İzmir BAM 20. HD 2021/1704 E. 2024/721 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2021/1704
2024/721
2 Mayıs 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1704
KARAR NO : 2024/721
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/12/2020 (Dava) 29/09/2021 (Karar)
NUMARASI : 2020/122 Esas - 2021/161 Karar
DAVA : Markaya Tecavüzün Tespiti, Önlenmesi, Maddi ve Manevi Tazminat
BAM KARAR TARİHİ : 02/05/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 02/05/2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2020/122 Esas - 2021/161 Karar dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin mobilya sektöründe Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden olduğunu, özellikle “...” markası ile faaliyet gösteren şirketin Türkiye ve dünya çapında tanındığını, "... ...” markası ile faaliyet gösterdiğini, “... ...” markasının Türkpatent nezdinde 2019/08158 başvuru no ile 20,24,27 ve 35. sınıflarda tescilli olduğunu, (28.01.2019 başvuru tarihli), https://..." alan adlı internet sitesi üzerinden satış ve pazarlama faaliyetini sürdürdüğünü, davalı şirketin ise “...” şeklindeki markasını Türkpatent nezdinde 2020/08140 başvuru no ile 20,24 ve 35. sınıflarda tescil ettirdiğini, davalının marka kullanımını “...” şeklinde gerçekleştirdiğini, söz konusu kullanım nedeniyle müvekkilinin markası ile haksız rekabete ve marka tecavüzüne sebebiyet verdiğini, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 29. maddesinde “Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller”in sayıldığını, SMK m. 149’da ise hak sahibinin ileri sürebileceği taleplerin sayıldığını, müvekkili şirketin markasının “... ...” ibareli olduğunu ve https://... alan adlı web sitesi üzerinden hizmet verildiğini, davalının “...” şeklindeki ticaret ünvanının “...” ibareli markası ve ... "https://.../ "https://.../ alan adlı web sitesi kullanımının müvekkili şirket aleyhine marka tecavüzü yarattığını, müvekkilinin ... ibaresinin markanın tüm ürünlerinde kullanılan bir ibare olduğunu, çocuk ve genç odası pazarı bakımından markanın ayırt edici kısmının “...” ibaresi üzerinde toplandığının kabul edilmesi gerektiğini, davalının marka kullanımının “...” ibaresi ile gerçekleştiğini, özellikle web siteleri üzerinden karşılaştırma yapıldığında marka hakkı tecavüzünün net olarak ortaya çıktığını, ... ibaresi ile ... ibaresinin birbirine ayırt edilemeyecek derecede benzer olduklarını, her iki markanın da birebir aynı mal ve hizmet sınıflarında tescilli olduğunu, üstelik davalı yanın markasını, müvekkili ile birebir aynı olacak şekilde “çocuk ve genç odası mobilyası” ürünlerinde kullandığını, markaların tüketici tarafından karıştırılabileceğini, dava konusu markanın, müvekkilinin markasının tescilli olduğu sınıfta tescilinin açıkça 6769 sayılı SMK’nın hükümlerine aykırılık teşkil edeceğini, dava konusu markaların hem görsel hem işitsel açıdan ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, “...” ibaresinin her iki markada da aynı olup “...” ve “...” ibarelerinin birebir aynı harflerden oluştuğunu, davalı markanın ibaresinde yer değiştirilen harflerin görsel açıdan herhangi bir esaslı ayırt edicilik katmadığını, müvekkiline ait markanın içerdiği harflerin hiç değiştirilmeden kullanılması suretiyle yüksek derecede benzerlik oluşturulduğunu, her iki markada da ayniyet derecesinde benzer telaffuzu algılayan tüketicilerin markalar arasında ilişkilendirme eğilimine düşeceğinin aşikar olduğunu, benzer olup olmadığının müşteri hafızasında bıraktığı imaja göre belirlendiğini, ortalama tüketicinin markaları karıştırma ihtimali değerlendirilirken uzman bir kişinin göstereceği dikkati gösteremeyeceğini, ister istemez her iki marka arasında ilişki kurma eğiliminde olacağını, markalar arasındaki farklılıkların tüketiciler tarafından farkına dahi varılamayacak kadar küçük olduğunu, burada dikkat edilmesi gereken diğer unsurun yıllardır piyasada müvekkilinin bilinen markası dolayısı ile karıştırılabileceği hususu olduğunu, müvekkilinin markasının piyasada zaten bilindiği ve kullanıldığı için dava konusu markanın müvekkilinin markası olduğunun sanılabileceğini, karşılaştırılan marka ibareleri arasında düşük benzerlik olsa dahi (benzerliğin düşük olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte) somut olayda mal ve hizmetler arasındaki ayniyet nedeniyle iltibas ihtimalinin doğacağını, kaldı ki ayırt edilemeyecek derecede benzerliğin varlığının açık olduğunu, davalı şirket eylemlerinin marka tecavüzü yaratmasının yanı sıra TTK m.55/4 uyarınca haksız rekabete de neden olduğunu, haksız rekabetin giderilmesi amacıyla davalı tarafa Beşiktaş 11. Noterliği’nin 06.10.2020 tarihli numaralı ihtarnamesi gönderilmiş ise de, davalı taraftan herhangi bir olumlu cevap alınamaması üzerine işbu davayı açma zorunluluğunun doğduğunu, davalının haksız ve kötü niyetli kullanımı nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, seçimlik haklarını 151/2-b bendi uyarınca kullanmayı talep ettiklerini, bu sebeple talep edilen tazminatın belirsiz olması nedeniyle davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini belirterek, davalının “...” ibareli markasının müvekkilinin “... ...” ibareli markasına iltibas teşkil etmesi nedeniyle marka tecavüzü ve haksız rekabet durumunun tespitine, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının Hyperlınk "https://.../" https://.../ alan adlı internet sitesine erişiminin engellenmesine, dava konusu marka ibaresini taşıyan ilan, broşür, afiş ve tanıtım araçlarının bulundukları yerden toplatılmasına, mahkeme kararının Türkiye çapında bir gazetede yayınlanmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla şimdilik 10.000-TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın delillerinin tebliğ edilmediğini ve muttali de olunmadığını, diğer yandan davanın yetkisiz mahkemede açıldığı gözetilerek yetkisizlik nedeniyle reddi gerektiğini, dosyanın yetkili Bursa mahkemelerine gönderilmesini, kabul manasına gelmemek kaydıyla davacının tüm taleplerinin zamanaşımı ile malul olduğunu, dava hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından dolayı da usulden reddi gerektiğini, davanın salt kötüniyetle ikame edilmiş olup dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkilinin "..." markasının tescili için 22/01/2020 tarihinde kurum nezdinde başvurusunu gerçekleştirmiş olmakla, tescilin 07/09/2020 tarihinde gerçekleştirildiğini, davacı yanca tescil işlemlerinin süregeldiği işbu yaklaşık 10 aylık süreçte yukarıda yer verilen görüş bildirme yahut itiraz süreçlerinin hiçbirine başvurulmadığını, bu haliyle herhangi bir itiraza konu olmaksızın müvekkilinin marka tescilinin gerçekleştiğini, davacının haksız menfaat elde etme gayesi ile huzurdaki davayı ikame ettiğinin açık olduğunu, marka hakkına tecavüz edildiğine dair iddiaların tümüyle gerçek dışı olup itibar edilmemesi gerektiğini, iki marka arasında oluşacak karıştırma ihtimalinde işaret, mal ve hizmet üçlüsünün birbirinin aynısı ya da benzeri olup olmadığına bakılması gerektiğini, bu üçlünün aynı olması halinde zaten karıştırılma ihtimali hakkında tereddüde yer verilmemesi gerektiğini, benzer olduğu durumda ise, bu benzerliğin karıştırılma ihtimaline sebep olup olmadığına bakılması gerektiğini, benzerlikte esas olanın karıştırılma ihtimali olduğunu, markada, genel görünümün estetik, grafik, renk, kompozisyon, boyut ve biçim bakımından iltibas yani aldatıcı benzerlik varsa tecavüzün var sayılması gerektiğini, önemli olanın karşılaştırma yaparken iki marka ile ilgili esaslı noktaların dikkate alınması ve her iki markadaki benzerliğin ilgili kişiyi yanıltmak amacıyla oluşturulup oluşturulmadığının tarafsız bir biçimde belirlenmesi olduğunu, davacının markası "... ..." iken, müvekkilinin tescilli markasının "..." ibaresi ile patentli olup iki markanın daha en başından birbiriyle tamamıyla farklı olduğunun, yalnızca İngilizce "çocuk" anlamına gelen ve genel kullanıma özgü bir kelime olan '...' kelimesinin markaların her ikisinde de bulunduğunu, nitekim tarafların faaliyet gösterdiği pazarda marka adında ... yer alan birden fazla markanın olduğunu, tüm bu kullanımların davacının markasına tecavüz teşkil edeceğine yönelik kabulün hayatın olağan akışına aykırı olacağı gibi hakkaniyetle de bağdaşmayacağını, diğer yandan, davacı her ne kadar markasının ayırt edici kısmının '...' ibaresi olduğunu dile getirmişse de, davacının markanın asıl tanınırlık unsurunu oluşturan marka ibaresinin ... olduğunu, mobilya sektöründe faaliyet gösterdiği bilinmekle birlikte müvekkilinin markasının davacının esaslı tanınan marka unsuru ... ibaresi ile uzaktan yakından ilgisinin, benzerliğinin bulunmadığının açık olduğunu, bir an olsun davacının markasının asli unsurunun '...' olduğu düşünülse dahi bu kere müvekkilinin markasının '...' ibaresinden oluştuğunu ve iki marka arasında herhangi bir benzerlik yahut tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali olmadığının ortada olduğunu, sunulan müvekkiline ait web sitesi ve marka amblemi ile davacıya ait web sitesi ve marka amblemi karşılaştırıldığında her iki marka arasında en ufak bir benzerlik olmadığının şüphesiz olduğunu, müvekkilinin markasına ilişkin yazı karakteri, punto, marka kelimeleri, kullanılan arka plan ve yazı rengi ile marka tasarımı yukarıda yer verildiği şekli ile bambaşka bir tasarıma sahip iken; davacının markasının birden fazla renkten oluşan büyük punto ve ayrık harfler ile ... yazısı altında sınırlanmış beyaz arka planlı bambaşka bir tasarım olduğunu, hitap ettiği tüketici sınıfının bilinçli bir tüketici sınıfı olduğunu ve ortalama bir zekaya/algılama yeteneğine sahip bir müşteri tarafından bu iki markanın birbiriyle karıştırılmasının mümkün olmadığını, ... markasının mobilya sektöründe hizmet veren bir firma olduğunu, buna karşılık müvekkilinin bebek mobilyası ile sınırlı olmaksızın, duvar kağıdı, aydınlatma, organizer sepet, çocuk oyuncakları, uyku kıyafetleri vb. birçok ürünün satışını gerçekleştirdiğinin açık olduğunu ve ürünlerinin aynı olduğunu söylemenin mümkün görünmediğini, davacı markasının nispeten orta gelirli tüketiciye hitap etmesine karşılık müvekkilinin lüks, özel tasarımlara ev sahipliği yapan bir marka olarak üst gelirli tüketiciye hitap ettiğini, bariz fiyat farklılıkları bulunan ürünlerin karıştırılması ihtimalinin yahut markaların benzerliğinin söz konusu olamayacağının açık olduğunu, davacının marka hakkına tecavüz edildiğine dair iddiaların haksız ve mesnetsiz olduğunun ortada olduğunu, huzurdaki davanın bu nedenle reddi gerektiğini, davacının haksız rekabete ilişkin iddia ve beyanlarının ise yukarıda aktarılan bilgiler karşısında hukuki bir ehemmiyetinin olmadığını, davacının haksız rekabete ilişkin bir dava ikame edebilmesi için yasal koşulların oluşmadığını, eldeki ihtilafta haksız rekabet sayılabilecek herhangi bir fiil mevcut olmadığı gibi, davacının haksız fiil neticesinde uğradığı somut bir zarar yahut zarara uğrama tehlikesinin de söz konusu olmadığını, müvekkilinin marka faaliyet alanı, ürünleri, ürün fiyatlarının davacınınkinden oldukça farklı olup bu halde bir haksız rekabetin mevcudiyetinden söz edilemeyeceğini, davacının marka tecavüzü ve haksız rekabetten bahisle talep ettiği maddi - manevi tazminat taleplerinin de redde mahkum olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, "...Dosya kapsamında toplanan deliller ve bilirkişi raporu dikkate alındığında; her iki tarafa ait markaların görsel, işitsel ve anlamsal olarak farklı olduğu, taraf markalarındaki benzerliğin ayırt edici özelliği olmayan '...' sözcüğünden ve '...' işaretinden geldiği, bu benzerliğin taraflar markaların bütününde tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimali doğurmayacağı anlaşılmakla, DAVANIN REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF İTİRAZLARI:
Davacı vekili tarafından, "...Öncelikle her iki markanın da tescilli oldukları sınıfların aynı olup, benzer alıcı çevresine hitap ettiğini, rekabet halinde bulunduklarını, tüketicinin ortalama algısı esas alınarak yapılacak değerlendirmeye göre bu markaların birbirine benzer olduğunun görüleceğini, benzerlik incelemesinde dikkate alınması gereken Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2007/4519 E.-2008/6724 K. sayılı ilamında ortaya konulmuş olan kriterlerin huzurdaki davada mevcut olduğunu, bu benzerlik mevcutken ortalama tüketici nezdinde iltibasın oluşmasının kaçınılmaz olduğunu, doktrinde de sınıfsal benzerliğin iltibası arttıracağının kabul edildiğini, davalının ... markasının, müvekkilinin ... markasıyla iltibas tehlikesi yaratacak derecede benzer olduğunu, emtiaların veya marka sahibi işletmelerin arasında idari ekonomik bağlantı kurulabilmesi ihtimalinin, tescilli markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğunu, markaların farklılığından ziyade benzer kısımlarının değerlendirilmesi gerektiğini, taraf markalarında görsel ve fonetik açıdan ayniyete varan benzerlik bulunduğunu, ortalama tüketici nezdinde iltibasa neden olmasının kaçınılmaz olduğunu, '...' ifadelerinin ortak olup devamlarında yer alan kelimeler olan '...' ile '...' ise eksiksiz ve fazlasız tamamen aynı harflerden ( ..., ..., ..., ... ) oluşmaları nedeniyle görsel ve işitsel olarak yakın benzerlik oluşturduğunu, ortalama bir tüketicinin markaların ikinci kısmındaki ... // ... kelimelerinin Türkçe karşılıklarını bilemeyecek durumda olacağı açık olup söz konusu kelimeleri salt akıllarında kaldıkları oranda sesses ve görsel olarak kıyaslayacağını, kaldı ki marka logosunda da müvekkili şirketin markasındaki dört yapraklı yoncayla aynı boyutta dört parça kullanıldığını, ayırt ediciliği sağlamak adına tercih edilebilecek bir çok değişik tasarım imkanı mevcutken aynı şekli unsurların tercih edilmesi nedeniyle marka hakkına tecavüzün gerçekleştiğini, içtihatlarda ve doktrinde huzurdaki davaya konu markalardan daha az ortak nokta barındıran markaların dahi benzer kabul edilmesi gerektiği konusunda görüş birliği olduğunu, mahkeme tarafından bütünsel bir inceleme yapılmadığını, markaların alıcıların algısına sunulan bütün unsurlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, markada 'chilish way of living' ibaresinin ayırt edici olduğu ileri sürülmüşse de, marka '...' olarak kullanıldığı için marka hakkına tecavüzün mevcut olduğunu, kullanıma ilişkin iddialarını internet sitelerindeki kullanımın açıkça desteklediğini (...), benzerlik incelemesinin vatandaşın algıladığı unsurların birlikte değerlendirilmesiyle yapılması gerektiğini, Zira Yargıtay 11. HD. 2020/1450 E.- 2021/321K. sayılı kararı uyarınca ('...556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi uyarınca iltibas değerlendirilmesi yapılırken markaların bir bütün olarak tüketicide bıraktığı genel izlenimin dikkate alınması gerektiğini, buna göre, ortalama tüketici markaların kendisinde bıraktığı bütüncül izlenimin itibariyle farklı kaynaklardan gelen iki farklı marka karşısında olduğunu anlayabilecekse iltibas oluşmayacağını....'), benzerlik değerlendirmesinin kullanıcının hafızasındaki imaja göre karşılaştırma gözetilerek yapılması gerektiğini, markanın amacı, ürünün diğer benzerlerinden ayırt edilebilirliğini sağlamak iken davaya konu markanın bu işleve sahip olmadığını (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Esas: 2020/2374 Karar: 2021/3299 karar), davaya konu markaların '...' ortak ifadesini içerdiğini, tamamen aynı harflerden oluştuğunu ve boyutlarının neredeyse aynı dörder parçanın oluşturduğu figür ile neredeyse aynı görünümde olduğunu, ortalama bir tüketicinin davaya konu markaları ilişkilendirmesinin kaçınılmaz olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2017/11-26 Karar: 2021/371 Kararında; '...bir işaret, görsel, fonetik veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, bütünsel bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple müşteri gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden müşterinin mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir.' denildiğini, mahkemenin '...' ibaresinin ayırt ediciliğinin bulunmadığı tespitinin hukuka aykırı olduğunu, markaların ortak içeriği olan '...' ibaresinin çocuk anlamında olup markaların ürün arzını sadece bu tüketici grubuna yönelik oluşturmadığını (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Esas: 2020/1409 Karar: 2021/799 Karar), davaya konu markalardan '...' markası, '...' markasına bu denli benzer bir marka iken genç odası kategorisinde ürün arzı ile de marka hakkına tecavüz oluşmasına neden olduğunu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Esas: 2020/2374 Karar: 2021/ 3299), ürün ve hizmetlerin cinsini, vasfını veya herhangi bir hâlini belirtmeyen '...' ibaresinin de ayırt edicilik vasfına sahip olup benzerlik incelemesinde dikkate alınması gerektiğini, '...' kelimesinin halkça bilinen duyulan bir kelime olmayıp markaya olan etkisinin, ayırt ediciliğin tam aksine müvekkili şirketin '...' markasına benzerlikten başka bir şey olmadığını, iltibasın meydana gelmesini önlemek için pek çok imkan varken davalı tarafın görsel ve işitsel olarak neredeyse müvekkili şirketin markasını kopyalamakla haksız rekabet oluşmasına neden olduğunu, bu nedenlerle TTK 56.madde hükmü uyarınca sahip oldukları haklar saklı kalmak üzere davalı tarafa ihtarname gönderildiğini, kötü niyetli kullanımlar nedeniyle SMK 150 ve 151. maddeleri uyarınca maddi ve manevi zararların tazmini talep hakkı mevcut olup 151/2-b hükmünde yer verilen seçimlik hakka dayalı olarak talepte bulunulmuşsa da yerel mahkeme tarafından taleplerinin kabul görmediğini, verilen kararın bozulması gerektiğini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, markaya tecavüzün tespiti, önlenmesi ve maddi/manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; her ne kadar davacı tarafça, davalı tarafından sonradan tescil ettirilen “...” markasının, kendisine ait “... ...” markası ile iltibas yaratacak nitelikte olduğu ileri sürülmüşse de, bahse konu her iki markanın unsurlarının görsel, işitsel ve anlamsal olarak farklı olduğu gibi, bütünsel olarak da ortalama tüketici nezdinde iltibas yaratacak nitelikte olmadığı, davacı tarafın iddialarının aksine, taraf markalarının "..." ve "..." şeklinde olmayıp, “... ...” ve “...” şeklinde olduğu, mahkemece alınan ve denetime ve hüküm kurmaya elverişli marka uzmanı raporunda her iki markanın ayrıntılı olarak karşılaştırıldığı ve ortak unsurlar olan "..." kelimesinin çocuk anlamına gelip, ürünlerin çocuk ürünleri olmasından ötürü kullanılan, tekel niteliğinde olmayan bir kelime olduğu, yine "..." işareti de ortak ise de, bunun da genel olarak herkesçe kullanılan "ve" anlamına gelen bir kelime olduğu, marka logolarının ve anlamlarının da farklı olduğu, davacının marka logosunda dört yapraklı "..." varken, davalınınkinde "..." harfinin noktasını oluşturacak şekilde "..." olduğu, renklerinin de tamamen farklı olup, yazı karakteri, punto, marka kelimeleri, kullanılan arka plan ve yazı rengi ile marka tasarımı bakımından karıştırılmalarının sözkonusu olmayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davacı vekilinin İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2020/122 Esas . 2021/161 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1. b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
-
İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gerekli 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
-
HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
-
Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 02/05/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19