İzmir BAM 4. HD 2021/1781 E. 2024/1259 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
bam
2021/1781
2024/1259
3 Haziran 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2021/1781
KARAR NO : 2024/1259
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2020/359 Esas - 2021/361 Karar
KARAR TARİHİ : 09/04/2021
DAVA : Müdürlük Yazısının İptali ve Taşınmazın Ayrı Ayrı Kiraya Verilebileceğinin Tespiti
KARAR TARİHİ : 03/06/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 03/06/2024
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nun 353/1(b-1/son) cümle uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü
DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Ada ... parsel maliki olduğunu, 15/01/2013 tarihli yapı kullanma izin belgesiyle resmi olarak iş yeri sıfatıyla taşınmazda bağımsız bölüm inşaa ettiğini, müvekkilinin taşınmazları bugüne kadar ayrı ayrı kiraya verdiğini, kiracıların terk ve tahliye etmeleri üzerine kiracı arayışına geçtiğini, ancak davalı ... Bölge Müdürlüğünün "taşınmazın ve taşınmazda bulunan bağımsız bölümlerin ayrı ayrı kiraya verilemeyeceğinin" şifaen müvekkiline beyan edildiğini, bunun üzerine davalı müdürlüğe hitaben 14/10/2019 tarihinde başvuruda bulunarak uygulama yönetmeliğinin 63/5.maddesi gereğince bu konuda karar verilmesinin istendiğini, davalı müdürlüğün ise 14/11/2019 tarih ve 1803 sayılı "kurum görüşü" konulu yazıyla taleplerinin kabul edilmediğini,
Uygulama Yönetmeliğinin 63/1.fıkrasına göre; kiralamanın yapılabilmesi için aynı Yönetmeliğin 63/2.fıkra a-5 maddesi gereğince "Tesisin sanayi parselinde bulunması halinde tesisin bağımsız bölüm oluşturmadan bir bütün halinde kiraya verileceğine" dair beyan yönetmelik şartı arandığını ancak 63/5.maddesinde Kanunun geçici 1 ve 2.maddeleri kapsamında kurulan OSB'lerdeki 01/07/2017 tarihinden önce yapı kullanma izin belgesi alan tesislerin bağımsız bölüm oluşturmadan kiraya verileceğine dair beyan aranmayacağının hükme bağlandığını, müvekkilinin de yapı kullanma izin belgesini bu tarihten önceye ait olduğunu talepleri reddinin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ileri sürerek 14/11/2019 tarih 1800 sayılı Kararının iptaline ve taşınmazın ayrı ayrı kiraya verilebileceği husunun hükmen tespitine karar verilmesini istemiştir.
DAVALI CEVABININ ÖZETİ:
Davalı vekili görevsizlik kararından sonra verdiği cevap dilekçesinde özetle; Bölge Müdürlüğünün 14/11/2019 tarih 1803 sayılı kurum yazısının iptaline ilişkin davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, zira davacı tarafından hiçbir zaman yazılı talep dilekçesi sunulmadığını, şifaen başvurunun reddedildiğine ilişkin beyanı kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca cevabı yazıda muafiyetlerin ... Müdürlüğünün kapsamadığının bilgisinin verildiğini,
Davacının iddia ettiği gibi bir talebin kabulü ya da reddine ilişkin yönetim kurulu kararı olmadığını, müvekkilinin mevcut durumda müteşebbis heyet aşamasında ve genel kurul aşamasına geçmemiş bir OSB konumunda olduğunu, eldeki davanın görevsizlik kararında Genel Kurul kararının iptali olarak değerlendirilmesi hatalı olduğunu, bu sebeple müteşebbüs heyet kararı olmadığını, yani davaya konu edilebilir işlem bulunmadığını davayı açmakta hukuki yarar olmadığını, Uygulama Yönetmeliğinin 22.md gereğince alınan genel kurul aleyhine toplantı tarihinden itibaren 3 ay içinde iptal davası açılabileceğinin hükme bağlandığını,
Uygulama yönetmeliğinin 63/5.maddesinde "Sanayi parsellerindeki tesislerde katılımcı ya da katılımcının kiracısı üretim yapabilir denildiğini" davacının bilgisi dışında birden fazla kiracıya kiralama yapmasının yönetmeliğe aykırı olup kendisine de hak sağlamadığını, ayrıca müvekkilinin Islah OSB olarak geçici 8.md göre kurulduğunu, kullanım izni alan katılımcıların aynı parselde birden fazla kiracılık kaydı açılabilmesi için 4562 sayılı Kanunun geçici 1 veya geçici 2.md göre kurulması gerektiğini, ayrıca birden fazla kiracılık kaydı açılabilmesi için müteşebbis heyeti kararı alınan OSB'ler için mümkün olduğunu savunarak davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLER :
14/10/2019 tarihli başvuru, 14/11/2019 tarih 1803 sayılı kurum görüşü, yapı kullanım izin belgesi, kuruluşa tescile ilişkin evraklar, tüm dosya kapsamı.
