dosyasının incelenmesinde ...'ın 04.11.2019 tarihli celsede tanık olarak vermiş olduğu beyanında kaza sırasında babası olan ....'ın emniyet kemerinin takılı olmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davacının zararının aktüerya bilirkişisi tarafından hazırlanan raporda PMF 1931 yaşam tablosuna göre hesaplanan maddi zarar üzerinden müterafik kusur nedeniyle % 20 indirim yapılmış ve davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuş ancak bu kapsamda davalılar lehine vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmemiştir.
Davalı tarafça ileri sürülen hatır taşıması indirimi yapılmamıştır zira davacı davalının aracında değil kaza sırasında karşı yanda yer alan oğlu olan ...'ın aracında bulunmaktadır.
Zaman aşımı definin değerlendirilmesinde haksız fiili aynı zamanda suç teşkil ettiği bu durumda TBK 72. Maddeye göre ceza kanunlarının öngördüğü daha uzun olan zamanaşımı süresi esas alınacaktır. Somut olayda davalı ...'in eylemi TCK. 89/1 ve 2/b maddeleri kapsamında kaldığından TCK 66/1-e. Maddesi gereğince dava zamanaşımı 8 yıla çıkacak dolayısıyla haksız fiiller için öngörülen iki yıllık zamanaşımı 10 yıla uzamış olacaktır. Haksız fiil tarihi 24.10.2018 tarihi olup davanın açıldığı tarih olan 09.01.2021 tarihi itibariyle ileri sürülen zamanaşımı defi geçersizdir.
Manevi tazminat miktarı belirlenirken davalıya ait uyap entegrasyon sistemi ile görülen tapu kayıtları davalının kusur oranı müteveffanın ekonomik ve sosyal durum araştırmasına ilişkin tutanak nazara alınarak;
Davacının maddi tazminat talebi bakımından;
Davasının KISMEN KABULÜ İLE;
Sürekli iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 2.723,728 TL, geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 6.085,368 TL, bakıcı giderlerinden kaynaklanan maddi zarar için 2.435,40 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 1.200,00 TL olmak üzere toplam: 12.444,496 TL maddi tazminatın (tüm davalılar bakımından müştereken ve müteselsilen olmak üzere) davalı ... Sigorta A.Ş.'den temerrüt tarihi olan 16.09.2019 tarihinden itibaren (poliçe dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) işleyecek yasal faiz ile birlikte, diğer davalı ... yönünden ise kaza tarihi olan 24.10.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine,
Sair taleplerin reddine
Davacının manevi tazminat talebi bakımından;
Davasının kabulü ile; 75.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'ten kaza tarihi olan 24.10.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacılar vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; dosyada ....için yapılan aktüer hesaplamada, kaza tarihi olan 24.10.2018 ile vefat tarihi olan 12.01.2021 arası esas alındığını, ancak bilindiği üzere her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir ve açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanacağını, dava açıldıktan sonra meydana gelen değişiklerin ancak yeni bir davanın konusu olabileceğini, eldeki dosyada da dava açıldıktan sonra meydana gelen değişikliğin doğrudan dosyanın neticesini etkileyecek şekilde dikkate alındığını ve müvekkillerin hakkının önemli ölçüde zayi olduğunu, dosyada müvekkil....'ın kaza anında emniyet kemeri takıp takmadığı konusunda yeterli inceleme yapılmadığını, öncelikle bu incelemenin yapılması gerektiğini, akabinde emniyet kemeri takılı olsaydı kaza meydana gelmeyeceğinin veya maluliyete sebep olmayacağının tespit edilmesi gerektiğini, ayrıca kusur indiriminin oranının neden %20 olduğunun gerekçesinin de kararda yer almadığını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılarak yeniden inceleme için ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava, trafik kazası nedeniyle maluliyete dayalı maddi ve ayrıca manevi tazminat talebine ilişkindir.
Mahkemece verilen karar, davacı tarafça aktüer raporu ve müterafik kusur yönünden istinaf edilmiştir.
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir.
Somut olayda davacı vekili, davacının emniyet kemeri takmadığının araştırılmadığını ve indirim yapılmadığını savunmuştur. Olaya ilişkin soruşturma dosyası ve eldeki dosya kapsamı incelenerek, her ne kadar ceza dosyası duruşmasında davacının oğlunun beyanı ile emniyet kemeri takılmadığının tespiti yerinde olup, müterafik kusur indirimi yapılması isabetlidir.
-Kamu düzeni yönünden yapılan aktüer raporuna yönelik incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları)
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre belirlenen miktara itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olmakla, bu husus da kaldırma sebebi yapılmıştır.
Bu nedenlerle, davacılar vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1. a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
-
Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
-
İstinaf eden davacılar tarafından yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine,
-
İstinaf eden davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,
-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/09/2024
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52