Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2024/842
2024/1170
2 Eylül 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 02/09/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/11/2023
NUMARASI : Esas Karar
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 1-
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 2-
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 3-
VEKİLLERİ : Av.
: Av.
DAVALI : 4- .....
VEKİLLERİ : Av.
: Av.
DAVALI : 5-
: 6- ....
VEKİLİ : Av.
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
KARAR TARİHİ : 02/09/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 02/09/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara ilişkin davalı vekilinin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özet olarak; 04.08.2022 tarihinde Konya ili Selçuklu ilçesinde, sürücü ..... idaresindeki ....... plaka sayılı çekici ve buna takılı ..... plaka sayılı yarı römork ile sürücü ..... idaresindeki, müvekkilinin içinde yolcu olarak bulunduğu ...... plaka sayılı araç ile çarpışmış, çarpışmanın etkisiyle her iki araç da savrularak tekrar çarpışması sonucu ölümlü, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin ağır bedensel zarara uğrayarak madden ve manen yıkıma uğramakla birlikte tedavisinin halen devam ettiğini, kazaya karışan davalı sigorta şirketi...... Sigorta şirketinde sigortalı ....... plaka sayılı çekici ve buna takılı ..... yarı römork sürücüsü .....'in asli kusurlu, ...... plakalı araç sürücüsü .....'ın Tali kusurlu olduğu kanaatine varıldığını, kusur durumunun savcılık dosyasına sunulan bilirkişi raporunda da aynı olduğunu, müvekkilinin arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alamadığını, tedavi ve kontrolleri devam eden müvekkilinin kazadan sonra yaşam kalitesinin düşmüş olduğunu, müvekkilinin bedensel zararının oldukça fazla olduğunu, maddi ve manevi sıkıntılar çekmiş olduğunu, söz konusu sıkıntılar ile gerçekleşen kaza arsında illiyet bağı bulunmakta olduğunu, bu nedenle maddi manevi tazminat haklarının doğmuş olduğunu, .... .....Petrol Tekstil İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. ....... plaka sayılı çekici ve buna takılı ....... plaka sayılı yarı römork maliki olması sebebiyle, ..... ....Turizm San. Tic. Ltd. Şti. ise kazaya karışan ve müvekkilinin içinde yolcu olarak bulunduğu bir diğer araç olan ...... plaka sayılı araç maliki olması sebebiyle müvekkilinin uğramış olduğu zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek; dava ve dava dışı fazlaya ilişkin tüm dava, talep, tazminat vs. hakları saklı kalmak kaydıyla, alacak miktarının tam olarak belirlenememesi sebebiyle ayrı ayrı olmak üzere şimdilik 10,00 TL sürekli iş göremezlik (kalıcı maluliyet), 10,00 TL geçici iş göremezlik (geçici maluliyet), 10,00 TL faturalandırılabilen ve faturalandırılamayan tedavi gideri, 10,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 40,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı ile birlikte davalılardan (sigorta şirketi konumunda olan davalılar yönünden poliçede belirtilen limitler dahilinde başvuru tarihinden itibaren) müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkil için toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz oranı ile birlikte davalı sigorta şirketleri haricindeki şirket ve şahıstan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ve dava vekalet ücretinin davalılara müştereken ve müteselsilen tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı...... ... Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özet olarak; huzurdaki uyuşmazlığın belirsiz olarak ikame edilmesinde hukuki yarar bulunmamakta olduğunu, işbu sebeple davanın reddedilmesini talep ettiklerini, sigortacıya başvuru şartı yerine getirilmeden dava yoluna başvurulmuş olduğundan davanın reddini talep ettiklerini, müvekkil sigorta şirketinin sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve teminat limitleri dahilinde tazminattan sorumlu olduğunu, kaza tespit tutanağında sigortalıya kusur atfedilmiş ise de atfedilen kusur oranının gerçeği yansıtmamakta olduğunu, kabul anlamına gelememekle birlikte kusur durumunun bilirkişi aracılığıyla tespitini talep ettiklerini, davacının kaza nedeni ile malul kalıp kalmadığı ve maluliyet oranının tespiti için dosyanın, Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek kaza tarihinde geçerli olan Yönetmelik hükümlerine göre rapor alınmasını talep ettiklerini, tazminat hesabında esas alınacak gelir, devamlılık gösteren ve kazanılması için efor sarfına gerek olan ücretler olduğunu, davacı tarafından SGK hizmet dökümü sunulmamış olduğunu, davacının düzenli geliri/mesleği olmadığından kabul anlamına gelmemek üzere zarar hesabı yapılması halinde asgari ücret esas alınması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, hesaplama yapılması halinde, 19.06.2021 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan Karayolları Trafik Kanunu'nda yapılan değişiklik ile kaza tarihinde yürürlükte olan Genel Şartlar doğrultusunda tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,8 teknik faiz gözetilerek yapılmasını talep ettiklerini, aktüer hesaplamalarda peşin ve erken ödenen tazminatın belirli bir iskonto oranına tabi tutulaması gerektiğinin açık olduğunu, önemli olanın tazminatın doğru hesaplanması, ülke verileriyle örtüşmesi gerektiğini, defaten peşin ödenen tazminatın, reel faiz getirisi kadar iskonto edilememesinin zarar gören bakımından sebepsiz zenginleşmeye neden olmakta ve TBK hesaplama esaslarına aykırı sonuçlar doğurmakta olduğunu, itirazlarının baki kalmak kaydıyla sürekli iş göremezlik tazminatı hesabının yapılması halinde dahi sürekli iş göremezlik tazminatının davacının geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihten başlamak üzere yapılması gerekmekte olduğunu, aksi halde aynı sürenin hem geçici iş göremezlik tazminatı hem sürekli iş göremezlik tazminatı bakımından dikkate alınması gibi bir sonuç doğmakta olup bu hususun davacı lehine haksız sebepsiz zenginleşmesine teşkil etmekte olduğunu, ikrar anlamına gelmemek üzere, davacının sürekli iş göremezlik talebine ilişkin olarak davacı tarafa SGK tarafından maluliyet hali için ödenen ve ödenecek peşin sermaye değerinin tespiti ile işbu bedelin hesaplanacak tazminat bedelinden mahsup edilmesi gerekmekte olduğunu, davacı tarafından geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri talep edilmiş ise de geçici giderlerin teminat dışı olup bu talepleri karşılama yükümlülüğünün SGK'ya aktarılmış olduğunu, aksi kanaat halinde dahi Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları uyarınca, bakıcı gideri tazminatı hesaplamalarında bakıcı tutulduğunun belgelenmesi durumunda bakıcı gideri tazminatı için brüt asgari ücret; aksi durumda ise net asgari ücret dikkate alınmakta olduğunu, işbu dosya kapsamında bakıcı tutulduğuna dair bilgi ve belge bulunmadığından net asgari ücret üzerinden değerlendirme yapılması gerekmekte olduğunu, aksi kanaat halinde, geçici bakıcı gideri için hesaplanan tazminattan, ülkemizde aile içi bakımın fili mevcudiyeti ve Medeni Hukuk'a göre aile bireylerinin birbirlerine karşı bakım yükümlülüğü gözetilerek % 50 oranında hakkaniyet indirimi yapılmasını talep ettiklerini, davacının geçici iş göremezlik talebine ilişkin olarak davacı tarafın kaza tarihinden sonra fiilen çalışıp çalışmadığı, maaş ödemesi ile SGK'den ödeme yapılıp yapılmadığı hususlarının araştırılmasını, ilgili yerlere müzekkere yazılmasını talep ettiklerini, dosyada mübrez evraklarda uzlaştırma durumunun belirsiz olduğunu, uzlaşmanın haklardan feragat olduğu gözetildiğinde, uzlaşma durumunun mevcut olup olmadığının araştırılması gerekmekte olduğunu, dosyada mübrez tutanaklar ile davacının arazları gözetildiğinde hesaplanan tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerekmekte olduğunu, uyuşmazlığa konu kazada taraflar arasında ticari bir faaliyet olmadığı gibi talebin hukuki dayanağı haksız fiil hükümlerinden kaynaklanmakta olduğunu, Yargıtay içtihatları gözetilerek davacının avans faizi talebinin reddini talep ettiklerini, buna ek olarak faiz başlangıç tarihine itiraz ettiklerini belirterek; davanın öncelikle usulden reddine, aksi durumda esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ..... .....Ürünleri Turizm Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; kaza tespit tutanağında müvekkil şirkete ait araç sürücüne atfedilen kusuru kabul etmenin mümkün olmadığını, davacının maluliyetine ilişkin herhangi bir delil yahut rapor sunulmamış olduğunu, mahkemece maluliyete ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan rapor aldırılması gerekmekte olduğunu, müvekkil şirkete ait ...... plakalı aracın ..... Sigorta A.Ş nezdinde sigortalı olduğunu, mahkemece yapılacak inceleme sonucunda tespit edilecek zarardan poliçe kapsamında, davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağını, dava dilekçesinde zararın ticari avans faiziyle birlikte tahsilinin talep edilmiş olduğunu, ikrar anlamına gelmemekle birlikte, hesaplama yapılması halinde19.06.2021 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan Karayolları Trafik Kanunu'nda yapılan değişiklik ile kaza tarihinde yürürlükte olan Genel Şartlar doğrultusunda tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,8 teknik faiz gözetilerek yapılmasını talep ettiklerini, davacının tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanmış olduğunu, ikrar anlamına gelmemek üzere, davacının sürekli iş göremezlik talebine ilişkin olarak kaza tarihinden sonra davacı tarafa SGK tarafından maluliyet hali için ödenen ve ödenecek peşin sermaye değerinin tespiti ile işbu bedelin hesaplanacak tazminat bedelinden mahsup edilmesi gerekmekte olduğunu, davacının geçici iş göremezlik talebine ilişkin olarak davacı tarafından kaza tarihinden sonra fiilen çalışıp çalışmadığı, maaş ödemesi ile SGK tarafından ödeme yapılıp yapılmadığı hususların araştırılmasını ilgili yerlere müzekkere yazılmasını talep ettiklerini belirterek; davanın reddine, yargılama ücreti ve ücreti vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ..... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın dava dilekçesinde dayandığı bilgi ve belgeleri dava dilekçesi ile birlikte davalı müvekkile tebliğ etmemiş olduğundan işbu belgelere ayrıntılı cevap verme haklarının saklı olduğunu, belirsiz alacak olarak ikame edilen davanın hukuki yararı bulunmadığından reddi gerekmekte olduğunu, davanın başvuru şartının yerine getirilmemiş olması sebebiyle usulden reddi gerekmekte olduğunu, dava konusu trafik kazasının meydana gelmesinde davalı müvekkil .....'ın herhangi bir kusurunun bulunmamakta olduğunu, kazaya ilişkin kusur durumunun Adli Tıp Kurumu ve hatta İstanbul Teknik Üniversitesi Trafik İhtisas Kürsüsü tarafından ayrıntılı olarak incelenmesi gerekmekte olduğunu, dava konusu kaza sebebiyle doğduğu iddia edilen maddi ve manevi zararda davacının da müterafik kusurunun bulunmakta olduğunu, dava konusu taleplerin ..... Sigorta A.Ş'nin sigorta teminatı kapsamında olup davalı müvekkilin herhangi bir sorumluluğunun bulunmamakta olduğunu, davacı yanın talep ettiği maddi tazminat miktarının fahiş olduğunu, davacının maluliyetinin İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından tespit edilmesi gerekmekte olduğunu, davacı yanın talep ettiği manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, uğranılan zararla orantılı, her iki tarafın da ekonomik durumuna uygun olması gerektiğini, davacının sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet vermemesi gerektiğini, davacının geçici iş göremezlik tazminatı ve tedavi giderleri talebinin hukuki dayanaktan yoksun olup müvekkil davalının işbu giderlerden sorumlu olmadığından haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi gerekmekte olduğunu, davacının faiz talebi ve işletilmesini istediği faiz oranının haksız olduğunu belirterek; davanın öncelikle dava şartının gerçekleşmemesi sebebiyle usulden reddine, aksi kanaatte olunması halinde ise müvekkili davalı yönünden esastan reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davaya konu trafik kazasının oluşmasında ....... plaka sayılı araç sürücüsü ..... 'in % 75 oranında, ...... plaka sayılı araç sürücüsü .....'ın ise %25 oranında kusurlu olduğu, davacıya atfı mümkün herhangi bir kusurun bulunmadığı, davacının yaralanmasının kalıcı sakatlık niteliğinde olmadığı, yine davacının iyileşme süresinde başkasının yardımına muhtaç olmadığı, geçici iş göremezlik zararının ise davadan önce tamamen karşılandığı, dolayısıyla davacının sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri tazminatı istemlerinin reddinin gerektiği, davacının tedavi gideri zararının ise 750,00 TL olduğu davalıların bu zarardan müteselsilen sorumlu olduğu, davacının yaralanmasının derecesi, tarafların kusur durumu, paranın alım gücü, manevi tazminatın tatmin ve caydırıcılık fonksiyonu dikkate alındığında davacı için 20.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin dosya kapsamına uygun olacağı sonucuna varıldığından davacının maddi ve manevi tazminat davalarının kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " şeklinde davacının maddi tazminat davasının kısmen kabul kısmen reddi ile, 750,00 TL tedavi gideri tazminatının, davalı......Sigorta Şirketi ile davalı ..... Sigorta A.Ş. yönünden 01/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, davalı ....., davalı ....., davalı ..... ..... Turz. San. Tic. Ltd. Şti. ve davalı .... ...... Tekstil İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. yönünden ise kaza tarihi olan 04/08/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının sürekli iş göremezlik tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri tazminatı istemlerinin reddine, davacının manevi tazminat davasının kısmen kabul kısmen reddi ile, 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04/08/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ....., davalı ....., davalı ..........Turz. San. Tic. Ltd. Şti. ve davalı .... ..... Tekstil İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı .... Lojistik Tic Ltd Şti vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; maddi tazminat yönünden davacı tarafın bilirkişi raporları ile sabit olmak üzere hiçbir alacağının söz konusu olmadığını, tedavi giderlerinin SGK kapsamında karşılandığını, davacının somut olarak delillendirdiği hiçbir alacağının söz konusu olmadığını, sigorta poliçesi kapsamında kalan alacaklardan müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, davacının ödenmemiş maddi zararının söz konusu olmadığını, buna rağmen maddi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminata yönelik ise davacının herhangi bir manevi zararının da söz konusu olmadığını, davacının manevi zararını gösterir herhangi bir delilin dosya içinde mevcut olmadığını, davacının hiçbir kişilik hakkının da zarar görmediğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..... Nak. Tic Ltd Şti vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporlarına karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, hüküm kurmaya elverişsiz raporlar doğrultusunda dosyanın karara çıkartıldığını, kusura ilişkin belirlemelerin kabul edilebilir nitelikte olmadığını, alınan diğer raporlar ile aralarında çelişkinin bulunduğunu, manevi tazminat miktarının yüksek olduğunu, davacının müvekkili aleyhine zenginleştiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili katılma yolu ile sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin uğradığı bedensel zarar ile ilgili tedavi sürecinin halen devam ettiğini, yerel mahkemece bu husustaki beyanlarının dikkate alınmadığını, her ne kadar davalı taraf yerel mahkemenin davacı müvekkili lehine hükmedilen manevi tazminat meblağına itiraz edilmiş ise de ülkenin ekonomik koşulları, müvekkilinin sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, somut olayda yolcu olarak bulunan müvekkilinin kazada gerçekleşmesinde kusursuz olduğu, olayın ağırlığı, müvekkilinin yaşı, olay tarihi gibi özelliklerin göz önünde tutulduğunda hükmedilen tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiğinin de nazara alınması gerektiğini, 23/03/2023 tarihli sağlık kurulu raporunun her yönüyle hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, rapordaki çelişki ve eksik incelemelerin giderilmesi ve davacı müvekkilinde kaza nedeniyle oluşan maluliyetin ve iş gücü kaybının tespitinin yapılabilmesi için dosyanın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek yeni bir rapor alınması gerektiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Davalıların maddi tazminata yönelik istinaf incelemesinde
Davacı vekili tarafından belirsiz alacak şeklinde 40.000 TL alacak tahsili istenmiş, mahkemece 750 TL'nin tahsiline karar verilmiş, davalının da kabul edilen bu alacak bakımından istinaf başvurusunun olduğu anlaşılmaktadır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun "İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar" başlığı altında düzenlenen 341. Maddesinde; "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
(2) Miktar veya değeri 17.830 TL'yi (mahkeme karar tarihi itibariyle) geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir.Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.
(3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir.
(4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü 17.830.000 Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz" denilmektedir.
İstinaf konusu alacak, kabul ve ret olunan bakımından kesinlik sınırı (17.830,00 TL) altına kaldığından, miktar açısından her iki taraf yönünden de karar kesin olduğundan, kararın kesin olması halinde ilk derece mahkemesince bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 tarih 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararının kıyasen uygulanması yoluyla Dairemizce de karar verilebileceğinden, HMK nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda davalı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı vekilinin yanlış yönetmeliğinin uygulandığı, maluliyete itiraz ve kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;
Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;
11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.
Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.
Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA DAHA ÖNCE RAPOR TANZİM EDEN BİLİRKİŞİLERDEN EK RAPOR ALINARAK SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.
KEZA
AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931 aktüerya raporuna göre karar verilmesi gerekirken TRH 2010'a göre karar verilmesi yanlış olup itirazlar yerindedir.
Manevi tazminat açısından kusura itiraz
Davaya konu 04/08/2022 tarihli trafik kazasının, ....... plakalı çekici ve çekiciye bağlı ..... plakalı yarı römork ile 4. Organize Sanayi Bölgesi 409 Sokağı takiben seyrederek 101 Cadde kavşağına geldiğinde seyir yönüne hitap eden DUR levhasına rağmen kavşağa giriş yaptığı esnada aracının sol yan kısmına 101 Caddeyi takiben seyrederek kuru asfalt zemin üzerinde 13,6 metre fren izi bırakarak kavşağa giriş yapan şoför ..... idaresindeki ...... plakalı otobüsün ön kısmı çarpıştıktan sonra ...... plakalı otobüsün çarpışmanın etkisiyle savrulup sağ yan kısmı ile ..... plakalı yarı römorkun sol yan kısmının tekrar çarpışması sonucu davacının yaralandığı anlaşılmıştır.
Kaza tespit tutanağı ile kazanın oluşmasında sürücü .....'in "Kavşaklara yaklaşırken dikkatli olmamak, yavaşlamamak, geçiş hakkı olan araçlara ilk geçiş hakkını vermemek" maddesini ihlal ettiğinden asli kusurlu olduğu, sürücü .....'ın ise "Aracının hızını, kavşaklara yaklaşırken azaltmamak" maddesini ihlal ettiğinden tali kusurlu olduğunun belirlendiği, yine soruşturma dosyasında tanzim edilen bilirkişi raporunda ise ....... plakalı çekici sürücüsü .....'in, "Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama" trafik kuralını ihlal ettiği, ...... plakalı otobüs sürücüsü .....'ın, "Sürücüler, kavşaklara yaklaşırken, hızlarını azaltmak zorundadırlar" trafik kuralını ihlal ettiği, kazada yaralanan yolcuların ve ölen yolcunun kazanın oluşumuna etki edecek kural ihlallerinin bulunmadığının belirlendiği anlaşılmıştır.
Mahkememizce Adli Trafik Bilirkişisinden alınan 12/04/2023 tarihli raporda , dava konusu kazanın oluşmasında ....... plaka sayılı araç sürücüsü .....'in % 75 oranında kusurlu olduğu, ...... plaka sayılı araç sürücüsü .....'ın ise %25 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir.
Mahkemece 12/04/2023 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve kazanın oluş şekline uygun olması nedeniyle, davaya konu trafik kazasının oluşmasında ....... plaka sayılı araç sürücüsü ..... 'in % 75 oranında, ...... plaka sayılı araç sürücüsü .....'ın ise %25 oranında kusurlu olduğu kabul edilmesinin doğru olmasına ve davacının araçta yolcu olmasına göre kusursuz bulunmasına ve müteselsil sorumluluk gereği tüm zararı davalılardan tazmin edebilmesinin mümkün olmasına göre itiraz yersizdir.
Maluliyet oranı belli olmadığından manevi tazminatın azlığına veya çokluğunu yönelik inceleme yapılmasına şimdilik gerek bulunmamaktadır.
Yukarıda yapılan genel açıklamalar ışığında, istinafa konu ilk derece mahkemesinin dosyası incelendiğinde, yukarıda belirtilen ve esasa etki eden hususlarda delillerin eksik toplandığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararının duruşma yapılmaksızın kaldırılması ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine dair, aşağıda belirtildiği şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
- İstinaf konusu maddi tazminatın dava değerine göre kesinlik sınırı (17.830,00 TL) altına kaldığından, miktar açısından karar kesin olduğundan, HMK nın 352.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonunda davalıların istinaf başvuru dilekçesinin USULDEN REDDİNE,
Davacı vekili, davalı .... Lojistik Tic Ltd Şti vekili ve davalı ..... Nak Tic Ltd Şti vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,
-
Dosyanın, gerekçede belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden yargılama yapılması için HMK'nın 353/1. a. 6 maddesi gereğince mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
-
İstinaf yasa yoluna başvuran davacı , davalı .... Lojistik Tic Ltd Şti ve davalı ..... Nak Tic Ltd Şti tarafından peşin olarak yatırılan başvuru harcı dışında kalan istinaf karar harçlarının talep halinde bu taraflara ayrı ayrı iadesine,
-
Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
-
İstinaf yasa yoluna başvuranlar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
-
Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
-
Sandıklı İcra Dairesinin.... Esas sayılı dosyasına davalı .... Sigorta AŞ tarafından yatırılan 1.520.000,00 TL tutarlı teminatın İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,
HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.
Başkan
E imza
Üye
E imza
Üye
E imza
Katip
E imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52