SoorglaÜcretsiz Dene

Kayseri BAM 6. HD 2023/2419 E. 2024/114 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2023/2419

Karar No

2024/114

Karar Tarihi

10 Ocak 2024

T.C.

KAYSERİ

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

6. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2023/2419

KARAR NO: 2024/114

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 05/10/2023

ESAS NO: 2022/915

KARAR NO: 2023/854

DAVANIN KONUSU: Alacak (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/01/2024

İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 12/01/2024

Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/10/2023 tarih ve 2022/915 Esas - 2023/854 sayılı kararı davacı vekili tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında 26/12/2013, 27/02/2017 ve 28/02/2017 tarihli sözleşmeler akdedildiğini, sözleşmelere göre davalı tarafından katlanılması gereken vergi yükünün hak ediş ödemelerinde yükleniciye KDV'nin tevkifat yapılmaksızın tam olarak ödenmiş olması sebebiyle davacı şirket üzerinde kaldığını, bu nedenle anılan iş ortağında sebepsiz zenginleşme yaratan bu durumun karşısında vergi dairesine yatırılan 150.826,16 TL'nin davacı şirkete iade edilmesi gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 150.826,16 TL'nin 02/03/2021 temerrüt tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın haksız ve kötü niyetli olarak açıldığını, hak düşürücü süre itirazı ve zaman aşımı def'inde bulunduklarını, davacının beyan ve iddialarını kabul etmediklerini, davalı şirketin davacı şirket zararına hareket etmesi ve ortaya çıkan zararda herhangi bir kusurlu eylemi bulunmadığını, davalı şirketin hizmet süresinde yapılan hakediş bedellerine ilişkin davalı tarafından belirtilen ve istenilen şekilde KDV tevkifatı yapılmaksızın fatura düzenleyerek kuruma ibraz ettiğini, verginin toplanamamasından kaynaklanan bir kamu zararı söz konusu olmadığını, anılan KDV ödemelerinin davalı tarafından ödendiğini ve davalının sebepsiz zenginleşmesinin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; "....Davacının 3065 sayılı katma değer vergisi kanunu 9/1 maddesi kapsamında ve katma değer vergisi genel uygulama tebliği I-C-2 maddesi kapsamında vergi sorumlusu olduğu, tebliğin aynı maddesinin muhtelif alt bentlerinden taraflar arasındaki ticari ilişkiye konu hizmet ifasının 9/10 oranında tevkifata tabi olduğu tespit edilmiştir.Diğer bir anlatımla davalının davacıya vermiş olduğu hizmete ilişkin düzenlediği fatura üzerindeki hesaplanan KDV nin 9/10' nun, kdv dahil fatura tutarından davacı tarafından tevkif edilerek (kesinti yapılarak) bakiye tutarın davalıya ödenmesi, yapılan kesintinin (tevkif edilen kdv'nin) ise yine davacı tarafından davalı adına vergi dairesine vergi sorumlusu sıfatı ile ödenmesi gerektiği tespit edilmiştir.

Ancak davacının KDV kanunu ve tebliği kapsamında vergi sorumlusu sıfatı ile kesinti yaparak vergi dairesine ödeme yapmadığı, vergi dairesininde yine kanun ve tebliğ hükümleri çerçevesinde vergi dairesine ödenmeyen kdv' yi davacıdan tahsil ettiği tespit edilmiştir.Huzurdaki dava ise davacının davalıya kesinti yapmadan ödediği kdv içerisinde yer alan vergi dairesine ödediği kdv'nin (9/10 oranında kesinti yapması gerekirken kesmediği) rucuen talebidir.

İlgili yasal mevzuatta huzurdaki davaya konu edilen durumda davalıya rucu edileceği/edilebileceği/edilebilirliği düzenlenmemiştir. İlgili yasal mevzuatta bu durumun tersi yani davalının kesintiye uğramasına rağmen davacının kesintiyi vergi dairesine ödememesi durumu düzenlenmiştir. Ancak talebin ve rızanın davalı taraftan gelmesi halinde işlemin düzeltilmesinde de yasal bir engel yoktur. Bununla birlikte tevkif edilen (kesinti yapılan) kdv' nin davalı tarafından vergi dairesinden talep etmesine dönük yasal zaman aşımı da geçmiştir. Diğer bir ifade ile davalı mezkur düzeltme işlemlerini yaptığında veya davacıya ödeme yaptığında mükerrer kesintiye uğrayacaktır. Zira davaya konu dönem 2015-01 ila 2019-10 dönemi olduğu tespit edilmiştir. Tevkifatlı kdv iade talebi tevkifin yapıldığı yılı takip eden yılın başından itibaren 2 yıl olup, son tevkifat dönemi olan 2019-10 dönemine ilişkin talebin 31.12.2021 itibarı ile zaman aşımı dolmuştur.Bununla birlikte somut olay fazla ve yersiz ödenen vergi olmayıp, vergi sorumlusunun hatalı işleminden dolayı yine vergi sorumlusunun uğradığı bir zarardır. KDV kanunu ve tebliği davalının (satıcının) belge düzenine bakmaksızın, davacının (alıcının) vergi sorumlusu sıfatı ile tevkifatı yaparak vergi dairesine ödeme yükümlülüğü altına almıştır (KDV Tebliğ I/C-2.1: KDV tevkifatı ihtiyari bir uygulama olmayıp, Maliye Bakanlığınca tevkifat uygulaması kapsamına alınan işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması zorunludur). Hal böyle olunca KDV kanunu ve tebliğ kapsamında tevkifatın yapılmamasındaki tek kusurlunun davacı olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacının davalıdan sebepsiz zenginleşme ve sözleşme hükümlerine göre alacak talep etmesi mümkün olmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; "...Şirketimiz ile davalı arasında akdedilen 26/12/2013,27/02/2017 ve 28/02/2017 tarihli Kayseri-Sarız, Kayseri-Tomarza, Kayseri-Yahyalı, Kayseri-Sarıoğlan, Tali Posta Taşıma Hizmeti konulu sözleşmeler ve ödenmek zorunda kalınan 150.826,16-TL'nin temerrüt tarihinden (02/03/2021) itibaren işleyecek ticari (avans) faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsili talebiyle açılan davada Mahkemece verilen davanın reddine dair karar hukuka aykırıdır. Şöyle ki; Söz konusu ilam da müvekkil kurum tevkifatın yapılmamasındaki tek kusurlu olarak kabul edilmiş ve hüküm verilmiştir. Oysa müvekkil kurum fatura düzenleyen taraf değildir.Şirketimiz, yurt içinde ve yurt dışında her türlü taşımacılık hizmetlerini de içerecek şekilde posta, koli, kargo ve lojistik hizmetleri, bankalara destek hizmeti, parasal posta hizmeti, ödeme hizmetleri, elektronik sertifika hizmet sağlayıcılığı, elektronik ortam dahil her türlü tebligat ve telgraf hizmetine ilişkin faaliyetler ile esas sözleşmesinde belirlenen diğer faaliyetleri yürütmektedir. ... A.Ş., 23.05.2013 tarihli ve 28655 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu ile ... unvanıyla, anılan Kanun ve diğer Kanunlarda kendisine verilen görevleri yerine getirmek üzere yeniden teşkilatlandırılmış olup anılan Kanunda yer alan Şirketimizle ilgili hükümler 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 87. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 384 ila 391. maddelerinde yeniden düzenlenmiştir.Buna ek olarak, Şirketimiz, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında ödeme kuruluşu olarak kabul edilmiş olup, 690 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle gelen değişiklikle ödeme hizmet sağlayıcısı ve elektronik hizmet kuruluşu olarak hizmet sunabilme yetkisine kavuşmuştur.Ülke geneline yayılmış binlerce şubesi ile müşterilerine 7 gün 24 saat hizmet veren Şirketimiz, dağıtım kanallarının yaygınlaştırılması stratejisi amacıyla hizmet ağına sürekli eklemeler hedeflemekte, Devletin stratejik öncelikleri doğrultusunda vatandaşlarımızın ülke genelindeki posta, kargo ve finansal hizmetlere erişimi hususunda önemli bir görevi ifa etmektedir. Bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, Şirketimizin muhtelif şirketlerle yaptığı hizmet alım sözleşmelerinin önemli düzeydeki katkısıyla gerçekleştirdiği hizmetlerin bir kamu hizmeti olduğu açıktır.Bu kapsamda, Şirketimiz ile davalı arasında26/12/2013,27/02/2017 ve 28/02/2017 tarihli Posta Taşıma Sözleşmesi akdedilmiştir.

Şirketimizce, 3065 sayılı KDV Kanununun 9. maddesi ve KDV Genel Uygulama Tebliğinin (I/C.2.1.3.2.5.) bölümü uyarınca, söz konusu sözleşmelere istinaden davalıya yaptığı ödemelerden KDV tutarının 9/10’unu sorumlu sıfatıyla tevkif edip kendi vergi dairesine ödenmesi gerekmekle birlikte KDV tutarının tamamı anılan yükleniciye ödenmiş, akabinde ise KDV mevzuatından kaynaklanan zorunlulukların gereği olarak 9/10 oranındaki tevkif KDV’yi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 371. maddesi hükümlerine göre pişmanlıkla vergi dairesine beyan ederek ödenmek durumunda kalınmıştır.

Söz konusu KDV tutarının vergi dairesine ödenmesi üzerine, adı geçen yükleniciye yazılan 26/02/2021 tarihli ve 5909 sayılı yazı ile;

• Şirketimizin KDV tevkifatı uygulamasında faturadan doğan KDV üzerinden kesinti yaparak yüklenici adına sorumlu sıfatıyla vergi dairesine ödemekle yükümlü iken, yüklenicinin de KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Belge Düzeni” başlıklı (I/C-2.1.3.4.2.) bölümü kapsamında Şirketimize tevkifat tutarını göstermek suretiyle (tevkifatlı) fatura düzenlemek ve “Satıcıların Beyanı” başlıklı (I/C-2.1.3.4.3.2.) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde bu tevkifatlı işleme uygun şekilde 1 No.lu KDV beyannamesi vermekle yükümlü olduğu,

• Davalı tarafından katlanılması gereken vergi yükünün hak ediş ödemelerinde yükleniciye KDV’nin tevkifat yapılmaksızın tam olarak ödenmiş olması sebebiyle Şirketimiz üzerinde kaldığı, bu nedenle, davalıda sebepsiz zenginleşme yaratan bu durum karşısında Şirketimizce adına vergi dairesine yatırılan 652.660,84-TL’nin Şirketimize iade edilmesi gerektiği,

• Şirketimize söz konusu KDV tevkifat tutarının iade edilmesini müteakip, ödemeyi tevsik eder belgeye dayanarak, davalının da ilgili dönemlere ilişkin 1 No.lu KDV Beyannamesinde düzeltme yapabileceği ve buna bağlı olarak KDV Genel Uygulama Tebliğinde belirlenen usul ve esaslar dairesinde, varsa vergi dairesine ödediği tutarları ve/veya sonraki döneme devreden KDV tutarlarını iade/düzeltmeye konu edebileceği, bu işlemlerin KDV mevzuatında yer alan düzenlemeler çerçevesinde, davalı ile vergi dairesi arasında tesis edilmesi/tekemmül ettirilmesi gereken işlemler olduğu,

Belirtilerek kendilerine fuzulen ve fazladan ödenen tutarları iade etmesi ihtar edilmiş ve bunu müteakip kendi KDV beyanlarını düzeltebileceği ve bu suretle vergi dairesine ödediği bir KDV varsa da iade/düzeltme konusu edebileceği hususu hatırlatılmıştır. Ancak, davalı bugüne kadar söz konusu alacağımızı Şirketimize ödememiştir.

Davayla ilgili olarak, vergisel yönden uygulama ve mevzuatla ilgili olmak üzere ve bu minvalde davalının Şirketimizden fazladan ve haksız olarak söz konusu meblağları elinde bulundurduğu hususlarına ilişkin olarak; Gelir İdaresi Başkanlığı dönemindeki görev sürecinde 2014-2019 yılları arasında Türkiye’nin KDV İadelerinin analizinden sorumlu Grup Başkanı, 2019 – 2021 yılları arasında ise Türkiye’nin KDV mevzuatı ve uygulamalarından sorumlu Daire Başkanı olarak görev yapan halihazırda ise bu mevzuatların mükellefler tarafından tatbik edilmesi süreçlerinde Yeminli Mali Müşavir olarak görev yapmakta olan Uzmandan alınan görüş de gözetilerek (söz konusu “Uzman Görüşü” ekte bulunmaktadır) hukuki diğer gerekçeleriyle birlikte hazırlanan bilgiler ışığında izah edilmesi gerekirse;

Dava konusu edilen Şirketimiz alacağının doğumuna sebep olayların açıklanması bakımından önem arz ettiğinden öncelikle ifade etmek gerekir ki;

3065 SAYILI KDV KANUNU VE KDV GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE YER ALAN DÜZENLEMELER yönünden konu ele alındığında;

a)- KDV’nin işleyiş sistematiği bakımından; KDV, gerek dünya gerekse ülkemiz uygulamasında, bünyesindeki indirim mekanizması sayesinde kural olarak mükellefler üzerinde vergi yükü kalmamasını, her aşamanın sadece kendisinin yarattığı katma değer üzerinden vergilendirilmesini ve verginin nihai tüketiciye yansıtılmasını öngören dolaylı bir işlem vergisi niteliğinde olup verginin işlem vergisi olması, her bir işlem (fatura) itibarıyla ayrı ayrı hesaplanması gerektiği, dolaylı olması ise verginin mükellefi üzerinde yük olarak kalmaması, yani alıcıya yansıtılabilir olduğu anlamına gelmektedir.

3065 sayılı KDV Kanununun 1. maddesine göre KDV;

•Türkiye’deki ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,

•Her türlü mal ve hizmet ithalatı,

•Aynı maddenin birinci fıkrasının (3) numaraları bendinde sayılan, ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın, diğer bazı faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler üzerinden alınan bir işlem vergisidir.

KDV, yansıtılabilir bir vergi niteliğinde olduğundan, verginin uygulamasında mükellefi ile yüklenicisi farklılaşmaktadır. Temel olarak vergiyi vergi dairesine bildirip ödemekle yükümlü kişi vergi mükellefi olarak adlandırılmaktadır. Mezkûr Kanunun 8. maddesine göre, KDV’nin mükellefi;

• Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar, dolayısıyla malı teslim eden ya da hizmeti ifa eden satıcılardır.

• İthalatta ise mal veya hizmeti ithal edenlerdir.

Ancak, verginin mükellefi her zaman için ödenen verginin gerçek yüklenicisi değildir. Verginin yüklenicisi, bu vergiyi fiilen ödemek zorunda kalan ve bu suretle mamelekinde eksilme olan kişidir ki, KDV uygulamasında bu kişi alıcılardır. KDV bu yönüyle, dolaylı vergi niteliği arz etmektedir.

KDV Kanununun 29. maddesinde yer alan hükümler gereği KDV indirim mekanizması olan bir vergi olduğundan, mükellefler satıcılara/tedarikçilerine (ya da yaptıkları ithalatlar için gümrük idaresine) ödedikleri KDV’yi, kendi satışları dolayısıyla alıcılardan/müşterilerden tahsil edip vergi dairesine ödemek durumunda olacakları KDV’den indirebilmektedirler. Nihai tüketiciler, KDV mükellefi olmamaları hasebiyle, herhangi bir vergi indirimi yapamadıklarından vergi son tahlilde bunların üzerinde kalmaktadır. Dolayısıyla, KDV mükellefi olan satıcılar, esasında alıcılardan/müşterilerden tahsil ettikleri KDV’leri vergi dairesine beyan etmekle yükümlü olan, bir nev’i aracı mahiyetindedirler.

