Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
bam
2021/1697
2024/1057
27 Haziran 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1697
KARAR NO : 2024/1057
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/09/2011 (Dava) - 16/09/2021 (Karar)
NUMARASI : 2011/499 Esas - 2021/699 Karar
DAVA : Alacak (Ortaklıktan Kaynaklanan)
BİRLEŞEN İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN
2018/754 ESAS - 2018/716 KARAR SAYILI DOSYASINDA;
DAVA : Alacak (Ortaklıktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 25/06/2018
KARAR TARİHİ : 16/09/2021
BAM KARAR TARİHİ : 27/06/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 27/06/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/09/2021 tarihli 2011/499 Esas ve 2021/699 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının davalı şirketin ortaklarından olduğu, davacının davalı şirkete karşı sermaye koyma borcu dahil her türlü sorumluluk ve yükümlülüğünü yerine getirdiğini, TTK hükümlerine göre ortakların sermaye koyma borcunu yerine getirdikleri nispette yıllık bilançoya göre elde edilmiş olan safi kardan pay alacakları, ancak davacıya bugüne kadar hiçbir surette edinilen kardan pay ödenmediğini, davalı şirketin kazanç elde etmeksizin faaliyetlerine devam etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kaldı ki davalı şirketin diğer bir faaliyetinin de Selçuk ilçesinde ... tüpgaz ve ferilerinin satışı ve hizmetlerinin görülmesi olduğunu, dolayısıyla doğalgaz sisteminin olmadığı bu ilçede davalı şirketin kar elde etmeksizin faaliyette bulunduğunun düşünülemeyeceğini; TTK gereğince anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlerde genel kurul zorunluluğunun olmadığını; davacının Selçuk Noterliği'nin 5060 yevmiye numaralı ve 27.07.2011 tarihli ihtarını davalı şirkete keşide ettiği ve kardan payına düşen kısmı talep ettiği, bu ihtarnamenin davalı şirket çalışanlarından ...'a 01.08.2011 tarihinde tebliğ olunduğu, ancak davacının haklı taleplerine cevap dahi verilmediğini, davacının davalı şirkete 04.02.1985 tarihinden bu yana ortak olduğunu, şirketin kollektif şirket olarak kurulduğu ve daha sonra tür değişikliğine giderek limited şirket olduğunu, davalı şirketin limited şirket olmasından bu yana sürekli zararda gösterildiği ve davacıya hak ettiği kar payının ödenmediğini, dayanıklı tüketim malzemeleri ve tüpgaz satıcılığı yapan şirketin ticaret hacminin geniş olduğu ve yine ... A.Ş.'nin İzmir Bölge Müdürlüğü ile yapılan alışveriş ve tüp miktarı incelendiğinde satışlarının ne kadar yüksek olduğunun sübuta ereceğini, davacının defaten ve şifahi olarak diğer ortak ve şirket müdürüne pay talebini iletmiş ise de, bu taleplerinin sürekli olarak görmezden gelindiğini, davacı maddi olarak zarara uğramış olduğundan işbu davanın ikame edildiğini, bu nedenlerle fazlaya dair talep ve haklar saklı kalmak kaydıyla, şimdilik dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketin karından davacının payına düşen 10.000,00.- TL. alacağın davalı şirketten tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili birleşen dosya dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkil ve kardeşleri ..., ..., ... tarafından 04/02/1985 tarihinde %25 hisse ile ... Kolektif Şirketi ...-...-...-... olarak bir şirket kurulduğunu, daha sonra bu şirketin 28/05/1996 tarihinde ... San. Tic. Ltd. Şti ne dönüştürüldüğünü, davalı şirketin ilk başta kolektif şirket olarak kurulduğunu, davacı müvekkilinin şirket kurulduğundan itibaren sermaye ödeme yükümlüğünü yerine getirmiş olmasına rağmen şirketin işleri ve işleyişinden diğer ortaklar tarafından uzak tutulduğunu, hatta müvekkilini şirketten uzak tuttukları gibi şirket toplantılarına girmiş gibi göstermek için yerine imza attıklarını, Selçuk Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/136 Esas 2014/442 karar sayılı dosyasında davalı şirketin karar defterinde 2010/25 karar sıra numaralı 05/05/2010 karar tarihli 2009 yılı kâr dağıtılmamasına ilişkin kâr dağılımı konulu belgenin 29. Sayfasında bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığının yapılan kriminal inceleme ile tespit edildiğini, Selçuk Noterliği'nin 27/07/2011 tarihli ihtarnamesi ile müvekkilinin geçmiş yıllara ait kâr payını alabilmek için ihtarname gönderildiğini, ancak bu ihtarnameye rağmen ödeme yapılmadığını, bu sebeple İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/499 Esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını, ayrıca bu dava devam ederken de haklı sebepler ile şirketten çıkma talebi ile İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1063 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, her iki davanın da derdest olduğunu, söz konusu nedenlerle, davacı müvekkilin davalı şirkette %25 oranında hissedar olması sebebi ile şirket kârından pay alma hakkı bulunduğunu, ancak davalı şirket tarafından müvekkile kâr payı ödemesi yapılmadığı için iş bu kâr payı alacağına ilişkin dava açma zorunluluğunun doğduğunu, müvekkilin davalı şirketten olan 2017-2016-2015-2014-2013 yıllarına ilişkin kâr payı alacağı için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik her bir yıl için 1.000,00-TL olmak üzere toplamda 5.000,00-TL olarak belirttikleri ve bilirkişi marifeti ile belirlenecek söz konusu kâr payı bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte müvekkile ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini, iş bu davanın halen derdest olan İzmir 2 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/499 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini müvekkili adına talep ve dava ettiği görülmüştür.
Davacı vekili, 25/02/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile birleşen dava yönünden talebini ıslah ile toplam 29.148,46 TL kar payının 15.000,00 TL'lik kısmına dava tarihinden 14.148,46 TL'lik kısmına ise ıslah tarihinden uygulanacak ticari faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve yasal vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirketin 1985 yılında ... tarafından aralarında davacının da bulunduğu dört oğlu için 5.000 TL. sermaye konularak kurulduğu, kuruluşundan itibaren şirketin yönetiminde yer alan ...'a diğer ortaklara ait hisselerin devredildiğini, davacı ...'a ait % 25'lik hissenin 15.11.2005 tarihinde15.000,00.- TL. ödenerek ...'a devredildiği, bu hisse devir sözleşmesinde davacının şirket ile hiçbir idari ve hukuki ilişkisi kalmadığını , bu nedenle davalı şirketten kar payı verilmediği iddiası ile işbu davayı açmasının kötüniyetli olduğu ve talebin kabulüne imkan bulunmadığını, Hisse Devir Sözleşmeleri ile 07.12.2005 tarihli karar defterinin Mahkemeye ibraz olunduğunu, davacının davalı şirketten hiçbir alacağının bulunmadığı, davacının şirkette hiçbir zaman fiilen çalışmadığı ve her daim çiftçilik işi ile iştigal ettiği, şirketin kuruluşundan itibaren şirket müdürü ve davacının kardeşi olan ...'un fiilen çalıştığını, bu nedenle diğer ortakların hisselerini ...'a devrettiklerini; davacının iddiası aksine sermaye koyma borcunu ve diğer yükümlülüklerini yerine getirmediğini, buna rağmen kendisine her daim hisse sahibi olması nedeniyle gerek elden gerekse banka hesabına olmak üzere ödemeler yapıldığı ve ... ödemelerinin ... tarafından ödendiğini, davacı ile diğer ortakların babaları olan ...'un 1993 yılında vefatı sonrasında, şirket ortakları ... ve ...'a kalan iki arsanın 2005 yılına kadar davacı tarafından kullanıldığı, davacının bu arsalarda şeftalicilik yaptığı ve arsa sahibi ... ve ...'un hiçbir ödeme almadıklarını, davacının iddiasının aksine, davacı hissesini devredinceye kadarki dönemde (15.11.2005) gerek bu arsanın kullanımı, gerekse elden yapılan ödemeler ve gerekse de davacı tarafın ... primlerinin ödenmesi suretiyle kar payı ödemeleri yapıldığını, kaldı ki hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının 15.11.2005 tarihinden önceki döneme ilişkin kar payı alacaklarının BK m. 126 uyarınca beş yıllık müruruzamana uğradığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
Mahkemece, ''...Bilirkişi heyeti tarafından dosyaya sunulan 19/01/2021 tarihli ek raporda %25 hisseye isabet eden kar payı miktarı tespit edildikten sonra bunun %40'ı esas alınması gerekirken sehven davacının %25 hissesine isabet eden payın tümünden ödenmiş sermayeye isabet eden kar payının çıkartılması suretiyle "Davacıya ödenecek kar payı" olarak bir sütun oluşturulduğu fakat bu sütunun tamamen hatalı olarak düzenlendiği, gerçekte sütunun sol tarafında yer alan "%25 Kar payının %40'ı" başlıklı sütunda gösterilen miktarlar üzerinden davacının kar payı alacağının bulunacağı değerlendirilmiştir. Davacı tarafça dava bilirkişi raporunda hatalı olarak gösterilen tutarlar üzerinden ıslah edilmiş ise de raporda yapılanan hatanın hesap ve düzenleme hatası olduğu gözetilerek mahkememizce resen yapılan hesaplama neticesinde davacının alabileceği kar payı hesaplanmış ve kısmen kabul kararı verilmiştir...'' gerekçesiyle; ''...Asıl dava yönünden; Davanın KABULÜ İLE, 10.000,00TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Birleşen İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/754 Esas sayılı dava dosyası yönünden; Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 15.891,11-TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlasına dair istemin reddine...'' şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı müvekkili ve kardeşleri ..., ..., ... tarafından 04.02.1985 tarihinde %25‘ er hisse ile ... Kollektif Şirketi ...-...-...-... olarak bir şirket kurulduğunu, daha sonra bu şirketin 28.05.1996 tarihinde davalı olarak gösterilen ... San. Tic. Ltd. Şti ‘ne dönüştürüldüğünü, davalı şirketin ilk olarak kollektif şirket olarak kurulmuş olup kollektif şirketlerin şahıs şirketi olması hususu göz önünde tutulduğunda, güven esasına dayanılarak kurulduğunun bilindiğini, güven esaslı kurulduğunun, zaten kardeşler arasında kurulmuş olması ile de açıkça anlaşılacağını, davaya konu şirketin türünün değişerek limited şirket olmasının da kardeşler arasında kurulu aile şirketi olmasından ötürü, şirketin güven esasına dayalı olması hususunu değiştirmediğini, ancak şirket güven esasına dayalı olarak kurulmuş olmasına rağmen davacı müvekkili, şirket kurulduğundan itibaren sermaye ödeme yükümlülüğünü yerine getirmiş olmasına rağmen şirketin işleri ve işleyişinden diğer ortaklar tarafından uzak tutulduğunu, davalı şirket, davacı müvekkilini şirket iş ve işleyişinden uzak tuttuğu gibi davacı müvekkili şirket toplantılarına girmiş gibi göstermek için yerine imza attığını, bununla ilgili olarak Selçuk Asliye Ceza Mahkemesi 2014/136 E. 2014/442 K. Sayılı dosyasında, davalı şirketin karar defterinde 2010/25 karar sıra numaralı 05.05.2010 karar tarihli 2009 yılı kar dağıtılmamasına ilişkin kar dağılımı konulu belgede 29. Sayfada, 2011/1 karar sıra numaralı 17.02.2011 karar tarihli depo kiralama konulu belgede ve 30. Sayfadaki 2011/2 karar sıra numaralı 13.10.2011 karar tarihli irtibat bürosu kiralanması konulu belgedeki imzaların müvekkiline ait olmadığının yapılan kriminal inceleme ile tespit edildiğini, yani davalı şirketçe, kar payı dağıtımı ile ilgili kar payı ödemediği gibi kar payı dağıtılmaması durumuna da dayanak bulma yollarına giriştiklerini, davacı müvekkilinin şirketten uzak tutulması 2009 yılından itibaren daha da belirgin hale geldiğini ve müvekkilinin, şirket ortağı için önemli bir hak ve önemli bir denetim yolu olan şirket hesaplarını inceleme ve hesapları kontrol etme hakkından dahi mahrum bırakıldığını, davacı müvekkilinin bu şirket iş ve işleyişinden uzak tutulmuş olması sebebiyle şirket kar payından da payını alamadığını, davacı müvekkilinin kar payını alabilmek için Selçuk Noterliğinin 27.07.2011 tarihli ve 5061 yevmiye numarasıyla geçmiş yıllar da dahil olmak üzere kar payı alacağının kendisine ödenmesi amacıyla ihtarname gönderdiğini ve ihtarnamenin 01.08.2011 tarihinde şirket çalışanlarından ...’a teslim edildiğini, ancak davacı müvekkili her ne kadar İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkesinin 2011/499 Esas sayılı dosyası ile kar payı alacağının tahsili amacı ile dava açmış olsa da devam eden yıllara ilişkin olarakta davacı müvekkilinin payına düşen kar payının ödenmediğini iş bu sebeple davacı müvekkilinin 2017 yılı dahil geriye dönük 5 yıla ilişkin şirket karından hakkı olan kar payını alabilmesi amacıyla birleşen dosya olan İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/754 E. 2018/716 K. Sayılı dosyasıyla dava açıldığını, davacının şirketin kurulduğu tarihten bu yana şirket karından pay alamaması sebebiyle en temel ortaklık hakkının zedelendiğini, ancak mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin davalı şirkete sermaye ödeme borcunu %40 oranında yerine getirdiğinden bahisle hak ettiği kar payının da %40'ını alabileceğini tespit ettiğini ve söz konusu rapor doğrultusunda da karar verildiğini, bunun yanında pay sahibinin sermaye koyma borcunu yerine getirilmesinde temerrüdünden söz edilebilmesi için sermaye borcunun muaccel hale gelmiş olması gerektiğini, sermaye koyma borcu muaccel hale gelmeden bakiye sermaye koyma borcunun ifasının istenemeyeceğini, her ne kadar raporda müvekkilinin sermaye borcunu %40 olarak yerine getirdiğinden bahisle kar payı alacaklarından da %40 oranında yararlanması gerektiği şeklinde bir hesaplama yapılmış olsa da bu hesaplamayı kabul etmediklerini, müvekkilinin sermaye koyma borcunu eksiksiz olarak yerine getirdiğini, esas sözleşmeyle sermaye taahhüt ederek borçlanan pay sahiplerine karşı, sermaye koyma borçlarını yerine getirmelerini talep hakkının şirket tüzel kişiliğine ait olduğunu, TTK.m.481 uyarınca, pay bedellerinin ortaklardan, şirket sözleşmesinde aksine hüküm yoksa ilan yoluyla isteneceğini, bakiye sermaye koyma borcunun ne kadarlık kısmının talep edileceğinin anonim şirketin sermaye ihtiyacına göre yönetim kurulu tarafından tespit edileceğini, ilanda, borç miktarı ile ödeme tarihi ve ödeme yerinin de açıkça gösterilmesi gerektiğini, her ne kadar somut olayda müvekkilinin sermaye koyma borcunu yerine getirmediği iddia edilmişse de müvekkili aleyhine başlatılmış bir icra takibi ya da hakkında açılmış bir dava bulunmadığını, müvekkilinin kar payını alarak ortaklıktan çıkma talebinden sonra şirketin sermaye artırımı yaptığı iddiasının ortaya atıldığını, müvekkilinin kar payından yararlanmasının engellenmeye çalışıldığını, bilirkişinin de raporunu hazırlarken bu hususları araştırmadan bir rapor tanzim ettiğini, TTK’nın devir başlıklı 595. Maddesi gereği limited şirkette hisse devri için yazılılık ve imzaların noterce onaylanması gerektiğini, buradaki şekil şartının da geçerlilik şartı olduğunu, bu nedenle her ne kadar böyle bir devir sözleşmesi olduğundan bahisle davacı müvekkilinin şirketteki payını devrettiği iddia edilecek ise de iş bu devir sözleşmesi doğrudan devir sözleşmesi olarak bile müvekkile imzalatılmış olsa dahi şekil şartı yerine getirilmediğinden geçerli olmayacağını, müvekkili şirkette % 25 pay sahibi olup bu oranda şirket karından pay alması gerektiğini, TTK’ya göre ortaklara, sermaye koyma borcunu yerine getirdikleri oranda, yıllık bilançoya göre elde edilmiş olan safi kardan kar payı ödenmesi gerektiğini belirterek, kararın istinafen incelenerek kaldırılmasına ve davanın asıl dava ve birleşen dava yönünden kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili şirket aile şirketi olup, şirketin kurulduğu ilk günden itibaren davacının şirkete hiçbir katkısının olmadığını, davacının babadan kalma tarlalarda çiftçilik yapmayı sürdürdüğünü, emekliliğini sağlamak adına kağıt üzerindeki hissedarlığının devam ettiğini, bu kapsamda murisle bağlantılı hususların birlikte değerlendirilmesi gerekirken davacıya ve kardeşlere kalan mirasa konu taşıt, araç ve taşınmazlara dair tüm kayıtların ( trafik tescil ve tapu sicil müdürlüklerine müzekkere yazılarak) istenmesi ve tanık dinlenmesi icap ederken, Yerel Mahkemenin bu hususları tetkik etmediğini, delilleri toplamadan, dosyanın önce bilirkişiye tevdiine sonra da hatalı olduğu mahkemece de belirtilen bilirkişi raporundan bahisle hüküm tesis ettiğini, davalı tarafın esasen 15.11.2005 tarihli hisse devir sözleşmesi ile hissesini ...'a devrettiğini, TTK 595. maddesinde düzenlenen şeklin, sıhhat şartı değil, ispat şartı olduğunu, yerel mahkemenin aksi yöndeki kanaatinin kabulünün hukuken mümkün olmadığını, kardeşler arasında yapılan hisse devri, ispat şartı iyi niyetle yerine getirilememiş ise de hukuken geçerliliğine hukuken bir tesiri bulunmadığını, bu kapsamda taraflar arasındaki devrin esasını oluşturan kardeşler arasındaki taksime konu olan davacı tarafın da yıllarca kullandığı taşınmazlar ve tarlaların, iştigal ettiği şeftali yetiştiriciliğine dair taşınmaz kayıtlarını bildirmelerine karşın bu kayıtların istenmesi ve tanıkların dinlenmesi icap ederken yasa hükmünün sıhhat şartı olarak değerlendirilerek hüküm tesisinin hukuken kabul edilemeyeceğini, davacının hisse devrine ilişkin sözleşmeyi imzalamasına ve karşılığı olan 15.000-TL. o sırada şahitler önünde almasına rağmen noterde devri yapmadığı ispatı bakımından HMK 202. ve 203. maddeleri uyarınca bildirilen tanıkların dinlenmesi ve ayrıca devir tarihinden sonra emekliliği gerçekleşen davacının Bağ-Kur kayıtlarının istenmesi taleplerinin Yerel Mahkemece dinlenmediğini, hisse devir sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olduğu ve hissenin devredildiğinin İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1063 E. ve 2019/154 sayılı 14.02.2019 tarihli kararı ile sabit olduğunu, yerel mahkemenin kararında bu dava dosyasındaki imza incelemesini ve kararı hiçbir şekilde dikkate almadığını, hiçbir şekilde kabul etmemek kaydıyla, kar payı dağıtma şartlarının hukuken oluşmadığını, TTK 533. maddesi uyarınca müvekkili şirketin ana sözleşmesi de dikkate alındığında hiçbir hissedara kar payı dağıtılmadığının görüleceğini, bu nedenle şartları oluşmayan kar payı dağıtımı talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, yargılamanın başından itibaren birçok bilirkişi raporu tanzim edilmiş olup bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, hangi raporun esas alındığının belirsiz olduğunu, ayrıca gerekçeli kararda bilirkişi raporundaki hesaplamanın hatalı olduğu açıkca yazılarak re’sen hesaplama yapıldığı ifade edildiğinden gerekçeli kararın hukuki dayanağı bulunmadığını, hisselerini devereden davacının, müvekkili şirketle bir bağı bulunmadığını, kar payının hiç bir hissedara dağıtılmadığını, davacı 15.11.2011. tarihli hisse devri sözleşmesiyle şirketle hiç bağının bulunmadığını açıkca ifade etmekle, kağıt üzerindeki hissedarlığında, kar payı talep etmeyeceğini de açıkça beyan ettiğini,kaldı ki, müvekkili şirketin ana sözleşmesinin 12. maddesinde kar dağıtımına %51 oran ile karar verileceğinin düzenlendiğini, kabul anlamına gelmemek üzere, davacı tarafın birleşen davaya konu dönemler bakımından dava öncesinde talebi olmadığını, temerrüd hükümlerinin gerçekleşmediğini, yerel mahkemenin bilirkişi raporlarındaki çelişkiyi gidermeden hukuken kabul edilemez bir karar verdiğini, ayrıca ıslah tarihini dikkate almadan faiz konusunda karar verdiğini belirterek, yasa ve usule aykırı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, asıl ve birleşen davada limited şirket ortaklığından doğan kâr payı alacağı istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Davalı şirketin sermayesi 10.000,00.-TL olup; ... (80 Pay) 5.000,00.-TL; ...(40 Pay) 2.500,00.-TL; (... (40 Pay) 2.500,00.-TL sermaye yükümlülüğü olduğu anlaşılmıştır.
Davacının limited şirket ortaklığından haklı nedenlerle çıkmaya izin ve çıkma payı istemine ilişkin olarak açmış olduğu davada, İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/02/2019 tarihli, 2017/1063 E. - 2019/154 K. sayılı kararın ilk davanın reddine karar verildiği; Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine; İzmir BAM 11. HD 21/09/2022 tarihli ve 2019/1911 E.- 2022/1275 K. sayılı kararı ile davacı tarafça şirket ortaklığından çıkmak için haklı nedenlerin bulunduğu hususunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddine karar verildiği; davacının kararı temyiz etmesi üzerine, Yargıtay 11. HD 17/04/2024 tarihli ve 2022/6726 E.- 2024/2985K. sayılı kararı ile "... 6102 sayılı Kanun’un 638 inci maddesinin ikinci fıkrası "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir." hükmünü haizdir. Davacının işbu dava açılmadan önce diğer yönetici ortaklar aleyhine, davalı şirket karar defterinde adına atfen imzalanan bir takım belgelerin kendisine ait olmadığı, 2005 yılında şirketten para aldığına dair imzalattırılan boş kağıdın daha sonra hisse devir sözleşmesi gibi gösterildiği iddiaları nedeniyle suç duyurusunda bulunduğu ve Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/136 Esas ve 2014/442 Karar sayılı dosyasında diğer ortaklar aleyhine dava açıldığı değerlendirildiğinde ortaklar arasında husumet doğmuştur. Sermaye şirketleri arasında şahıs şirket özelliği de ağır basan limited şirkette taraflar arasındaki ortaklığı çekilmez kılacak nitelikteki bu husumetin haklı neden oluşturacağının kabul edilmemesi doğru olmadığı..." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
- Davacı Vekilinin İtirazları Yönünden Yapılan İncelemede:
Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi heyetince düzenlenen 19/01/2021 tarihli ek raporunun denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli olduğu, dosya kapsamına göre davacının lehine hükmedilen tutardan daha fazlasını talep edemeyeceği, davacının davalı şirkette %25 paya sahip olduğu, davacının sermaye taahhüdünü % 40 oranında yerine getirmiş olması nedeniyle, 6762 sayılı TTK m. 533 hükmüne göre, davalı şirketten olan %25 kar payı alacağının da %40'lik kısmını talep edebileceği; davacı şirketin kullandığı taşınmazın yarı hissesinin kendisine ait olduğunu kira almadığını sermaye taahhüdü borcunun buna sayılması halinde borcunun bulunmadığını iddia etmiş ise de, davalı da davacının kendisinin ve eşinin şirketin araçlarını ücretsiz olarak kullandıklarını, tüpgazlara para ödemediklerini hepsinin miras malı olduğunu savunmuş, davacının iddiasına ilişkin olarak dava dosyasına her hangi bir belge (kira sözleşmesi, tapu kaydı vb.) sunmadığı, dolayısıyla davacının bu iddiası ile ilgili olarak dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının bu yöndeki iddialarını değerlendirilmenin mümkün olmadığı, diğer taraftan ; 15.11.2005 tarihli adi yazılı şekilde düzenlenmiş olan hisse devir sözleşmesi resmi yazılı şekilde noter tasdikli olmadığı için geçerli değil ise de, davacının da imza inkarında bulunmayıp içeriğe itiraz ettiği, davacının imzasını inkar etmediği belgede davacının 15.000,00 TL karşılığında şirketteki %25 payını ortaklardan ...'a sattığı ve şirket ile idari ve yasal bağının kalmadığı yönündeki sözleşme içeriği nazara alındığında, her ne kadar davacı asıl davada imzaladığı belgenin ödeme makbuzu vb. Belge sanarak okumadan imzaladığını beyan ettikten sonra birleşen davada boş belgeye imza attığını beyan etmiş ise de; basiretli tacir olarak davacının imza attığı belgenin içeriğini incelemeden veya boş belgeye imza atmanın hukuki sonuçlarını öngörmesi gerektiği, dolayısı ile davacının bu tarihten önceki dönemlere ilişkin talepte bulunamayacağının kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Asıl davada davalı yasal cevap süresinden sonra 2005 yılı öncesi alacakların zamanaşımına uğradığı yönünde zamanaşımı definde bulunmuş olduğundan itirazı geçerli değil ise de, mahkemece alınan ilk raporda bilirkişi tarafından 2007 öncesi alacakların zamanaşımına uğradığı yönünde tespit yapılarak 2007 yılından itibaren hesap yapıldığı halde, davacının süresinde rapora itirazında bu yönden itiraz etmemiş olduğu, sadece 2005 tarihli sözleşmenin resmi devir sözleşmesi olmadığını geçerli olmadığını ancak kârın belirlenmesi için şirketin tüm sermaye varlıklarının hesaplanmasını da tespit ile bunları da nazara alınarak kâr hesaplaması gerektiği yönünde itiraz ederek bu yönde ek rapor alınmasını talep etmiş; dosya kapsamında alınan tüm raporlarda da 2007 yılı ve sonrası için değerlendirmeler yapıldığı halde, davacının bu yöne ilişkin itirazda bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosyaya 2006 yılına ait kar payı dağıtımı konusunda ortaklar kurulu kararı sunulmamış, 2007 ve 2008 yıllarına ait şirket kârlarının dağıtılmamasına ilişkin diğer ortaklar kurulu kararlarında davacının imzasının yer aldığı ve bu kararlarla ilgili olarak davacının imzasının taklit edildiğine dair herhangi bir iddianın dosya kapsamında ve yukarıda bahsi geçen ceza davası kapsamında ileri sürülmediği, davacının kar dağıtılmamasını açıkça kabul ettiği 2007 ve 2008 yıllarına ait kar paylarını davalı şirketten talep edemeyeceği; 2010 yılında yapılan ve 2009 yılına ait kar payı alınmamasına ilişkin ortaklar kurulu kararında davacı yerine imza atıldığı şikayeti üzerine Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/136 E, 2014/442 K sayılı dosyasında konu davalı şirketin karar defterinindeki 05/05/2010 tarih 2010/25 no.lu 2009 yılı kar dağıtımı konulu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olmadığının bilirkişi raporu ile tespit edildiğinin Selçuk CBS iddianamesi ile belirtildiği, davacının bu nedenle asıl davada 2009 yılı kâr payını talep edebileceği, yine 02/05/2011 yılında 2010 yılına ait kâr payı dağıtılmaması yönünde alınan ortaklar kurulu kararında davacının imzasının bulunmadığı, bu nedenle 2010 yılına ait kar payı talep edebileceği; birleşen davada ise davalı şirketin kâr ettiği dönemlere ilişkin safî kâr üzerinden Mahkemece hükme esas alınan ek rapora göre davalı şirketin 2014 ve 2016 yılında kâr etmediği nazara alındığında bu durumda davacının talebi kapsamında şirketin kâr ettiği 2013 dönemi için 2.712,39 TL; 2015 dönemi için 1.903,30 TL ve 2017 dönemi için 8.149,96 TL olmak üzere toplamda 12.765,65 TL kâr payı alacağı talep edebileceği; ancak aşağıda davalının itirazları yönünden yapılan değerlendirmede açıklanacağı üzere, davacının mahkemece hükmedilen tutardan daha fazlasını talep edemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun asıl dava ve birleşen dava yönünden esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
- Davalı Vekilinin İtirazları Yönünden Yapılan İncelemede:
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi heyetince düzenlenen 19/01/2021 tarihli ek raporunun denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli olduğu; 15.11.2005 tarihli hisse devir sözleşmesinde davacının şahit huzurunda 15.000,00 TL bedelle hissesini ...'a devrettiğini belirtilmiş ise de, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Kanun’un 520. (6102 sayılı Kanun’un 595 inci maddesi) uyarınca hisse devrinin geçerli olması için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce tasdik edilmesi gerektiğinin düzenlendiği, dolayısıyla davacının şirket hissesi usulüne uygun devir edilmediğinden davacının halen şirket ortağı olduğu; kaldı ki, sözleşme tarihinden sonra da davacının fiilen toplantılara katılmaya devam ettiği, karar defterindeki birçok kararda tüm ortakların imzaları yanında davacının da imzasının bulunduğu, dosyada mevcut 2009 tarihli sicil gazetesine göre davacı ortaklar arasında yer aldığı, davalı tarafından 2014 yılı olağan genel kurul listesinde de davacının ortak olarak gösterildiği, 28/02/2012 tarihi itibarı ile ... Ticaret Sicil kaydına göre de davalı şirkette davacı ...'un fiili ortaklığının devam ettiğinin anlaşıldığı; davalı şirket vekili, davacının kağıt üzerinde ortak olduğunu, 15.11.2005 tarihli şahitler huzurunda düzenlenen hisse devir sözleşmesiyle hissesini devrettiğini, emekli olabilmesi için yasal prosedürün tamamlanmadığını, şirketlerinin aile şirketi olması ve davacının emekliliğe hak kazanmasına imkan sağlamak amacı ile Bağkur ödemelerinin yapılabilmesi için resmi hisse devir işlemi yapılmadığını, davacının emekli olabilmesini sağlamak adına hisse devri karar defterine işlenmediğini savunarak davanın reddini istemiş ise de, davalının basiretli tacir olarak 2005 yılından dava tarihine kadar geçen uzunca zamanda hisse devrinin tescil ettirilmemesinin hukuki sonuçlarını öngörmesi gerektiği, ... hisse devri ve ...a ait hisse devirlerinin noter tasdikli yapıldığı ve bu devirlere ilişkin alınan kararların karar defterinde de yer aldığı halde 15.11.2005 tarihli adi yazılı şekilde düzenlenmiş olan Hisse Devir Sözleşmesi yapıldıktan sonra şirketçe bu yönden karar alınmadığı, tüm bu gerekçeler ile davanın açıldığı tarih itibariyle davacının davalı şirkette %25 paya sahip olduğu anlaşılmıştır.
a-Asıl dava yönünden, davacının davalı şirkete gönderdiği Selçuk Noterliği'nin 27.07.2011 tarihli, 5060 yevmiye nolu ihtarname ile kâr payı alacağı ödenmesini talep ettiği görülmekle, davalı şirketten 2011 yılından bir önceki hesap dönemi olan 2010 yılından ve önceki dönemlere ait kar payını kasa durumunun musait olması ve davacının kâr payı dağıtılmaması yönünde alınan kararda imzasının bulunmaması halinde davalı şirketten kâr payı talep edebileceği, davalı şirketin karar defterine göre, davalı şirketin karar defterinde 2008/17 karar sıra numaralı 03/05/2008 karar tarihli 2007 yılı kâr dağıtılmamasına ilişkin ortaklar kurulu kararında ve 2009/23 karar sıra numaralı 26/05/2009 karar tarihli 2008 yılı kâr dağıtılmamasına ilişkin ortaklar kurulu kararında davacının imzası bulunduğundan davacının 2007 ve 2008 yıllarına ait kar paylarını davalı şirketten talep edemeyeceği, Selçuk Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/136 Esas 2014/442 karar sayılı dosyasında davalı şirketin karar defterinde 2010/25 karar sıra numaralı 01/05/2010 karar tarihli 2009 yılı kâr dağıtılmamasına ilişkin ortaklar kurulu kararında bulunan imzanın davacıya ait olmadığının yapılan bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, yine 2010 yılına ait karın dağılmamasına ilişkin kararda davacının imzasının olmadığı, davacının %25 payına isabet eden kar payının tespiti ve kendisine ödenmesi konusunda davalı şirkete karşı talep hakkının mevcut olduğu, dosya kapsamına göre davalı şirketin gerek satış gelirleri, gerek kasa ve banka bakiyeleri, gerekse de kaydi özvarlık yapısı dikkate alındığında şirketin kar payı dağıtımı yapmasının şirketin mali durumunu zorlamayacağı, dolayısıyla şirketin mali yönden 2009-2010 yıllarında kar dağıtımı yapabilecek durumda olduğu, buna göre, davacının, 2010 hesap dönemi ile ilgili olarak 02.07.2012 tarihli bilirkişi raporu ve 09/05/2018 havale tarihli bilirkişi heyet raporuna göre 2009 dönemine ait davacının %25 payına isabet kâr payının net miktarının 6.453,15-TL olduğu, davalı şirkete sermaye payını ödeme oranı olan % 40 nispetinde davalı şirketten talep edebileceği kar payı alacağının (6.453,15 x % 40 =) 2.581,26- TL. olabileceği tespit edilmiş, 2010 dönemine ait davacının %25 payına isabet kâr payının net miktarının 7.755,33-TL olduğu, davalı şirkete sermaye payını ödeme oranı olan % 40 nispetinde davalı şirketten talep edebileceği kar payı alacağının (7.755,33x %40= ) 3.102,13- TL olduğu tespit edilmiş, davalı şirketin ana sözleşmesinin 12. maddesinde kar dağıtımı yönünden şirket sermayesinin en az %51 ini temsil eden hissedarların kararına bağlanmış ise de, davalının ilk rapora ve eklerine bu yönden itiraz etmediği, sadece şirket kurulduğundan beri ortaklara kâr payı ödenmediğini beyan ettiği, şirketin kuruluşundan bu yana şirketin kâr ettiği dönemlere göre uzun yıllar hiç kâr payı dağıtılmaması hakkaniyete aykırı olacağından, davacının aksi yöndeki kararda imzasının bulunmaması halinde davalı şirketin kâr ettiği yıllara ilişkin %25 pay oranına ve %40 ödenmiş sermayeye göre net kârın dağıtılmasını talep edebileceği kabul edilmekle, asıl dosya yönünden davacının talep edebileceği tutar 5.683,39 TL olarak tespit edilmiştir.
b-Hukuk yargılamasına hâkim olan ilkelerden biri taleple bağlılık ilkesidir. Bu ilke HMK’nın 26’ncı maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Buna göre, hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Kanunlarda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar bir kenara bırakılacak olursa talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Fakat hâkimin duruma göre talep sonucundan daha azına karar vermesinin önünde engel yoktur. Bazı durumlarda hâkim tarafların talebiyle bağlı değildir. Bu durumlar kanunda açıkça belirtilmiştir. Taleple bağlılık ilkesi özü itibariyle hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olduğunu ifade eder. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ilk anlam; tarafın talep etmediği husus hakkında mahkemenin karar veremeyeceğidir. Buna göre tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu tespitin konusunu, istenilen hukuki sonuç oluşturur. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ikinci anlamı ise; tarafın talebinden fazlasına mahkemece karar verilememesidir.
Mahkemece ''...Bilirkişi heyeti tarafından dosyaya sunulan 19/01/2021 tarihli ek raporda %25 hisseye isabet eden kar payı miktarı tespit edildikten sonra bunun %40'ı esas alınması gerekirken sehven davacının %25 hissesine isabet eden payın tümünden ödenmiş sermayeye isabet eden kar payının çıkartılması suretiyle "Davacıya ödenecek kar payı" olarak bir sütun oluşturulduğu fakat bu sütunun tamamen hatalı olarak düzenlendiği, gerçekte sütunun sol tarafında yer alan "%25 Kar payının %40'ı" başlıklı sütunda gösterilen miktarlar üzerinden davacının kar payı alacağının bulunacağı değerlendirilmiştir. Davacı tarafça dava bilirkişi raporunda hatalı olarak gösterilen tutarlar üzerinden ıslah edilmiş ise de raporda yapılanan hatanın hesap ve düzenleme hatası olduğu gözetilerek mahkememizce resen yapılan hesaplama neticesinde davacının alabileceği kar payı hesaplanmış ve kısmen kabul kararı verilmiştir...'' gerekçesiyle, Birleşen İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/754 Esas sayılı dava dosyası yönünden; Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 15.891,11-TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlasına dair istemin reddine...'' karar verilmiştir.
Dosya kapsamında, birleşen davada davacı tarafından 2013-2014-2015-2016-2017 yıllarına ait kâr payı talep edildiği, mahkeme birleşen dava yönünden gerekçesinde hükme esas alınan 3 lü heyet tarafından düzenlenen rapordaki tablonun sütunlarının yanlış düzenlendiğini, tablonun son kısmında davacının talep edileceği tutar kısmının yanlış adlandırıldığını belirterek tablodaki son sütun yerine bir önceki sütünun nazara alınması gerektiğini tespit ederek bir önceki sütunda yer alan tutarlara göre karar vermiş ise de, kâr payı alacağının hesabında hangi dönemlerin hangi nedenle esas alındığının denetime elverişli olacak şekilde belirtilmemiş; yapılan inceleme ve değerlendirmede, davacı vekili, birleşen davada 2013-2014-2015-2016-2017 dönemlerine ait kâr payının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 25/02/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile sadece birleşen dava yönünden aynı dönemlere ait kâr payı alacağını talep ederek toplam 29.148,46 TL kar payı alacağının 15.000,00 TL'lik kısmına dava tarihinden 14.148,46 TL'lik kısmına ise ıslah tarihinden uygulanacak ticari faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve yasal vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen dosya için; mahkemece hükme esas alınan ek rapora göre davalı şirketin 2014 ve 2016 yılında kâr etmediği nazara alındığında bu durumda davacının talebi kapsamında şirketin kâr ettiği 2013 dönemi için 2.712,39 TL; 2015 dönemi için 1.903,30 TL ve 2017 dönemi için 8.149,96 TL olmak üzere toplamda 12.765,65 TL kâr payı alacağını talep edebileceği halde, mahkemenin kabulüne göre ve hükme esas alınan ek rapordaki tespite göre yapılan hesaplamada, mahkemece talep ile bağlı kalınarak talep edilen dönemlere ilişkin hüküm kurulması gerektiği halde, mahkemece talep aşılarak ek bilirkişi raporunda belirlenen ve mahkemece esas alınan kâr payı alacağı tablosu sütununa göre hesaplama yapıldığında 2018 yılına ilişkin kar payının da hesaplamaya katılarak tespit edilen tutar yönünden davayı kabul etmiş olmakla talepten daha fazlasına karar verildiği anlaşılmış; kabule göre de, davacı vekili birleşen dava yönünden talebini ıslah ile toplam 29.148,46 TL kar payının 15.000,00 TL'lik kısmına dava tarihinden 14.148,46 TL'lik kısmına ise ıslah tarihinden uygulanacak ticari faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ettiği halde mahkemece talepten fazlasına karar vererek 15.000,00 TL üzerinde hükmedilen alacağa dahi dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verildiği, belirtilen hususun HMK 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırı olup, davalı vekilinin bu yöndeki itirazları yerinde olduğundan, kararın bu yönden kaldırılması gerekmiştir.
c-Kabule göre ise;
-6100 sayılı HMK'nın 297/1 maddesinde, kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasının (b) bendine göre kararda "Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini" gösterilmesi gerekir. Mahkemece gerekçeli karar başlığında asıl davada davalı şirketin ünvanı "... SAN. TİC. LTD." olduğu halde, şirket ünvanının hatalı olarak "...TİC. LTD. ŞTİ. " olarak yazılmış olması doğru olmamış ise de, bu husus sonuca etkili olmadığından ve mahallinde yer zaman düzeltilmesi mümkün olduğundan kaldırma nedeni yapılmayarak eleştiri getirilmekle yetinilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK 353/1-b-2. maddesi uyarınca kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak Dairemizce yeniden hüküm tesisine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davacı vekilinin İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/09/2021 tarihli, 2011/499 Esas ve 2021/699 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1. b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
-
Davalı vekilinin istinaf itirazlarının asıl dava ve birleşen dava yönünden KISMEN KABULÜ ile, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/09/2021 tarihli 2011/499 Esas ve 2021/699 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1. b. 2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, KALDIRILAN KARARIN YERİNE GEÇMEK ÜZERE;
"A-Asıl dava yönünden;
-
Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 5.683,39. TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 388,23. TL harçtan peşin olarak alınan 148,50. TL harcın mahbubu ile bakiye 239,73 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı yararına takdir edilen 4.080,00. TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
-
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen miktar üzerinden davalı yararına takdir edilen 4.080,00. TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
5. Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 148,50. TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
B-Birleşen İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/754 Esas sayılı dava dosyası yönünden;
-
Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 12.765,65 TL kâr payı alacağına dava tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
-
Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 872,02. TL harçtan peşin olarak alınan 85,39. TL ile ıslah harcı olarak alınan 242,00. TL harcın mahsubu ile bakiye 544,63. TL. harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı yararına takdir edilen 4.080,00. TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
-
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen miktar üzerinden davalı yararına takdir edilen 4.080,00. TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
C-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 85,39-TL ile ıslah harcı olarak yatırılan 242,00-TL toplamı 327,39-TL'nin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
D-Davacı tarafından yapılan toplam 3.363,25-TL yargılama giderinin, davanın ret ve kabul oranına göre 1.584,95-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına,
E- Fazla yatırılan gider avansının, karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,"
ŞEKLİNDE YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,
- Davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının REDDİNE,
4-İSTİNAF AŞAMASINDA;
Davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin alınan toplam 118,60- TL'nin mahsubu ile eksik kalan 309,00-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Davalıdan alınan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
-
İstinaf incelemesi esnasında davalı tarafça yapılan toplam 324,20. TL kanun yoluna başvurma harcından ibaret yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-
HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
-
İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
-
Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/06/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09