İzmir BAM 20. HD 2024/398 E. 2024/458 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2024/398
2024/458
14 Mart 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/398
KARAR NO : 2024/458
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ : 11/12/2023
NUMARASI : 2023/113 Esas (derdest)
TALEP : İhtiyati Tedbire İtiraz
TALEP TARİHİ : 31/07/2023
BAM KARAR TARİHİ : 14/03/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 14/03/2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 11/12/2023 ara karar tarihli ve 2023/113 Esas (derdest) sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
TALEP :
İhtiyati tedbir isteyen (davacı) vekili talep dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin önceki tarihlerle tescilli "..." markasıyla, aynı, benzer emtia ve hizmetlerde kullanılan "..." "..." ya da "..." ibarelerinin ve "..." kök ismi adı altında türetilen benzeri ibarelerin ticari mecrada kullanılmasının marka hakkına tecavüz ve iltibas olduğunun tespiti ile önlenmesini, Davalı tarafından "..." kelimesi - ibaresi kullanılarak piyasaya sunulan tüm ticari ürünlerinin, hizmetlerin, reklam ve tanıtma vasıtasını ihtiva eden her cins etiket, mahfaza, ticari evrakın ve sair basılı maddeler ile tanıtım malzemelerinin bulundukları her yer ve mecradan toplatılmasını ve imha edilmesini, internet üzerinden web sayfalarında da "..." "..." ya da "..." ibarelerinin ve "..." kök ismi adı altında türetilen benzeri ibarelerin kullanımının önlenmesini, müvekkili şirketin tescilli sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden davalı fiillerin önlenmesi ve durdurulmasını, davalı tarafından, müvekkili şirketin sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilerek üretilen veya ithal edilen tecavüze konu ürünlere, bunların üretiminde münhasıran kullanılan vasıtalara türkiye sınırları içinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar dâhil, bulundukları her yerde elkonulmasını ve bunların saklanmasını, İthalat ve İhracat işlemlerinin tedbiren durdurulması amacıyla Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı'na yazı yazılmasına karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN İHTİYATİ TEDBİR KARARI:
08/11/2023 tarihli ara kararı gereğince; "... Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin, 6100 sayılı HMK 389 vd. İle 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 159.maddesi gereğince kabulüne, davacı adına TPMK nezdine 2015/18205 numara ile tescilli "..." ibaresi içeren markadan kaynaklanan davacı haklarına tecavüz oluşturan davalı fiillerinin önlenmesine, durdurulmasına, davacı adına tescilli ''...'' ibaresini içeren ve markaya tecavüz teşkil edecek şekilde üretilen veya ithale konu edilen ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan vasıtalara( tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde), Türkiye sınırları içinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar dahil olmak üzere, bulundukları her yerde el konulması ve bunların saklanmasına, davacı adına tescilli "..." kelimesi - ibaresi kullanılarak piyasaya sunulan tüm ticari ürünlerinin, hizmetlerin, reklam ve tanıtma vasıtasını ihtiva eden her cins etiket, mahfaza, ticari evrakın ve sair basılı maddeler ile tanıtım malzemelerinin bulundukları her yer ve mecradan toplatılmasına, el konulmasına, tedbirin infazı suretiyle el konulup toplatılacak ürün ve vasıtaların yediemin olarak davacı tarafa bırakılmasına, davalı tarafın muhtemel zararlarının karşılanabilmesi amacıyla ve mevcut delil durumu gözetilerek takdiren 300.000 TL (Üçyüzbin Türk Lirası) tutarında teminata hükmedilmesine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
Aleyhine ihtiyati tedbir istenilen (davalı) ihtiyati tedbire itiraz dilekçesinde özetle; müvekkiline ait markanın uluslararası marka tescilinin söz konusu olduğunu, davacının sahibi olduğu ... adlı markanın tescili için ise 03 Mart 2015 tarihinde başvuru yapılmış olup dolayısıyla davacı şirketin kullandığı markadan daha önce tescil edilmiş bir markanın, kendinden sonra tescil edilen başka bir markanın hakkına tecavüz etmesi mümkün olmadığı gibi, daha önce tescil edilen bir markanın kendisinden 3 yıl sonra tescil edilen bir marka ile iltibas teşkil ettiği ileri sürülerek kullanımının önlenmesini talep etmenin de mümkün olmadığını, davacının markası ilgili markayı ihlal ettiğini, iki tescilli markanın iltibaslı olması durumunda daha önce tescil edilmiş marka geçerli sayılacak, daha sonra tescil edilmiş markanın ise terkininin gerekeceğini, tüm bu sebeplerle davacının SMK'dan kaynaklanan tecavüz fiillerinin durdurulması, maddi manevi tazminat, ürünlere el koyma gibi taleplerinin ileri sürülebilmesi için gerekli olan fiilin tecavüz olması şartı gerçekleşmemiş olup müvekkilinin davacıya herhangi bir ödemede bulunma sorumluluğu olmadığı gibi, aksine tecavüzde bulunan şahsın davacı olması nedeniyle zarar tazmin etmesi gereken kişinin de davacı olduğunu, açıklananlardan öte, işin esasında da markaya tecavüz anlamına gelebilecek hiçbir eylem bulunmamakta olup müvekkili şirketin ürettiği ürünler, davacı şirkete zarar vermediğini, çünkü davacı tarafın müvekkili şirketin malları üretip iç piyasaya sürdüğü iddiası gerçek ile bağdaşmadığını, müvekkili şirketin olaydaki tek rolü; marka sahibi olan yabancı uyruklu şahsın talebi doğrultusunda mal üretmek olup bu ürünlerin hepsi yurt dışına gönderilmekte, Türkiye'de satışın yapılmadığını, müvekkili şirket, ... ile yapmış olduğu anlaşma gereği, davacı şirkete ait markanın tescilinden önce uluslararası koruma çerçevesinde tescili yapılan "..." adlı markanın Türkiye'de üretilmesi noktasında hizmet vermekte olup söz konusu faaliyetlerde markanın korunması noktasında hiçbir hukuki prosedür atlanmadığından davacının iddiaları hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bu nedenle somut olayda üretici olmaktan başka bir vasfı bulunmayan müvekkili şirketin davacının hakkına tecavüzde bulunduğunun söylenemeyeceğini, üretimi Türkiye'de, satışı yurtdışında yapılan tespite konu ürünler ile üretimi ve satışı Türkiye'de yapılan talep eden şirketin ürünleri aynı pazar alanlarını iştigal etmediğinden talep edenin marka tecavüzü ve haksız rekabet iddialarının yerinde olmadığını, davacı taraf her ne kadar müvekkili şirketin eylemini ihracat olarak adlandırsa da Türkiye'ye ait olan bir ürünün dışarı satılması durumunun mevcut olmaması ve yapılan işlemin, yurt dışına ait olan bir ürünün Türkiye'de üretilmesinden ibaret olması nedeniyle fason bir üretici olan ve ilgili marka üzerinde herhangi bir hakkı bulunmayan müvekkilinin ihracat yapan konumunda olduğunun söylenemeyeceğini, davacı şirketin, Almanya'da da bir pazarının bulunduğu iddiasının da değerlendirilmesi uygun olacak olup öncelikle davacının gerçekten de Almanya'da, ... markası ile ürün sattığı iddiasını ispat etmesinin gerektiğini, ancak bu durum doğru olsa dahi sadece Türkiye'de tescil edilen markanın, Almanya'da bir korumasının bulunmaması nedeniyle müvekkili şirketin Almanya'ya gönderdiği ürünlerin davacıya zarar verdiğinin söylenemeyeceğini, aksine davacı Almanya'daki satış ile 2012'de koruma altına alınan markaya zarar verdiğini, müvekkilinin Türkiye'de hiçbir satışının bulunmaması nedeniyle Türkiye'de koruması bulunan davacı markasına bir zarar verilmemekte; Almanya'daki satış konusunda ise davacının markasının Almanya'da korumasının olmaması nedeniyle davacının SMK'dan kaynaklanan haklarını ihracat konusunda kullanmasının mümkün olmadığını, davacı taraf, müvekkili şirketin fiillerinin ve ithalat-ihracat işlemlerinin durdurulmasını ve sınai mülkiyet hakkına tecavüz iddiasıyla davaya konu ürünlerin toplatılmasını, ancak 2023/76 D.İş sayılı dosyada alınan tek taraflı ve hukuka aykırı bilirkişi raporuna itiraz edilmiş olduğundan, karşı tarafın iddia ettiği gibi bir tecavüzün vaki olduğu henüz kesinlik kazanmadığını, tescilli bir markanın kullanımı marka hakkına tecavüz etmeyeceğinden ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesinin de mümkün olmadığını, davacı taraf yaklaşık ispat faaliyetinin gerçekleştiğini bundan dolayı ihtiyati tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiğini savunsa da bu iddia yerinde olmadığını, SMK md. 159 kapsamında ihtiyati tedbir için yaklaşık ispatın yeterli olmadığını, ülke içinde piyasaya mal sürülmemesine ve marka hakkına herhangi bir tecavüz bulunmamasına rağmen tek taraflı alınan bilirkişi raporuna dayanarak ihtiyati tedbir adı altında talep edilen üretimin durdurulması, ürünlere el konulması ve ithalat ihracat işlemlerinin durdurulması taleplerinin kabul edilmesi halinde müvekkilinin hem maddi açıdan hem de ticari itibar bakımından zarara uğrayacağını, işbu sebeplere istinaden ihtiyati tedbir talebinin reddine; aksi kanaatte ise müvekkilinin uğrayacağı zarar göz önünde bulundurularak tespit edilecek hakkaniyete uygun miktarda teminatın yatırılması şartıyla ihtiyati tedbire karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNCE İHTİYATİ TEDBİRE İTİRAZ ÜZERİNE VERİLEN EK KARAR:
Mahkemece; "...Tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu, keşif ve raporlar ile TPMK kayıtları hep birlikte değerlendirildiğinde 6100 Sayılı HMK 389 ve devamı maddeleri ile 6769 sayılı SMK 159. Maddesinde düzenlenen yaklaşık ispat olgusunun dosyamız kapsamında gerçekleştiği, mahkememizde ihtiyati tedbir kararı verilebilmesine yeterli ön kanaat oluşmuş ve 08/11/2023 tarihli karar gereğince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu, keşif ve raporlar ile TPMK kayıtları hep birlikte değerlendirildiğinde 6100 Sayılı HMK 389 ve devamı maddeleri ile 6769 sayılı SMK 159. Maddesinde düzenlenen yaklaşık ispat olgusunun dosyamız kapsamında gerçekleştiği, mahkememizde ihtiyati tedbir kararı verilebilmesine yeterli ön kanaat oluştuğu anlaşılmaktadır. Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin, 6100 sayılı HMK 389 vd. İle 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 159.maddesi gereğince kabulüne kararı verilmiştir. Davalı vekili 22/11/2023 tarihli beyan dilekçesi ile dosyada düzenlenen bilirkişi raporunun tedbire esas alınamayacağını belirterek tedbir kararına itiraz etmiştir. Mevcut delil durumu, dosyada mevcut rapor ve ek raporlar, tüm dosya kapsamı incelendiğinde; mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararının değiştirilmesini veya kaldırılmasını gerektirecek herhangi bir değişikliğin bulunmadığı, ihtiyati tedbir kararının yaklaşık ispat kurallarına, taraf menfaatlerine, dosya kapsamına uygun bulunduğu, ihtiyati tedbir kararının hak ve nesafet ilkelerine de aykırı bir yön taşımadığı hususlarında mahkememizde vicdani kanaat oluşmuştur. Mezkur nedenlerle ihtiyati tedbir kararına vaki itirazın reddine karar verilmesi gerektiği takdir ve sonucuna ulaşılmış, aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. İtirazın reddine..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
Karara karşı, ihtiyati tedbire itiraz eden (davalı) vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
İhtiyati Tedbire İtiraz Eden (davalı) vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; fikri mülkiyet hukukunda tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispattan daha fazlasına ihtiyaç bulunduğunu, 2023/76 D.İş sayılı dosyada alınan 11.07.2023 tarihli bilirkişi raporuna hem de istinafa konu tedbir kararının verildiği dosyada, cevap dilekçesi dahi sunulmadan alınan 03.11.2023 tarihli bilirkişi raporuna davalı tarafça itiraz edilmiş olduğundan, karşı tarafın iddia ettiği gibi bir tecavüzün gerçekleşmiş olduğu henüz kesinlik kazanmadığını, tespitlerinin geçerliliği sabit hale gelmemiş raporun, yaklaşık ispatı sağladığı tartışmalı olup bir an için yaklaşık ispatın sağladığı kabul edilse dahi yer verdikleri karar uyarınca yaklaşık ispatın ihtiyati tedbir kararı için yetersiz kaldığı somut uyuşmazlıkta verilen ret kararının kaldırılmasını, davacının fiili ticari faaliyet alanının Türkiye olması ancak müvekkilince üretilen ürünlerin yurt dışında satışının yapılıyor olması ve tüketici kitlelerinin farklı olması nedenleriyle ihtiyati tedbir kararı verilmesinin şartlarının oluşmadığını, marka hakkına tecavüz teşkil eden bir kullanımın varlığı değerlendirilirken marka kapsamında üretilen davacı ve müvekkiline ait ürünlerin piyasalarının farklı olduğu hususunun da gözden kaçırılmaması gerektiğini, müvekkilinin markaya konu ürünleri, yurt dışına satışını yapmak üzere ürettiği, bilirkişilerce yerinde tespit ile müvekkilinden temin edilen Gümrük Çıkış Beyannameleri ve eki faturalar ile anlaşılacak olup müvekkilinin satışı yurtdışında yapılmak üzere Almanya'da bulunan marka sahibine marka kapsamında mal üretmekten ibaret eylemi, bu malların Türkiye'de kullanıldığı sonucunu doğurmamakla birlikte bu malların müvekkilince ihraç edildiği anlamına da gelmediğini, gerekli araştırma yapıldığında ... seri numaralı ... adlı markanın, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütüne yapılan başvuru neticesinde 5 Ocak 2012 tarihinden 31 Ocak 2032 tarihine kadar uluslararası koruma altında olduğunun görüleceğini, aynı şekilde ... markası da 1 Nisan 2012 tarihinde 010776482 seri numarasıyla Fikri Mülkiyet Ofisi - EUIPO (Avrupa Birliği) nde tescil edilmiş olup 2012 yılında yapılan bu tesciller; Paris Sözleşmesi’nin 4 mükerrer 6. maddesinin A fıkrasının (1) bendinde, Paris Sözleşmesi’ne üye ülkelerden birinde tescilli bulunan markanın “olduğu gibi” diğer üye ülkelerde de korunacağının belirtilmiş olması nedeniyle müvekkilinin fason üretimini yaptığı ürünlerin markasının 2012'den beri Paris Sözleşmesine taraf olan ülkemizde de koruma altında olmasını sağladığını, bu nedenle müvekkilinin yaptığı üretim faaliyetinin tescilsiz bir marka için olduğu söylenemeyecek olup saldırıya uğrayan asıl marka; davacı şirkete ait markadan daha önce ülkemizde de geçerli olacak şekilde tescil edilen marka olduğundan, müvekkilinin hiçbir eyleminin davacı şirket markasına zarar verme ihtimalinin söz konusu olmadığını, ülke içinde piyasaya mal sürülmemesine ve marka hakkına herhangi bir tecavüz bulunmamasına rağmen tek taraflı alınan bilirkişi raporuna dayanarak hükmedilen ihtiyati tedbirin devamı halinde müvekkilinin, hem maddi açıdan hem de ticari itibar bakımından büyük zarara uğrayacağını, bununla birlikte müvekkilinin uğrayacağı zarara oranla mahkemece hükmedilen teminatın az olduğunu, işbu sebeplere istinaden ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, aksi kanaatte ise müvekkilinin uğrayacağı zarar göz önünde bulundurularak tespit edilecek hakkaniyete uygun miktarda teminat mukabilinde ihtiyati tedbirin devamına karar verilmesinin gerektiğini, resen gözeteceği sebeplere binaen; başvurunun kabulü işe ihtiyati tedbir kararına itirazın reddi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Talep, ihtiyati tedbir kararına itirazın reddi üzerine verilen ek kararın kaldırılması istemine ilişkindir.
Mahkemece; ihtiyati tedbire itirazın reddine karar verilmiş; karar aleyhine ihtiyati tedbir istenilen (davalı) vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için haklılığın tereddütsüz şekilde ispatı şartının aranmadığı, yaklaşık olarak ispatın yeterli bulunduğu, somut uyuşmazlığa uygulanması gereken SMK'nın 159. maddesinde de, "Bu Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişiler, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkinliğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edebilir." düzenlemesine yer verildiği, buna göre bir sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil edecek şekilde kullanımda bulunulduğunu yaklaşık olarak ispat eden kişinin, bu kullanımların engellenmesini ihtiyati tedbir yoluyla isteyebileceği, somut uyuşmazlıkta, alınan bilirkişi raporu ve dosyaya sunulan deliller ile yaklaşık ispat şartının gerçekleştiği, ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
-
Aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen/davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle HMK'nın 353/1. b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
-
Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60. TL maktu istinaf karar ve ilam harcı başlangıçta alındığından, yeniden harç alınmasına yer olmadığına, anılan istinaf karar harcı ile istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,
-
İstinaf aşamasında aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin esas hakkında verilecek kararda hüküm altına alınmasına,
-
İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 14/03/2024 tarihinde HMK 362/1-f maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:18