İzmir BAM 21. HD 2024/510 E. 2024/698 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
bam
2024/510
2024/698
5 Nisan 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/510
KARAR NO : 2024/698
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/09/2023
NUMARASI : 2023/252 ESAS - 2023/654 KARAR
DAVA KONUSU : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR YAZIM TARİHİ : 05.04.2024
İSTEM: Davacı vekili, davacı şirketin, Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş bir tüzel kişi olduğunu, davacı şirketin ... fabrikası bulunduğunu, bu nedenle, davalı şirketten elektrik enerjisi satın aldığını, davalı şirketin, davacı şirketin aldığı elektrik enerjisine istinaden elektrik faturaları düzenlemiş olduğunu, davalı şirketçe düzenlenen faturalarda, sayaç okuma ve faturalama hizmetlerine karşılık olarak perakende satış hizmet bedeli, tüketilen enerji miktarı üzerinden nispi ücret olarak tahsil edildiğini, 2011 Ocak-2015 Aralık arası dönem için uygulanmak üzere 28/12/2010 gün ve 2999 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Kararı ile, 01/01/2011 tarihinden itibaren dağıtım şirketleri tarafından uygulanmasına karar verilen tarifelerin belirlendiği, 29/12/2010 gün ve 3002 sayılı Kurul Kararı ile de, 01/01/2011 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilen 21 dağıtım şirketi için tarife uygulamalarına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş olduğunu, Danıştay 13. Dairesinin 2011/690 Esas sayılı dosyası ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 28/12/2010 tarih ve 2977, 2978, 2979, 2980, 2981, 2982, 2983, 2984, 2985, 2986, 2987, 2988, 2989, 2990, 2991, 2992, 2993, 2994, 2995, 2996, 2997, 2998, 2999 sayılı ve 29/12/2010 tarih ve 3002 sayılı kararları ile Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1, 3, 4 ve 11. maddelerinin ve Elektrik Dağıtım Bölgelerinde Uygulanacak Fiyat Eşitleme Mekanizması Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 7. maddesinin iptali amacıyla davada; Danıştay 13. Dairesinin 31/03/2015 tarih 2011/690 Esas, 2015/1261 Karar sayılı ilamıyla "perakende satış hizmeti fiyatının abone başına sabit bir ücret olarak uygulanması gerektiğinden aksi yönde hüküm getiren, dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen 11. maddesinde ve dava konusu kararların bu Yönetmelik maddesi hükmünün yansıtıldığı kısımlarında hukuka uyarlık bulunmamaktadır." gerekçesi ile Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğinin 11. maddesinin ve dava konusu kararların bu Yönetmelik maddesine göre tesis edilen kısımlarının serbest tüketiciler yönünden iptaline karar verildiğini ve 13/05/2019 tarihinde kesinleşmiş olduğunu, kesinleşen karar uyarınca davacı şirketten tüketim miktarına göre alınan; sayaç okuma, faturalama hizmetlerine karşılık olarak alınan bir bedel olan Perakende Satış Hizmet Bedelinin tüketim miktarına göre alınmasının hukuki dayanağının ortadan kalktığını, 6446 sayılı Kanun ve dava konusu dönemde yürürlükte olan Serbest Tüketici Yönetmeliği çerçevesinde serbest tüketici olduğunun açıkça kesinleşen iptal kararı kapsamında olduğunu, konuya ilişkin olarak, davacı şirketle aynı konumdaki davacı şirketlerce açılan 2006 Eylül 2010 Aralık arası dönem için açılan davalarda, davaların kabulüne karar verildiğini, T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın vermiş olduğu kararlar ile temel işlemin iptali ile temel işleme bağlı olan Kurul kararlarının hukuki dayanağının kalmadığını, 6446 sayılı Kanunda yer alan düzenlemelerin yürürlükte olan düzenlemeler için geçerli olduğu, iptal kararına bağlı olarak tüketim miktarına göre hesaplanarak fazladan alınan PSH bedelinin hukuki dayanağının kalmadığını ve davacı şirkete iade edilmesinin gerektiğinin açık olduğunu, bu sebeple 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/A maddesi gereğince zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu, İzmir Arabuluculuk bürosuna yapılan başvuru sonrasında taraflar arasında anlaşma sağlanamamış olduğunu, davacı şirket ile yapılan sözleşme gereğince davalı ... A.Ş. Tarafından 2013 Nisan döneminden itibaren 2015 Aralık dönemi sonuna kadar ... ... Fabrikasındaki tesisat numarası ..., müşteri numarası ... olan ve varsa bu fabrikaya bağlı diğer abonelikleri gereğince düzenlenen faturalarda fazladan alınan PSH bedelinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi akabinde HMK. m.107 gereği belirsiz olan alacak tutarının belirli hale gelmesinden sonra artırılmak üzere fazlaya ilişkin haklarının saklı tutarak şimdilik 20.000,00 TL’nin, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek gecikme zammı ve gecikme zammının KDV'si ile iadesinin gerektiğini, fazlaya ilişkin dava haklarının saklı tutularak, davacı şirketin ödeme tarihlerinden itibaren 6183 sayılı Kanunun 51. maddesine göre işleyecek gecikme zammı ve gecikme zammının KDV.'si ile birlikte yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, davacı şirketin 2013 Nisan-2015 Aralık dönem aralığında elektrik sözleşmelerinden kaynaklı olarak düzenlenen faturalardan fazladan tahsil edildiğini iddia ettiği Perakende Satış Hizmet (PSH) bedelinin, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek gecikme zammı ve bu bedel üzerinden tahakkuk ettirilen KDV' nin iadesini talep ettiğini, davacı şirketin, davalı şirkete yöneltilen taleplerin kabulü mümkün olmadığını, dava konusu alacağın zaman aşımına uğradığını, davacı şirketin 2013 Nisan dönemi ve sonraki dönemlere ilişkin olarak PSH bedellerinin iadesine ilişkin iş bu davayı ikame etmişse de davacı şirketin iddia ettiği alacağı zaman aşımına uğradığını, gerek dava konusu edilen dönemde yürürlükte bulunan 818. sayılı Borçlar Kanunu’nun 66. maddesi hükmü ve gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 82'nci maddesi gereğince dava yasal zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığından davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin gerektiğini, açılan davanın belirsiz alacak davası olarak görülmesi mümkün olmadığını, davanın HMK. md. 107 düzenlemesine göre belirsiz alacak davası açılabilmesi için, davacı şirketin, dava açacağı miktarı ya da değeri, tam ve kesin olarak gerçekten belirleyebilmesinin (objektif şekilde) imkansız olması ya da bunun kendisinden beklenememesi gerekmekte olduğunu, davacı şirketin elinde faturalarının mevcut olduğunu, yine talep ettiği bedelin faturalardaki karşılığını da bilmekte olduğunu, dolayısı ile talep konusu davacı şirketçe hesaplanabilir bir meblağ olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak görülebilmesi mümkün bulunmadığından re'sen bu hususun göz önünde alınarak davanın reddinin gerektiğini, esas yönünden davalı şirketin faaliyet konulardan biri, aboneliğe bağlı tüketime ilişkin faturalandırma işlemini yapma olduğunu, davalı şirketin, tüm faaliyetlerini, 4628 ve 6446 sayılı kanunlara göre düzenleyici ve denetleyici bağımsız idari otorite olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)'nın mevzuat ve düzenlemelerine uygun olarak yürütmekte olduğunu, davalı şirket tarafından düzenlenen fatura bileşenlerinin tümünün EPDK tarafından belirlenmekte olduğunu, 875 sayılı Kurul Kararı Kısmen İptal Edilmiş Olmasının, Tarife Medolojisi'ni ortadan kaldırmamakta olduğunu, bununla birlikte Danıştay 13. Dairesinin 2011/689-690-691-692-693 ve 694 E. sayılı dosyası ile "Kurul'un 28.12.2010 tarih ve 2977, 2978, 2979, 2980, 2981, 2982, 2983, 2984, 2985, 2986, 2987, 2988, 2989, 2990, 2991, 2992, 2993, 2994, 2995, 2996, 2997, 2998, 2999 sayılı ve 3002 sayılı kararları ile Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1, 3, 4 ve 11. maddelerinin ve Elektrik Dağıtım Bölgelerinde Uygulanacak Fiyat Eşitleme Mekanizması Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğin 7. maddesinin iptali" istemiyle açılan davalarda, davaların kısmen reddi kısmen kabulü ile " Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin ve dava konusu kararların bu Yönetmeliğe göre tesis edilen kısımlarının serbest tüketiciler yönünden iptaline" karar verildiğini, Danıştay 13. Dairesinin 31/03/2015 tarihinde vermiş olduğu kararlarda geçen “Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğinin 11. maddesinin ve dava konusu kararların bu Yönetmelik maddesine göre tesis edilen kısımlarının serbest tüketiciler yönünden iptaline" hükmü dolayısıyla Kurulun 28/12/2010 tarihli 2999 sayılı Kararının da kısmi olarak (2011 yılı Ocak-Mart Ulusal Tarife) sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmet bedelinin serbest tüketiciler yönünden iptali söz konusu olduğunu, Benzer bir konu olan, Danıştay 13. Dairesince 2999 sayılı Kurul Kararına ilişkin olarak verilen kararlar bakımından ise perakende satış hizmeti fiyatına(sayaç okuma) ilişkin mevzuatta gerekli işlem ve değişiklikler tesis edildiğinden dolayı herhangi yeni bir karar alınmadığını, sonuç olarak Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 11. maddesinin ve dava konusu kararların bu Yönetmelik maddesine göre tesis edilen kısımlarının "serbest tüketiciler yönünden iptaline" hükmü dolayısıyla 28/12/2010 tarihli ve 2999 sayılı Kurul Kararının da kısmi olarak (sayaç okumaya ilişkin perakende satış hizmet bedeli) serbest tüketiciler yönünden iptali söz konusu olduğunu, bunun dışında kurul tarafından alınan herhangi bir tarihteki herhangi bir ulusal tarife kararı için verilmiş bir iptal kararı bulunmadığını, iptal hükmünün uygulanabilirliği salt EPDK tarafından belirlenen limiti geçen tüketiciler için olmadığını, davaya dayanak edilen kararda serbest tüketiciler için bir iptalin mevcut olduğunu, bu da sadece ikili anlaşma yoluyla elektrik kullanan tüketicilere işaret etmekte olduğunu, PSH bedelinin "psh Sayaç Okuma" ve "psh Diğer" unsularından oluşmakta olduğunu, davacı şirketin talebinde "psh Diğer" unsurunu göz ardı ettiğini, davaya konu edilen dönemde kWh başına tahsil edilen bedelin ne kadarının "psh Sayaç Okuma" bedeli ve ne kadarının "psh Diğer" bedeli olduğunun, EPDK tarafından belirlenmediğini, davacı şirketin sadece PSH Sayaç Okuma Bedelini Kullanarak hesaplama yapmasının, hatalı ve hukuka uygun olmayan sonuçlar doğurduğunu, davacı şirketin bu yanlış yaklaşımı ile belirlendiği hesaplamanın doğal olarak yanlış olduğunu, 6446 sayılı Kanunda dağıtım tariflerinin ve perakende satış tarifelerinin dağıtım ve perakende satış faaliyetine ilişkin hangi mal ve hizmet maliyetlerini içermesi gerektiğinin ifade edildiğini, ancak tarifelere ilişkin detaylar ikincil düzenlemeler ile Kuruma bırakıldığını, kurum düzenlemeye tabi faaliyet nedeniyle oluşan pek çok maliyet kaleminden hareketle serbest ve serbest olmayan tüketiciler hakkında geçerli olacak tarifeleri onaylamakta olduğunu, hukuki olarak var olan düzenleyici işleme güvenilerek yapılmış bireysel işlem, sonradan düzenleyici işlemin iptal edilmesi sebebiyle hukuka aykırı hale gelmediğini, ihtirazi kayıt olmadan yapılan ödemenin istirdadının da mümkün olmadığını, özel hukuk tüzel kişisi olan davacı tarafın istirdadını istediği alacağa ödeme tarihinden itibaren 6183 sayılı amme alacaklarının tahsili usulü hakkında Kanun'un uygulanması talebinin yasal bir dayanağının olmadığını, açıklanan nedenlerden dolayı davacı şirketin talep ve iddialarını kabul etmemekle birlikte davalı şirketin tabi olduğu yasal mevzuat ve düzenlemeler uyarınca gerçekleştirmekle yükümlü olduğu işlemler bakımından talep edilen alacak iddiası yönünden, davanın düzenleyici kurum olan EPDK'ya ihbarını talep ettiklerini, haksız açılan davanın, davalı şirket yönünden öncelikle usulden ve neticeten esastan reddini, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: Mahkemece, davacının alacağının miktarını tam ve kesin bir şekilde saptamasının mümkün olduğu, bu nedenle belirsiz alacak davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN: Davacı vekili, istinaf talebinde bulunmuştur.
BİLDİRİLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, eldeki davada, dava dilekçesinde belirtilen Danıştay'ın iptal kararından sonra nispi şekilde fazladan alınan PSH bedellerinin dava konusu yapıldığı, olayda davalının sabit bir ücret alma hakkı bulunduğu ve bunun belirlenmesinin incelemeyi gerektirmesi, objektif olarak kendilerinden beklenemeyeceği, bunun teknik bilgi ve uzmanlığı gerektirmesi nedeniyle belirsiz dava koşullarının oluştuğunu, bu nedenle davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, abonelik sözleşmeleri kapsamında düzenlenen faturalar nedeniyle kendilerinden fazla tahsil edilen PSH (perakende satış hizmet) bedelinin tahsili istemine ilişkin olup mahkemece belirsiz alacak davası açılmayacağı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
HMK'nun 355. Maddesi uyarınca istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda;
01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
6100 Sayılı Kanunun 107. maddesine göre, “(1)Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.”
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafca belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.
6100 Sayılı Kanunun 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)” belirlenebilme hali açıklanmıştır.
Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkana sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir.
Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.
Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Her bir davaya konu alacak bakımından, belirsiz alacak davasına ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak, belirleme yapılması gereklidir.
Zaman zaman, 6100 Sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür.
Somut olayın özellikleri dikkate alınarak, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için gerekli şartların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine gelince; davacının davasını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca açıkça belirsiz alacak davası olarak açtığı, taraflar arasında bir çok elektrik aboneliği sözleşmesinin bulunduğunun ileri sürüldüğü somut olayda, davacının, kendisine ait ... ... Fabrikasındaki tüm aboneliklerin tespiti ve 2013 Nisan döneminden 2015 Aralık dönemi sonuna kadar bu abonelikler kapsamında düzenlenen faturalarla kendisinden fazladan alınan PSH (Perakende Satış Hizmet) bedelinin tespit edilerek hüküm altına alınmasını talep ettiği, buna göre öncelikle davacıya ait fabrikadaki tüm aboneliklerin tespiti ve bu abonelikler kapsamında düzenlenen faturalarla davacıdan tahsil edilen toplam PSH bedelinin belirlenmesi, bu bedelden davalının alabileceği sabit PSH bedellerinin toplamının düşümü ile fazla alınan PSH bedelinin tespitinin gerektiği, bu sonuca ise ancak davalının vereceği bilgi, konusunda uzman bilirkişiden alınacak rapor ve yapılacak tahkikat ile varılabileceği, bu durumda hesabın ve talep sonucunun belirlenmesinin objektif olarak davacıdan beklenemeyeceği, bu halde davacı tarafça davanın belirsiz alacak davası açılabileceği anlaşıldığından davanın hukuki yarar yokluğundan reddi kararı doğru görülmemiştir.
Kabul şekline göre de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/17-853 Esas 2020/907 Karar sayılı 17/11/2020 tarihli kararı birlikte değerlendirilerek somut olaya bakılacak olursa, mahkemece belirsiz alacak davası açılamayacağına ilişkin tespiti yerinde olması halinde dahi, usul ekonomisi ve mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu oluşmamak amacıyla hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi yerine mahkemece HMK 109. maddesindeki düzenleme dikkate alınarak, davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle dava dilekçesinde talep ettiği alacak isteminin kısmi dava konusu olduğu kabul edilip yargılamaya kısmi dava olarak devam edilmesine ilişkin bir ara kararı kurulduktan sonra işin esasına girilip taraf delilleri toplanıp hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi de doğru değildir.
Bu itibarla, davacının belirsiz alacak davası açabileceği kabul edilmek suretiyle taraf delilleri toplanarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davacının istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-a.4 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1)Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.09.2023 tarih ve 2023/252 Esas, 2023/654 Karar sayılı kararının HMK'nin 353/1-a.4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2)Açıklanan eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3)Davacı tarafça yatırılan istinaf peşin karar ve ilam harcının talep halinde iadesine,
4)İstinaf kanun yolu yargılama giderlerinin, yeniden kurulacak hükümde gözetilmesine,
5)Artan istinaf gider avansının HMK’nin 333/1. maddesi uyarınca davacıya iadesine,
Dava dosyası üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK’nin 362/1-g maddesi uyarınca 05.04.2024 tarihinde KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01