Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/1052 E. 2024/446 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2023/1052
2024/446
8 Mayıs 2024
T.C.
KAYSERİ TÜRK MİLLETİ ADINA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : / Esas
KARAR NO : /
HAKİM :
KATİP :
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALI :
VEKİLİ : Av.
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/12/2023
KARAR TARİHİ : 08/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 09/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; : 19.04.2023 tarihinde Davalı ... sevk ve idaresinde ... plakalı aracıyla davacının maliki olduğu ... plakalı aracın çarpmış olduğunu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 57/1-a'nın kazada dikkate alınması gerektiğini, 19.04.2023 tarihli Maddi Hasarlı Trafik Kazası Tespit Tutanağında da görüleceği üzere, somut olayda ... plakalı araç sürücüsü ... kurallara uygun olarak yavaşlamamış ve önünde anayola çıkmak için bekleyen davacının aracına çarpmış olduğunu, davalı ...'nün kavşaktaki şartlara uyacak şekilde yavaşlamadığı ve dikkatli olmadığı için bu kazada tam ve asli kusurlu olduğu anlaşılmakta olduğunu, davalının kusurlu bir şekilde ve hukuka aykırı bir fiille davacının mal varlığına vermiş olduğu zararları tazmin etmekle yükümlü olduğunu, meydana gelen kazada davalı şoförün %100 kusurlu olduğunu, davacıya atfı mümkün bir kusur bulunmadığını, karşı yanın kusuruyla meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacının ... plaka numaralı aracı hasar görmüş olduğunu, davacının aracını özel güvenlik faaliyetleri kapsamında ticari amaçla kullanmakta olduğunu, dolayısıyla davacının aracının tamirde geçirdiği süre boyunca kullanılamaması sebebiyle ticari kazanç kaybına uğramış olduğunu, davacının aracını ticari işlerinde kullanmakta olup, davacının uğradığı zarar ileride belirlenebilir olduğunda artırılmak üzere ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kazanç kaybı tazminatı (belirsiz alacak) bakımından mahkemeye başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, 19/04/2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası nedeniyle davacının maliki olduğu araçta, aracın tamirde geçirdiği süre boyunca kullanılamaması sebebiyle araçtan mahrumiyet meydana geldiğini, mahrumiyetten kaynaklanan kazanç kaybı bedeli zararlarının ZMMS veya kasko poliçesinden karşılanmamasından ötürü davalıya başvurma gerekliliği doğduğunu, davalı tarafın kusurlu hareketinden ötürü hasara sebebiyet vermesi ve bu hasar neticesinde davacının maliki olduğu aracın onarım süresi boyunca kullanılmamasından kazanç kaybı tazminatının davalı tarafça karşılanması gerekmekte olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 49/1’in ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 24/1’ün dikkate alınması gerektiğini, trafik kazasından kaynaklı tazminat davasının hukuki dayanağı da 49. Maddede düzenlenen haksız fiil sorumluluğu olduğunu, dolayısıyla haksız fiilden dolayı kusuruyla kazaya sebebiyet veren davalı ... 2918 Sayılı KTK m. 3' e göre araç sahibi ve sürücüsü olduğundan, davacı Desmer Güvenlik'in aracında meydana gelen hasarın onarımı süresinde kullanılamamasından doğan Ticari Kazanç Kaybı Tazminatını karşılamakla yükümlü olduğunu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 10.06.2013 Tarih, 2013/7281 Esas ve 2013/8745 Karar sayılı ilamının, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E. 2021/26277, K. 2022/11236 Sayılı ilamının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, Yargıtay kararındaki kabule göre de kazanç kaybından kaynaklı tazminat miktarının belirlenebilmesi için uzmanlar tarafından inceleme yapılması gerektiğinden taraflarınca tam ve net bir belirleme yapabilme imkanı bulunmayıp; huzurdaki dava taraflarınca bedel belirlenebilir olduğunda artırılmak üzere belirsiz alacak olarak açılmış olduğunu, kaza sonrası araçta yapılan onarımın ne kadar sürdüğüne ilişkin net tarihler taraflarınca bilinmemekle birlikte, mahkeme tarafından görevlendirilecek bilirkişi aracılığıyla benzer özelliklerde emsal bir araçta meydana gelecek benzer hasarların onarımının kaç gün süreceğine ilişkin bilirkişi raporu aldırılmasını ve davacının ticari aracında meydana gelen kazanç kaybı tazminatının, kaza tarihi itibariyle geçerli ve ikame araç nitelikteki bir aracın günlük kiralama bedelinin rayiç tutarlar üzerinden hesaplanmasını talep ettiklerini, haksız fiillerin meydana geldikleri anda hukuki sonuç doğurur ve zarara neden olanların zararı tazmin borcu haksız fiil tarihinde ortaya çıkacağını, bu sebeple faizin haksız fiil tarihinden itibaren işletilmesi gerekmekte olduğunu, haksız fiilin unsuru olan zarar, zarar görenin mal varlığında rızası dışında meydana gelen azalma ile zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durum arasındaki farktır ve zarar haksız fiilin meydana gelmesi ile gerçekleşmiş sayılacağını, zarar verenin ve diğer sorumluların zararı tazmin yükümlülüğü herhangi bir ihbara ve ihtara gerek kalmaksızın olay tarihinde doğacağını, kaza tarihi olan 19.04.2023'ten itibaren faiz talep edilmekte olduğunu, bu kapsamda Yargıtay 4.HD.11.02.2002 2001/10735 E. - 2002/1543 K. İlamının dikkate alınması gerektiğini, arabuluculuğa başvurulmasına rağmen sonuç alınamadığını, Mahkemece yapılacak değerlendirmeler neticesinde, Uzman bilirkişi tarafından araçta meydana gelen hasarın onarımı süresince kullanılamamasından kaynaklanan araç mahrumiyetinden kaynaklı, ticari kazanç kaybı tazminatının belirlenebilir olduğunda artırılmak üzere, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, HMK m.107 gereği şimdilik 100,00 TL'nin (belirsiz alacak) davalılardan tahsili için Mahkemeye başvurulması zorunlu hale geldiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; huzurdaki davanın ve vekaletnamenin kabulüne, 100,00 TL (belirsiz alacak) ticari kazanç kaybı bedelinin tazmini amacıyla belirtilen miktarların kaza tarihi olan 19/04/2023 itibariyle haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber tahsiline karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davalı ... vekili cevap dilekçesinde: Trafik kazalarından kaynaklanan tazminatlar için, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun’un (KTK) 97. Maddesinde 26.4.2016 tarihinde yapılan değişiklikle, zarar görenlerin dava açmadan önce ilgili sigorta şirketine söz konusu zararla ilgili başvuru yapması gerekmekte olduğunu, KTK MADDE 97-Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiğini, Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceğini, dava dilekçesi incelendiğinde davacı tarafın, sigorta şirketine başvurmadığı anlaşıldığından davanın usulden reddini talep ettiklerini, açılan dava haksız ve hukuka aykırı talepler içerdiğinden davanın reddine karar verilmesini talep etmemizde zaruret hasıl olduğunu, öncelikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacının davasının reddi gerektiğini, davalının zorunlu mali sorumluluk poliçesini yaptırmış olduğunu, kaza tarihi itibarı ile davalının sigorta poliçesinin kapsamından yararlanmakta ve sigorta poliçesi kapsamında risklere karşı korunmakta olduğunu, söz konusu trafik kazası19.04.2023 tarihinde gerçekleşmiş olup Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin geçerli olduğu dönemde gerçekleştiğini, bu açıdan trafik kazasında gerçekleşen risk sigorta poliçesi kapsamında olduğunu, bu meyanda söz konusu trafik kazasında gerçekleşen risk poliçenin genel ve özel şartlarına göre sigorta poliçesi kapsamın da olup buradaki sorumluluk sigorta poliçesini tanzim eden sigorta şirketine ait olduğunu, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırmanın gereği risklere karşı poliçe sahiplerinin kendilerini koruma altına alma amacıdır ki aksi halde sigorta poliçesi yaptırmanın bir anlamı kalmayacağını, kaldı ki kabullerinde olmamakla birlikte davalının her ne kadar tam kusurlu olduğu iddia edilse de tam kusurlu haller zaten sigorta poliçesi kapsamında kalmakta olduğunu, davalının kazanın meydana gelmesinde kasti bir hareketi bulunmamakta veya ağır bir kusuru bulunmamakta olduğunu, Sigorta poliçesi kapsamında kalan durumlara ilişkin olarak davalıyı ilgilendiren aleyhe bir durum bulunmadığını, nitekim kaza resimleri detaylı incelendiğinde aracın tamir günü 1 günü bile alabilecek durumda olmadığını, dava konusu olayda aracın sağ alt tarafına hafif göçük olabilecek şekilde kaza gerçekleşmiş ancak araçta iş bu kazayla ilgisi olmayan hasar kayıtlarıda dosya arasına alınmış olduğunu, davacının sırf davalı ile yapılan kaza ile ilgili onarım olmamış daha önceki kaza ve hasarların tamiri yoluna da gidilmiş olduğunu, bahse konu kaza ile onarım arasında doğrudan doğruya illi bağ olmamakla birlikte onarım işi engelleyecek nitelikte olmadığını, ancak topyekun taraflarından sadır olmayan başkaca hasarlar ile onarım süresi uzamış olabileceği de mahkemenin tensip ve taktirlerine sunmakta olduklarını, davacının sigorta şirketine başvurusu neticesinde araç tamir onarım bedeli ile araç değer kaybı taleplerinde ise taraflar en geniş manasıyla birbirlerini ibra etmiş olduğunu, bu nedenle yani davacının ve davalının sigorta şirketlerine yazılarak taraflar arasında imzalanan ibra protokolünün celbini talep ettiklerini, davacı taraf dava dilekçesinde dava konusu araç ile, servis ve özel taşımacılık, para taşıma hizmeti verdiğini ve aracın günlük miktarını belirtmemekte ise de dava dosyasına bu konuda geliri belirleyici sunulan hiçbir delil ve belge bulunmadığını, davacı taraf iddialarını ve davasını ispatla mükellef olup HMK’nun emredici hükümleri uyarınca dava dilekçesi ile birlikte bu konudaki delillerini sunmamış olduğundan ispatlanamayan iddialar yönünden de davanın reddi gerekmekte olduğunu, kaldı ki ; kaza tarihinde davacıya ait aracın periyodik araç muayenesi dahi bulunmamakta olup bu nedenle ticari faaliyette bulunması ve ticari kazanç elde etmesi de mümkün olmadığını, bu nedenle de, öncelikle kaza tarihinde aracın periyodik muayenesinin mevcut olup olmadığının ilgili kuruluşlardan sorulmasını ve mevcut olmaması halinde kar mahrumiyeti talebinin de reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davalının hızının yasal hız limitleri içerisinde olduğu ve sadece davacı tarafın beyanlarından yola çıkılarak bir değerlendirme yapıldığı kanaatinde olduklarını, davalı gerekli bütün önlemleri alarak frenleme yapmış, hızını düşürmüş olduğunu ancak kazanın gerçekleşmesini engelleyemediğini, Karayolunda bulunan asfaltta kaza yerinin öncesinde herhangi bir fren izi araştırması yapılmadan davalının tam kusurlu olduğu kanaatine varılması yerinde olmadığı gibi hukuki dayanaktan da yoksun olduğunu, kusur değerlendirmesi ve tespit edilmeden hüküm kurulması hakkaniyetli olmadığı görüşünde olduklarını belirterek, davanın usulden ve esastan reddine ve Davanın ... Sigorta A.Ş.’ye ihbarına karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
YARGILAMA VE GEREKÇE
Dava, 19/04/2023 tarihinde meydana gelen kaza nedeni ile davacı şirkete ait ... plakalı aracın görmüş olduğu zarar nedeni ile davacının Araç Mahrumiyetinden Kaynaklı Kazanç Kaybı/ İkama araç gideri zararı olup olmadığı, varsa miktarı hususlarına ilişkindir.
Sigorta Bilgi gözetim Merkezi'ne, Gevher Nesibe vergi Dairesi'ne yazılan müzekkerelere cevap verildiği, ilgili evrakların dosya arasına alınmış olduğu görülmüştür.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup, TTK'nın 4/1. maddesinde sayılmışlardır. Ayrıca, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup, iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi ve iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı TTK, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak mutlak ticari davalar (kanundan dolayı ticari dava sayılanlar) haricindeki ticari davaları "ticari iş" kriterine göre değil de "ticari işletme" kriterine göre belirlemiştir.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/1026 E, -2015/1765 K)
TTK 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme şeklinde tanımlanmıştır. TTK’nın 15. maddesinde esnaf, ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde tanımlanmıştır.
Mülga 6762 sayılı yasanın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiş, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtilmiş olduğundan Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2017/3898 -5384 E-K)
Tazminat davaları TTK 4.maddesinde düzenlenmiş mutlak ticari davalardan değildir.
Gevher Nesibe Vergi Dairesi'ne yazılan müzekkereye verilen cevabi yazıda, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu ve VUK Madde 177 kapsamında kazanç durumu itibari ile tacir olmadığının belirtildiği görülmüştür.
Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin / E, / K sayılı kararında “…Somut olayda; dosyadaki bilgi ve belgelerden Mimarsinan Vergi Dairesi'nin Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin / Esas sayılı dava dosyası içine gelen müzekkere cevabında, temlik alan davacı 02/08/2019 tarihinde faaliyetini terk ettiği, işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu ve 2. sınıf tüccar olduğunun bildirildiği görülmüştür. Şu halde, dava tarihi itibariyle temlik alan Kamil Türk'ün ticareti terk ettiği ve tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmakla davanın genel hükümler uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir.” denildiği görülmüş olup davanın mutlak ticari dava olmadığı ve davalının Gevher Nesibe Vergi Dairesi’nin yazı cevabına göre tacir olmadığının belirtildiği görülmekle ortada nisbi bir ticari davada olmadığından iş bu davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu anlaşılarak Mahkememizce görevsizlik kararı verilmesi gerekmiştir.
6335 Sayılı Yasanın 2. Maddesi ile 6102 Sayılı TTK'nun 5. Maddesinin 3 ve 4 nolu fıkraları değiştirilerek Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisi görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev hususu HMK'nun 114/1-c maddesi uyarına dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır.
Mahkememizce açıklanan nedenlerle görevsizlik kararı verilmesi gerekmiş, HMK'nun 20. Maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurulması halinde dava dosyasının görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine hükmedilmiş, HMK'nun 331/2. maddesi uyarınca görevsizlik kararından sonra Asliye Hukuk Mahkemesinde davaya devam edilmesi halinde yargılama giderlerine Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedileceğinden bu aşamada yargılama harç ve giderlerine hükmedilmemiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile;
-
HMK 114/c maddesi uyarınca görev hususu dava şartı olduğundan, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USÛLDEN REDDİNE, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, karar kesinleştiğinde 2 haftalık süre içerisinde talep halinde dosyanın HMK'nun 20. maddesi uyarınca görevli Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesi için Tevzi Bürosuna tevdiine,
-
Görevsizlik kararından sonra davaya görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmesi halinde yargılama giderlerine Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedileceğinden bu konuda HMK 331/2. maddesi uyarınca şu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına,
-
Görevsizlik kararından sonra dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmemesi halinde mahkememizce verilecek ek karar ile yargılama harç ve giderleri konusunun karara bağlanmasına,
Dair, davacı ile davalı vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi.08/05/2024
Katip
e-imza
Hakim
e-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:40:32