İzmir BAM 20. HD 2021/1674 E. 2024/726 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2021/1674
2024/726
2 Mayıs 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1674
KARAR NO : 2024/726
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/12/2011 (Dava) - 08/10/2021 (Karar)
NUMARASI : 2014/9 Esas - 2021/569 Karar
DAVA : Alacak
BAM KARAR TARİHİ : 02/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 02/05/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/9 Esas-2021/569 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalının 01/07/2010 tarihli iş sözleşmesi ile müvekkili şirketin fabrikasında 05/11/2007-12/10/2011 tarihleri arasında "talaşlı imalat bakım onarım takım lideri" olarak çalıştığını, taraflar arasındaki 01/07/2010 tarihli iş sözleşmesinin 12. maddesinde rekabet yasağının öngörüldüğünü, yine aynı maddede "son ücretin 6 katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür" denilerek rekabet yasağının müeyyidesinin belirtildiğini, iş sözleşmesinin bu açık hükmüne rağmen davalının işten ayrıldığı 12/10/2011 tarihinden hemen sonra Çiğli-İzmir adresindeki müvekkili şirketin rakibi olan ... A.Ş. firmasında işe girdiğini, rekabet yasağı şartına ve hükmüne aykırı hareket ettiğinden tazminat ödemek durumunda olduğunu, davalının, müvekkili şirkette yaşlılık aylığı bağlanması için artık çalışmak istemediğini bildirerek kendi isteği ile işten ayrıldığını, gerçek iradesinin ise ... A.Ş. firmasında işe girmek olduğunun anlaşıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 01/07/2010 tarihli iş sözleşmesinin 12.maddesi uyarınca rekabet yasağına aykırı hareket eden davalıdan son brüt ücretinin 6 katı tutarındaki 19.905,78-TL tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkilinin, davacıya ait işyerinde 05/11/2007 tarihli ve daha sonra yapılan 01/07/2010 tarihli yazılı belirsiz süreli hizmet sözleşmeleri ile talaşlı imalat bakım, onarım takım lideri olarak çalıştığını, müvekkilinin kanundan doğan fesih hakkını kullanarak iş akdini sona erdirdiğini, 05.11.2007 tarihli sözleşmede haksız rekabete ilişkin bir düzenleme yer almadığı gibi herhangi bir cezai şart tazminatının da öngörülmediğini, ancak bu akit devam ederken müvekkili ile 01/07/2010 tarihinde yine belirsiz süreli ikinci bir hizmet akdi yapıldığını, bu sözleşmenin 12. maddesinde; "Çalışan, işverende çalışması vasıtasıyla elde ettiği firmaya ait ticari, sınai ve teknolojik sırları kullanarak kendi namına işverenle rekabet edecek bir iş yapmamayı, işveren ile aynı sektörde faaliyette bulunan İzmir, İstanbul, Konya, Manisa, Kocaeli, İzmit, Gaziantep, Ankara ve Bursa illerindeki bir rakip müessesede çalışmamayı ve yine rakip müessesede ortak veya diğer bir sıfatla bulunmamayı, elde ettiği bilgileri rakip bir müesseseye satmamayı, aktarmamayı kabul ve taahhüt eder. İş sözleşmesinin çalışanın kendi isteğiyle veya işverenin haklı ya da geçerli sebeple feshiyle sona ermesine müteakip bir yıl süre ile kısmen dahi olsa sözü edilen illerdeki firmalarda çalışamaz. Bu yükümlülüklere aykırı davranılması halinde herhangi bir ihbar ve ihtara gerek olmaksızın son brüt ücretinin 6 katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür." denildiğini, son fıkrada da; "...çalışan açısından bir menfi edim söz konusu olduğundan, cezai şart, borca aykırı davranılmasıyla birlikte muaccel olur. Çalışan, rekabet yasağına aykırı hareket ettiği müddetçe yukarıda belirtilen cezai şart her ay için yeniden muaccel olur ve her ay için ayrı ayrı ödeme yapılır” düzenlemesine yer verildiğini, iş koşullarında hiçbir değişiklik olmamasına ve müvekkili davalının makul bir yararı bulunmadığının açık olmasına karşın 01/07/2010 tarihli ve sadece davalı işçiyi yükümlülük altına sokan sözleşmenin yapıldığını, burada işçinin kötü niyetinden değil, tam aksine işverenin güveni kötüye kullandığından söz etmenin daha uygun olacağını, sözleşmenin diğer bir geçersizlik nedeninin ise; 12. son fıkrasında zikredilen ve tek taraflı davalı işçiyi cezai şart tazminatı ödeme yükümlülüğünde bırakan düzenleme olduğunu, geçersiz olduğunu, dolayısıyla iddia ve talebin geçerli akdi dayanağının olmadığını, diğer taraftan haksız rekabetle ilgili düzenleme içeriğinin de hukuken geçerli olmadığı, zira; Borçlar Kanununun rekabet memnuniyetine dair 348-350.maddeleri arasındaki hükümleri ve yeni TBK'nın 444-445.madde hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinde; işçinin rekabet etmeme borcundan söz edebilmek, nihayet borcu doğuran sözleşmenin geçerliliğinden söz edebilmek için sözleşmenin ya da işçinin kabul ve taahhüdünün yazılı şekilde yapılması, rekabet etmeme borcunu doğuran sözleşmenin "belirli bir iş (işin türü), yer ve süre ile" sınırlandırılmış olması, işçinin müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılmasının, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması, ayrıca bu koşullar gerçekleşmiş olsa dahi rekabet etmeme koşulunun hakkaniyet esasları içinde işçinin geleceğini tehlikeye sokmamasının gerektiğini, haksız rekabetle ilgili olarak düzenlemelerin geçerli olabilmesi için yer, zaman ve işin mahiyeti itibariyle sınırlama içermesi gerektiğini, müvekkilinin tahsili, aldığı eğitim, mesleki tecrübesi ve yapabileceği iş göz önünde tutulduğunda bu iş kolunda ve sektörde çalışabileceği dava dilekçesinde de belirtildiği üzere İzmir, İstanbul, Konya, Manisa, Kocaeli, İzmit, Gaziantep, Ankara ve Bursa illeri bulunduğunu, diğer il ve sanayi bölgelerinde zaten çalışma imkanının olmadığını, bu nedenle sözleşmenin ekonomik geleceğinin mahvına sebep olacak tarzda düzenleme içerdiğini, yine haksız rekabet ve buna dayalı cezai şart tazminatından söz edebilmek için işçinin yaptığı iş itibariyle işverenin mesleki bir sırrına vakıf olması, bu sırrı kullanması, satması veya aktarmasının söz konusu olması gerektiğini, müvekkilinin görevi itibariyle işverenin saklayabileceği veya patent almasını gerektiren bir sırrına vakıf olmasının söz konusu olmadığını, müvekkilinin şimdi çalışmakta olduğu işyerinde üretim müdürü olarak görev yaptığını, yaptığı işin davacı şirkette yaptığı işle eş değer de olmadığını, çalıştığı firmanın davacı şirketin rakibi bir firma olmadığı gibi davacı şirkete ait sır sayılabilecek herhangi bir bilgiyi aktarmadığını, kullanmadığını, kimseye de satmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, "....Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalının 01/07/2007-12/10/2011 yıllarında davacı şirkette talaşlı imalat bakım onarım takım lideri olarak çalıştığı, davacı şirketin ürettiği malların hangi firma ya da kişi adına üretildiğini bilebilecek, davacı firmanın müşteri portföyünü bilmekte ve müşterilerle doğrudan bağlantıya geçebilecek durumda olduğu; sözleşme ile öngörülen rekabet süresinin 1 yıl olduğu; rekabet yasağı konusunun (işveren tarafından üretilen ve satılan ürünlerin aynısı veya benzerinde, ticari, sınai ve teknolojik sırları kendi namına işverenle aynı sektörde faaliyet etmesi şeklinde) sınırlandırıldığı, dolayısıyla işçinin müşteri çevresine veya iş sırlarına nüfuz etme imkanı bulunması ve işverinin önemli bir zarara uğraması ihtimali, süre ve konu yönlerinden rekabet yasağı sözleşmesi şartlarının geçerli olduğunu düşünmek mümkündür.Ne var ki, dava konusu olayda 1 yıl rekabet yasağı yer (İzmir, İstanbul, Konya, Manisa, Kocaeli-İzmit, Gaziantep, Ankara ve Bursa illeri) bakımından bir sınırlamada bulunmaktadır. Buna göre, işçi bakımından öngörülen rekabet etmeme yasağı yer konusunda birçok ili ve davalının çalışabileceği sanayi şehirlerini kapsıyor olması sebebi ile aşırı nitelikte ise de; TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca değerlendirme yapıldığında, davalının davacıya ait iş yerinden 12/10/2011 tarihinde ayrıldıktan sonra davacının faaliyet gösterdiği alanda ve aynı organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren bir başka şirkettte 13/10/2011 fesih tarihinden çok kısa bir süre sonra işe girdiği, yerleşik Yargıtay içtihatları dikkate alındığında tıpkı haksız rekabette olduğu gibi rekabet yasağına aykırılık halinde de zararın doğmasının şart olmayıp işçinin rakip bir firmada çalışarak önceki iş verene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunmasının yeterli olduğu, bu haliyle davalının işten ayrılıp aynı alanda ve aynı il sınırları içerisinde başka bir işletmede işe girmesinin rekabet yasağının ihlali niteliğinde olduğu dikkate alınarak takdiren cezai şartın 1/4' ü oranında 4.976,44 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmekle, sonuç olarak; DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE, 4.976,44-TL tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE... " şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN, "...Dava dilekçesinde 19.905,78 TL cezai şart talep edilmesine rağmen, mahkemece sadece 4.976,44 TL'ye hükmedilmiş olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, taraflar arasındaki 01/07/2010 tarihli iş sözleşmesindeki rekabet yasağına ilişkin 12. maddeye de aykırı bulunduğunu, zira bu maddede; brüt aylık ücretin 6 katı cezai şartın ödeneceğinin öngörüldüğünü, buna göre müvekkili şirketin davalının brüt aylık ücretinin 6 katı tutarında 19.905,78 TL talep etmesinin hukuka tamamen uygun olduğunu, kararın davalının işten ayrıldığı tarihte yürürlükte olan Türk Borçlar Kanunu hükümlerine de aykırı bulunduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yerel mahkemenin 2018/137 Esas sayılı emsal dava dosyasındaki bozma kararında da bu hususların belirtildiğini, müvekkili şirketin davalının brüt aylık ücretinin 6 katı tutarındaki 19.905,78 TL cezai şartı talep etmiş olmasının davalının işten ayrıldığı 12/10/2011 tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tamamen uygun olduğunu, mahkemenin aksi yöndeki kararının ise hatalı olduğunu, bu nedenle mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, mahkemenin dava edilen miktarı indirilebileceği bir an düşünülse dahi 19.905,78 TL olarak talep ettikleri cezai şart tutarını 4. 976,44 TL'ye indirmiş olmasının insaf ve hakkaniyet ölçülerine de tamamen aykırı bulunduğunu, daha makul bir düzeye indirilebileceğini, ayrıca yerel mahkeme kararında, cezai şart tutarında takdiri indirim yapılmasına rağmen davalı yararına vekalet ücretine hükmedildiğini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DAVALI VEKİLİ TARAFINDAN, "...05.11.2007 tarihli sözleşme ile çalışmakta olan müvekkiline daha ağır koşulları içeren 01.07.2010 tarihli iş sözleşmesinin serbest iradesiyle imzalatılmadığını, davacının, müvekkili ile davacı işverenine ekonomik bağımlılığı devam ederken ikinci bir sözleşme yaptığını, 01.07.2020 tarihli sözleşmenin irade sakatlığı nedeni ile geçersiz olduğunu, iddianın dayanağı bu sözleşmede tek taraflı olarak müvekkilini cezai şart ödeme yükümlülüğünde bırakan düzenleme olduğunu, bu durumun işçiyi koruma altına alan hükümler ile uyuşmadığını, ikinci sözleşmenin mevcut çalışma koşullarını ağırlaştıran haksız rekabet ile ilgili hükmünün davalı müvekkili işçi açısından geçerliliği ve hukuken bağlayıcılığının bulunmadığını, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da işçi aleyhine tek taraflı kararlaştırılan cezai şartın geçersiz olduğunun göz önünde bulundurulduğunu, bu bakımdan ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararının akdi ve yasal dayanağının bulunmadığını, sözleşmedeki haksız rekabet ile ilgili düzenlemede eylem ve yaptırım arasında denge bulunmadığını, belirtilen coğrafi alan kısıtlaması ile müvekkilinin iktisadi geleceği tehlikeye düşürülmüş olduğundan rekabet yasağı sözleşmesinin bu yönüyle de geçersiz olduğunu, sözleşmede müvekkilinin, aynı sektörde faaliyette bulunan İzmir, İstanbul, Konya, Manisa, Kocaeli, İzmit, Gaziantep, Ankara ve Bursa illerindeki bir rakip müessesede çalışmama yükümlülüğü altında tutulmak istendiğini, her ne kadar davacı, sözleşmede 'yer' bakımından bir sınırlama getirmiş gibi gözükse de aslında müvekkiline çalışma hak ve özgürlüğünü kullanabileceği bir alan bırakılmadığını, getirilen yer sınırlamasının müvekkilinin mesleğini icra etmesini fiilen yasakladığının tartışmasız olduğunu, müvekkilinin sözleşmede yasaklanan yerler dışında çalışabileceği bir yer bırakılmadığını, davacı tarafından delil olarak gösterilen mahkemenin 2018/137 E. sayılı dava dosyasının işbu dava dosyası açısından emsal olamayacağını, her dosyanın kendi delilleri içinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu dava dosyasındaki toplanan delillerin farklı olduğunu, o dosyadaki davalı ...’nın görev tanımı ile müvekkili ...’nın (bakım onarım takım lideri) görev tanımının aynı olmadığı göz önünde tutulduğunda emsal olarak değerlendirilemeyeceğini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; somut olayda taraflar arasında imzalanan iş akdinin 01/07/2010 tarihinde yapıldığı, ancak davalının davacı işyerinden 12.10.2011 tarihinde ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla dava konusu olaya, davalının işten ayrılma tarihinde yürürlükte bulunan eski (818 Sayılı) Türk Borçlar Kanunu'nun uygulanması gerekmektedir. Dava konusu 01.07.2010 tarihli hizmet sözleşmesinin “Rekabet Yasağı ve Eğitim Masrafları” başlıklı 12. maddesindeki cezai şarta ilişkin düzenleme, hizmet sözleşmesinin sona ermesiyle beraber hüküm ifade edecektir. Bu nedenle, uyuşmazlığa 818 sayılı Yasa'nın 348. ve devamı maddelerinde düzenlenen hükümlerin uygulanması gerekmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348/2. maddesi uyarınca; “Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin alıcıları tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir”. Bu durumda, anılan hüküm gözetilerek, davalının yaptığı iş nedeniyle müşterileri tanımasından ve işletmenin sırlarına nüfuzundan istifade edip edemeyeceğinin öncelikle saptanması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta, davalı işçinin davacı şirkette çalıştığı konum ve akabinde davadışı rakip işletmede yönetici olarak işe başlamasına ve zarar verme ihtimalinin bulunmasının yeterli olmasına göre, bu şartın sağlandığı söylenebilecektir.
Ne var ki, 818 s. BK'nın 349. maddesinde rekabet yasağının sınırına ilişkin olarak, "....Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir." şeklinde düzenleme bulunmakta olup, rekabet yasağının geçerli olabilmesi için "yer" bakımından da sınırlandırılması gerektiği, rekabet yasağı sözleşmesinin, işçinin ekonomik geleceğini tamamen olumsuz yönde etkileyecek genişlikte bir coğrafi alan için düzenlenmesinin söz konusu olamayacağı, aksi durumda geçersiz olacağı açıktır. Zira, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmıştır. 818 sayılı BK'nın 19. maddesinde bir akdin mevzunun, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunabilir denilmekle birlikte, 20. maddesinde ise akdin mevzunun gayrimümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) aykırı olması halinde o akdin batıl olacağı belirtilmiştir. Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu belirlemede özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. 818 Sayılı BK'nın 19, 20, 349. maddelerinde bu özgürlüğün sınırları çizmiştir. Sözleşmede öngörülen rekabet yasağı; ancak işçinin iktisadi geleceğinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, yer ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise geçerlidir. Eldeki dava dosyası, davacı tarafça emsal olarak sunulan davacı şirketin diğer işçilerine yönelik davaları ile işten ayrılma tarihi bakımından farklılık taşımaktadır. Nitekim 818 S.BK döneminde yeni TBK 445.maddedeki gibi hakime aşırı ölçüdeki rekabet yasağını sınırlama yetkisi tanıyan bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, somut uyuşmazlıkta 818 S. BK' ya göre yapılan değerlendirme uyarınca; Türkiye'nin farklı bölgelerindeki tüm büyük şehirler de dahil olmak üzere, sözleşmede rekabet yasağı getirilen sanayi şehirlerinin sayısı da dikkate alındığında, bölge ayrımı dahi yapılmaksızın neredeyse tüm Türkiye sınırlarını içeren rekabet yasağı şartının davalı işçinin iktisadi geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde güçleştirdiği ve rekabet yasağı şartının 818 S. BK 349.madde uyarınca geçersiz olduğu gözetilerek, mahkemece davanın reddi gerekirken, hatalı değerlendirme ile işçinin işten ayrıldığı tarihte yürürlükte dahi bulunmayan 6098 S. TBK 445/2. maddesinin uygulanması suretiyle hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır (Bu yönde bknz. Yargıtay 11.HD 2016/2751 E.- 2017/1589 K., 2016/5641 E.-2017/1255 K., 2015/4311 E.-2015/11343 K).
Davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak, HMK 353/1-b-2.madde uyarınca Dairemizce "davanın reddi" yönünde yeniden hüküm kurulacağından, davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf itirazlarının ise kabulü ile, HMK 353/1-b-2. madde uyarınca yeniden hüküm tesisine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1. b. 1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
-
Davalı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/9 Esas . 2021/569 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1. b. 2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, KALDIRILAN KARARIN YERİNE GEÇMEK ÜZERE;
"a-Davanın REDDİNE,
b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 348,50-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 79,10TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
c-Davalı tarafından karşılanan 95,80 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
d-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki AAÜT'ne göre hesaplanan 17.900,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
e-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
f-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin talep halinde yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine",
ŞEKLİNDE YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,
3-İSTİNAF AŞAMASINDA;
a-Davacıdan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30 TL istinaf karar harcının mahsubu ile kalan 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
b-Davalı tarafından yatırılan 85,00 TL istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
-
İstinaf incelemesi esnasında davalı tarafça yapılan 13,75 TL posta masrafı ve 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcına ilişkin toplam 175,85 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-
İstinaf incelemesi esnasında davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
-
Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 02/05/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19