İDM KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle;
Davalı tarafından gönderilen 24/12/2020 tarihli yazıda; 4562 sayılı Kanunu’nun geçici 8. maddesi kapsamında, ıslah raporu sonrasında 277 sayılı İzmir ... Bölgesi’nin tüzel kişiliğinin 22/11/2011 tarihli ve 03320 sayılı Mülga TC Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yazısı ile onaylandığı, ıslah şartlarının tamamlanması sonrası, 17/08/2012 tarihli ve 187 sayılı yazıları ile Mülga TC Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na iletilen yazıya istinaden “ ... Bölgesi” olarak 277 sayılı tüzel kişiliğinin 12/09/2012 tarihli ve 2123 sayılı Mülga TC Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yazısı ile tescil edildiği bildirildiği,
Katılımcının tesisini kiraya vermesine ilişkin kurallar; 4562 sayılı kanunun 18/10. fıkrasında ve OSB Uygulama Yönetmeliği’nin 63. maddesinin ilk altı fıkrasında yer aldığı,
4562 sayılı Kanunun 18/10. fıkrasında; “OSB’lerde yer alan sanayi parsellerindeki tesislerde bir katılımcı ya da katılımcının kiracısı üretim yapabilir. 6102 sayılı Kanunda tanımlanan hâkim ve bağlı şirketler, geçici 1 inci ve geçici 2 nci madde kapsamında kurulan OSB’lerdeki 1/7/2017 tarihinden önce yapı kullanma izni almış olan tesisler ve geçici 5 inci madde kapsamında kurulan OSB’ler bu fıkrada yer alan kiralamaya ilişkin kısıtlamalardan muaftır.” düzenlemesine yer verildiği,
OSB Uygulama Yönetmeliği’nin “Katılımcının tesisini kiralama şartları” başlıklı 63. maddesinin 5. fıkrasında da benzer şekilde; “Sanayi parsellerindeki tesislerde bir katılımcı ya da katılımcının kiracısı üretim yapabilir. 6102 sayılı Kanunda tanımlanan hâkim ve bağlı şirketler, kanunun geçici 1. ve geçici 2. maddesi kapsamında kurulan OSB’lerdeki 1/7/2017 tarihinden önce yapı kullanma izni almış olan tesisler ve geçici 5. maddesi kapsamında kurulan OSB’lerde, tesisin bağımsız bölüm oluşturmadan bir bütün halinde kiraya verileceğine dair beyan aranmaz. Bu kapsamda oluşturulacak bağımsız bölüm büyüklüğü ve sayısı, müteşebbis heyetin/genel kurulun bölgenin teknik altyapı durumunu da göz önünde bulundurarak alacağı kararlar ile belirlenir.” düzenlemesine yer verildiği,
Bu düzenlemelerde bir sanayi parselinde kural olarak bir katılımcının veya kiracının üretim yapabileceği kabul edilmiş olmakla birlikte; bu kurala ilişkin olarak geniş kapsamlı bir muafiyet getirilmiş ve “kiralama” yoluyla bir sanayi parselinde birden fazla tesisin kurulmasının, birden fazla şirket ve/veya kişinin üretim yapmasının yolu açılmıştır. Bu çerçevede de; 4562 sayılı kanunun geçici 1. ve geçici 2. maddeleri kapsamında kurulan OSB’lerde bulunan ve 01/07/2017 tarihinden önce yapı kullanma izni almış olan tesisler, 18/10. fıkrasında yer alan “bir sanayi parselinde bir katılımcı ya da bir kiracı bulunacağına” ilişkin kısıtlamadan muaf tutuldukları
Buna göre; 4562 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulmuş olup da Kanunun geçici 1. ve geçici 2. maddesi kapsamında bulunan OSB’lerde bulunan ve 01/07/2017 tarihinden önce yapı kullanma izni almış olan birden fazla tesis, tek bir sanayi parseli üzerinde “kiralama” yoluyla üretimde bulunabileceklerini, bu düzenleme kapsamında oluşturulacak ve kiraya verilecek bağımsız bölüm büyüklüğü ve sayısı, müteşebbis heyetin/genel kurulun bölgenin teknik altyapı durumunu da göz önünde bulundurarak alacağı kararlar ile belirleneceği,
4562 sayılı kanunun geçici 1. ve 2. maddesine göre kurulan OSB’ler yönünden kiralamaya ilişkin kısıtlama getirilmemiş ve çoklu kiracılık mümkün kılındığını, Davalının 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun geçici 8. maddesi kapsamında kurulmuş olup, 4562 sayılı kanunun 18/10.fıkrası ve OSB Uygulama Yönetmeliği’nin 63. maddesinin ilk altı fıkrasında gösterilen muafiyet kapsamında kalmadığı,
Diğer yandan, kiraya verilecek bağımsız bölüm sayısının genel kurul kararı ile belirlenmesi gerekli olup, dava konusu istek ile ilgili olarak davalı nezdinde alınmış bir genel kurul kararı da bulunmadığı gerekçeleriyle haklı görülmeyen davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava açma gerekçelerinin davalının kendisini muhatap kabul ederek verdiği cevabı yazının son cümlesinin dikkate alınmadığını, davanın reddi kararının kaldırılmasını, kabul edilmemesi halinde, İDM'nin davalarının haklı olduğu ve ayrı ayrı kiraya verilebileceğinin tespit etmesine rağmen davalı idare davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesi ile davacı taraf lehine vekalet ücreti taktirine karar vermesi gerekirken dosya içeriğine aykırı olarak davalı lehine vekalet ücretinin taktirine karar verilmesi hukuken kabul edilemeyeceğini ve davalı lehine taktir edilen vekalet ücretinin kaldırılarak kendi lehlerine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
İSTİNAFA CEVAP :
Davalı vekili istinafa cevap vermemiştir.
G E R E K Ç E
Uyuşmazlık, aynı parsel içerisinde birden fazla kiracılık talebi hakkında bilgi istenmesi üzerine davalı müdürlük tarafından verilen kurum görüşü yazısının iptali ve ayrı ayrı kiraya verilebileceği husununu tespiti isteminden kaynaklanmaktadır.
6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilir; aynı Kanunun 357. maddesine göre de İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemeyeceği ve istinafta yeni delillere dayanılamayacağına ilişkin maddeleri çerçevesinde inceleme yapılmıştır.
(I) Görev;
- Dava ilk önce Kemalpaşa Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmıştır. Bu mahkemenin 2019/587 E.. 2020/1 K. 02/01/2020 Sayılı kararıyla özetle;
"TTK nun 4. maddesinde bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı aynı Kanunun 5/2. maddesinde bir yerde Ticaret Mahkemesi varsa Asliye Hukuk Mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara Ticaret Mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. Davanın KOSBİ'nin genel kurul kararının iptaline ilişkin olduğu ve mahkememizce ticaret mahkemesi sıfatıyla açılması dikkate alındığında davanın ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiği anlaşılmıştır. Kemalpaşa İlçesi 23/07/2004 tarih ve 5216 Sayılı Yasa uyarınca Büyükşehir Belediyesi sınırları içine dahil edilmiştir. Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nün 04/01/2005 tarih ve HSYK'nun 27/12/2004 gün ve 636 Sayılı Kararı ile 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunun yürürlüğe girmesi ile Büyükşehir sınırları içinde kalan ilçelerde bu tarihten sonra açılan Ticari Davalarının Kurulun 14/11/2002 gün ve 520 Sayılı Kararı gereğince bağlı bulundukları Ağır Ceza Mahkemelerinde oluşturulan müstakil Ticaret Mahkemelerinde görülmesine karar verilmiştir. Bu nedenle davaya bakmaya görevli ve yetkili Mahkemenin İzmir Ticaret Mahkemeleri olduğu" gerekçesiyle 6100 Sayılı HMK'nun 114/1-c maddesinde düzenlenen mahkemenin görevli olması dava şartı bulunmadığından aynı kanunun 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Anılan karar 01/07/2020 Tarihinde kesinleşmiş, davacı vekilince 04/06/2020 Tarihli dilekçesiyle 6100 Sayılı HMK'nun 20.maddesinde gösterilen süre başlamadan önce dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep ettiği anlaşılmaktadır.
- Uyuşmazlık İDM'nin gerekçesinde yer verdiği gibi genel kurul kararının iptali isteminden kaynaklanmamaktadır. Zira ortada aşağıdaki bentlerde gösterildiği gibi davalının müteşebbis heyetinin veya genel kurulunun almış olduğu bir kararı yoktur.
Bu durumda tarafların özellikle davalının tacir olup olmadığı, uyuşmazlığın ticari bir dava olup olmadığının irdelenmesi gerekir.
a- Nisbi Ticari Dava;
6102 sayılı TTK'nun 4. Maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin taraflarının ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer Kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Örneğin;Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri 6102 sayılı TTK'nun 4. Maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İİK'nun 154 ve devamı maddeleri gereğince ticari dava sayılır. Buna karşılık 4. Madde uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari dava sıfatını kaybedecektir.
Diğer taraftan 6102 sayılı TTK'nun 19/2. Fıkrası gereğince; taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
4562 sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu'nun 4. maddesine göre Organize Sanayi Bölgeleri; Sanayi ve Ticaret Bakanlığının onayı ile kurulan ve aynı yasanın 5. maddesine göre bir özel hukuk tüzel kişisi sayılan davalı ... bölgesi hakkında yine aynı yasanın 25/5 maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 16/1 maddesi hükmü de gözetildiğinde davalı kurumun tacir sıfatını taşıdığı kabul edilmelidir.
(Dairemizin 2020/424 E - 2020/480 K sayılı 12/03/2020 tarihli 2023/1721 E - 2023/1773 K sayılı Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2016 gün ve 2015/5272 esas, 2016/5222 karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 23/03/2017 gün ve 2015/19164 esas, 2017/3727 karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 12/04/2016 gün ve 2015/1048 esas, 2016/10283 karar sayılı ilamları)
Somut olayda, davalı tacir sıfatı taşımakla birlikte davacının tapu maliki katılımcı gerçek kişi olduğu anlaşıldığından böyle bir sıfatı söz konusu değildir. 6102 Sayılı TTK'nun 4 ve 5/1 maddesi hükümleri uyarınca uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklandığı söylenemeyeceğinden taraflar arasındaki davanın nispi ticari dava niteliği bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
b-Mutlak Ticari Dava;
6102 sayılı TCK'nın 4/1.fıkraya göre; Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın (e) bendine göre borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılmıştır.
4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunun "Tanımlar Ve Kısaltmalar" başlıklı 3.maddesinde bu Kanunun uygulanmasında;
(h) bendine göre; Organize Sanayi Bölgesi (OSB): Sanayinin uygun görülen alanlarda yapılanmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını önlemek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, sanayi türlerinin belirli bir plan dâhilinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla, sınırları tasdik edilmiş arazi parçalarının imar planlarındaki oranlar dâhilinde gerekli ortak kullanım alanları, hizmet ve destek alanları ve teknoloji geliştirme bölgeleri ile donatılıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dâhilinde sanayi için tahsis edilmesiyle oluşturulan ve bu Kanun hükümlerine göre kurulan, planlanan ve işletilen, kaynak kullanımında verimliliği hedefleyen mal ve hizmet üretim bölgelerini ifade edeceği hükme bağlanmıştır.
Yukarıda tanımda geçen "Ortak Kullanım Alanları" (ğ) bendinde: OSB’nin amaçlarına uygun şekilde faaliyet göstermesini teminen, OSB alanı içinde planlanan yollar, altyapı ve enerji hatları ve sağlık koruma bandı hariç, OSB’nin mülkiyet ve tasarrufunda bulunan sosyal, idari ve teknik altyapı ve hizmet alanları ile park alanları, "Hizmet ve destek alanları" (ç) bendinde Küçük imalat ve tamirat, ticaret, eğitim ve sağlık sektörlerinde katılımcı veya katılımcının kiracısı olarak faaliyet gösterilen alanlar olarak tanımlanmıştır.
Kanunun bu tanımına göre Organize Sanayi Bölgeleri 6102 sayılı TTK'nın 4/1-(e) bendi kapsamında ticarete özgü yerlerden olup bu Kanundan kaynaklanan uyuşmazlıklarında mutlak ticari dava olduğunun kabulü gerekir.
Özetle; AHM'nin uyuşmazlıkta Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunun kabulünde giderek İDM'nin kendisi görevli olduğunu kabul ederek işin esasını inceleyerek karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiştir.
(II) Haklı Görülmeyen Dava/Hukuki Yarar;
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, aynı parsel içerisinde birden fazla kiracılık talebi hakkında bilgi istenmesi üzerine davalı müdürlük tarafından verilen kurum görüşü yazısının iptali ve ayrı ayrı kiraya verilebileceği hususunun tespiti isteminden kaynaklanmaktadır.
- İDM'nce davacının muafiyet kapsamında kalmadığı, alınmış bir genel kurul kararı olmadığı belirtilerek "haklı görülmeyen" davanın reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 114/1.fıkra (h) bendine göre; davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartı niteliğindedir.
6100 Sayılı HMK'nun 106.maddesi gereğince tespit davaları bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, bu yol ile mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu yahut belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası, eda davasının öncüsü konumundadır. Tespit davasının işlevi bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespiti olup, bundan ileri gidemez.
Tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka hak ve hukuki ilişki ile hukuki yarar şartının da bulunması zorunludur. 6100 Sayılı HMK'nun 106/2.fıkrasına göre tespit davasını açan davacının davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır. Birincisi; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel bir tehlikeyle tehdit edilmiş olmalı, ikincisi; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Üçüncü ve son şarta göre; yalnız kesin hüküm etkisinde olup, icraya konulamayan tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davasında yalnız tespit hükmü verilir. Ayrıca eda hükmü verilemez.
Ayrıca davacının tespit davasıyla istediği hukuki korunma diğer dava çeşitlerinden biriyle sağlanabiliyorsa davacının o konuda tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur.
Davacının tespitinin istediği hususta verilebilecek karar ile hukuki durumunun değiştirilmesine elverişli nitelikte olmadığından tespit isteminde hukuki yararı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Zira elde edebileceği tespit hükmünün genel kurulca karar alınmadıkça icra kabiliyeti bulunmamaktadır.
- Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı ... Müdürlüğüne şifai görüşme sonunda taşınmazında bulunan bağımsız bölümlerin ayrı ayrı kiraya verilemeyeceğinin beyan edildiğini ileri sürerek davalı kuruma başvurmuştur.
14/11/2019 tarihli dilekçe davacı vekilinin dava dilekçesinde ileri sürdüğü gibi OSB Uygulama Yönetmeliğinin 63/5.fıkrası gereğince bir karar verilmesi istemi içermemekte aksine açıkça "müvekkilin söz konusu talebi hakkında açıklanan yasal gerekçeler dikkate alınarak tarafımıza 1136 sayılı AK'nun 2/3.md gereğince bilgi verilmesi" isteminden ibarettir.
Davalı ... Müdürlüğü tarafından 14/11/2019 tarih 1803 sayılı cevabı yazısı konusu itibariyle "kurum görüşü" niteliğindedir. Cevabı yazının son parağrafında "söz konusu muafiyetler ...müdürlüğümüzü kapsamamaktadır" şeklinde açıklama yapılmıştır. Bu cevaba davacı tarafından istinaf dilekçesinde farklı bir anlam yüklenmeye çalışılsa da bu cevabın ne yönetim kurulu kararı ne de müteşebbis heyet veya genel kurul kararı niteliğinde olmadığı gerçeğini değiştirmemektedir.
4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunun Müteşebbis Heyet başlıklı 7/7.fıkrasına göre; Müteşebbis heyet; OSB'nin kuruluş amacını gerçekleştirmek için gerekli kararları ve tedbirleri almak, yer seçimi raporunda belirtilen hususları yerine getirmek, kanun, yönetmelik, kuruluş protokolü ve benzeri düzenlemelerle verilen görevleri yapmak, yönetim ve denetim kurulu çalışmalarını ve hesaplarını ibra etmek, OSB'ye ait para ve diğer kaynakları kuruluş amacına uygun kullanmakla yükümlü ve görevlidir.
Yönetim kurulu başlıklı 8/3.fıkrası gereğince; Yönetim kurulu; kanun, yönetmelik, kuruluş protokolü ve benzeri düzenlemeler ile müteşebbis heyetin kararları çerçevesinde OSB'nin sevk ve idaresini yürütmekle görevlidir.
25/son fıkraya göre; OSB’lerde tutulacak defterler ve genel kurul toplantılarında görevlendirilecek Bakanlık temsilcisi konularında OSB mevzuatında hüküm bulunmayan hâllerde 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun anonim şirketlere ilişkin hükümleri uygulanır.
OSB Uygulama Yönetmeliği 7.maddesinde OSB'lerin organları müteşebbis heyet (işletme aşamasında genel kurul) Yönetim kurulu, denetim kurulu ve bölge müdürlüğü olarak gösterilmiştir.
10/2.fıkrasına göre; Bölge müdürü, yönetim kurulu tarafından atanır. Bölge müdürü, yönetim kurulunun kararları ve talimatları doğrultusunda OSB'nin sevk ve idaresini yürütmek ve verilen diğer görevleri yapmakla yükümlüdür.
22/1.fıkraya göre; Aşağıda belirtilen kişiler, kanun, yönetmelik, kuruluş protokolü ve ana sözleşmede belirtilen hususlar ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiasıyla genel kurul kararları aleyhine, toplantı tarihinden itibaren 3 ay içinde, OSB’nin bulunduğu yerdeki ilgili mahkemeye başvurabilir. (a) bendine göre; Toplantıda hazır bulunup da kararlara muhalif kalarak durumu tutanağa geçirten, oyunu kullanmasına haksız olarak izin verilmeyen, toplantıya çağrının usulü dairesinde yapılmadığını veya gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini iddia eden katılımcıların dava açabileceği hükme bağlanmıştır.
23/1.fıkra (z) bendine göre; OSB’ye ait gayrimenkullerin ve menkullerin satış, kiralanma, trampa ve benzeri işlemleri ile ilgili prensiplerin belirlenmesi.
(aa) bendine göre; Bölgenin teknik altyapı durumunu da göz önünde bulundurarak kiralanacak bölüm büyüklüğü ve sayısının belirlenmesi
..Müteşebbis heyet ve Genel Kurulun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
23/2.fıkra gereğince;Müteşebbis heyet veya genel kurul, birinci fıkranın (g), (h), (m), (n), (o), (ö), (r), (s), (ş), (t), (u), (ü), (v), (y), (z), (aa) ve (dd) bentlerindeki görev ve sorumlulukları yönetim kuruluna devredemez. 3.fıkraya göre; Müteşebbis heyet veya genel kurul, devredebileceği diğer görev ve yetkiler için münhasıran karar verir.
Uygulama Yönetmeliğinin 63/5.fıkrası son cümlesine göre; Bu kapsamda bağımsız bölüm oluşturulmaması kaydıyla, kiralanacak bölüm büyüklüğü ve sayısı, müteşebbis heyetin/genel kurulun bölgenin teknik altyapı durumunu da göz önünde bulundurarak alacağı kararlar ile belirlenir.
Hemen yukarıda belirtilen düzenlemelere göre, OSB'ye ait gayrimenkullerin kiralanma ile ilgili prensiplerin belirlenmesi ve bölgenin teknik alt yapı durumu göz önünde bulundurularak kiralanacak bölüm büyüklüğü ve sayısı belirlenmesi görev ve yetkisi müteşebbis heyet veya genel kuruluna aittir.
Uygulama Yönetmeliğinin 22.maddesi, Yargıtay HGK'nın 2013/4 - 329 E - 2014/147 K sayılı 26/02/2014 tarihli kararı ve 4562 sayılı Kanunun 25/son yollamasıyla uygulanacak olan 6102 sayılı TTK'nun 445/1.fıkrası gereğince; iptal davası açılabilmesi için Genel Kurul veya Müteşebbis Heyetin bir kararı bulunması zorunludur. Davacı tarafından genel kurula başvuru yapıldığı iddia ve ispat edilemediği gibi sadece bilgi almak amaçlı yapılan başvuruya ... müdürlüğü tarafından kurum görüşü olarak verilen cevabın başvurunun kabulü veya reddi anlamına gelmediğinden bu nedenle de davacının eldeki davayı açmakta korumaya değer hukuki yararı bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yine aynı yollama gereğince, 6102 sayılı TTK'nın 460/5.fıkrası gereğince yönetim kurulu kararları aleyhine 445.md gösterilen sebeplerle iptal davası açılabilmesi için yönetim kurulu kararı bulunması zorunludur.
İDM'nin özellikle alınmış bir genel kurul kararı olmadığı belirtilerek "Haklı görülmeyen" ifadesiyle ispatlanamayan davanın reddi mi yoksa hukuki yarara mı işaret ettiği tam olarak anlaşılamamaktadır. Ancak davalı vekili cevabında aynı gerekçelere yer vererek davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını savunmuştur.
Açıklanan tüm bu nedenlerle davanın 6100 Sayılı HMK'nun 115/2.fıkrası gereğince "hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi yerine" haklı görülmediği gerekçesiyle "davanın reddine" karar verilmesi doğru değilse de Yargıtay 4. HD 2022/15366 E-2023/9917 K. sayılı 27/09/2023 Tarihli kararıyla onanan Dairemizin 2022/1299 E-2022/2001 K. sayılı 17/10/2022 Tarihli kararında vurgulandığı gibi sonucu itibariyle verilen karar yerinde olduğundan sadece yapılan yanlışlığa işaret etmekle yetinilmiştir.
(III) Hukuki Yararın Sonradan Ortadan Kalkması;
6100 sayılı HMK'nın 115/1.fıkra gereğince; dava şartlarının mevcut olup olmadığını mahkemenin davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. 115/2.fıkraya göre; dava şartı noksanlığı giderilmesi mümkün ise tamamlanması için kesin süre verilir. Dava şartları yargılamanın devamı süresince bulunması zorunludur.
Yukarıda bentteki açıklamalara göre davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Ancak bir an için bulunduğunun kabulü haline de aşağıda açıklanan nedenlerle hukuki yarar istinaf incelemesi sırasında sonradan ortadan kalkmıştır.
Şöyle ki;
Uyuşmazlıkta uygulanacak Ana Kural; 4652 Sayılı Kanunun (7451 sayılı Kanunun 8.maddesi ile değiştirilmeden önceki 7561 sayılı Kanunun 57.maddesiyle değişik) mülga 18/10.fıkrasına göre;"Hizmet ve destek alanlar haricinde OSB'lerde yer alan her bir parselde bir katılımcı ya da katılımcının kiracısı üretim yapabilir."
Uygulama Yönetmeliğinin 63/2.Fıkra (a-5) bendine göre; kiralama halinde; kiralayandan,Tesisin sanayi parselinde bulunması halinde, tesisin bağımsız bölüm oluşturmadan bir bütün halinde kiraya verileceğine dair beyan alınacağı hükme bağlanmıştır
İstisnai hükümler; 63/5.fıkraya göre; Sanayi parsellerindeki tesislerde bir katılımcı ya da katılımcının kiracısı üretim yapabilir. 6102 sayılı Kanunda tanımlanan hâkim ve bağlı şirketler, Kanunun geçici 1 inci ve geçici 2 nci maddesi kapsamında kurulan OSB’lerdeki 1/7/2017 tarihinden önce yapı kullanma izni almış olan tesisler ve geçici 5 inci maddesi kapsamında kurulan OSB’lerde, tesisin (Mülga ibare:RG-16/4/2020-31101) (…) bir bütün halinde kiraya verileceğine dair beyan aranmaz. Bu kapsamda (Değişik ibare:RG-16/4/2020-31101) bağımsız bölüm oluşturulmaması kaydıyla, kiralanacak bölüm büyüklüğü ve sayısı, müteşebbis heyetin/genel kurulun bölgenin teknik altyapı durumunu da göz önünde bulundurarak alacağı kararlar ile belirlenir.
Davalı idare tarafında verilen 24/12/2020 Tarihli cevabı yazıya göre ıslah raporu sonrasında 4562 Sayılı Kanunun Geçici 8.maddesine göre kurulmuş olup ,Bakanlıkça 22/11/2011 ve 03320 Sayılı kararı ile onaylanmıştır. Islah şartlarının tamamlanması üzerine Bakanlıkça " ... Bölgesi " olarak tüzel kişiliği 12/09/2013 Tarih ve 2123 Sayılı yazıyla tescil edilmiştir.
Özetle; davalı yönetmeliğin 63/5.fıkrasında sözü edilen Kanunun geçici 1, 2 ve 5. maddesi kapsamında kurulan OSB kapsamında olmadığından (geçici 8.maddesine göre kurulduğu anlaşıldığından) davacının yapı kullanma izin belgesi tarihinin 01/07/2017 tarihinden öncesine (15/01/2013) ait olması sonuca etkili değildir.
Ancak; 4652 Sayılı Kanunun (7451 sayılı Kanunun 8.maddesi ile değiştirilmeden önceki 7561 sayılı Kanunun 57.maddesiyle değişik) mülga 18/10.fıkrasına göre; "Hizmet ve destek alanlar haricinde OSB'lerde yer alan her bir parselde bir katılımcı ya da katılımcının kiracısı üretim yapabilir. 13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda tanımlanan hakim ve bağlı şirketler bu hükümden istisnadır." şeklindeki ana kural aşağıda gösterilen biçimde değiştirilmiştir.
7451 sayılı Kanunun 8.maddesi ile yapılan değişiklikten sonra 11.fıkra olarak düzenlenen yeni metne göre; "Yönetmelikle belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, katılımcılar tesislerini üretim amaçlı olmak üzere bir veya birden fazla kiracıya kiralayabilir." şeklinde olup elde uyuşmazlığa etki edecek şekilde karar tarihinden sonra 10/04/2023 Tarih ve 32169 Sayılı RG'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7451 Sayılı Kanunun 8.maddesiyle ana kuralı bertaraf eden değişiklik yapılmıştır.
Aynı değişiklik yönetmelikte yer almamaktadır.Yargıtay HGK'nın 2013/4 - 329 E - 2014/147 K sayılı 26/02/2014 tarihli kararı uyarınca kanunun tanıdığı bir hakkın yönetmelikle kısıtlanması söz konusu olamayacağına göre davacının taşınmazını birden fazla kişiye kiralamasına yönelik diğer şartları yerine getirme koşuluyla başvuru yapması konusunda bir engel kalmadığından davanın bu yönden de hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiği sonucuna varılmıştır
(IV) Vekalet Ücreti;
Davacı vekili İDM'nin davalarının haklı olduğu ve ayrı ayrı kiraya verilebileceğinin tespit etmesine rağmen davalı idare davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesi ile davacı taraf lehine vekalet ücreti taktirine karar vermesi gerekirken dosya içeriğine aykırı olarak tam tersi davalı lehine vekalet ücretinin taktirine karar verilmesi hukuken kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davalı lehine taktir edilen vekalet ücretinin kaldırılarak kendi lehlerine vekalet ücretine karar verilmesini istemiştir.
Ancak iddia edildiği gibi İDM'nin böyle bir kabulü bulunmamaktadır. Tam tersine 4562 sayılı Kanunun geçici 1. ve 2. maddesine göre kurulan OSB’ler yönünden kiralamaya ilişkin kısıtlama getirilmediği ve çoklu kiracılık mümkün kılındığını, davalının 4562 sayılı Kanunu’nun geçici 8. maddesi kapsamında kurulduğu, 4562 sayılı Kanunun 18/10.fıkrası ve OSB Uygulama Yönetmeliği’nin 63. maddesinin ilk altı fıkrasında gösterilen muafiyet kapsamında kalmadığı, diğer bir ifadeyle karşıt anlamıyla davacının tanınan bu muafiyetten yaralanamayacağı kabul edilmiştir.
14/11/2019 tarihli dilekçe davacı vekilinin dava dilekçesinde ileri sürdüğü gibi OSB Uygulama Yönetmeliğinin 63/5.fıkrası gereğince bir karar verilmesi istemi içermemekte aksine açıkça "müvekkilin söz konusu talebi hakkında açıklanan yasal gerekçeler dikkate alınarak tarafımıza 1136 sayılı AK'nun 2/3.md gereğince bilgi verilmesi" isteminden ibarettir.
Davalı ... Müdürlüğü tarafından 14/11/2019 tarih 1803 sayılı cevabı yazısı konusu itibariyle "kurum görüşü" niteliğindedir. Cevabı yazının son parağrafında "söz konusu muafiyetler ...müdürlüğümüzü kapsamamaktadır" şeklinde açıklama yapılmıştır.
Diğer bir anlatımla verilen cevap ne yönetim kurulu kararı ne de müteşebbis heyet veya genel kurul karar niteliğinde olmayıp icra edilebilir nitelikte bir karar bulunmadığı halde eldeki davayı açmıştır. Davanın açılmasında davalının kusuru bulunmadığına göre davalı lehine vekalet ücreti ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir bir yön görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
-
Davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden istinaf isteminin 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (b. 1) bendi gereğince ESASTAN REDDİNE,
-
Davacı tarafından peşin yatırılan 162,10 TL istinaf yoluna başvuru harcı ile 59,30 TL istinaf karar ve ilam harcının alınması gereken 427,60 TL'den mahsubuyla, bakiye 368,30 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
-
Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-
Artan gider avansının yatıranlara iadesine,
İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 03/06/2024 tarihinde 6100 Sayılı HMK'nun 361/1 ve 362/1-a Maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta süre içinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:45