İzmir BAM 20. HD 2024/525 E. 2024/396 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2024/525
2024/396
7 Mart 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/525
KARAR NO : 2024/396
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/07/2020 (Dava) - 02/11/2023 (Karar)
NUMARASI : 2020/369 Esas - 2023/868 Karar
DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 07/03/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 07/03/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/369 Esas-2023/868 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının 2014 yılından itibaren müvekkili şirketin genel müdürü olduğunu, 16.09.2019 tarihinde şirket ile ilişkisinin sona erdiğini, iş ilişkisinin sona ermesi ile birlikte davacının kalite kontrol sektöründe kendi adına yeni bir şirket kurarak doğrudan müvekkili şirketin müşterileri ile irtibata geçtiğinin anlaşıldığını, davalının müvekkili şirketin ekonomik darboğazda olduğunu, SGK ve vergi borçlarının bulunduğunu, gelir gider dengelerinin altüst olduğunu, bankalar ile ilişkilerinin bozulduğunu, teminat mektubu dahi alamadığını, şirketin her an faaliyetini sonlandırabileceğini, kendisinin de bu sebeple şirketle ilişiğini kestiğini, şirkette önünü göremediğini, müvekkili şirketin global anlamda Rusya'daki faaliyetlerine son verdiğini, Türkiye sahasını da kapatmaları durumunda kalite kontrol işlerinin aniden ve beklenmedik şekilde durmasının an meselesi olduğunu söylediği anlaşıldığını, davalının, bu beyanlarını, özellikle müvekkili şirketin müşterilerinin satın alma ve kalite kontrol birimlerinden randevu almak suretiyle gerçeğe, sadakat ve rekabet yükümlülüğüne aykırı şekilde bildirmiş olduğunu, böylelikle aynı zamanda sır saklama yükümlülüğünü de ihlal etmiş olduğunun anlaşıldığını, davalının müvekkili şirkette müdür sıfatıyla çalışmakta iken, ve ayrılmadan 4 ay önce 07.05.2019 tarihinde müvekkili şirketin faaliyetini sürdürdüğü adreste bulunan iş merkezinin 6. katında bir ofis kiraladığını, burada “... AŞ" isimli bir şirket kurduğunu, şirketin doğrudan müvekkili şirketin faaliyet alanında çalışmak üzere müvekkili şirketin müşterileri ile irtibata geçtiğini, bununla da kalmayarak özellikle iş ilişkisinin sona ermesi ile birlikte müvekkili şirketin müşteri şirketlerde ekip olarak görevlendirildiğini, çalışanlarını tamamen kendi şirketine transfer etme çabası içine girdiğinin tespit edildiğini (ticaret sicil kayıtlarını delil göstererek), hatta daha ileri giderek, şirketin beyaz yaka yönetim kadrosunda çalışanlarına da iş ve ortaklık teklif ettiğinin öğrenilmiş olduğunu, davalının ayrıca, yine şirkette çalışmaya devam ederken, kurmuş olduğu şirket adına 22.08.2019 tarihinde, marka tescil başvurusunda bulunduğunu, davalı yanını müvekkil şirket hakkında sarf ettiği gerçek dışı beyanların şirkete zarar verdiğini, özelikle ..., ..., ..., ... gibi global firmalara hizmet veren şirketin eski genel müdürünün çalıştığı şirket hakkında bu şekilde konuşabilme cesaretini nereden bulduğu da müşteriler tarafından sorgulandığını, müvekkili şirketin müşterilerinin, müvekkilinden bu güne kadar talep etmedikleri belgeler ve bilgiler talep ettiklerini, davalının müvekkilinin ticari sır niteliği taşıyan ve yurtdışı faaliyetlerini ilgilendiren birtakım iç yazışmalarını da müşteriler ile paylaştığını, davalının, çalışması devam etmekte iken, gizlilik ve sır saklama da dahil olmak üzere pek çok sözleşme maddesini ihlal ettiğini ve sorumluluğunun bulunduğunu davalının, müvekkili şirkete ait gizli ve önemli bilgileri eylül ayında kendi şahsi mail adresine göndermiş olduğu müvekkili şirketin merkez teknoloji ve bilişim departmanı tarafından tespit edildiğini, davalı yanın müvekkili şirket ile ilişkisini kestikten sonra, birtakım ek taleplerde bulunmasından şüphelenilip, maillerinin tarandığını ve müvekkiline ait teknik veriler ile gizli bilgileri doğrudan kendi şahsi mail adresine göndermiş olduğunun tespit edildiğini, ayrıca davalının, sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin hükümlerini doğrudan ve kasten ihlal ettiğini müvekkili tarafından yapılan araştırmada davalı yanın iş ilişkisinin sona erdiği tarihten önce, müvekkili şirket ile aynı adreste ve 6. katta aynı faaliyet konusunda şirket kuruluşu gerçekleştirmiş olduğu tespit edildiğini, davalının, kurduğu şirket mail adresi üzerinden, halihazırda müvekkili şirkette genel müdür sıfatı ile çalışmakta iken yazışmalar yaptığı tespit edildiğini, aslen bu iki eylemi ile davalının şirketten ayrılmazdan çok önce bu yönde çalışmayı planladığını, bu bağlamda yine müvekkili şirket adresinde bir işyeri kiralamaktan çekinmediğini ayrıca kurduğu şirketin mail adresi üzerinden yazışmalara başladığının tespit edildiğini, hatta davalı yanı halen genel müdür olarak müvekkili şirketin çalışanı iken kurduğu şirketin mail adresi üzerinden müvekkili şirkete de mail gönderdiğini, (davalının müvekkil şirkette çalışmakta iken, kurduğu şirkete ait mail adresi üzerinden gönderdiği elektronik posta iletisi ve anılı e posta adresi üzerinden gönderilen diğer e postaları delil göstererek) davalının müvekkili şirkette çalışan bir kısım personeli de kendi kurduğu şirket bünyesinde çalıştırmaya başladığını, müvekkili şirketin insan kaynakları departmanı sorumlusu .... ve satınalma sorumlusu ... şahısların şirketin beyaz yaka personelleri olup çeşitli bahaneler ile müvekkili şirketteki işlerinden ayrılmış olduklarını ve davalıya ait şirket bünyesinde istihdam edildiklerini, davalının, kendi bünyesinde çalıştırmak üzere işten ayırdığı personelin işyeri dosyalarının şirkette bulunamadığını, ...'in, müvekkili şirket çalışanı iken, gerçeğe aykırı olduğu sonradan anlaşılan sağlık sebeplerini ileri sürmek suretiyle müvekkili şirket ile çalışmasını sonlandırdığını, davalı ...'ın, adı geçenin şirketten ayrılması için genel merkez ve şirket CEO su ile yazışmaları bizzat yürüttüğünü, ...'in de, davalının kendisine ait şirketin kuruluş işlemlerini tamamladıktan sonra 24.07.2019 tarihinde şahsen gönderdiği elektronik posta iletisinde, sağlığının çalışmaya elvermediğini, çalışmayı düşünmediğini, şirketin ihtiyacı olduğu her an şirkete yardıma hazır olacağını belirttiğini, davalının, adı geçen şahsın acısının çok olduğu gibi bir yanıltıcı beyan ile şirket personelinin kendi bünyesinde istihdam etmek amacıyla müvekkili şirket ile ilişiğini “kıdem tazminatını ve sair işçilik alacaklarının ödenmesini de sağlayarak" kestirdiğini, bu hususta müvekkili şirkete yanıltıcı beyanlar içerir elektronik postalar göndermek suretiyle, adı geçenin her türlü işçilik ödemesini tahsil etmesi için azami çaba sarf ettiğini (davalı tarafından müvekkili şirkete gönderilen ve gizem yüksel in işten ayrılması karşılığında ödeme yapılması konusunda telkinde bulunduğunun iddia edildiği e posta iletilerini delil göstererek), davalının, iş dünyasının aktif kullandığı linkedın isimli sosyal medya üzerinden müvekkili şirket müşterileri ile kurduğu ilişkileri, verdiği teklifleri paylaşmaktan kaçınmadığını, davalının, müvekkili şirket tarafından hizmet verilen ..., ..., ... gibi global firmalara, kalite kontrol hizmeti vermek üzere teklifler sunarak ihalelere katılma talebinde bulunduğunu, sosyal medya ortamında, müvekkili şirket çalışanı olup, kendi kurduğu şirketin bünyesine dahil ettiği İK müdürü ve satın almadan sorumlu kişiler de dahil olmak üzere fotoğraflarını paylaşmaktan kaçınmadığını, (davalının sosyal medya paylaşımlarını delil göstererek) davalı, şirketi adına faaliyete geçirdiği web sayfasında (www.....com) hizmetlerimiz, eğitimlerimiz bölümlerinde, bizzat müvekkili şirketin hâlihazırdaki müşterilerine, üstelik müvekkili şirketin eski çalışanları ile birlikte yaptığı ziyaretleri açıkça paylaştığını, davalının, müvekkili şirketin tüm teknik veri ve analizlerine hakim olduğunu, bu hususları da müvekkili şirket veri tabanından alarak kendi şahsi mail aktardığının tespit edildiğini, hal böyleyken, müvekkilinin fiyat kırmasına sebebiyet verecek şekilde düşük teklifler vermek suretiyle haksız rekabet oluşturmaktan kaçınmadığını, davalının, müvekkili şirketin global alanda aldığı büyümeye yönelik hamlelerini gizleyip, küçülme kararı aldığı bölgelere ait bilgileri paylaşmak suretiyle müvekkili şirketin prestijini zedelediğini, bu durum karşısında sarf edilen emek ve zaman dışında, şirketin mali durumunun analiz edilir hale gelmesi ve şüphe ile yaklaşılması ve sürecin tüm sektöre yayılması sebebiyle prestij kaybının oluştuğunu, davalının, müşterilere, halihazırda içeride çalışmaya devam eden müvekkili şirket çalışanı olan kalite kontrol yapan ekibin tamamen kendi şirketine transfer olacağı ve zaten ortada exact systems isimli bir şirket de kalmayacağı yönünde telkinde bulunarak müşteri şirketlerin işin devamı konusunda endişeye düşmesine sebebiyet verdiğini, müşteri şirketlerin, müvekkili şirketin ilgili birimlerini aramak suretiyle ekiplerin çalışmaya devam edip etmeyeceği, transfer durumu olup olmadığını sorguladıklarını ve hatta işçileri de bu yönde sorguya tabi tuttuklarını, böylelikle işin başında ve devam eden ekiplerin, çalışanların ve müşterilerin de müvekkili şirkete olan güvenini sarstıklarını, özellikle, müvekkili şirketin kalite kontrol hizmeti verdiği global firmalara, şirketin batış yaşadığı, vergi ve SGK borçlarını ödemediği, uluslararası arenada küçülme kararı alarak bazı ülkelerdeki çalışmalarını sonlandırdığı yönünde beyanlarda bulunduğunu, müşteri şirketler ile müvekkili arasında uzun yıllardır süregelen güven ve istikrarın davalının kasti eylemleri ile sarsılmaya çalışıldığını, davalının yine müşteri şirketlerden birine kalite kontrol hizmeti vermek için teklif vermek üzere randevu istediği bir telefon konuşmasına şahitler huzurunda red cevabı verildiğini, bu red cevabına karşılık davalının, müvekkili şirketi kastederek risk altında her an çalışmanın sonlanabileceği, iflas bayrağının çekildiği, kendisinin de bu nedenle şirketle ilişiğini kestiği yönünde afaki, tamamen kazanç sağlamak amacıyla karalamaya yönelik beyanlarda bulunduğunu, global firmaların, bu şaiya üzerine müvekkili şirkete birtakım sorular yöneltmeye, daha önce irdelenmeyen hususları irdelemeye giriştiklerini ve dayanak olarak, yıllar boyunca genel müdür olarak çalışmış bu kişiyi ciddiye almak zorundayız dediklerini, taraflar arasındaki arabuluculuk sürecinin olumsuz tamamlandığını, belirterek, davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin tedbiren durdurulmasına, davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, Davalı ...'ın şahsen ve diğer davalı ... AŞ aracılığıyla müvekkili ile haksız rekabet teşkil eden faaliyetinin durdurulmasına, davalıların, yukarıda izah edilen eylemleri sebebiyle müvekkili şirketi müşterileri nezdinde itibarsızlaştırdığından ve sektörde müvekkili şirketin iflas edeceğine, Türkiye'den çekileceğine ilişkin şaiya yarattığından, tirajı 50.000 üzerinde olan beş ayrı gazetede, ayrıca sosyal medya ve linkedın sitesi üzerinde müvekkiline ilişkin bir özür yazısı yayınlamasına, davalı ...'ın, eylemlerinin sır saklama hükümleri ile yöneticilik sözleşmesinin I. maddesinde belirtilen şirket gizliliği maddesine aykırı hareketi sabit olduğundan asıl zarar mahkemece yapılacak yargılama sonucu tespit edileceğinden şimdilik 4.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte ödenmesini, Davalı ...'ın, yöneticilik sözleşmesinin IV. maddesinde belirtilen Rekabet Yasağı maddesine aykırı hareketi sabit olduğundan ve bu maddeyle her bir aykırı eylem için, davalının 45.000,00 TL ödemeyi kabul ettiğinden, mahkemece ihlal edilen yükümlülükler ve nihai tazminat tutarı belirlenene kadar şimdilik 45.000,00 TL ceza tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte ödenmesini, müvekkilinin uğramış olduğu zararın bu cezai tazminatı aşması nedeniyle; davalı tarafından, dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın ödenmesini, davalının tüm bu eylemleri sebebiyle, müvekkili lehine 50.000,00 TL manevi tazminat takdirini, hükmolunacak tazminat tutarlarının davalılardan müşterek ve müteselsilen ve dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
CEVAP:
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; ticari davalarda, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazmınat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu, davacı taraf arabulucuya başvurmuş olmasına rağmen, başvuru esnasında ve son tutanakta müvekkillerinden hangi miktarda para istediğini ifade etmediğini, mahkemenin arabuluculuk dava şartının yerine getirildiğini, tefrik edebilmesi bakımından, davacının alacak talebi, arabulucuya başvuru aşamasında belli ve açık olması gerektiğini, sadece konu şeklinde ifade edilen uyuşmazlık konusunun, miktar bakımından dava şartı yerine getirilmiş olmayacağından davanın öncelikle ve ilk olarak dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı, ...'ın dava konusu eylemlerinin, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin devamı sırasında başladığını ve gerçekleştiğini iddia ettiğini, yani müvekkili ...'ın, davacının iddia ettiği dönemde dava şirkette işçi sıfatını taşıdığından 16.09.2020 tarihinden önceki iddia edilen eylemleri ve yöneticilik anlaşmasında yer alan cezai şart açısından işbu davaya bakmaya iş mahkemelerinin görevli olduğunu, bu sebeple, müvekkili .... aleyhine açılan davanın tefrik edilerek görevli iş mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin kurucusu ve ortağı olduğu diğer davalı müvekkili ... AŞ. davacı şirket ... Şti. iddialarının aksine, kendilerinin bilgisi dahilinde kurulmuş olup kuruluş aşamalarının tamamı o dönemki ve hala şirket vekilliği yapan Av. ... ile paylaşıldığını, ...'in, ilk olarak müvekkili ...'ın kardeşi ... tarafından kurulması planlanmışsa da gerek davacı şirket gerekse avukatı ile yapılan görüşmelerde,..., ... ile ... arasında 26 Şubat 2014 tarihli yöneticilik anlaşmasına uygun olarak şirketin ... tarafindan kurulmasında bir sakınca görmediği için ..., 07.05.2019 tarihinde müvekkili ... tarafından kurulduğunu, şirket sözleşmesinin hazırlanması ve şirket kurulum aşamasında da Avukat ...'ye şirketin kurulum işlemleri ve sözleşme hazırlama hizmeti karşılığında nakden ödeme yapıldığını, davalının eylemlerinin haksız rekabet hükümlerinde aranan şartları taşımadığını, ve davacı şirketi zarara uğratmasının söz konusu olmadığından, davacının tüm taleplerinin ayrı ayrı reddini, rekabet etmeme yükümlülüğü sona ermiş olmasından dolayı davacının cezai şart talebinin reddini, davacı şirketin kötü niyetli olması nedeniyle HMK 329/2 ye göre para cezası ve ayrıca avukatlık asgari ücret tarifesinin 3 katı kadar vekalet ücreti ödenmesini ödenmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesince; "davacı işveren ile davalı işçi arasında rekabet yasağına ilişkin düzenlenmiş olan sözleşme maddesi uyarınca tarafların talep edebilecekleri cezai şart ve tazminata ilişkin davalarının görülme yerinin iş mahkemeleri olduğu, görev hususu, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerektiği ve görev hususunun dava şartı olduğu anlaşılmakla HMK.nun 115/2.maddesi uyarınca mahkememizin görevsizliğine ve davanın usulden reddine" gerekçesiyle davacı tarafından açılan iş bu davada Mahkememizin görevli olmadığı, görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğu anlaşılmakla, HMK.'nın 115/2.maddesi uyarınca davanın usulden reddine, kararın kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde, kanun yoluna başvurulursa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde gönderme talebinde bulunulduğu takdirde dava dosyasının görevli nöbetçi İzmir İş Mahkemesine gönderilmesine şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN; "....Mahkemenin usulden davayı reddetmesine rağmen, gerekçeli kararda usulü incelemeyi aşarak, davanın esası hakkında tespitlerde bulunduğunu ve bir taraftan esas hakkında ihsası reyde bulunduğunu, rekabet yasağına ilişkin davaların mutlak ticari dava olduğunu, Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, her ne kadar, haksız rekabetten kaynaklanan davalarda, mahkemeler arasında görüş değişiklikleri olsa da, Gerek İzmir Bölge Adliye Mahkemeleri, gerek İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay içtihatları bu tereddüdü sona erdirdiğini ve Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu belirttiğini, müvekkili şirket ve davalı arasındaki rekabet yasağı anlaşmasının iş hukuku kapsamında olmadığını, kaldı ki, anılı davada davalı tarafından müvekkili şirkete rakip olarak ve hatta müvekkili şirket merkezi ile aynı binada kurulan, ... AŞ’nin de davalı olduğunu, iki şirket arasında görülen davanın iş mahkemelerinde görülemeyeceğinin açık olduğunu, sadakat borcu ve rekabet yasağı kavramlarının karıştırılması gerektiğini, sadakat borcu işin doğasından kaynaklanmakta ve ayrıca bir sözleşmeyi gerektirmeden çalışma sürecindeki eylemler için söz konusu olduğunu, rekabet yasağının ise ancak özel olarak taraflarca kararlaştırıldığında söz konusu olmakta ve fesihten sonraki eylemleri de kapsadığını, müvekkili ve davalı arasında imzalanan dosyaya da sundukları Yöneticilik Anlaşmasının IV. rekabet yasağı başlıklı maddesinde; ‘Anlaşma süresi içinde ve sürenin bitimini izleyen 12 ay boyunca Genel Müdür Türkiye de ve şirketin faaliyetini gerçekleştirmekte olduğu diğer ülkelerde şirketin çıkarlarına aykırı olabilecek hiçbir faaliyet yapmamayı da içeren rekabet yasağına tabi olacaktır…’ düzenlemesinin yer aldığını, maddenin sözleşmenin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususa ilişkin taahhüdü de içerdiği göz önüne alındığında bu maddenin davalı için getirilmiş bir rekabet yasağını düzenlediğinin açık olduğunu, davalı ile 16.09.2019 tarihinde iş ilişkisi sona erdikten sonra, davalı ... ile müvekkili şirket arasında imzalanan Yöneticilik Anlaşmasının 4. maddesinde düzenlenen rekabet yasağı hükmünün ihlali sebebiyle açıldığını, gerek açık mevzuat hükümleri, gerek yüksek mahkeme kararları, gerekse doktrine bakıldığında işbu davada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun açık olduğunu, davalı ... hakkında İzmir 42. Asliye Ceza Mahkemesince 2021/448 Esas numarasıyla yapılan ceza yargılamasında, mahkemece dosya üzerinden yapılan yargılamada sanık ...'ın rekabet yasağına aykırı eylemleri işlediğine kanaat getirdiğini ve mahkumiyet hükmü verildiğini, sanığın itirazı sonucunda duruşma açılarak genel hükümlere dönerek yapılan yargılamada ise, halihazırda bilirkişi raporu alındığını ve ...'ın rekabet yasağına aykırı davrandığının tespit edildiğini, her ne kadar yüksek mahkemece esasa girilmeksizin, görev yönünden inceleme yapılacak ise de, davalının haksız rekabet içeren eylemleri nedeniyle iş akdinin sona ermediği, yahut ortada işçi tarafından yapılan bir haklı feshin olmadığı, uyuşmazlığın ve haksız rekabet eylemlerinin tamamen ticari amaçla yapıldığına ilişkin tespitler içerdiğinden anılı raporu sunduklarını...." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DAVALILAR VEKİLİ TARAFINDAN; "....Davaya cevap dilekçelerinde müvekkili ... bakımından (iddiaları kabul etmemek ihtirazi kaydıyla) eylemlerin hizmet sözleşmesinin devamı sırasında başladığı iddiası karşısında, mahkemenin görevsiz olduğunun ileri sürüldüğünü, görev itirazlarının 19.01.2021 tarihli ilk duruşmada sözlü olarak da tekrarlandığını, bu celse görev yönünden taraf beyanları alındıktan sonra incelenme kararı ile ertelendiğini, mahkemece, 09.02.2021 tarihli duruşmada verilen ara kararla; işbu dava TBK m. 444, m. 447 kapsamında değerlendirildiğini, mutlak ticari dava olarak nitelendirilen uyuşmazlık olduğunun belirtildiğini, görev itirazlarının reddine karar verilerek duruşma ön inceleme duruşması olarak görüldüğünü ve yargılama kapsamında tanıkların dinlendiğini, bilirkişi incelemesi yapıldığını, bilirkişi raporunda, davacı ile davalı ... arasındaki sözleşmede yer alan rekabet yasağının geçerli olabilmesi için, bu düzenlemenin işçinin çalışma özgürlüğünü ortadan kaldırmaması gerektiği, bu şarta uymayan hükümlerin TBK m. 445'e uygun olmayan bir sınırlandırma olduğu açıkça ifade edildiğini ve bu görüşün dosyaya sunulan uzman görüşünde de aynı hukuki sonuçla bağlandığını, sözleşmenin geçerli kabul edilmesi ihtimalinde de müvekkili ...'ın davacıya karşı keşide ettiği ihtarnamelerde belirtilen edimlerin yerine getirilmemiş olmasının bir sonucu olarak, rekabet yasağı sözleşmesinin feshi hakkı olduğunun açıkça belirtildiğini, bu konuda da, raporda imzası olan akademisyen hukukçu bilirkişinin ve uzman görüşü sahibi akademisyen uzmanın aynı yönde tespitte bulunduklarının görüldüğünü, akademisyen hukukçu bilirkişinin bu tespitlerinin de isabetli ve hukuka uygun olduğunu, gelinen aşamada, görevsizlik kararın gerekçesinde; ‘Somut olayda davacı işveren ile davalı işçi arasında rekabet yasağına ilişkin düzenlenmiş olan sözleşme maddesi uyarınca tarafların talep edebilecekleri cezai şart ve tazminata ilişkin davalarının görülme yerinin iş mahkemeleri olduğu, görev hususu, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerektiği ve görev hususunun dava şartı olduğu anlaşılmakla HMK.nun 115/2.maddesi uyarınca mahkememizin görevsizliğine ve davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur’ ifadelerinin yer aldığını, yargılama kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda bilirkişi raporu uyuşmazlık konusu yöneticilik sözleşmesi incelenmiş olmasına rağmen görevsizlik kararı gerekçesinde somut olay özelinde yeterince hukuki değerlendirme olmadığından kararın istinafı için başvurmak gerektiğini, mahkeme kararı gerekçesinde ayrıca; ‘Gerçekten, işçinin çalışma hakkı, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer, süre ve konu itibariyle sınırlandırılmasını gerektirmektedir... Bu nedenle, borcun kaynağı kanun değil, iş sözleşmesidir... Rekabet yasağının ihlali halinde işveren, iş sözleşmesine aykırı davranıştan ötürü sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği gibi, varsa zararının tazminini de isteyebilecektir...’ şeklinde değerlendirmeler yer almakta ise de müvekkilinin iş sözleşmesi rekabet nedeniyle feshedilmiş bir sözleşme olmadığını ve iş ilişkisinin bu nedenle sona ermiş de olmadığından, ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusu yaptıklarını, davacının davasını Borçlar Kanunu m. 396 kapsamında; ‘işçi henüz işveren nezdinde çalışıyor iken yapılan eylemlere dayandırdığını’ göstermekte ve bu durum da görev itirazlarının haklılığını ortaya koyduğunu, davacının dava dilekçesindeki sonuç istemi incelendiğinde, tüm taleplerin taraflar arasındaki sözleşmesin III. ve IV. maddelerine ve buradaki yaptırımlara dayandırıldığının görüldüğünü, davacı taraf beyanlarında belirttiği üzere, müvekkilinin iddia konusu eylemlerinin sözleşmeden önce sorumluluk doğurduğu iddiasında ise; bu durumda dava dilekçesinde sözleşmeye dayandırılan tazminat istemlerinin tamamının incelemeye gerek kalmaksızın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu yönüyle de, görevsizlik kararının kaldırılmasını ve davadaki delil durumu dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini,...." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; 6098 sayılı TBK' nın 444 vd. maddeleri uyarınca haksız rekabet yasağının ihlal edildiği iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir.
Mahkemece; mahkemenin görevsiz olması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebebleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Dava konusu rekabet yasağı ve buna dayalı cezai şarta ilişkin olarak taraflarca hizmet sözleşmesi dışında, hizmet sözleşmesinin eki niteliğindeki rekabet etmeme ve gizlilik sözleşmesi başlıklı bir sözleşme akdedilmiştir. Bahsi geçen bu sözleşmeye çalışan aleyhine rekabet yasağı öngörülmüş ve yasağın ihlali ceza koşuluna bağlanmıştır.
Rekabet yasağı 6098 sayılı TBK'nın Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ilâ 447. maddelerinde düzenlenmiştir.
TBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Öte yandan, TBK’nın 445/1. maddesi hükmüyle, rekabet yasağı kaydının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte Kanun'un 445/2. maddesinde ise hakime, sözleşmede yer alan aşırı nitelikte rekabet yasağını kapsam ve süre yönünden sınırlayabilme yetkisi verilmiştir.
İş görme ve sadakat borçları, açıkça kararlaştırılmasa bile her iş sözleşmesinde vardır. Sözleşme sona erdikten sonraki dönemde rekabet etmeme borcu ise ancak iş sözleşmesi taraflarının açıkça kararlaştırmaları halinde ortaya çıkar. İş sözleşmesi devam ederken, işçinin rekabet sayılacak davranışları ise “doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar olup” İş Kanunu’nun 25/II-e kapsamına girer ve işveren için haklı fesih nedeni oluşturur. Rekabet yasağına aykırı hareket edilmesi halinde ise işçi, zararı tazmin ile mükelleftir. Bu kapsamda, iş akdinin devamı sırasında işçinin sadakat borcundan kaynaklanan rekabet etmeme yasağına aykırılık halinde, bu tür davalara bakmakla görevli mahkeme iş mahkemesidir (Yargıtay 22. HD 2016/27017 E., 2020/665 K.).
Ancak; somut olayda davacının ceza koşulu alacağı, sadece hizmet sözleşmesi devam ederken değil, sona erdikten sonra da davalının rakip ve aynı zamanda davacı şirketin iş yaptığı firmada çalışmaya başlamış olmasına da dayandırılmaktadır. Davacının talebinin, TBK'nın 444 ve devamı maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesine aykırı eylemler nedeniyle sözleşme ile kararlaştırılan ceza koşununun tahsili olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin rekabet yasağı anlaşmasına aykırılık iddiasıyla açılan davalarda iş mahkemesinin mi yoksa asliye ticaret mahkemesinin mi görevli olduğunu ortaya koymak gerekir.
İlk derece mahkemesi, görevsizlik kararını 12.10.2017 tarihli, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesindeki görev düzenlemesine dayandırmaktadır. Anılan madde ile iş mahkemelerinin görev alanı düzenlenmiş ve mülga 5521 sayılı Kanun'un 1. maddesinden farklı olarak, İş Kanunu kapsamında kalmayan ve sadece TBK'nın hizmet sözleşmesi hükümlerine tabi hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar da iş mahkemelerinin görev alanına alınmıştır.
Yani, mülga 5521 sayılı Kanun'un 1. maddesi, "İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.
" şeklinde bir düzenleme getirmiş iken 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde, "(1) İş mahkemeleri; a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar." düzenlemesi getirilmiştir (Basın İş Kanunu ve Deniz İş Kanunu kapsamındaki uyuşmazlıklar, eski Kanun döneminde de iş mahkemelerinin görev alanı içinde kalmaktaydı).
Görüldüğü üzere, iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen her iki kanun da iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına bakma görevini iş mahkemelerine vermiştir. Aralarındaki fark ise, İş Kanunu kapsamında kalmayıp sadece TBK'nın hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerine tabi olan sözleşmelerden kaynaklı hukuk uyuşmazlıklarının da iş mahkemesinin görev alınına alınmasından ibarettir.
Bu husus, 7036 sayılı Kanun'un 5. Maddesinin gerekçesinde ; " Maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yapılan düzenleme ile, iş mahkemelerinin görev alanı genişletilerek 5521 sayılı Kanunda düzenlenen uyuşmazlıkların yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısım Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerinden (genel hizmet sözleşmesi, pazarlamacılık sözleşmesi ve evde hizmet sözleşmesi) kaynaklanan işçi ve işveren uyuşmazlıkları da kapsama alınmaktadır. Ayrıca sadece 4857 sayılı İş Kanununa tabi işçiler değil 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun kapsamındaki gazeteciler ile 854 sayılı Deniz İş Kanunu kapsamındaki gemiadamları da kapsama alınmakta ve bunlar ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına iş mahkemelerinin bakacağı kabul edilmektedir. Bu düzenlemeler 5953 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesi ve 854 sayılı Kanunun 46 ncı maddesiyle de uyumludur. Böylece iş mahkemeleri, işçi ve işveren arasındaki tüm ihtilafları çözmekle görevlendirilerek tam bir ihtisas mahkemesi olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşımla, işçi ve işveren arasında iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda istikrarlı kararların verilmesi sağlanacak, uzmanlık sebebiyle kısa sürede daha güvenilir sonuçlar elde edilecek ve yargı yoluna başvuranların hakları daha iyi korunacaktır " şeklinde ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere, Kanun gerekçesinde, TTK'nın 4/1-c maddesinin yürürlükten kaldırıldığına dair bir iradenin varlığından bahsedilmemiştir.
7036 sayılı Kanun'un genel gerekçesi ve 5. maddesinin gerekçesi göz önünde bulundurulduğunda, bu düzenleme ile kanun koyucunun TTK'nın 4/1-c ve dolayısıyla aynı Kanun'un 5. maddesindeki düzenlemeyi bertaraf etmek gibi bir arzu ve iradesinin bulunmadığı, aksine TTK’nın anılan hükümlerinin 1956 tarihli eski TTK’dan bu yana hiç değişmeden gelmesinin kanun koyucunun bu uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi yönündeki iradesinin ne derece güçlü olduğunu gösterdiği, sonuçta 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile TTK arasında üstünlüğün TTK’ya tanınması gerektiği ve TBK'nın 444 vd. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı anlaşmasından doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu kabul edilmelidir (İbrahim Çağrı Zengin, "Pazarlamacının -ve İşçinin- Taraf Olduğu Rekabet Yasağı Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıkların Çözümünde Görevli Mahkeme- 7036 Sayılı (Yeni) İş Mahkemeleri Kanunu Bakımından Değerlendirme", İÜHFM, C: LXXV, S: 2, 2017, s.809).
Ticari davaları düzenleyen TTK'nın 4/1-c maddesi gereğince, işçinin rekabet yasağına ilişkin TBK'nın 444 ilâ 447. maddelerinde düzenlenen uyuşmazlıklar mutlak ticari dava olup, bu tür dava ve uyuşmazlıklara ticaret mahkemelerince bakılması gerekir. Ayrıca davalı ...' ın ticari sırlara vakıf olduğundan bahisle ticari sırların paylaşılacağı iddiasına dayalı olup, ticari sır kavramının ve niteliğinin de tayin ve tespitinin Ticaret Mahkemesi tarafından yapılması gerekmektedir. (Yargıtay 11. HD'nin yerleşik içtihadı da bu yöndedir: Yüksek 11. HD'nin 2014/19137 E- 2015/1379 K sayılı, 06.02.2015 tarihli kararı; aynı Dairenin 2015/4187 E- 2015/5893 K sayılı, 27.04.2015 tarihli kararı; aynı Dairenin 2016/11603 E- 2018/3697 K sayılı, 17.05.2018 tarihli kararı; Yargıtay HGK'nun 29.02.2012 tarih ve 2011/11-781 Esas, 2012/109 karar sayılı kararı).
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde yapılan düzenlemenin, TTK'nın 4/1-c maddesini ortadan kaldırdığından söz edilemez. O halde, mutlak ticari dava niteliğinde olan uyuşmazlığa ticaret mahkemesince bakılması gerekirken, göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan gerekçelerle esastan kabulüne; kararın HMK nın 353/1-a-3. maddesi uyarınca açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Davacı vekilinin ve davalılar vekilinin istinaf itirazlarının ESASTAN KABULÜNE; İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/369 Esas. 2023/868 Karar sayılı kararının HMK 353/1. a. 3. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
-
Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-İSTİNAF AŞAMASINDA;
a-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine, (harç iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine),
b-Davalılar tarafından karşılanan 427,60 TL istinaf karar harcının istek halinde davalılara iadesine,(harç iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine)
-
İstinaf aşamasında taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına,
-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
-
Kararın taraflara tebliği, harç ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/1-c maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/03/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:47:39