Kayseri BAM 6. HD 2024/1002 E. 2024/1115 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
bam
2024/1002
2024/1115
16 Mayıs 2024
T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2024/1002
KARAR NO: 2024/1115
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 06/12/2023
ESAS NO: 2014/655
KARAR NO: 2023/1095
DAVANIN KONUSU: Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/05/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 16/05/2024
KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 06/12/2023 tarih ve 2014/655 E - 2023/1095 K kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olduğunu, davalı ... İnşaat'ın da söz konusu kooperatifin inşaat müteahhidi olduğunu, üyelere kura sonucu çıkan dairelerin üyelere teslim edildiğini ancak ana sözleşmeye uygun şekilde maliyet hesabı yapılıp usülünce kesinleştirilmediğini, buna rağmen yüklenici ve kooperatif yöneticilerinin o civardaki rayiç fiyatların neredeyse 2'ye katlayan fahiş maliyet takamlarını üyelere kabul ettirebilmek için türlü baskılar uygulayıp yıldırmaya çalıştıklarını, bu cümleden olmak üzere müvekkiline isabet eden ve müvekkiline tahsis edilmiş olan ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel numaralı taşınmaz üzerindeki ana yapının 13 numaralı bağımısız bölümünün tapusunun da ekte örneği sunulan tapularda olduğu gibi ana sözleşme, genel kurul kararları ve mevzuata aykırı şekilde yüklenici firmaya devredildiğini, işbu dairenin müvekkiline ait olduğu hususunun kura kayıtları, üyelik kayıtları ve evi teslim alan üye ile davalı şitketin yetkili elemanlarınca imzalanmış evlerin teslimine ilişkin tutanaklar ile kanıtlanacağını, müvekkilinin aidat ödediğini, bakiye maliyet borcu da uüsülünce tespit edilip kesinleştirilirse bakiye borcunu ödeyip tapusumu alacağını, tapunun yükleniciye devrinin tamamı ile hukuksuz ve dayanaksız bir işlem olduğunu, bununla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulacak olduğunu, zira genel kurulda ekte örneği sunulduğu üzere “ayrılan veya ihracı kesinleşen üyelerden boşalan dairelerin satılması ve borç için verilmesi yolunda” bir karar alınmışsa da müvekkilinin dairesinin böyle bir durumu olmadığını, yüklenicinin bu dairenin kendisine tahsis edildiğini, Üyenin üyeliğinin sonlanıp sonlanmadığının çok kısa bir araştırma ile öğrenmesinin mümkün ve gerekli olduğunu, zira genel kurul kararı olmadan böyle bir dairenin devrinin de mümkün olmayıp alınan genel kurul kararının da üyeliği sonlanmış ve boşta kalmış daireler için olduğunu, yüklenicinin bu koşullarda tapu siciline güvene dayanarak iktisabı için korunabilecek bir 3. Kişi olmayıp aksine tapunun kendilerine geçtikten sonra müvekkili ve diğer tapusunu usulsüz aldıkları üyeleri çağırıp “ biz kooperatife ödediğinizi bilmeyiz, biz daireyi satın aldık, bize ödediğimiz bedeli öderseniz ancak tapunuzu alırsınız” diye tehditler savurmakta olduklarını, davalı kooperatifin ana sözleşmedeki üyeye vaki taahhüdüne rağmen tapuyu yükleniciye devretmişse de müvekkilinin kesin hesap bakiye borcunun belirlenip mahkeme veznesine depo ettirilebilmesi için davalı gösterilip yargılamaya dahil edildiğini, davalı ... İnşaat adına kayıtlı taşınmaz üzerindeki ana yapının 13 nolu bağımsız bölümünün davalı şirket adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... A.Ş. vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde; davacının üyelik durumunun araştırılması gerekmekte olduğunu,hem davalı hem de davcı yönünden husumet itirazlarının bulunduğunu, davacının bu davada aktif husumet ehliyetinin bulunmamakta olduğunu, iyi niyet ile 3. kişi durumunda bulunan müvekkilinin bu davada davalı olması ve kendisine husumet yönetilmesi mümkün olmadığını, diğer davalı kooperatiften alacaklı olması nedeni ile alacaklarını tahsil edebilmek amacı ile dava konusu taşınmazı iyi niyetli olarak satın alırmış olduğunu, davacının hak iddiasında bulunduğu taşınmazlar müvekkil tarafından imal edilmiş olduğunu ancak imalat bedellerinin kendisine ödenmediğinin anlaşıldığını, ortada bir ferdi mülkiyet olmadığı ve davacı adına kayıtlı bir taşınmazda haczedilmediği veya devredilmediğini, davalı kooperatifin son genel kurulunda da kooperatifin müvekkile borcu olduğunun görüldüğü ve borca karşılık taşınmazlar verilmesi hususunda yönetim kuruluna yetki verilmekte olduğunu, 01.06.2014 tarihli genel kurulun 14. gündem maddesinden davalı kooperatifte kesin maliyet hesaplarının çıkartıldığı ve buna göre de bir kesim üyelerin ödemeler yaptığı, genel kurul tarafından da ibra edildiklerinin anlaşıldığını, müvekkilinin davalı kooperatiften alacağını alamamış olduğunu, alacaklarının bir kısmı ile ilgili olarak ta icra takibinin geçmişteki alacaklarına karşılık tapu siciline güvenilerek taşınmazları devralmış iyi niyetli 3. kişi olduğunu, davacı tarafın müvekkilinin kötü niyetli olduğunu iddia etmiş ise de bunu ispatlamakla yükümlü olduğunu savunarak davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... ... Kooperatifi'ne tarafa dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olmasına rağmen yasal 2 haftalık kesin süre içerisinde cevap dilekçesi sunmamıştır. Davalı tarafın HMK'nın 128/1. maddesi gereği dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkar etmiş sayılacağı tespit edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:Tekmil dosya mündericatı birlikte değerlendirildiğinde; "...Davalı kooperatif tarafından 15/08/2011 tarihinde kesin maliyet çıkarıldığı, daha sonra kooperatif üyeleri tarafından yapılan itiraz sonucu kesin maliyetin 126.986,56 TL'ye olduğu, davacının nihayetinde borcu bulunduğu ve anlaşılmıştır. Kooperatifin 07/07/2014 tarihinde toplanarak 160 nolu yönetim kurul kararında kooperatif adına kayıtlı bir kısım taşınmazların davalı ... inşaat'e devrine karar almış olduğu davalı kooperatifin 01/06/2014 tarihinde 2013 yılına ait olan genel kuru kapsamında yönetim kuruluna ihtiyaç fazlası dairelerin satışı için yetki verildiği görülmüştür. Kooperatifin ve davalı şirketin defterlerinin karşılaştırılmasında, birbirini doğrulamadığı ve taşınmazın devrine dair bir kayıt olmadığı görülmüştür. Davalı kooperatif tarafından yapılan kesin maliyet ana sözleşmeye aykırıdır. Zira Endeksleme: İnşaat maliyetindeki artışın ifadesi olan bayındırlık ve iskan bakanlığınının tespit ve ilan ettiği müteahhitlik karne kat sayısı endekslenecek tutarlara aylık bazda ( yıllık katsayı 12 aya bölünerek) uygulanmak sureti ile endeksleme yapılır. Bedel tespitinin yapıldığı yılın geçmiş her ayı için 1 evvelki yılın aylık değerleri esas alınır. Bu endeksleme ile sadece konut bedelinin tespiti yapılır. Ancak davalı kooperatifin hesap teknik komisyonu endekslemeye esas olarak TÜFE değerlerini değer alan ve eskalasyon olarak nitelendirilen temeli baz almıştır bu hususta sözleşmeye aykırılık teşkil etmektedir. ... Kooperatif 30/05/2010 tarihinde 2009 yılına ilişkin olan genel kurul toplantısında geçici maliyet yapılmasına ilişkin yönetim kuruluna yetki vermiştir. Kooperatifler kanunu, kooperatif ana sözleşmesi ve yargıtay yerleşik içtihatları gereğince kooperatif ortağının dairesini teslim ve devir alabilmesi için kooperatif tarafından çıkartılan hesabın ödenmesi ve kooperatife borcu olmaması gerekmektedir bu kuralın istisnası ise eşitlik ilkesidir. Yargıtay yerleşik uygulamasına göre,''... kural olarak, kooperatif ortağının tapu iptali ve tescil talebinde bulunabilmesi için davalı kooperatife karşı tüm akçalı edimlerini yerine getirmiş olduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Ayrıca 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 23. maddesinde karşılığını bulan eşitlik ilkesi gereğince, kooperatif ortakları hak ve yükümlülüklerde eşit olup, kooperatif aynı durumdaki ortaklarına eşit işlem yapmak zorunda olduğundan, davacı ile aynı durumda olan ortağa borca rağmen tapularının verilmiş olması halinde de davacı tapu talep edebilecektir. (Y.23HD. 13.07.2020, 2017/1239E., 2020/2574 K)' Bilirkişi heyetinden alınan raporla da sabit olduğu üzere eşitlik ilkesine aykırı bir durum bulunmadığı gibi davacının kooperatife borcunun da bulunduğu anlaşılmış olmakla açılan davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca, bir konutun ortağa tahsisi ortağa şahsi hak sağlar. Kooperatifçe bir dairenin geçerli bir tahsis işlemiyle bir ortağa tahsisi halinde, tahsis edilen ortağın rızası olmaksızın, ortaklığı devam ettiği sürece konutun başka bir ortağa tahsisi mümkün değildir. Kooperatif tarafından taşınmazın ortağa tahsisi, mülkiyeti geçiren bir işlem olmayıp, kooperatifle olan iç ilişkide bir hak bahşeden ve koşulları oluştuğunda kooperatife karşı tapu iptal ve tescil talebinde bulunma hakkı yanında ortağa, tahsis hakkına karşı yapılan haksız saldırılarda üçüncü kişilere karşı müdahalenin men'i ve ecrimisil davası açmaya izin veren bir haktır. Öte yandan İİK'nun 198. maddesi, "Mevzuu para olmıyan alacak ona muadil bir kıymette para alacağına çevrilir. Şu kadar ki iflas idaresi taahhüdün aynen ifasına deruhte edebilir. Bu takdirde alacaklı talep ederse iflas idaresi teminat gösterir...Borçlar Kanunu'nun 290 ncı maddesi hükümleri mahfuzdur." hükmünü içermektedir. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacı kooperatif üyesinin kooperatife karşı parasal yükümlüğü bulunması halinde tapu iptali ve tescil isteyemeyecektir. Davacı taraf ıslah ile taşınmazın kooperatif adına tescilini dilemiştir. Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul 2001, s. 3965). Islah müessesesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkândır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf işlemi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itiraza imkân vermeksizin yapılabilmektedir (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, İstanbul, 1992, s. 534). Islaha ilişkin temel düzenleme HMK’nun 176. ve devamı maddelerinde yer almakla birlikte, ıslah HMK’nun 141. maddesindeki iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının istisnası olarak belirtilmektedir. Islahın düzenlendiği bu maddeler dikkate alındığında; ıslahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleridir. Bu bakımdan ancak tarafların yapmış olduğu usul işlemleri ıslah edilebilir. Tarafların yapmış olduğu usul işlemleri, yargılamanın ilerlemesi için yapılan, şartları ve etkileri usul hukuku tarafından düzenlenmiş olan işlemlerdir. Bir taraf ancak kendi yapmış olduğu usul işlemlerini ıslah edebilir; karşı tarafın veya mahkemenin yapmış olduğu usul işlemleri ıslah edilemez (Kuru, s. 4020). Gerek öğretide gerekse uygulamada ıslah yoluyla davanın değiştirilebileceği veya genişletilebileceği, aynı şekilde savunmanın da genişletilebileceği ilke olarak kabul edilmektedir. Yine HUMK’nın yürürlükte olduğu tarihte kısmi dava olarak açılan bir davada, müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusunu teşkil etmektedir. Islahın amacı, yargılama sürecinde şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır (Özekes, Hakan: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2017, s. 1517). Çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Davanın tamamen ıslahı, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektirir. Gerek öğretide gerekse uygulamada, davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, tamamen ıslah edilen dava ilk açılan davanın devamı niteliğinde olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, zamanaşımı ilk davanın açıldığı tarihteki duruma göre dikkate alınacaktır. Onun için davanın tamamen ıslahında ıslah olunan dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır (Kuru, s. 3998 vd; Özekes, s. 1537). Davacı kooperatif tarafından açılacak davadaki tescil isteminin kendi istemi haline getirmiştir. Dava dilekçesinde olmayan yeni bir talebin kısmi ıslahla davaya eklenmesi mümkün değildir ve bu tam ıslaha konu edilebilecek bir husustur. HMK'nun 180. maddesinde "Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir." hükmü yer almaktadır. Ancak davacı tarafça HMK'nun 180. maddesindeki usule uygun şekilde tam ıslah talep edilmediği gibi tam ıslaha uygun şekilde işlem de yapılmamıştır. Bu nedenle davacının ıslah hakkını kullanmamış, hiç ıslah yapmamış gibi davaya devam edilmesi gerektiği kanaati hasıl olmuştur. Anılan gerekçelerle ıslah dikkate alınmamıştır. Davanın REDDİNE,..." şeklinde karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekilince yasal süresinde istinafa başvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ :Davacı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından gerekçeli kararda ıslahın mahiyetine ilişkin yanlış değerlendirme ve kopyala yapıştır işlemi yapılarak red kararı gerekçelendirildiğini, yapılan işlem talep kısmını değiştirdiğini ve yeni delil sunmuş olmaları nedeniyle geçerli ıslah mahiyetinde olduğunu, zira ıslah iddianın genişletilmesi ve yeni delil sunulmasının hukuki bir yolu olduğunu, yaptığı işlemin de bundan ibaret olduğunu, yine mahkeme kararında teminat verilmesi işleminin şeklen geçersizliğinin ileri sürülmesi hakkının kooperatife ait olduğu belirtilse de ana sözleşme gereği söz konusu daire mülkiyetinin verilmesi kendisine taahhüt edilmiş olan müvekkilin böyle bir hakkı olmadığını kabul etmek hukuk ve mantıkla bağdaşmayacağını, kaldı ki söz konusu işlem yok hükmündedir tapu kaydının düzeltilmesi istemi hiç bir şekilde zamanaşımına dahi tabi olmadığın, kooperatifin, davalı ... İnşaat'a olan borcunu müvekkil ve diğer bir kısım üyelerin dairelerini devrederek ödemesinin herhangi bir yasal dayanağı mevcut olmadığını, kooperatifin iflası sebebiyle maliyet hesabının kesinleştirilmesinin kooperatifçe yapılması imkanı kalmamışken yerel mahkemece somut olaya uymayan yargıtay kararı emsal alınarak karar verilmesi hatalı olduğunu, mahkemece dosyadaki bilirkişi raporunda “üyenin borcu olması sebebiyle tapu iptal tescil davası açamayacağı” hususuna ilişkin yargı içtihatlarının olayımızda uygulanabilmesi bizce söz konusu olmadığını, bunun en önemli sebebi davalı kooperatifin iflas etmiş olması ve bu nedenle de müvekkil üyenin gerçek borcunu tespit edecek bir komisyonun oluşturulamayacağı ve nihai maliyet hesabının ana sözleşmedeki düzenleme çerçevesinde kesinleştirme olanağının da kalmadığını, bütün bu hususlar gözetildiğinde kooperatifin ve davalı şirketin hukuka aykırı olarak müvekkilin hak sahibi olduğu taşınmazın tapusunu müvekkile vermeme konusundaki çabasına karşı yıllardır süregelen mücadelesi göz önünde bulundurularak y.yargıtayın geçmiş dönemde uygulamış olduğu "kooperatif üyesinin kooperatife olan gerçek borcunun mahkemece tespit edilerek kooperatif üyesi tarafından mahkemeye depo edilmesi" suretiyle tapu iptal tescil kararı verilmesi gerektiğini, kooperatif tarafından yapılan kesin hesap maliyet raporuna itiraz kesin olarak karara bağlanmadığını, taşınmazların satımına yönelik genel kurul kararı olmadan, gerekli şartlar sağlanmadan yapılan satım işleminde davalı erkut inşaatın iyiniyetinden söz edilemeyeceğini, kooperatiflerde gayrimenkul alım satım ile ilgili şartları-azami ve asgari rakamları tespit yetkisi genel kurulda olup davalı kooperatifin yönetim kurulu kararı ile davalı şirkete yapmış olduğu gayrimenkul satışı açıkça kanuna aykırıdır. devredilen daire bedeli ticari defterlere işlenmediğini, kooperatif tarafından yapılan ana sözleşmedeki değişiklikler güncel yargıtay içtihatları gereğince yok hükmünde olduğunu, kooperatif tarafından yapılan işlemlerin 1163 sayılı yasanın 23. maddesine aykırılık etmesi sebebiyle müvekkilin tapu iptal ve tescil davası açma hakkı olduğunu, ıslah dilekçesinde Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/532 e. sayılı dosyasının celbini talep etmiş olmamıza karşın bu talebimiz ıslah dilekçesinin yerel mahkemece hatalı değerlendirilmesi sonucu dikkate alınmadığını, İstinaf başvurusunun duruşmalı olarak yapılacak incelemesi neticesinde kabulü ile hatalı ve eksik inceleme sonucu verilen Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/660 E. 2023/1094 K. ve 06/12/2023 tarihli kararının kaldırılmasına, söz konusu kararın kaldırılıp yeniden yargılama yapılarak taleplerimiz doğrultusunda davamızın kabulüne karar verilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinafa cevap dilekçesinde özetle; açtığı davada haksız olduğunu ve hukuka aykırı taleplerde bulunduğunu gören davacı usul hükümlerini yok sayarak yeni taleplerde bulunduğunu, davacının tam ıslah yaptığı iddiasını desteklemek için yanıltıcı bir şekilde bir kısmını alıp sunduğu Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2020/2652 E 2021/1340 K sayılı ilamı dahi davacının iddialarını çürüttüğünü, davacının bizzat kendisinin sunduğu yargıtay kararı dahi yerel mahkeme kararının yerindeliğini desteklediğini, her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir. dava açıldıktan yıllar sonra kooperatif iflas ettiğini, bu nedenle davacının kooperatifin iflas ettiğinden bahisle yargıtay kararlarının dikkate alınmaması gerektiğini ileri sürmesi de hatalı oluğunu, davacının kooperatife borçlu olduğu hususunda bir ihtilaf olmadığını, borçlu olan bir üyenin kendi adına tapu tescili istemesinin mümkün olmayacağı da yargı kararları ile sabit olduğunu, yerel mahkeme tarafından bekletici mesele yapılmasına karar verilen 2015/1858 e sayılı dosya da müvekkil lehine sonuçlandığını ve kesinleştiğini, davacının taleplerinin muhatabının müvekkil değil diğer davalı kooperatif olduğu bu karar ile de ortaya konulduğunu, davacı ayrıca her ne kadar kendisinden daha az ödeme yapan kooperatif üyelerinin daire aldığını ve bu nedenle eşitlik ilkesine aykırılığın söz konusu olduğunu iddia etmiş ise de iddia edildiği gibi bir durum olmadığı zaten daha önce bilirkişi raporu ile de ortaya konulduğunu, davacı tarafından sunulan haksız ve yasal dayanaktan yoksun istinaf taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Dava, kooperatif üyeliğine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Dava konusu uyuşmazlık davacının kooperatife karşı edimlerini yerine getirip getirmediği ve tapu iptal ve tescil şartlarının oluşup oluşmadığı hususundadır.Dava konusu olayda; davacı, davalı Konakkent Konut Yapı Kooperatifi üyesi olup kendisine tahsis edilen dairesinin de kendisine teslim edildiğini, ancak bu dairenin kooperatifin davalı yükleniciye borçlarına karşılık davalı yükleniciye satıldığını, taşınmaz tapusunun verilmediğini ileri sürerek davaya konu taşınmazın tapusunun iptal ve tescil kararı verilmesini talep etmiştir.Yargıtay yerleşik uygulamasına göre,'' kooperatife ait bir taşınmazı tahsisle devralıp kullanan bir ortağın taşınmazını tapuda resmi işlemle temlik alanın iyiniyeti korunamaz. Tapuda işlem yapan basit bir araştırmayla bu taşınmazın kooperatif tarafından kime tahsis edildiğinin öğrenebilecek durumdadır. Kaldı ki içinde kooperatif üyesinin oturduğu bir taşınmazı satın alırken böyle bir araştırmayı yapmak taşınmaz alan herkesten beklenmelidir. (Yargıtay 23.Hukuk Dairesi 19.01.2021 tarihli 2019/3393 Esas, 2021/82 Karar- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2022/1660 Esas 2023/2738 Karar) Davacının yüklenici kooperatif üyesi olup kur'a ile dava konusu taşınmazın davacıya isabet ettiği, taşınmazın davacıya teslim edildiği, davacıya tahsis edilen taşınmazın 14.07.2014 tarihinde davalı yüklenici şirket adına tescil edildiği ihtilaf konusu değildir. Davacının evde ikamet ettiğine dair bir iddiası da bulunmamaktadır.Davacı dava dilekçesinde kooperatifçe bakiye maliyet borcunun kesinleştirilip kendisine bildirilmesi halinde bu borcu ödeyeceğini beyan ederek davalı kooperatife borcu olduğunu kabul etmiştir. Davacının 14.08.2014 tarihli güncel maliyet raporuna göre davalı kooperatife borcunun olduğunun belirtildiği görülmüştür.Bilindiği üzere kooperatif ortağının tapu iptali ve tescil talebinde bulunabilmesi için davalı kooperatife karşı tüm akçalı edimlerini yerine getirmiş olduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Ayrıca 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 23. maddesinde karşılığını bulan eşitlik ilkesi gereğince, kooperatif ortakları hak ve yükümlülüklerde eşit olup, kooperatif aynı durumdaki ortaklarına eşit işlem yapmak zorunda olduğundan, davacı ile aynı durumda olan ortağa borca rağmen tapularının verilmiş olması halinde de davacı tapu talep edebilecektir. (Y.23HD. 13.07.2020, 2017/1239E., 2020/2574 K) Bu hususta bilirkişi heyetinden rapor alındığı, eşitlik ilkesine aykırı bir durum bulunmadığı gibi davacının kooperatife borcunun bulunduğu anlaşılmış olmakla davacının tapunun kendi adına tescili talebinin reddi yönündeki ilk derece mahkemesi kararını yerinde olduğu anlaşılmıştır.Davacı 19.04.2023 tarihli dilekçesi ile kooperatife olan gerçek borcunun tespit edilerek bu bedelin ve ferilerinin mahkeme veznesine depo edilmesi suretiyle davalı şirket adına olan tapunun iptali ile kendi adına tescilini bu mümkün olmazsa eşitlik ilkesi uyarınca kooperatife en az ödeme yaparak tapu alan üyenin borcunun belirlenerek b bedelin mahkeme veznesine depo edilmesi suretiyle davalı şirket adına olan tapunun iptali ile kendi adına tescilini buda mümkün olmazsa kooperatif ile şirket arasında gerçekleşen satım sözleşmesinin gerçek iradeye aykırı olduğundan yokluğunun tespiti ile davalı şirket adına olan tapunun iptali ile davalı kooperatif adına tescilini talep etmiştir. Davacının 19.04.2023 tarihli dilekçesinin 4. Numaralı bendinde ileri sürdüğü taşınmazın davalı şirket adına olan tescilinin iptali ile davalı kooperatif adına tescili yönündeki talebi ıslah ile ileri sürmesi usule aykırı olup mahkemece davacının bu talebinin de reddine karar verilmesi yerinde görülmüştür.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
KAYSERİ 1.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 06/12/2023 tarih ve 2014/655 E . 2023/1095 K sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1. b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
-
Alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
-
İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına,
-
HMK'nın 302/5.maddesi gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin; harç tahsil işlemlerinin, HMK'nın 359/4.maddesi gereğince işbu kararın taraflara tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
-
İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-a bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 16/05/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02