Hazine ve Maliye Bakanlığınca Tebliğle belirlenen istisnai birkaç mükellef grubunun işlemleri için üçer aylık dönemler uygulanmakla birlikte KDV’de vergilendirme dönemi esas itibarıyla birer aylık dönemlerdir. Mükellefler, bir aylık dönem içinde yaptıkları KDV’ye tabi olan ve olmayan (istisna uygulanan) işlemleri ve bu işlemleri gerçekleştirebilmek için tedarikçilerine ya da ithalatta ödedikleri KDV’leri takip eden ayın 26. gününün sonuna kadar bir beyanname ile vergi dairesine toplulaştırılmış olarak beyan ederler ve yapılan hesaplama neticesine göre çıkan KDV’yi vergi dairesine öderler.

Bu hesaplama neticesinde, mükellefin ilgili ayda kendi tedarikçilerine, ya da yaptıkları ithalatlar için gümrük idaresine ödediği KDV’lerin, satışları dolayısıyla hesapladığı (tahsil ettiği) KDV’den fazla olması nedeniyle ödenecek bir KDV çıkmayabilir. Bu takdirde, mükellefin ilgili ayda indirim yoluyla gideremediği KDV tutarı, Kanunun 29. maddesi gereği, sonraki dönemlerde çıkabilecek KDV’lerden indirilmek üzere devredilir ve kural olarak mükellefe iade edilmez. Ancak, aşağıda açıklanacak tevkifat uygulaması bakımından, satıcı mükellefler alıcılardan KDV’nin bir kısmını veya tamamını tahsil etmediğinden ve vergi doğrudan sorumlu durumundaki alıcılar tarafından Hazineye intikal ettirildiğinden, satıcı mükelleflerin bu nedenle oluşacak devreden KDV’yi iade alma hakları bulunmaktadır.

b) KDV Kanununa ve KDV Genel Uygulama Tebliğine Göre Mükellef ve Vergi Sorumlusu bakımından:

Yukarıda da belirtildiği üzere, 3065 sayılı KDV Kanununun 8. maddesine göre KDV’nin mükellefi, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlardır. Dolayısıyla, yurtiçindeki işlemlerde KDV’nin mükellefi satıcılardır. Satıcılar, KDV Kanununun amir hükümleri gereği, her bir işlem için hesapladıkları ve faturada ayrıca gösterdikleri KDV’yi alıcıdan tahsil ederek aylık dönemler itibarıyla toplamak ve aynı dönemde kendilerinin alımlarında tedarikçilerine ödedikleri KDV’yi indirmek suretiyle kalan tutarı vergi dairesine beyan edip ödemekle mükelleftir.

KDV Kanunu satış işleminde mükellefi (verginin vergi dairesine beyan edilip ödenmesi mükellefiyetini) satıcı olarak belirlemiş olmakla birlikte, Kanunun 9. maddesinde Hazine ve Maliye Bakanlığının gerekli göreceği hallerde vergi alacağının emniyet altına alınmasını teminen, satıcının hesaplayacağı KDV’nin bir kısmının veya tamamının alıcı tarafından kesilip yine alıcı tarafından (alıcının) vergi dairesine ödenmesi yönünde Bakanlığa düzenleme yapabilme yetkisi vermiştir.

Mezkur Kanunun 9/1 maddesinde “Mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanunî merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.” hükmü yer almaktadır. Anlaşılacağı üzere, Kanun Koyucu Maliye Bakanlığına gerekli gördüğü hallerde vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilme hususunda yetki vermiştir.

Dolayısıyla KDV’nin mükellefi satıcılar iken, Maliye Bakanlığının belirleyeceği işlemlerde alıcılar “vergi sorumlusu” sıfatıyla KDV’nin bir kısmının ya da tamamının kesilip ödenmesinden sorumlu olabilmektedir. Bu noktada vergi yüklenicisi olan alıcı aynı zamanda vergi sorumlusu olmakta ve mükellefin vergisini Hazineye intikal ettirilmesi noktasında aracılık fonksiyonu üstlenmektedir.

Bakanlık, KDV Genel Uygulama Tebliğinde yetkisini kullanmış olup bazı işlemler için alıcılara vergi sorumlusu sıfatıyla vergiyi tevkif etme ve vergi dairesine beyan edip ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Anılan Tebliğin (I/C.2.1.) bölümünde (bölümün muhtelif alt başlıklarında) düzenlendiği üzere;

•Maddede belirtilen işlemlere taraf olanlar, kendine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişi ve/veya kurumlardır (dolayısıyla alıcılardır). Bunlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten mükellef gibi sorumlu olacaklardır.

•KDV tevkifatı ihtiyari bir uygulama olmayıp, Maliye Bakanlığınca tevkifat uygulaması kapsamına alınan işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması zorunludur.

•KDV tevkifatı uygulaması, teslim veya hizmet bedeli üzerinden hesaplanan verginin, teslim veya hizmeti yapanlar (satıcılar) tarafından değil, bu işlemlere muhatap olanlar (alıcılar) tarafından kısmen veya tamamen vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilip ödenmesidir. “Tam tevkifat” işlem bedeli üzerinden hesaplanan verginin tamamının işleme muhatap olan alıcılar tarafından beyan edilip ödenmesi; “kısmi tevkifat” ise hesaplanan verginin Maliye Bakanlığınca belirlenen kısmının, işleme muhatap olan alıcılar tarafından, diğer kısmının ise işlemi (teslim veya hizmeti) yapan tarafından beyan edilip ödenmesidir.

•Tevkifat, genel bütçeli idareler hariç, tevkifata tabi işlemin yapıldığı dönemde vergi sorumlularına ait 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilir.

c) Maliye Bakanlığı, İşgücü Temin Hizmetlerinde alıcılara 9/10 Oranında KDV Tevkifat Yapma Zorunluluğu Getirmiştir.

Maliye Bakanlığı, 26/04/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 1/5/2014 tarihinde yürürlüğe giren KDV Genel Uygulama Tebliğinin, ihtilafa/davaya konu alacağımızın doğduğu tarihler için de geçerli olan, (I/C. 2.1.3.2.5.) bölümüyle “İşgücü Temin Hizmetleri”ni kısmi KDV tevkifatı kapsamına almıştır.

Söz konusu Genel Uygulama Tebliğindeki düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, Tebliğde “belirlenmiş alıcı” olarak belirlenenler ile KDV mükellefi diğer alıcıların, işgücü temin hizmetlerinde satıcılara KDV tutarının tamamını ödemeyip, 9/10 oranındaki kısmını tevkif edip kendi vergi dairesine beyan ederek ödemesi, kalan 1/10’luk kısmını ise satıcıya ödemesi, satıcının sadece 1/10’luk kısmı kendi vergi dairesine beyan etmesi gerekmektedir.

İşgücü temin hizmetlerinde KDV oranı %18’dir. Buna göre, örneğin 100.000 TL tutarında işgücü temin hizmeti alınması durumunda işleme ilişkin 18.000 TL KDV hesaplanması; bu tutarın 1/10’u olan 1.800 TL’nin satıcıya ödenmesi ve satıcı tarafından kendi 1 No.lu KDV beyannamesi ile kendi vergi dairesine beyan edilmesi, 9/10’u olan 16.200 TL’nin ise alıcı tarafından satıcıya ödenmeyip (tevkif edilip) kendi vergi dairesine beyan edilerek ödenmesi gerekecektir.

Şirketimiz; davalı ile yapmış olduğu sözleşmeye istinaden yükleniciden hizmet alınmış olup, KDV mevzuatına, şirketimize verilen özelgelere, adli yargıdaki asıl işverenlik hususlarında aleyhe kesinleşmiş kararlara da uygun olarak, sorumlu sıfatıyla alıcıdan kesip vergi dairesine beyan etmesi ve ödemesi gereken KDV tutarlarıyla ilgili gerekli düzeltmeleri yapmış ve KDV’yi vergi dairesine ödemiştir. Bunu müteakip yükleniciden, tarafımızdan fuzulen ve fazladan tahsil ettiği tutarları şirketimize iade etmesi ve işlemlerini düzeltmesi istenilmiş, ancak davalının haksız şekilde elinde bulundurduğu söz konusu tutar iade edilmemiştir.

Gerek başka firmalarla yapılan benzer mahiyetteki sözleşmelere (ayrım, sevk, dağıtım, posta taşıttırılması sözleşmeleri) konu hizmet alımları dahilinde çalışan personelin idaresi, kontrolünün Şirketimizde olduğu, Şirketimizin asıl işveren olduğu yönünde kesinleşmiş yargı kararlarının bulunması ve gerekse Gelir İdaresinin Şirketimize verilen görüşünün bu gibi alımlarda işgücü temin hizmeti kapsamında 9/10 oranında tevkifat yapılması gerektiği yönünde olması hususları dikkate alındığında, herhangi bir vergi tarhiyatına ve cezaya muhatap kalmamak bakımından, geçmişte tevkifat yapılmayan işlemler bulunup bulunmadığının Şirketimizce tetkiki neticesinde tespit edilen tutar 2015/1 ila 2019/10 dönemlerine ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 371. maddesi kapsamında pişmanlıkla, ilgili vergi dairesine beyan edilmiş olup bu tutara davalıdan tevkif edilip vergi dairesine yatırılması gereken tutar da dahildir.

Beyan edilen vergi ve hesaplanan toplam meblağdan 371.594.000,00 TL’si 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun geçici 8. maddesinde yer alan hüküm kapsamında Şirketimize ait 33 adet taşınmazın Hazine devredilmesi suretiyle, 16.315.287,12 TL'si ise nakit olarak ödenmiştir.

Beyan ve ödeme işlemlerini müteakip, davalı KDV’sinin 9/10’u da vergi dairesine beyan edilerek ödendiğinden bu kez anılan firmaya 26/02/2021 tarih ve 5909 sayılı yazı yazılarak;

•Şirketimizin KDV tevkifatı uygulamasında faturadan doğan KDV üzerinden kesinti yaparak davalı adına sorumlu sıfatıyla vergi dairesini ödemekle yükümlü iken, davalının da KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Belge Düzeni” başlıklı (I/C-2.1.3.4.2.) bölümü kapsamında Şirketimize tevkifat tutarını göstermek suretiyle (tevkifatlı) fatura düzenlemek ve “Satıcıların Beyanı” başlıklı (I/C-2.1.3.4.3.2.) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde bu tevkifatlı işleme uygun şekilde 1 No.lu KDV beyannamesi vermekle yükümlü olduğu,

•Yüklenici tarafından katlanılması gereken vergi yükünün hak ediş ödemelerinde anılan yükleniciye KDV’nin tam tevkifat yapılmaksızın tam ve peşin ödenmiş olması sebebiyle Şirketimiz üzerinde kaldığı, bu nedenle, yüklenicide sebepsiz zenginleşme yaratan bu durum karşısında Şirketimizce adlarına vergi dairesine yatırılan,150.826,16 TL’nin Şirketimize iade edilmesi gerektiği açıktır.

Şirketimiz, davalının 9/10 oranındaki KDV’sini hem vergi dairesine hem de şirkete ödemiş olup mükerrer ödeme söz konusudur. KDV tevkifat tutarını şirketimize iade etmesi halinde yüklenici davalının, kendi beyanlarını düzeltmesi ve kendi vergi dairesine ödediği bir vergi varsa bunun iadesini talep edebilmesi mevzuat gereği mümkün olup buna rağmen gereğini yapmayan davalı açıkça kötü niyetlidir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki bu duruma davalının (alıcının) düzenlediği faturalar neden olmuştur. Zira; Şirketimiz KDV tevkifatı uygulamasında faturadan doğan KDV üzerinden kesinti yaparak yüklenici davalı adına sorumlu sıfatıyla vergi dairesine ödemekle yükümlü iken, adı geçen davalı da KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Belge Düzeni” başlıklı (I/C-2.1.3.4.2.) bölümü kapsamında Şirketimize tevkifat tutarını göstermek suretiyle (tevkifatlı) fatura düzenlemek ve “Satıcıların Beyanı” başlıklı (I/C-2.1.3.4.3.2.) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde bu tevkifatlı işleme uygun şekilde 1 No.lu KDV beyannamesi vermekle yükümlüdür. Buna rağmen yüklenici davalı, Şirketimize düzenlediği faturaları tevkifatsız olarak düzenlemiş ve faturalarda tüm KDV’yi Şirketimizden tahsil edilecek KDV olarak göstermiştir.

Durumun anlaşılması üzerine Şirketimizin, taşeron firmalarla akdedilen sözleşmeler kapsamında işçilerce açılan davalarda adli yargıda aleyhe kesinleşmiş yargı kararları da dikkate alınarak, kamusal görev/faaliyet icra etmesi ve kamu kuruluşu niteliklerinin de bir gereği olarak, KDV Genel Uygulama Tebliğindeki düzenleme ve açıklamalarda belirtildiği şekilde herhangi bir vergi tarhiyatına ve cezaya maruz kalınmamasını teminen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 371. maddesi kapsamında, ilgili dönemlere ilişkin 2 No.lu KDV beyannamelerimizi pişmanlıkla düzeltme beyannamesi vermek suretiyle düzeltme yoluna gidilmiş ve davalının faturalarındaki KDV tutarının 9/10’luk kısmı da bu beyana dahil edilerek ilgili vergi dairesine ödeme yapılmıştır.

Hal böyleyken, Şirketimizce davalıya tam ve peşinen ödenmiş iken bir de yüklenici adına ilgili vergi dairesine ödenmek durumunda kalınan KDV tutarının, yüklenici davalı tarafından Şirketimize iade edilmesi KDV Kanununun bir gereği iken, ayrıca anılan yüklenicinin Şirketimize iade edeceği tutarlarla ilgili olarak kendi KDV beyanlarını KDV Kanununun 8/2 maddesi kapsamında KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Fazla veya Yersiz Uygulanan Vergi” başlıklı (I/C.11) bölümündeki usul ve esaslar gereğince düzeltmek suretiyle vergi dairesinden iade/düzeltme talebinde bulunma hakkı da mevcut iken, ısrarla, hakkımız olan ve kendisine fazladan Şirketimizce ödenmiş bulunan tutarları iade etmemesi açıkça hukuka aykırılık teşkil etmekte olup kötü niyetini de ortaya koymaktadır.

Davalının SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMESİ SÖZ KONUSUDUR. Şöyle ki;

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanununun 77 ila 82. maddelerinde “sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri” düzenlenmiş olup mezkur Kanunun;

•77. maddesinde, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşenin, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olduğu, bu yükümlülüğün özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olacağı,

•78. Maddesinde de, borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimsenin, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebileceği, borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümlerinin saklı olduğu, hüküm altına alınmıştır.

Bu çerçevede, yukarıda yer alan KDV mevzuatına yönelik açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, davalının akdedilen sözleşme kapsamında Şirketimize düzenlediği faturalarda yer alan KDV tutarının 9/10’luk kısmını Şirketimizden alma ve tahsil etme hakkı bulunmamaktadır. Buna rağmen, yüklenici tarafından faturaların yanlış düzenlenmesinin de etkisiyle borçlu olmadığımız KDV tutarlarına dair meblağlar sehven ve fazladan/fuzulen yüklenici davalıya ödenmiştir.

Mevzuat gereği davalıya ödenmemesi gerekirken peşinen ve tam olarak ödenen bir vergi meblağı, gerekli düzeltme işlemleri yapılmak suretiyle Şirketimizce bir kez de vergi dairesine ödenmiş olduğundan sadece aracısı olduğumuz bir vergiyi Şirketimize iade etmemesi davalının malvarlığında haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak artışa sebep olduğundan adı geçen fyüklenicinin sebepsiz zenginleşmesi söz konusudur.

Adı geçene fuzulen ve fazladan ödenmiş bulunan KDV tutarlarının davalı tarafından gerek 3065 sayılı KDV Kanununun 8. maddesi hükmü ve gerekse 6098 sayılı Kanunun 78. maddesinde yer alan “borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümlerinin saklı olduğu” yönündeki hüküm gereğince, her iki Kanun uygulaması bakımından Şirketimize iade yapılmasını gerektirmektedir.

Davalının İŞLEMLERİ SÖZLEŞME HÜKÜMLERİNE DE AYKIRILIK TEŞKİL ETMEKTEDİR. Şöyle ki; Şirketimiz ile davalı arasındaki sözleşme uyarınca, tacir taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı olarak davalı yükümlülüklerini ifa etmeyerek ihlal etmiş ve sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak Şirketimizin alacağı doğmuştur.

Şirketimizle davalı arasında akdedilen sözleşmenin "Sözleşme bedelini dahil olan giderler" başlıklı 6. maddesinin birinci bendinde; "Taahhüdün ilave işler nedeniyle meydana gelebilecek artışlar dahil yerine getirilmesine ilişkin sigorta, vergi, resim, harç ve benzeri diğer giderlerin tamamı sözleşme bedeline dahildir. İlgili mevzuatı uyarınca hesaplanacak katma değer vergisi, sözleşme bedeline dahil olmayıp idare tarafından yükleniciye ödenecektir." hükmüne yer verilmiştir.

•Şirketimiz tarafından bu bedelin davalıya ödenmesine rağmen ayrıca bir kere de KDV tevkifatı yapılarak Şirketimizce 2. No.lu KDV beyannamelerinde yapılan düzeltme işlemi neticesinde 150.826,16 -TL vergi dairesine ödenmek zorunda kalınmıştır. Dolayısıyla işlemde verginin mükellefi olan davalı tarafından beyan edilmesi ve nihayetinde ödenmesi gereken vergi Şirketimiz tarafından ödenmiş olduğundan firmanın mamelekinde haksız şekilde 150.826,16 -TL artış olmuştur.

Yüklenici davalının, bahis konusu sözleşmeden kaynaklı faturalara ilişkin olarak, söz konusu bedelleri haksız olarak uhdesinde tuttuğu ve mamelekindeki haksız artış durumu; mükellefi olduğu vergi miktarlarını Hazinenin kasasına intikal ettirip ettirmediği hususunun Gelir İdaresi Başkanlığından (mükellefi olduğu vergi dairesinden) sorulması neticesinde ortaya çıkarılabilecektir.

Tacir olan taraflar arasındaki özel hukuk münasebetini düzenleyen sözleşme/sözleşmelerin/ şartnamelerin yukarıda anılan maddeleri gereğince, söz konusu verginin ödenmesinden adı geçen yüklenici durumundaki davalının sorumlu olduğu taraflar arasında kararlaştırılmış olup istirdatı talep edilen meblağdan davalının sorumlu olduğu, dolayısıyla davalının sebepsiz yere zenginleştiği açıktır.

Yüklenici davalı, eklerde sunulan fatura örneklerinden de görüleceği üzere faturalarını KDV tevkifatını göstermeksizin düzenlemiş olup KDV Genel Uygulama Tebliğine göre beyan ve ödeme yükümlülüğüne aykırı davranmış ve sözleşme/şartnameye göre mevzuattan kaynaklı yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Adı geçen davalı/yüklenici mevzuattan kaynaklı yükümlülüğünü ihlal ettiği gibi, Şirketimizin bu aykırılıktan dolayı ödemek durumunda kaldığı vergiyi iade etmemek suretiyle KDV Kanunu hükümlerine de aykırı davranmıştır.

Müvekkil kurumun KDV alacağı bakımından diğer yüklenicilere açtığı davalar lehine sonuçlanmış olup, söz konusu kararlar ektedir. Emsal kararlarda "KDV açısından sorumluluk uygulaması ilgili kanunun 9'uncu maddesinde açıklanmış ve aynı maddede Maliye Bakanlığı'na sorumluluk uygulamasının kapsamı bakımından yetki verilmiştir. Maliye Bakanlığı, bu yetkiye dayanarak yayınladığı ..., ..., ... ve ... Seri No.lu KDV Genel Tebliğleri'nde, tevkifat uygulaması ile ilgili olarak "İşgücü Temin Hizmetlerinde Kısmi Tevkifat" konusunu da içine alacak şekilde açıklamalara yer vermiştir. Vergi idaresi, bunun sonrasında yayınladığı ... Seri No.lu KDV Genel Tebliği ile ..., ..., ... ve ... Seri No.lu KDV Genel Tebliğleri'ni yürürlükten kaldırmıştır. Son olarak 26.04.2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan KDV Genel Uygulama Tebliği ile konuya ilişkin genel değerlendirmelere yer vermiştir. Bu bağlamda, işgücü temin hizmeti alımında tevkifat uygulaması ile ilgili güncel açıklamalar KDV Uygulama Genel Tebliği'nde yer aldığından, bu raporda yapılan açıklamaların dayanağı olarak da ilgili tebliğ esas alınmıştır.

KDV Uygulama Genel Tebliği'nde hangi mükelleflerin işgücü temin hizmeti alımlarında KDV tevkifatı uygulayacağı açıklanmıştır. Bu kapsamda tebliğde sayılan kişi, kurum ve kuruluşlar, kendilerine işgücü hizmeti veren firmaların bu hizmeti karşılığı düzenlediği faturalarda gösterdikleri KDV için tevkifat uygulayacaklardır. Davacı şirket de niteliği itibariyle söz konusu tebliğ kapsamına girmekte ve faaliyetlerinin yürütülmesi ile ilgili işlemlerde kullanılan işgücünün sağlanması şeklinde verilen hizmetlerde (işgücü temin hizmeti alımlarında), alıcılar tarafından (9/10) oranında KDV tevkifatı uygulaması gerekmektedir.

Borçlar Kanunu'nda sorumluluğun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için, bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Öte yandan, “sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri” 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK ) 77 ve devamı maddelerinde de düzenlenmiş olup, TBK'nın 77. maddesi:“Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.” hükmünü haizdir.

Bu tür hizmetler, esas itibarıyla, temin edilen elemanların, hizmeti alan işletmenin bizzat sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılmasının mümkün olduğu durumlarda tevkifat kapsamına girmektedir. Bu şekilde ortaya çıkan hizmetlerde aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir: Temin edilen elemanların, hizmeti alana ücretli statüsünde hizmet akdiyle bağlı olmaması gerekmektedir. Temin edilen elemanların, hizmeti alanın sevk, idare ve kontrolü altında çalıştırılması gerekmektedir. Elemanların işletmenin mal ve hizmet üretimi safhalarından herhangi birinde çalıştırılması halinde, sevk, idare ve kontrolün hizmeti alan işletmede olduğu kabul edilir." hükümleri neticesinde müvekkil kurum lehine kabul kararı verilmiştir.

Yukarıda izah olunan hususlar ve konuyla ilgili tüm bilgi ve belgelerle hukuki gerekçeleri de gözetildiğinde; davalıdan olan Şirketimiz alacağının işlemiş avans faiziyle birlikte yasal yoldan tahsilini teminen açtığımız davada verilen red kararına karşı istinaf yoluna başvurulması zarureti hasıl olmuştur.

Yukarıda belirtilen sözleşme hükümlerine ve dosyada yer alan bilirkişi kurulu raporlarına göre de, davanın reddine dair verilen kararın bozulması gerekmektedir..." şeklinde Kayseri 1. Ticaret Mahkemesi tarafından verilen E.2022/915, K.2023/854 sayılı kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne, toplam 150.826,16 TL'nin temerrüt tarihinden (02/03/2021) itibaren işleyecek ticari (avans) faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleriyle vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Taraflar arasında posta taşıma hizmetine ilişkin sözleşmeler bulunduğu, davacı tarafça sözleşmeye istinaden davalı şirkete yaptığı ödemelerden KDV tutarının 9/10'unun sorumlu sıfatıyla tevkif edip kendi vergi dairesine ödemesi gerektiği, KDV tutarının tamamının davalı/borçlu şirkete ödendiği, akabinde ise KDV mevzuatından kaynaklanan zorunlulukların gereği olarak 9/10 oranındaki tevkif KDV'yi Vergi Usul Kanunun 371.maddesi gereğince vergi dairesine ödediği, davalının ödenen bu miktar kadar sebepsiz zenginleştiği iddiasıyla iş bu alacak davasının açıldığı anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunun davacının itirazlarını karşılamadığı, emsal olarak sunulan raporları tetkik etmediği, ek rapor alınmadığı görülmekle davacı yanın itirazlarını karşılar, dosyaya sunulan emsal raporları tetkik eder nitelikte yasal düzenlemeler, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri nazara alınarak sonuca varılması için dosyanın bir vergi uzmanı, bir Sayıştay denetçisi ve bir mali müşavir bilirkişiden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilerek alınacak rapor sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle sonuç olarak HMK'nın 355. Maddesi uyarınca istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda istinaf eden davacı vekilinin istinaf sebepleri yukarıda belirtilen yönlerden yerinde görüldüğünden HMK'nın 353/(1)-a.6. maddesi gereğince istinafa konu edilen yerel mahkeme kararın kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6. maddesi gereğince Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye geri gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

  1. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;

  2. HMK'nın 353/1. a.6 md. gereğince, KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 05/10/2023 tarih ve 2022/915 Esas . 2023/854 sayılı nihai kararın KALDIRILMASINA,

  3. HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmek üzere davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

  4. Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde davacıya iadesine,

  5. İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

  6. Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf yoluna başvurma harcının ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,

  7. HMK. 302/5 maddesi gereğince iş bu ilamın kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirilmlerin, HMK. 359/4 maddesi gereğince iş bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,

Dair, dava dosyası üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince, KESİN olarak oybirliği ile karar verildi. 10/01/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınkanunukonusudurkonusuKaynaklı)sayılıSözleşmesiistinaftebliğindesebeplerininhukukisebepsizdeğerlendirilmesi(TaşımadüzenlemelerhükümlerineetmektedirnitelendirmegenelkesindelillerinsözleşmeAlacakzenginleşmesiaykırılıkişlemleriuygulamakayseriteşkilhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:52:56

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim