SoorglaÜcretsiz Dene

Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/399 E. 2024/437 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/399

Karar No

2024/437

Karar Tarihi

26 Haziran 2024

T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...

-{YÜCE TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR}-

T.C.

KONYA

. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO :

KARAR NO :

BAŞKAN :

ÜYE :

ÜYE :

KATİP :

DAVACI :

VEKİLİ :

DAVALI :

VEKİLİ :

DAVA : Ortak Olunmadığının Tespiti ve Maddi Tazminat

DAVA TARİHİ :

KARAR TARİHİ :

GEREKÇELİ KARAR

YAZIM TARİHİ :

{}Davacı taraf vekilinin davalı taraf aleyhine açtığı işbu dava mahkememizin ... Esas sırasına kaydedilmekle, mahkememizce yapılan aleni/açık yargılama sonunda;

-{HEYETİMİZCE GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:}-

{}DAVACI TARAFIN İDDİASI: DAVACI TARAF VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİ İLE ÖZETLE; davacının davalı şirkete ve iştiraki olan şirketlere değişik zamanlarda yüksek oranlarda kar payı dağıtılacağı, istediği zaman parasını kısmen veya tamamen geri alabileceği yönünde güven telkin edildiği için 71.990,00 DM para verdiğini, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen yatırdığı parayı geri alamadığını, davalı şirket yetkililerinin Türk Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası ve sair kanun hükümlerini ihlal ettiklerini, bu konuda şirket yetkilileri hakkında ceza davaları açıldığını, bu nedenlerle taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davalı tarafa verilen 32.006,00 EURO' nun davalı tarafa verildiği tarih olan 01/01/1999 tarihinden itibaren işleyecek merkez bankası yabancı para cinsi faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

{}DAVALI SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVALI VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİ İLE ÖZETLE; davacının mutad meskeninin Türkiye olmaması sebebiyle HMK 84/1-a maddesi gereğince davacıdan teminat alınması gerektiğini, davacının davalı şirkete her hangi bir bedel ödemediğini, davacının hisse senetlerini davalı ile ilgisi bulunmayan üçüncü kişilerden devren iktisap ettiğini, davalı tarafından SPK ya sunulan listelerin tahsilatları değil, "ortaklar arasında hisse devri esnasında ortakların birbirine yaptıkları ödemeleri" gösterdiğini, bu nedenle davacının davalı şirketten alacak talebinde bulunmasının eski TTK 329 ve 405. maddeleri gereğince mümkün olmadığını, davacının hata ve hile iddialarının BK' nun 31. maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süresinin geçmiş olması nedeniyle dinlenemeyeceğini, davada haksız fiil hükümlerinin uygulanamayacağını, ayrıca BK' nun 125. maddesine göre davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili BK' nun 66. maddesinde belirtilen on yıllık zaman aşımı sürelerinin de dolduğunu, bu nedenlerle davalı aleyhine ikame edilen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İŞBU DAVA; taraflar arasında geçerli şekilde ortaklık ilişkisi kurulmadığının ve yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğünün tespiti (ortak olunmadığının ve hükümsüzlüğün tespiti) ve verilen paraların istirdadını sağlamaya yönelik maddi tazminat davalarıdır.

Mahkememizce tarafların bildirdikleri tüm deliller toplanmış, Bera (...) Şirketleri ile ilgili Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas seri başı dosyasında yer alan tüm ceza dosyalarına ilişkin bilgi ve belgeler ile davalı şirketlerle ilgili ticaret sicil kayıtları, sözü geçen dosya arasında bulunan SPK listeleri, SPK' dan gelen cevabi yazılar ve tüm evrak ve ekleri, yargılamanın uzamaması ve usul ekonomisi gözetilerek dosyamıza UYAP sisteminden aktarılarak tek tek incelenmiştir.

{}DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE ... HOLDİNG A.Ş.' NİN SPK' YA SUNDUĞU "CD" LER:

Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin seri başı ... Esas sayılı dosyasında mevcut olan ve UYAP sisteminden dosyamıza aktarılan Sermaye Piyasası Kuruluşundan gelen 31/03/2014 tarih ... sayılı yazısı ekinde geçen şekli ile davalı ... Holding A.Ş. 'nin ve ... İnşaat A.Ş. 'nin 28/04/2003 tarih ... ve ... sayılı yazıları ile Sermaye Piyasası Kuruluna yaptıkları başvuruları üzerine, Sermaye Piyasası Kurulunun kaleme aldığı 31/12/2003 tarih ... ve ... sayılı aynı içerikli yazılarına istinaden adı geçen şirketlerin 09/02/2005 tarih ... ve ... sayılı aynı içerikteki yazılarında; yazılarının ekindeki CD lerde Ek1-a, Ek1-b ve Ek1-c olarak belirtilen tahsilat dağılım listeleri ile ilgili olarak "........Şirketimiz, ... İnşaat A.Ş. (mahkeme açıklaması:yazıyı yazan şirkete göre ... Holding A.Ş. olabilir) ile ... Holdings S.A. tarafından ortaklardan hisse karşılığı olarak tahsil edilen tutarlar ile ortaklar arasındaki hisse değişimi nedeniyle tahsil edilmiş gibi gözüken meblağlar Euro cinsinden kişi ve tarih bazında toplam 213.225 satır ve 2.222 sayfadan oluşan listeler 6 cilt olarak Ek-1 dedir (... Holding A.Ş. 'ne ilişkin listeler Ek-1a'da, ... İnşaat A.Ş. 'ne ilişkin listeler Ek-1b'de ve Lüxembourg'ta kain ... Holdings S.A.'ya ilişkin listeler Ek-1c'dedir).........arz olunur." şeklinde yer aldığı anlaşılmıştır.

Mahkememizin yargılamanın yenilenmesi öncesi ... E., ... K. Sayılı dosyasının incelenmesinde; davalı ... Holding A.Ş. aleyhine tespit ve maddi tazminat davası açıldığı, mahkememizce verilen 20/12/2019 tarihli karar ile Resmi Gazete' de 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe giren Dijital Hizmet Vergisi İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun' nun 41. Maddesine eklenen geçici 4. Madde gereğince dava hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, ilgili kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Konya BAM . Hukuk Dairesinin 25/05/2021 Tarih ve ... E., ... K. sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, ilgili karar davacı vekilince temyiz edilmekle, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... E., ... K. Sayılı kararı ile Konya BAM . HD nin kararının onandığı, onama kararı üzerine mahkememiz kararının 07/03/2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış ise de; Anayasa Mahkemesinin 22/05/2024 tarih ve ... sayılı yazısı ekinde Anayasa Mahkemesinin 03/04/2024 tarih ve ... Karar sayılı ilamı gönderilerek mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve yeniden yargılama yapılması yönünde bildirim yapılmış olduğundan; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 50/2 maddesinin son cümleleri gereğince Anayasa Mahkemesinin kararının gereğinin yerine getirilmesi için dosyanın resen ele alınıp yeni esasa kaydedilerek yargılamaya yeniden başlanması, Mahkememizin önceki günlü kararı kaldırılarak tarafların gösterdikleri ancak henüz toplanmayan deliller var ise toplanarak tahkikatın yürütülmesi ve devamında yeni bir karar verilmesi gerektiğinden dosyanın mahkememizin ... Esas sırasına kaydedildiği anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesinin 03/04/2024 tarih ... başvuru numaralı kararı gereğince mahkememizin 20/12/2019 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı 07/03/2022 tarihinde kesinleşen önceki günlü karar kaldırılmış olduğundan, eldeki bu davanın 6100 Sayılı HMK' nun 374. maddesinde düzenlenen "Yargılamanın İadesi" davası değil, 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 50/2. maddesinde düzenlenen "Yeniden Yargılama Yapılmasına" ilişkin bir dava olduğunun tespiti gerekmiştir.

Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama yapılmasına ilişkin kararının gerekçesinin "bu davanın önceki yapılan yargılaması sırasında yürürlüğe giren kanuni düzenleme (7194 Sayılı Yasanın 41. Maddesi ile 3332 Sayılı Kanunun geçici 4. Maddesinin yürürlüğe girmesi) sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edilmesi olduğu" tespit edilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu hak ihlaline gerçekçe gösterdiği 7194 Sayılı Yasanın 41. Maddesi ile yürürlüğe giren 3332. Sayılı Kanunun Geçici 4. Maddesinin, yine Anayasa Mahkemesinin 18/05/2023 gün ve ... E., ... K. Sayılı kararı ile iptal edildiği anlaşılmıştır.

Yargıtay . Hukuk Dairesinin 23/02/2023 gün ve ... E., ... K. Sayılı emsal içtihatlarında da belirtildiği gibi "Yeniden Yargılama yapmakla yükümlü olan mahkeme, somut olayın özelliklerine göre yeniden yargılama sonucunda ilk kararın aynısını veya benzerini verebileceği gibi ilk kararın aksine de hüküm kurabilir"

Davalı vekilince cevap dilekçesinde zamanaşamı itirazında bulunduğu, ancak Yargıtay . Hukuk Dairesinin önceki yıllardaki emsal içtihatlarında davalı tarafın zamanaşımı itirazlarının reddine karar verilmesi görüşü benimsendiğinden mahkememizce mevcut davalarda davalı tarafın zamanaşımı definin reddine karar verilirken; Yargıtay . Hukuk Dairesinin 29/04/2024 tarih ve ... E., ... K. Sayılı ilamıyla önceki görüşünden döndüğü anlaşılmıştır.

Yargıtay . Hukuk Dairesinin 29/04/2024 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamıyla aynen; ".....................1.Temyiz sebeplerinin incelenmesinden önce eldeki dosya ve aynı mahiyetteki davaların sebeplerinden ve yıllar içinde yaşanan yasal ve yargısal süreçlerden bahsetmek gerekmektedir. 1990’lı yıllarda özellikle yurt dışında yerleşik ve faizden imtina eden küçük yatırımcıların yoğun teveccühüyle, yüksek kar vaat eden davalı şirket ve benzeri holdinglere ciddi bir sermaye akışı olmuştur. Ne var ki 28 Şubat döneminin “yeşil sermaye” hassasiyeti ile Almanya’nın sermaye kaçışını önleme planlarının çakışması neticesinde yeni para girişinin sekteye uğramasıyla birlikte bu tür şirketler kar payı dağıtamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine hissedar niteliğindeki yatırımcılar gerek Türkiye’de gerekse sair ülkelerde davalı şirket ile benzer şirketler ve holdingler aleyhine açtıkları davalarla ödedikleri paranın geri verilmesini talep etmişlerdir. Bu davalar yerel mahkemelerde hükme bağlandıktan sonra temyiz denetimi için Dairemize intikal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin, ... B. No:... , 14/12/2023) kararında kısmen değindiği “çelişkili yargı kararları” ise aşağıdaki sebeplerle meydana gelmiştir. 2.Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz, gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını nazara alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok holding benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, arkada kalanlar haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır. 3.Neticede tüm bu hengamenin ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçmek maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41 inci maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi. Tasfiye düzenlemeleri, tabiatı gereği ideal çözüm getiremezler. Bir şekilde meydana gelmiş vakıayı, en az hasarla atlatmayı, kanayan yarayı durdurup ihtilafları en aza indirgemeyi amaçlar. Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarihli ve ... E. ... K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir. 4.Hakimler ve dolayısıyla mahkemeler, laboratuvar ortamında hukukçuluk yapma lüksüne sahip değildir. Verecekleri kararların sahaya yansımasını, ekonomik ve sosyal sonuçlarını da hesaba katarak hareket etmelidirler. Daha da önemlisi hüküm şeklinde tezahür eden çözümleriyle mütakip uyuşmazlıkları çoğaltmayı değil en aza indirgemeyi amaçlamalıdırlar. Değilse somut örnekte görüldüğü üzere, bazen kaş yapayım derken göz çıkarma sonucuyla karşı karşıya kalınması mukadder hale gelebilmektedir. Ortada “menfaat dengesizliğinden” söz edebilmek için içeride hakim ortakların, dışarıda ise küçük yatırımcıların bulunduğu bir vasatın bulunması gerekir. Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır. 5.Bu iptal kararının ardından hukuken gerçekleşecek olan şey, 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin devreye girecek olmasıdır. Paraların yatırıldığı tarihler ve davaların açıldığı tarihler nazara alındığında, somut vakıada olduğu üzere davalı tarafın zamanaşımı defi ile karşılaşan küçük yatırımcıların bu kez mülkiyet hakkının ihlali değil yatırdıkları paraların tamamen buharlaşması mevzu bahis olacaktır. Bunun başlıca müsebbibinin, özel hukuk alanının diğer kurum ve düzenlemelerinden bihaber anlayışın olacağı izahtan varestedir. 6.Somut temyiz sebeplerinin incelenmesine gelince; Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR, Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA" şeklinde hüküm kurulmuştur.

Yargıtay . Hukuk Dairesinin yukarıdaki emsal kararı doğrultusunda mahkememizce yeniden yapılan yargılamada davalının zamanaşımı definin yeniden değerlendirilmesi gerekmiştir.

{}HUKUKİ DELİLLER{}

818 sayılı Borçlar Kanunun Müruru Zaman

başlıklı 60. maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.” hükmünü amirdir.

818 sayılı Borçlar Kanunun Müruru zamanın dermeyanı lüzumu başlıklı 140. maddesi; “Müruru zaman dermeyan edilmediği surette hakim, müruru zamanı kendiliğinden nazara alamaz.” hükmünü amirdir.

{}DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE{}

Mahkememizce yapılan yargılama ve değerlendirmede; davacı vekilince davalı şirket aleyhine açılan bu davada taraflar arasında geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla davalı tarafa verilen paranın haksız fiil hükümlerine göre davalıdan tazmini talep etmiş olup; davalı vekilince verilen cevap dilekçesiyle ihtilafın gerek haksız fiil gerek sebepsiz zenginleşme ve gerekse BK 125 madde hükümlerine göre çözümlense bile davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığından bahisle davanın reddinin talep edildiği anlaşılmıştır.

Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa, Bankacılık Kanununa, Sermaye Piyasası Kanuna, Borçlar Kanuna aykırı şekilde faaliyet yürüterek davacı ve birlerce yatırımcıdan yürürlükte bulunan kanunların ve emredici kuralları ihlal edilmek suretiyle haksız fiil neticesiyle para toplandığı ve bu şekilde davacının zarar uğratıldığı iddialarına karşılık davalı tarafça cevap dilekçesiyle davada 1 yıllık (alt) hak düşürücü ve 10 yıllık (üst) zamanaşımı sürelerinin dolduğu yönünde ilk itirazda bulunulduğu anlaşılmıştır.

Dosyaya ibraz edilen Ortaklık Durum Belgesi ve davacılar vekilinin iddiaları doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 25/02/2000 tarihinde başladığı ve davacı tarafça davaya konu edilen paranın o tarihte davalı şirkete teslim edildiği bildirilmiş olduğundan mevcut uyuşmazlıkta davalı savunmaları değerlendirilirken o tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı borçlar kanunun haksız fiile ilişkin 60.maddesindeki hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin nazara alınması gerekmektedir.

Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tüketilmesi anlamına gelmektedir.

Zamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın defi ile kaybettiren ve hak üzerinde etki yapan kanuni bir sukut sebebidir.

Öteki deyişle, borcun zamanaşımına uğramasıyla alacak sona ermemekte, alacaklının dava yolu ile alacağını elde etme imkanı ortadan kalkmaktadır. Kısaca zamanaşımına uğrayan bir borç eksik borç (doğal borç=obligtio naturals) haline gelmektedir. (... Zamanaşımı ve Uygulamaları)

818 sayılı Borçlar Kanunun madde 60'daki süreler mahkemece doğrudan doğruya nazara alınamaz. Davalı tarafça süresi içerisinde ileri sürülmelidir. Süresi içerisinde ileri sürülmezse davacı tarafından savunmasının genişletilmesi itirazında bulunulabilir. (HUMK 202)

818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ve ayrıca tazminat cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ise uzamış ceza zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Yani tazminat davasının kural olarak, zarar ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden (bilinmesinden) başlayarak 1 yıl içinde açılması gerekir. Ayrıca ilgili kanun maddesi dava açılabilmesi için yasal bir üst sınır belirlemiştir ki, bu üst sınır yasada 10 yıl olarak düzenlenmiştir. 10 yıllık sürenin başlangıcı eylem günü, sonu ise 10 yılın tamamlanmasıdır. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.

818 sayılı Borçlar Kanunundaki zamanaşımına ilişkin genel açıklamalardan eldeki somut uyuşmazlığa dönülecek olursa; öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıcının tespiti önem arz etmektedir. Yargıtay . Hukuk Dairesinin 13.03.2023 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı emsal ilamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararına atıf yapılıp emsal kabul edilerek paranın davalı hesabına aktarılması tarihi bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İçtihadı Birleştirme Kararları yerel mahkemeler için bağlayıcı nitelikte olduğundan davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak dosyaya ibraz edilen Ortaklık Durum Belgesinin düzenleme tarihi olan 25/02/2000 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu davanın açılış tarihi 31/12/2018 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır.

Her ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'da tazminat sorumluluğuna neden olan fiil ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve bu suçun ceza zamanaşımı süresinin daha uzun olması halinde tazminat sorumluluğu için uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönünde düzenleme mevcut ise de; Konya Adliyesinde Ceza Mahkemelerinde açılan ve yargılaması tamamlanan hiç bir davada davalı şirket yetkililerinin mahkumiyetine dair bir karar verilmemiştir.

Davalı şirketin yetkilileri aleyhinde Konya . Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında ise; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve ... Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan bahis ile CMK'nun 223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay . Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.

765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Davacının 25/02/2000 tarihinde davalı şirkete para yatırdığı anlaşıldığından eldeki davanın 7,5 yıllık uzamış zamanaşımı süresinden sonra açıldığının kabulü gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle dava tarihi itibariyle 10 yıllık üst zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davalı tarafın zamanaşımı definin kabulü ile davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; ancak Yargıtay' ın çok uzun süren ve istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda ilk derece mahkemelerince daha önce davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def' i reddedilirken, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin zamanaşımı hususunda görüş değişikliği yapması nedeniyle mahkememizce de görüş değişikliğine gidilmiş olduğundan, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenirlik ve öngörülebilirlik prensipleri nazara alınarak davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği yönünde vicdani kanaate varıldığından, davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay . HD nin 29.04.2024 T. ... E., ... K. Sayılı ilamı ve Konya BAM . HD 16.01.2024 T., ... E, ... K. Sayılı İlamı)

-{HÜKÜM:}- Yukarıda gerekçesi açıklanan nedenlerle;

1-DAVACININ DAVASININ ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE.

2. Alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 3.305,68 TL harçtan mahsubu ile fazladan alınan 2.878,08 TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine.

3. Davacıların yaptığı tüm yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına.

4. Davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına. 

5. İşbu hükümden sonra gerekli olan karar tebliğ giderinin davacı tarafından karşılanmasına ve hükümden sonraki bu masrafların davacının kendi üzerinde bırakılmasına.

6. HMK nun 323–333. maddeleri gereğince hükmün verilmesinden kesinleşmesine kadar olan dönemde tarafların sorumlu olduğu yargılama giderleri de ödendikten sonra varsa tarafların yatırdığı avanstan artanının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine.	

Dair gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere yapılan duruşma sonunda oy çokluğu ile verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı açıkça okunup usulen anlatıldı.26/06/2024

Başkan Üye Üye Katip

MUHALEFET GEREKÇESİ: Sayın çoğunluk yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın reddi yönünde oy kullanmışlarsa da bu görüşe katılamıyorum. Şöyle ki;

Davacı taleplerinde özetle; müvekkilinin davalı şirket ile arasında geçerli bir ortak ilişkisinin bulunmadığının tespit edilerek, davacıdan tahsil edilen paranın iadesini talep etmiştir.

Dosyada mübrez bilirkişi raporunda ayrıntıları izah edildiği üzere; SPK kayıtları ve TBMM raporlarında tespitlere göre; davalı firmanın usulüne uygun olmayacak şekillerde ve yine mezkur SPK ve TBMM kayıtlarında temsilciler listesinde adı geçen kişiler aracılığıyla ilgili kişilerin şirket temsilcisi gibi addedilerek paralar tahsil ettiği ve gayri resmi kayıtlar ile ortaklık durum belgesi adı altında tahsil ettiği paralara karşılık şirketin gerçek sermaye değerinden farklı olarak genel kurulda görüşülmeksizin belirlemiş olduğu afaki nominal değerler üzerinden belgeler verdiği, ortak olduğu ve kar payı adı altında kazanç sağlayacağı ümidiyle davacının mezkur raporda tespit edilen miktar kadar davalı firmaya nakdi sermaye ödemesinde bulunduğu, fakat davalı firmanın vaad ettiği kar paylarını ödememesi ve davalı firmanın halka arz edilmesi sonrası merkezi kayıt sistemine bildirilen ödemelerin davacının yapmış olduğu ödemeleri karşılar mahiyette olmaması ve davalı firmanın izinsiz aracılık faaliyeti yürütmesi, nama yazılı hisse senetlerinin kimin namına düzenlendiği belirli olmayıp, ilgili senetlerin usulüne uygun şekilde düzenlenmediği ve bu haliyle de geçerli bir senet vasfı taşımadığı, ayrıca davacıya verilen hamiline yazılı hisse senetlerinin de yine Anonim Şirketlerin uyması gereken kurallara göre düzenlenmeyerek piyasaya arz edildiği, şirket kayıtları haricinde yapılan ödemelere ilişkin gayri resmi ikincil kayıtların tutulduğu ve bu suretle davacının zarara uğratıldığı anlaşılmıştır.

Her ne kadar Yargıtay . Hukuk Dairesi güncel yerleşik içtihatlarında işbu dava konusu hususa ilişkin olarak, davacı konumundaki kişilerden tahsil edilen bedellerin haksız fiil oluşturduğu ve bu eyleminden dolayı zamanaşımı defilerinin kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; işbu dosya kapsamında düzenlettirilen mezkur bilirkişi raporunda ayrıntıları açıklandığı üzere; davacı konumunda birçok kişi davalı firmaya sunulan kazanç vaadiyle ödemelerde bulunmuş ve davalı firma bu ödemeleri tahsil ettikten sonra vaad ettiği kar paylarını ödememiş ve ödeme yapan kişileri ortak olduğu vaadiyle uzun yıllar oyalamış, yine ödeme yapılan tarihlerden sonra zamanaşımı dolmamış iken ilgili ödemelerin tahsili amacıyla açılan birçok dava,Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı,Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı, Yargıtay . Hukuk Dairesinin ... Esas ... Karar sayılı ilamı ve benzer mahiyetteki birçok ilamda; "...davacının hissesinin ortaklar pay defterinde gösterildiği ve kayıtlı olduğu, şirketlerin ortaklarına kar payı dağıtmadığı ve faaliyetini sürdürdüğü, (eski) TTK nun 329. Maddesine göre, şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi rehin olarak da kabul edemeyeceği, bu senetlerin temellükü veya rehin alması neticesini doğuran akitlerin hükümsüz olduğu, yine (eski) TTK nun 405. Maddesinin 2. Fıkrasna göre; pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceği, tasfiye payına müteallik haklarının mahfuz olduğu, davacının, davalı şirkete ortak olduğu, bu ortaklığın mevzuata uygun geçerli bir ortaklık niteliğinde bulunduğu, davalı şirketin SPK kaydında olan çok ortaklı halka açık anonim şirketi olduğu, 6762 Sayılı Kanunun 329. Ve 405. Maddeleri gereği, Anonim Şirketi ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri... " belirtilerek davaların reddine karar verilmiş ve bu ret kararları Yargıtay ilgili dairelerince onanarak yerleşik hale gelmiştir. Bu kararlar sonrası davacı ile aynı konumdaki kişilerin dava açtıkları takdirde karşılaşacakları neticeler yerleşik içtihatlarla aşikar olduğundan zamanaşımı süresi dolmamasına rağmen hak sahiplerinin reddolunacak bir davayı açmaları beklenemeyecektir.

Yine davacı ile aynı konumdaki kişilerin açmış olduğu davalar içtihat değişikliği neticesinde haksız fiil unsurları kapsamında değerlendirilmiş ve Yargıtay . Hukuk Dairesi' nin 10/10/2018 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamında ve benzer mahiyetteki birçok yerleşik ilamda "Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (... , Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da davalı taraf davacının ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Burada nazara alınması gereken bir başka husus da davalılarca toplanan paralarla yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunulmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır. Bu itibarla, mahkemece davalı tarafın zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığından davalıların zamanaşımına yönelik savunmalarının Medeni Kanun'un .... maddesi hükümleriyle bağdaşmayacak olmadığının kabulü gerektiğinden yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde içtihad edilerek açılan davaların uğranılan ve ispat edilen zararlar miktarınca kabulüne karar verilmiş ve bu kararlar neticesinde yerleşik içtihatlarla davacı ile aynı konumdaki kişilerin bu kez açtıkları davaların kabul göreceği kanaati oluşturulmuş olup, işbu dava gibi zarara uğrayan kişiler bu kez haksız fiil hükümlerine göre uğradıkları zararı tazmin edecekleri ümidiyle dava açmışlardır.

Anayasa 10. Maddesi " herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." hükmen havi olup, mezkur hükümdeki tahdidi sayılan hususlar haricinde " benzeri sebepler" ibaresi kişiler hakkındaki uygulanacak kanun hükümlerinin yer ve zamana tabi olmaksızın benzer neticeler ile sonuçlanması ve eşit durumdaki kişilerin eşit muamele ile yargılanması ve hükümler arası eşitlik ilkesini de içermektedir.

Hukuki Güvenlik İlkesi Gereğince her birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya, hangi hukuksal yatırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale etkisini doğurduğunu bilmelidir. Bunun aksine yapılacak her düzenleme karmaşaya sebep olacak ve adil yargılanma ve eşitlik ilkelerine de aykırılık teşkil edecektir.

Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin (AYM) 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve ... başvuru numaralı kararında "... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…” şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.

Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ile yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır.

Ayrıntıları Ankara Bölge Adliye Mahkemesi ... Esas, ... Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığına dair istikrarlı kararlarının davacılar üzerinde oluşturduğu hukuki güven göz önüne alınmalı ve korunmalıdır. Yüksek Mahkemenin içtihatları geliştirmesi ve değiştirmesi yaşayan hukukta kaçınılmaz bir süreç olmakla birlikte anılan süreç hukuk güvenliği ilkesi ile uyumlu olmalıdır. Yüksek Mahkeme Dairesinin yerleşmiş içtihadından dönüşünün kendisi dışında bir HGK kararına ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına dayalı olarak gerçekleşmesi halinde hukuk devleti ve hukuk güvenliği ilkelerine aykırılık oluşmayacaktır. YİBK usulü kazanılmış hakkın istisnalarından olup eldeki tüm derdest dosyalara da uygulanması gerekir.

İzah edilen husular ile birlikte somut olay değerlendirildiğinde; Yargıtay . Hukuk Dairesi' nin yüzlerce içtihatında ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, davalı tarafın eski TTK' daki 329 ve 405. maddelerininde belirtilen yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerinden her hangi birinde veya bir kaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi göstermelerine rağmen alınan paraları muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iadesi taleplerini geri çevirdikleri ve böylelikle yıllarca sürecek uyuşmazlıklara neden oldukları, bu haliyle taraflar arasında hukuken geçerli bir ortaklık ilişkisi kurulmadığı anlaşılmıştır.

Dosyada mübrez bilirkişi raporu ayrıntılı, gerekçeli ve denetlenebilir mahiyette olup, yargılamaya esas alınarak ilgili rapordaki tespitlere göre; davacının 30.400,16 EURO alacaklı olduğu anlaşılmakla, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun değerli görüşüne muhalifim. 26/06/2024

...

Üye Hakim-...

¸e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

karargerekçesiOlunmadığınınveticareteuro'TespitiOrtaközetidilekçesikonyaTazminat{}davacıtarafınMaddi{hüküm}taraf{}davalıonanmasına"davalıvekilicevapiddiasıasliyemahkemesisavunmalarınındavacımuhalefet

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim