SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2023/1305

Karar No

2024/1062

Karar Tarihi

3 Temmuz 2024

T. C.

KAYSERİ

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/1305

KARAR NO: 2024/1062

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 30/03/2023

NUMARASI: 2021/446 Esas, 2023/273 Karar

DAVANIN KONUSU: Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat

DAVA TARİHİ: 28.06.2021

İSTİNAF KARARININ

VERİLDİĞİ TARİH: 02.07.2024

YAZILDIĞI TARİH: 02.07.2024

Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/446 Esas, 2023/273 Karar sayılı kararı davalı ... vekili tarafından istinaf incelemesi için dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜP GÖRÜŞÜLDÜ:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacılar vekili dava dilekçesinde;... tarihinde, plakası ve kimliği tespit edilemeyen dava dışı sürücünün; sevk ve idaresindeki plakasının rakam grubunun... olduğu öğrenilen yeşil renk ... marka araç ile müvekkili ...’ya çarpması sonucu yaralamalı trafik kazası meydana geldiği, müvekkilinin meydana gelen işbu trafik kazası sebebiyle ağır şekilde yaralandığını, kalıcı iş göremezliğe maruz kalmış, aynı zamanda bakıcı ihtiyacı doğduğunu, yargılama konusu trafik kazasının meydana gelmesinde, davacı müvekkilin hiçbir kusuru bulunmadığını, dava konusu trafik kazasına kusuruyla sebebiyet veren araç ya da sürücüsü tespit edilemediğini, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 14/2-a ve Güvence Hesabı Yönetmeliği’nin 9/1-a maddeleri uyarınca; “ Sigortalının tespit edilememesi durumunda kişiye gelen bedensel zararlar için” Güvence Hesabına başvurulabileceğini düzenlediğini, davalı ..., dava konusu kalıcı iş göremezlik bedeli olarak şimdilik, 3.900,00-TL, bakıcı gideri tazminatı olarak şimdilik, 100,00-TL,olmak üzere toplam 4.000,00-TL’nin kaza tarihi olan ...tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalı ...'ndan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinden özetle; davacı tarafından başvuru şartı yerine tam olarak getirilmediğini, davacı tarafından taleplerinin somutlaştırılması gerektiğini, kazanın oluşumunda kusur oranı tespit edilmesinin gerekli olduğunu,

kaza nedeniyle davacı ...'nun maluliyeti oluşup oluşmadığı ve oluşmuşsa bunun kaza nedeniyle olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kaza nedeniyle davacıya maddi tazminata mahsuben ödeme yapılıp yapılmadığı hususunun sorulması gerektiğini, müvekkili kurumun sorumluluğu teminat limitleri dahilinde olduğunu, sorumluluğu aşar nitelikte karar verilmemesini, müvekkili kurumun temerrüdü dava tarihi itibariyle oluşmuş olup müvekkili kurum ticari şirket olmadığından yasal faize hükmedilmesini, davanın reddine,

yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu, mahkemece toplanmış usulüne uygun deliller olarak değerlendirilmiş buna göre, olay günü, plakası ve kimliği tespit edilemeyen araç ile kimliği tespit edilemeyen araç sürücüsünün,... marka otomobil ile seyri esnasında yolda yaya olarak bulunan davacı...'ya çarpması sonucu yaralamalı trafik kazası meydana geldiği, plakası tespit ve sürücüsü tespit edilemeyen aracın, Karayollarında vermiş olduğu zararlardan kaza tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları ZMMS poliçe limiti çerçevesinde davalı... sorumlu olduğu, düzenlenen tutanak ve belgeler ile savcılık soruşturma evrakından, davacı atfı kabil kusur bulunmadığı anlaşılmakla benimsenen bilirkişi raporu ve adli tıp raporu ile davacının bedensel zararlarının hesaplandığı; bu çerçevede davacının bakıcı ihtiyacı bulunduğu, ERÜ Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından alınan raporla sabit olmakla yine raporda belirtilen 1 aylık süre üzerinden hesaplanan bakıcı giderinin 2.943,00-TL olduğu, davacının dava dilekçesindeki talebi 100,00-TL olmakla birlikte değer arttırım dilekçesi ile birlikte talebinin zarar tutarına yükselttiği anlaşılmakla, davacının talebinin benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda 2.943,00-TL üzerinden kabulüne karar vermek gerekmiş; öte yandan ERÜ Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından alınan raporda ayrıntılı olarak gerekçesine değinildiği üzere her ne kadar davacı kaza tarihindeki yaşı itibariyle "Çocuklar icin Özel Gereksinim Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik (ÇÖZGER)" (Resmi Gazete Tarih 20/02/2019 sayı :30692) hükümlerine tabi olup yönetmelik çerçevesinde maluliyet/engel oranının tespit edilmesi gerekmekte ise de bu yönetmelik hükümleri çerçevesinde meydana gelen kazaya bağlı rakamsal olarak ifade edilebilen bir maluliyet/engel oranının tespit edilememesi nedeniyle tespit ve değerlendirmeler yönetmelikteki atıf uyarınca Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik (Resmi Gazete 20/02/2019Tarih 30692 Sayı) hükümlerine göre yapılan hesap çerçevesinde %6 oranında maluliyetinin bulunduğu ve bu çerçevede yapılan hesaba göre 387.796,47-TL sürekli iş göremezlik şeklinde bedensel zararların ortaya çıktığı, dava dilekçesinde 3.900,00 TL talep edilmekle birlikte değer arttırım dilekçesi ile birlikte bu zararın tamamının talep edildiği anlaşılmakla davacının sürekli iş göremezlik şeklindeki maddi tazminat talebinin değer artırım dilekçesi doğrultusunda tümüyle kabulüne karar vermek gerekmiş; davacının dava tarihinden önce Güvence Hesabı'na yapmış olduğu başvuru sonucu hasar dosyası açıldığı, eksik evrakların davalı tarafça, davacıdan talep edildiği, 12/04/2021 tarihinde davacı tarafa evrakların tamamlanarak davalıya gönderildiği, ancak zararın kısmen yahut tamamen davalı tarafça giderilmediği, davalı ...'na yapılan başvuru tarihinin 12/04/2021 olduğunun kabulü ile bu tarihten itibaren 8 iş günü içerisinde davacının maddi zararlarının kısmen yahut tamamen ödeme yapılmadığı ve 8 iş günü sonrası davalının temerrüde düştüğü dikkate alınarak ve ayrıca davacının maddi tazminat taleplerinin kaza tarihi itibariyle geçerli Karayolları ZMMS poliçe limiti olan 410.000-TL içerisinde kaldığı dikkate alınarak, mahkemece belirlenen davalı ...'na özel temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacının maddi tazminat taleplerinin tamamıyla kabulüne, dair karar verildiği anlaşılmıştır.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı ...vekili, süresi içinde verdiği istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından başvuru şartının yerine tam olarak getirilmediğini, ilk derece mahkemesi tarafından bu hususun görmezden gelindiğini, davacı tarafından başvuru şartı tam olarak yerine getirilmediğinden 6704 sayılı kanun gereği başvuru şartı tam olarak yerine getirilmeksizin açılan huzurdaki davanın başvuru şartı eksikliği nedeniyle reddinin gerektiğini, kazanın oluşumunda kusur oranı tespit edilmeksizin karar verilmesinin usul-yasaya aykırılık teşkil ettiğini, ailenin bakım ve gözetim yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle kusur indirimi yapılmadığını, kaza tarihi olan ...'de davacı ...'nun 9 yaşında olduğunu, ailesinin bakım ve gözetimi altında olduğunu, bu sebeple de meydana gelen kazada ailenin bakım ve gözetim yükümlüğünü ihlal etmesi nedeniyle ailenin de sorumluluğunun bulunduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından karar verilirken buna dair bir tespit yapılmadığını ve kusur indirimi uygulanmadığını, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2015/223 Esas, 2017/5735 Karar sayılı Yargıtay ilamından da görüleceği üzere davacının ailesinin bakım ve gözetim yükümlülüğünü ihlal ettiğinde göz önüne alınması gerektiğini, bu sebeple ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın bu haliyle hatalı olduğunu, dosya kapsamında yer alan maluliyet raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin, kaza ile davacıda oluştuğu iddia edilen maluliyet arasında illiyet bağı kurulmaksızın karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, işbu dava dosyasında müvekkili kuruma sunulan maluliyet raporu ile ilk derece mahkemesi tarafından alınan maluliyet raporu arasında çok ciddi bir çelişki bulunduğunu, ayrıca meydana gelen kaza ile davacının maluliyet arasındaki illiyet bağına ilişkin bir incelemede yapılmadığını, bu sebeple raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin, illiyet bağı kurulmaksızın hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, maluliyet raporunda esas alınan yönetmeliğin hatalı olduğunu, imzaların araz konusunda uzman hekimlerce atılması gerekli iken bu hususa dikkate edilmediğini, ayrıca raporda maluliyete ilişkin olarak "sürekli" ibaresi kullanılması gerekirken kullanılmadığını, bu sebeple de iş bu raporun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından her ne kadar davacı lehine bakıcı giderine hükmedilmiş ise de davacıya fiilen bakıcı tutulduğu ispatlanmadan karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kaza nedeniyle davacıya maddi tazminata mahsuben ödeme yapılıp yapılmadığı hususuna ilişkin bir araştırma yapılmadığını, dava konusu kazada, kazaya sebep olan araç tespit edilmemiş olduğunu, kazaya sebep olan taraf belirlenmeksizin meydana geldiği kesin olarak tespit edilmeyen bir kaza nedeniyle müvekkili şirket aleyhine hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu kazaya sebep olan sürücünün tespit edilmemiş olması, kazanın meydana geldiğine dair, somut deliller yer almaması sebebiyle iş bu davada müvekkili kurumun sorumluluğunun bulunmadığını, bu sebeple yapılacak istinaf incelemesi neticesinde işbu davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, ilk derece mahkemesi tarafından tespit edilen temerrüt tarihinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili kurumun temerrüdü dava tarihi itibariyle oluştuğunu, bu nedenlerle tehir-i icra taleplerinin kabulü ile, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dairemizce, HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınmak suretiyle yapılan incelemede;

Dava, trafik kazası sonucu davacının yaralanması nedeniyle 2918 sayılı KTK kapsamında karayolları ZMMS poliçesi bulunmayan aracın vermiş olduğu zararlardan sorumlu tutulan Güvence Hesabından maddi zararların (sürekli iş göremezlik, bakıcı gideri zararı) tazminine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada toplanan deliller ve Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/48976 Soruşturma nolu dosya kapsamı dikkate alındığında, kaza tarihinde 9 yaşında olan davacı ...'nun caddede oynarken plakası tespit edilemeyen aracın çarpması ile yaralandığı, failin tespit edilemediği ve daimi arama kararı verildiği görülmüştür.

Kazanın meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dahilinde sigortasını yaptırmamış olanların neden olduğu bedensel zararlar için Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi ve Güvence Hesabı Yönetmeliği'nin 9/b maddesi gereğince; Güvence Hesabının hak sahiplerine ödeme yapmakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir.

İlk derece mahkemesince davacının yaralanması ile sonuçlanan kaza ile ilgili olarak kusur oranını belirtir herhangi bir bilirkişi raporu alınmamış, davacı...'nun herhangi bir kusuru bulunmadığı gerekçeli kararda belirtilmiştir.

Davalının sorumluluğu 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ve Güvence Hesabı Yönetmeliğine dayanmakta olup; sorumluluğu, zarara sebep olan meçhul araç sürücüsünün kusuruyla sınırlı olduğu gibi, yaralananın ya da davacıların müterafik kusurunun bulunması halinde, o oranda da davalının zarardan sorumsuzluğunu kabul etmek gerekir.

İlk derece mahkemesince davacının yaralanmasına yol açan kazada tarafların kusur oranlarının belirlenmesi konusunda hiçbir inceleme yapılmadığı; meçhul araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu kabulü ile hesaplama yapıldığı anlaşılmıştır.

Davacı ... kaza tarihinde 9 yaşında olup, sokakta oynarken meçhul aracın çarpması sonucu yaralanmıştır. Davacı çocuğun yaşı itibariyle, velayet hakkına sahip olan anne ve babanın çocuk üzerinde gözetim yükümlülüğü bulunduğu izahtan varestedir. Bu nedenlerle, davacı ...'nun anne ve babasının küçük çocuk üzerindeki gözetim yükümlülüklerini ihlal edip etmedikleri, ihlal varsa bu hususun kazadaki etkisi ve davacıların kusur oranının ne olacağı konularının irdelenmesi ve kusur oranlarının tespitinin teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi raporu alınması gerektiği açıktır. Bu durumda mahkemece yukarıda ifade olunan hususlar gereği Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden ya da Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden tüm dosya kapsamı, ceza soruşturması ve kazanın oluş biçimi gözetilerek küçük çocuk üzerindeki anne ve babanın gözetim yükümlülüğünün ihlal bulunup bulunmadığı ve kusur oranlarının belirlenmesi konusunda ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, mechul araç sürücünün tam kusurlu olduğu sonucuna varılarak hüküm tesisi doğru bulunmamıştır. Bu hususa ilişkin davalı tarafın istinaf sebebi haklı görülmüştür.

Ayrıca ilk derece mahkemesince davalı ... ... numaralı hasar dosyası istenilmiş, ancak dosyanın gönderilmediği anlaşılmıştır. Hasar dosyası da dosya arasına getirildikten sonra davacıların dava açmadan önce Güvence Hesabına başvurduğu anlaşılmakla eksik evrakla başvuru olup olmadığı tespit edilmeli ve buna göre davalının temerrüt tarihi belirlenmelidir.

Davacının maluliyet oranı konusunda ERÜ Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından rapor alındığı, Yargıtay kararlarına göre Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından rapor alınması gerektiği bilinmekle davalı tarafın maluliyet oranına ilişkin istinaf sebebi yerinde görmemiştir.

Dava dilekçesinde, davacının Suriye vatandaşı olduğu, Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması hükümlerine göre Suriye vatandaşlarının teminattan muaf olduğu davacı vekili tarafından belirtilerek dava açılmış, mahkemece de herhangi bir teminat alınmadığı görülmüştür.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinde dava şartları düzenlenmiş, aynı maddenin ikinci bendinde, diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48/1. maddesinde "Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır." hükmü düzenlenmiştir. 5718 sayılı Kanun'da teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır.

5718 sayılı Kanun'un 48/2 maddesinde ise "Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar." hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hakimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az önce belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17. maddesinde; akit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan akit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.

5718 sayılı Kanun'da öngörülen teminat yükümlülüğü dava açmanın ön koşulu olup, mahkemece re'sen gözetilmelidir.

Somut uyuşmazlıkta, davacı Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşıdır. Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün muhtelif tarihli yazılarında “Suriye Arap Cumhuriyeti'nin 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi'nin tarafı olmadığı, Suriye Arap Cumhuriyet ile Ülkemiz arasında 09/04/2009 tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması" imzalandığı, bu Anlaşmanın 13. maddesinde; "Bir Akit Tarafın vatandaşları, diğer Akit Tarafın adlî makamları önündeki işlemlerinde, salt yabancı olmaları veya diğer Akit taraf ülkesinde ikametgâhları bulunmamasından ötürü teminat akçesi (jutlıcatuııı solvi) vermekle yükümlü tutulmayacaklardır." hükmünün yer aldığı, söz konusu Anlaşmanın yürürlüğüne ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan bilâ tarihli ve 870161 13-019.00-2013/205798 sayılı yazıda, Anlaşmanın onaylanma işlemlerinin karşı tarafa bildirilmesinin ardından ilgili maddeleri uyarınca 20/10/2011 tarihinde yürürlüğe girdiği, Bakanlıklarınca anlaşmaların yürürlüğe giriş tarihlerinin tespitine yönelik olarak 244 sayılı Kanunun 3'üncü maddesi çerçevesinde Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkarılması için gerekli sürecin başlatıldığı bildirilmiştir. Söz konusu yazılarda ayrıca, 244 sayılı Kanunun 3'üncü maddesinin 2'inci fıkrasında yer alan "Bir milletlerarası andlaşma yukardaki fıkrada sözkonusu yürürlük tarihinin tesbitine dair kararnamede belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun kuvvetini kazanır." hükmüne dikkat çekilerek, uygulamada onay süreci tamamlanmış bulunan uluslararası andlaşmaların, iç hukukumuz bakımından yürürlüğe giriş tarihinin tespiti için Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması gerektiği bildirilmiş ve bu çerçevede, söz konusu Anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinin tespitine yönelik Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması için başlatılan sürecin henüz sonuçlandırılmadığı ifade edilmiştir.” Bu durumda Suriye Arap Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmanın henüz yürürlüğe girmediği, iç hukuk açısından anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Bakanlar Kurulu Kararname sürecinin tamamlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Suriye Arap Cumhuriyet ile Ülkemiz arasındaki 09/04/2009 tarihli "Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması"nın 13. maddesi ve ayrıca Suriye Arap Cumhuriyeti, 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin tarafı olmadığından 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin 17. maddesi uyarınca davacının teminat yatırmaktan muaf olduğu söylenemeyecektir.

Öte yandan; Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesini ihtirazı kayıtla onaylamış, mülteci tabirinin tanımlanması noktasında tarih ve coğrafi bakımından sınırlandırma getirerek sözleşmeye taraf olmuştur. 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna dair Protokole de, ihtirazi kayıt ve coğrafi sınırlama bakımından yapılan deklarasyon baki kalmak şartıyla katılmıştır.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 61. maddesinde "mülteci" tanımlamasına yer verilmiştir. Madde metnindeki tanımlama karşısında, davacının mülteci statüsünde bulunmadığı sabittir. Bu halde, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesinin 16. maddesinin somut olayda uygulanma kabiliyeti de yoktur.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 88. maddesinde, uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler, karşılıklılık şartından muaf tutulmuştur. Aynı Kanun'un 61, 62 ve 63. maddelerindeki hükümler dikkate alındığında, uluslararası koruma çeşitlerinin "mülteci", "şartlı mülteci" ve "ikincil koruma" statüleri olarak tanımlandığı görülmektedir.

6458 sayılı Kanun'un "geçici koruma" başlıklı 91. maddesinde ise, "(1) Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir." düzenlemesi vardır. Gerek 6458 sayılı Kanun'da gerekse Geçici Koruma Yönetmeliği'nde, geçici koruma sağlananların teminat gösterme yükümlülüğünden ya da karşılıklılık şartından muaf olduklarına dair bir düzenleme yoktur. O halde, geçici koruma sağlananlar, teminat gösterme yükümlülüğünden ve karşılıklılık şartından muaf değildir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında varılan neticede; davacının "mülteci" statüsünde olmadığı sabittir. Ayrıca 6458 sayılı Kanun'un 88. maddesinin uygulanması noktasında, davacının "şartlı mülteci" veya "ikinci koruma" statüsünde olmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Zira dava dilekçesinin ekinde sunulan Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı tarafından verilen "geçici koruma kimlik belgesinde" davacının "geçici koruma" statüsünde olduğu anlaşılmaktadır. Gerek 6458 sayılı Kanun'da gerekse Geçici Koruma Yönetmeliği'nde, geçici koruma sağlananların teminat gösterme yükümlülüğünden ya da karşılıklılık şartından muaf olduklarına dair bir düzenleme yoktur. O halde, geçici koruma sağlananlar, teminat gösterme yükümlülüğünden ve karşılıklılık şartından muaf değildir. Yani davacının 6458 sayılı Kanun'un 88. maddesinden yararlanması da mümkün değildir.

Bu durumda ilk derece mahkemesince 5718 Sayılı Yasanın 48. maddesi gereğince belirlenecek teminatı yatırması için davacı tarafa usulüne uygun süre verilip, sonucuna göre yargılamaya devam edilmesi gereklidir.

Bu itibarla, istinaf başvurusunda bulunan davalı ... vekilinin istinaf talepleri nazara alınarak ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

  1. ) Davalı ...'nın istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; 6100 sayılı HMK'nın 353/1. a/6. maddesi gereğince Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/446 Esas, 2023/273 Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,

  2. ) Davanın yukarıda gerekçe bölümünde belirtilen hususlar değerlendirilerek yeniden görülmesi için dosyanın MAHKEMESİNE İADESİNE,

  3. ) Peşin alınan istinaf karar harcının istek halinde istinaf kanun yoluna başvurana iadesine,

  4. ) İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

  5. ) İstinaf kanun yoluna başvuran tarafca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

  6. ) İstinaf yargılaması bakımından istinaf kanun yoluna başvuran tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının HMK'nun 333. maddesi, Yönetmeliğin 207/1. maddesi ve HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi hükümleri uyarınca yatırana iadesine,

  7. ) Kararın kesin olması nedeniyle taraflara tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin HMK'nın md. 302/5 ve 359/3 uyarınca ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair; tarafların yokluğunda, 6100 sayılı HMK md. 353/1-a/6. maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK md. 353/1 - a, 362/1 - g maddeleri uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 03/07/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınÖlümkesinZararveAçılanTazminatkonusukayseriSebebiylenumarasıCismaniçözger"hüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim