SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/709

Karar No

2024/1012

Karar Tarihi

26 Haziran 2024

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

20. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2022/134

KARAR NO : 2024/1049

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 17/11/2015 (Dava) - 19/10/2021 (Karar)

NUMARASI : 2015/1350 Esas - 2021/811 Karar

DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)

BİRLEŞEN İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ' NİN

2016/181 ESAS SAYILI DOSYASINDA :

TARİHİ : 15/02/2016 (Birleşen Dava) - 19/10/2021 (Karar)

DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)

BAM KARAR TARİHİ : 27/06/2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 27/06/2024

İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1350 Esas-2021/811 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

DAVA:

Davacı vekili asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 7 Ocak 2015 tarihi itibariyle SGK'ya toplam 1.084.550,54 TL prim borcu, gecikme zammı, işsizlik borcu ve damga vergisi borçları bulunduğunu, SGK tarafından yürütülen tahsil amaçlı iş ve işlemler sonucu tüm banka hesaplarına blokeler konulması nedeniyle ticari faaliyetlerini yürütemez hale geldiğini, bu süreçte müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı ...ile irtibata geçen davalının "müvekkili şirket ile SGK arasındaki sorunu müvekkili şirket lehine çözeceğini, SGK'da öyle tanıdıkları olduğunu, bu kişileri devreye sokarak yaklaşık 600.000,00 TL civarındaki anaparayı ödeyerek gerisini sildirebileceğini, buna yetecek gücü ve irtibatları olduğunu, zira bu indirimi ve kolaylığı sağlayacak kanun hükümleri bulunduğunu, tanıdığı yetkilileri devreye sokarak bu indirimi sağlayacağını, öncelikle bazı harcamalar ve ön ödeme için 310.000,00 TL gerektiğini, daha sonra da kendisinin iki taksit halinde toplam 260.000,00 TL aracılık hizmeti bedeli alacağını, buna karşılık olarak kendisine iki senet verilmesini" söyleyerek ikna ettiğini, hileli davranış ve sözlerle müvekkili şirketi aldatarak ve irade fesadı oluşturarak ekte sureti bulunan tutanak kapsamından anlaşılacağı üzere 26.01.2015 tarihinde elden nakit olarak 310.000,00 TL parayı aldığını, yine 28.02.2015 ve 28.03.2015 vade tarihli her biri 130.000,00 TL meblağlı iki adet senet verildiğini, ancak bundan sonra geçen süreçte SGK'nın yaptığı işlemlerde ve müvekkili şirketin durumunda hiçbir lehe değişiklik olmadığını, davalının tüm şifahi görüşmelerde sürekli olarak bahaneler ileri sürerek müvekkili şirketi oyaladığını, iyice bunalan neredeyse ticari faaliyetini artık sürdüremez hale gelen müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı ...adına kayıtlı gayrimenkulünü değerinin çok altında bir fiyata satarak SGK prim borcu ve gecikme cezalarını faiziyle birlikte defaten 19.08.2015 tarihinde ödemek zorunda kaldığını, davalıdan çeşitli kereler bu iş için kendisine verilen 310.000,00 TL paranın ve senetlerin iadesi istenmiş olmasına rağmen ne para ne de senetler iade edilmediği gibi davalının bahaneler uydurarak oyalama yoluna gittiğini, yüz yüze görüşmekten kaçtığını, SGK'da bu işle ilgili şayet varsa irtibatlı olduğu yetkilinin ismini vermediğini, çoğu zaman telefonları dahi açmadığını, şüpheye düşen müvekkili şirket yetkililerinin yaptığı araştırmalar sonucunda davalının dolandırıcılık yaptığı kanaatine varılması üzerine davalı hakkında dolandırıcılık suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunulduğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/100515 sayılı dosyasından hazırlık tahkikatının sürdüğünü, davalının aldatarak almış olduğu senetleri elinde tutmaya devam ederek tahsile yeltenmesinin söz konusu olabileceğini, 28.02.2015 ve 28.03.2015 vade tarihli senetlerin ödeme günlerinin yaklaştığını, davalının her an icra işlemine konu yapması ve müvekkilini haksız yere mağdur etmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, ihtiyati tedbir kararı da verilmesini talep ettiklerini belirterek, haklı davalarının kabulü ile müvekkilinin davalıya borcu olmadığının tespit edilmesine, 27.01.2015 tanzim ve 27.02.2015 vade tarihli 130.000,00 TL meblağlı, 27.01.2015 tanzim ve 27.03.2015 vade tarihli 130.000,00 TL meblağlı iki adet emre muharrer senetlerin iptaline ve kendilerine iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili birleşen davada dava dilekçesinde özetle; irade fesadı yaratılmak suretiyle müvekkillerinden alınan İzmir 23. İcra Müdürlüğü'nün 2016/1858 sayılı dosyasından takibe konu edilen 27.01.2015 tanzim tarihli, 27.02.2015 ödeme tarihli 130.000,00 TL bedelli senet sebebiyle müvekkilinin davalılara hiçbir borcu bulunmadığını, müvekkilinin ... San ve Tic A.Ş'nin yetkilisi ve ortağı olduğunu, ekonomik kriz sebebi ile SGK'ya olan borçlarını bir dönem ödeyemediğini, SGK'ya toplam 1.084.550,54 TL prim borcu bulunduğunu, müvekkilinin ortak tanıdıkları ve hemşehrileri vasıtası ile şirketine gelerek tanışan davalı ...'nın, müvekkilinin SGK'ya olan borçlarının ertelenmesi ve taksitlendirilmesi konusunda SGK'da pek çok idareci tanıdığı olduğunu, SGK'da borçların faizini silmenin yasal olarak bu kişilerin yetki ve insiyatifinde olduğunu, SGK'dan borcu yoktur yazısı getirebileceğini, bu kişilerin yasadan doğan haklarının mevcut olduğunu, bu kişilerle çok güçlü arkadaşlık ve yakın ilişkileri olduğunu söyleyerek müvekkilinde güven uyandırdığını, davalının müvekkilinden öncelikle SGK'ya yatırılmak üzere 310.000,00 TL'yi aldıktan bir gün sonra Sosyal Güvenlik Kurumundan borcu bulunmadığına dair 27.01.2015 tarihli yazıyı getirerek müvekkilinde güven uyandırarak müvekkili şirketçe tanzim edilen 27.01.2015 tanzim, 27.02.2015 ödeme tarihli, 130.000,00 TL bedelli, yine müvekkili şirketçe tanzim edilen 27.01.2015 keşide tarihli, 27.03.2015 ödeme tarihli, 130.000,00 TL bedelli toplam 260.000,00 TL tutarında iki senedi müvekkili şirketten aldığını, davalının da müvekkiline ödediği paraya ve verdiği senetlere karşılık olarak teminat olarak davadışı ekli senetleri verdiğini, davalının müvekkili şirketten senetleri aldıktan sonra bir daha müvekkili şirkete gelmediğini, müvekkilini ve şirketini oyaladığını, bu süreçte müvekkilinin SGK borcuna yatırılmak üzere alınan paranın SGK'ya ödenmediğinin ve müvekkili şirketin durumunda hiçbir değişiklik olmadığının ortaya çıktığını, müvekkilinin kendi adına kayıtlı ... Organize Sanayi Bölgesi'nde bulunan arsasını yarı fiyatına satarak tüm SGK prim borcunu ve cezalarını defaten 19.08.2015 tarihli ekli makbuzlarla ödeyerek borcu kapattığını, davalıya bu işe karşılık verdiği 310.000,00 TL paranın ve senetlerin iadesini istemiş olmasına rağmen davalının müvekkilini oyalamaya devam ettiğini, telefonlarını daha sonra açmadığını, müvekkili şirketin davalı hakkında "kamu görevlileriyle ilişkili olduğundan bahisle onlar nezdinde saygınlığı ve belli bir işin görüleceği vaadiyle aldatarak başkasından menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık" suçundan şikayette bulunduğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/100515 sayılı hazırlık dosyasında tahkikatın sürdüğünü, davalının senetleri iade etmekten kaçınması üzerine, işbu senetleri davalı ... adına müvekkilinin şirketi ... ...A.Ş adına imzalayıp verdiğini hatırladığı için İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1350 Esas sayılı dosyasında işbu senetler sebebiyle ... ...A.Ş'nin ...'ya borçlu olmadığının tespiti ve senetlerin geçersiz ve hükümsüz olmaları sebebiyle iptali için takipten önce menfi tespit davası açtığını, çok kısa bir süre sonra senetleri 1 yıldır işleme koymayan davalı tarafça kötü niyetle İzmir 23. İcra Müdürlüğü'nün 2016/1858 sayılı dosyasından 27.02.2015 keşide tarihli, 130.000,00 TL bedelli senet sebebiyle müvekkili şirket ve yetkilisi ...hakkında icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin takipte senette kendisinin de şahsen borçlu göründüğünü anlaması üzerine şahsı adına da işbu senetler sebebi ile borçlu olmadığından ve senetler hükümsüz olduğundan senetlerin iptali için işbu davayı açmak zorunda kaldığını, takip alacaklısına bakıldığında ise takip alacaklısının isminin diğer davalı ... olduğunu, takip alacaklısı ... tarafından senetlerin davalı ile danışıklı ve muvazaalı olarak işleme konulduğunu, öncelikle takibin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini belirterek, irade fesadı yolu ile dolandırılmak sureti ile alındığı sabit olan 27.01.2015 keşide tarihli, 27.02.2015 ödeme tarihli 130.000,00 TL bedelli, 27.03.2015 ödeme tarihli, 130.000,00 TL bedelli senetler sebebi ile müvekkilinin davalılara hiçbir zaman borcu olmadığından işbu senetlerin hükümsüzlük sebebi ile iptaline ve geçersizliğine, senetlerin müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı ...'nın asıl ve birleşen davaya cevap vermediği, ancak süresinden sonraki beyan dilekçesinde; açılmış olan davalardaki iddialara itiraz ettiğini, herhangi bir eylemde bulunmadığını, kendisinin ...'ı tanıdığını, bazen beraber kafelere ve barlara gittiklerini, bundan başka para veya farklı alışverişinin olmadığını, açılan davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, ayrıca ...'ın tetikçi tuttuğunu, 13 kişinin yaklaşık 10-15 metre yükseklikten silah zoruyla 02.06.2016 tarihinde kendisini yüksekten aşağıya atarak öldürmeye teşebbüs ettiği gibi, kendisinden zorla senet alarak uçurumdan aşağıya attıklarını, 10 gün üniversite hastanesinde yoğun bakımda kaldığını, bu konu hakkında şikayette bulunduğunu beyan etmiş, ayrıcı akabinde sunduğu ek dilekçesinde; önceki dilekçede "...ile para ve farklı alışverişim olmamıştır" diye yazıldığını, bu dilekçeyi arzuhalciye yazdırdığını, orasının yanlış yazıldığını, kendisinin ...'ı tanıdığını ve para alışverişinin bulunduğunu beyan ettiği görülmüştür.

Birleşen davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1350 Esas sayılı dosyasında tedbir talep edildiğini, bu dava derdest iken yeniden ikinci bir davacı daha eklenmek sureti ile tedbir talep edilmesine, yasa ve usule aykırı şekilde kabul edilmesine itiraz ettiklerini, derdestlik itirazlarının dikkate alınarak ikinci davanın reddini talep ettiklerini, davanın zamanaşımı süresi dolduktan sonra ve hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, senetlerin tanzim tarihleri ve vadelerinin belli olup iradesinin iğfal edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini, senetlerin tanzim tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra 15.02.2016 tarihinde dava açıldığını, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, dava dilekçesindeki beyanlarının TTK'nın basiretli tacir sıfatı ile ne kadar bağdaştığına da dikkat çektiklerini, yürürlükteki mevzuat gereği yapılandırma ve sair hukuki kolaylıklar ile ödeyebileceği bir kamu alacağı için bu kadar saflık yapıldığı iddiası ile, senetleri kime verdiği, kimin adının yazıldığı gibi hususlardaki çelişkili beyanların hayatın olağan akışına aykırı olup kabul edilebilir beyanlar olmadığını, yine senedi elinde bulunduran davalı müvekkilinin iyi niyetli üçüncü şahıs olduğunun ve senet metninden anlaşılan defilerin haricinde senedin borçtan mücerret olduğu ilkesi gereği başkaca definin ileri sürülemeyeceğinin, sürülse dahi dinlenilmeyeceğinin dikkate alınması gerektiğini, tanık dinletme taleplerine muvafakatlerinin bulunmadığını beyanla, davanın reddine, kötü niyetli olarak açılan dava nedeniyle alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının da karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle alınarak, ihtiyati tedbir kararının da kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

Mahkemece, ".....Menfi tespit davalarında ispat yükümlülüğünün kural olarak davalı alacaklıya düştüğü, ancak imzası ikrar edilmiş bononun alacağın varlığını ispatlayan kesin delil niteliğinde olup bu kez borçlunun borcunun bulunmadığını usulüne uygun delillerle kanıtlaması gerektiği, bono, ödeme vaadi niteliğinde kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerdiği, bonoda kural olarak ispat yükünün senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa ait olup, ispat külfetinin davacı tarafta olduğu, davacının dava dilekçesi ekinde dosyaya sunduğu tutanak ve kendi lehine düzenlenen iki adet 130.000,00 TL bedelli ve bir adet 310.000,00-TL bono bulunduğu, 310.000,00 TL' lik senedin dava dilekçesinde bahsi geçen 310.000,00 TL' lik nakit ödeme için verildiğinin tutanakta anlaşıldığı, 130,000,00 TL bedelli iki senede ilişkin iş takibi için verildiği ve iş olduğunda senetler geçersizdir şeklinde yazıldığı, davacının lehine keşide edilen bu senetlerin tahsili yoluna gitmemiş olduğu, davacının resmi defter ve kayıtlarında yapılan inceleme sonucunda, davacı ...San.Tic.A.Ş. firması tarafından 19.08.2015 tarihinde SGK dosyasına 567.000,00.-TL ve yine ayrıca SGK dosyasına 757.366,22.-TL olmak üzere, 1.324.366,22.-TL toplam tutarında ödeme yapılmış olduğu ve ilgili ödeme tutarının davacı ... …..A.Ş. firmasının resmi defter belge ve kayıtlarında işlenmiş olduğu, dava konusu olan 2 adet senedin kaydının ise bulunmadığı, davalı taraflara yapılmış olan herhangi bir ödeme ya da ödeme belgesi yerine geçebilecek bir belgenin bulunmadığı ve bu sebeple davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, dava dosyası içeriğinde bulunan davalı ...’ya ait olan bankaların hesap ekstrelerinin incelemelerinde davacı ... ...A.Ş. tarafından yapılmış olan havale, EFT, ya da vs. başka şekilde, hiçbir işlemin yapılmamış olduğunun anlaşıldığı, aynı zamanda İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi' nin 2018/121 E.-2018/663 K. sayılı 10.12.2018 tarihli kararında ...'nın üzerine atılı kamu görevlileri ile ilişkili olduğundan bahisle bir işin görüleceği vaadiyle 'dolandırıcılık suçunun yasal unsurları oluşmadığından ve suçu işlendiği sabit olmadığından' CMK 223/2-a-e maddeleri gereğince beraatine karar verildiği, kararın 10/05/2019 tarihinde kesinleştiği, davacıların asıl ve birleşen davada yemin deliline dayanmamış olduğu anlaşılmakla, asıl dava ve birleşen davada davacıların bağımsız borç ikrarını içeren bonoya karşı bedelsizliği ispatlayamadıkları kanaatine varılmakla, ASIL VE BİRLEŞEN DAVANIN REDDİNE...." şeklinde karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

Asıl/birleşen dava davacılar vekili tarafından, "....Müvekkilinin ortağı olduğu şirketin, yurt çapında kamu kurumlarının bilgisayar yazılımlarını yapan ve yüzlerce çalışanı olan bir şirketken, ekonomik kriz sebebiyle maddi sorunlar yaşadığını, SGK'ya olan borçlarını bir dönem ödeyemediğini, 07.01.2015 tarihi itibariyle SGK'ya toplamda 949.049,50 TL prim borcu bulunduğunu, müvekkili tam da bu süreçte iken, davalılardan ...'nın, ortak tanıdıkları vasıtasıyla müvekkilinin işyerine gelerek müvekkili ile tanıştığını ve müvekkilinin SGK'ya olan borçlarının ertelenmesi ve taksitlendirilmesi konularında, SGK'da çok fazla tanıdığı olduğunu, SGK'dan borcu yoktur yazısı getirebileceğini, bu kişilerle çok yakın ilişkisinin olduğunu, bunun tamamen yasal bir işlem olduğunu söyleyerek müvekkilini inandırdığını, müvekkiline 1.000.000,00-TL'nin üzerindeki SGK borcunun 600.000,00-TL anapara ile kapatılabileceğini, ancak bunun için 310.000,00-TL peşinat yatırılması gerektiğini söyleyerek 310.000,00-TL'yi nakit olarak aldığını ve karşılığında da 310.000,00-TL'yi müvekkilinden elden teslim aldığına dair 26.01.2015 tarihli tutanağı ve tutanağa mahsuben 310.000,00 TL'lik senedi teslim ettiğini, davalı ...’nın 310.000,00 TL'lik tutanağı ve senedi iş takibi için kendisinin imzaladığını savunmalarında söylediğini, akabinde davalının 27.01.2015 tarihinde müvekkiline SGK'dan müvekkilinin Türkiye genelinde kesinleşmiş SGK borcu bulunmadığına dair yazıyı getirerek müvekkilinin güvenini bir kez daha kazandığını, müvekkili, SGK'ya olan borcunu usulüne uygun şekilde kapattığını düşünürken dolandırıldığının farkına varamadığını, davalının, SGK borcunu tamamladıktan sonra yatan makbuzların verileceğini söylediğini, müvekkilinin de iki ay içinde kalanını ödeyeceğini söyleyince davalının kendi adına 2 adet senet verilmesini istediğini, 27.01.2015 ödeme tarihli 130.000,00 TL bedelli ve 27.03.2015 ödeme tarihli 130.000,00 TL bedelli, toplam 260.000,00-TL bedelli iki adet senet verdiğini, davalı tarafın müvekkilinden söz konusu senetleri aldıktan sonra bir daha müvekkilinin yanına uğramaz olduğunu, şüphelenilmesi üzerine yapılan sorgulamada müvekkilinin SGK nezdindeki borcunun durumunda hiçbir değişiklik olmadığının öğrenildiğini, müvekkilinin davalı tarafından oyalandığını anladığı zaman senetlerin ve nakit verdiği 310.000,00-TL'nin iadesini istemişse de, davalının müvekkilini bahanelerle oyalamaya çalıştığını, dolandırıldığını anlayan müvekkilinin, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/100515 Soruşturma numaralı soruşturma dosyasından suç duyurusunda bulunduğunu, ancak senetlerin ödeme tarihinin yaklaşması üzerine işbu senetler sebebi ile borcu olmadığının tespiti ve hükümsüz senetlerin iptali için takipten önce menfi tespit davası açıldığını, işbu davanın açılmasından sonra davalı tarafça kötü niyetle 27.02.2015 ödeme tarihli senedi İzmir 23. İcra Müdürlüğü'nün 2016/1858 sayılı dosyası ile icra takibine konu edildiğini, icra takibinde borçlunun müvekkili ...olarak gözükmesi üzerine müvekkilinin senetleri kendi adına da imzaladığını hatırladığını, ayrıca, takip alacaklısının ... olarak görünmesinden ve takip dosyasında mevcut bulunan senet suretlerinden davalı ... ile diğer davalı ...'un müvekkilinin iradesini sakatlamak ve müvekkilini dolandırmak suretiyle işbirliği içinde ve danışıklı olarak hareket ettiklerinin ortaya çıktığını, birleşen dava açılıp akabinde her iki dosyanın birleştirilmesine karar verildiğini, müvekkilinin davalılara hiçbir borcu olmadığını ve aksinin davalılar tarafından hiçbir şekilde kanıtlanamadığını, en ufak bir delil dahi sunulmadığını, kaldı ki, davalı ...'nın 02.01.2017 tarihinde sunduğu kendi dilekçesinde ...'la ara sıra kafelere gittiğine ancak kendisiyle hiçbir alışverişinin olmadığına ilişkin beyanının mevcut olduğunu, müvekkilinin iradesini sakatlamış olan davalılarca işbirliği içinde hareket edildiğini, bu kişilerce İzmir 9. İcra Mahkemesi'nin 2016/99 Esas sayılı dosyasında davalılarca sunulan cevap dilekçelerinin dahi kelimesi kelimesine aynı olduğunu, cevap dilekçelerindeki yazı karakterleri için yazı incelemesi talep edilmişse de bu taleplerinin kabul görmediğini, davalılar tarafından SGK'dan alındığı söylenerek müvekkiline verilen borcu yoktur yazısının dosya içerisinde bulunduğunu, bununla birlikte SGK tarafından müvekkiline böyle bir yazı verilmediği ve müvekkilinin SGK borcunun işbu yazının müvekkiline verilme tarihi olan 27.01.2015 tarihinde ödenmediğinin sabit olduğunu, yine tek başına bu durumun dahi müvekkilinin davalılar tarafından aldatılmak suretiyle iradesinin fesada uğratıldığının ispatı olduğunu, bilirkişi raporu aldırıldığını, ancak sunmuş oldukları tanık listesindeki tanıklarının dinlenmediğini, ilk derece mahkemesinin kararının eksik incelemeye dayandığını, delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebileceğini, davalı ... tarafından düzenlenerek müvekkiline verilmiş 310.000,00-TL'nin müvekkilinden elden teslim alındığına dair imzalı tutanak ve 310.000,00-TL'lik senedin delil başlangıcı hükmünde olduğunu, yine müvekkilinin davalıya verdiği dava konusu 130.000,00-TL tutarlı iki senedin karşılığında müvekkiline verilmiş aynı tutarlı senetlerin işbu dava konusunda delil başlangıcı hükmünde olduğunu, zira borcu olduğu iddia edilen müvekkilinden borcuna karşılık alınan senetler karşılığında müvekkiline davalılar tarafından aynı tutarda senet verilmesi ne hayatın olağan akışına ne de ticari teamüle uygun olmayıp bu durumun açıkça söz konusu senetlerin borca karşılık alınmadığının ve hükümsüzlüğünün ispatı niteliğinde olduğunu, senetlerin herhangi bir ticari ilişki karşılığı olmayıp tamamen müvekkilinden iradesi sakatlanmak suretiyle alınan senetler olduğunun ortada olduğunu, dosyaya sunulmuş bu kadar fazla delil başlangıcı mevcutken, kanun gereği müvekkilinin dava konusu senetlerin bedelsizliğini ispatlayabilmek için tanık dinletebileceğini, bununla birlikte HMK'nın 203. maddesinin (ç) bendinde açıkça ‘hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları’nın mevcut olduğu durumlarda senede karşı tanık deliline dayanılabileceğinin öngörüldüğünü, davanın tamamen irade bozukluğuna dayanmakta olup, iddialarının müvekkilinin iradesinin davalılar tarafından sakatlanarak müvekkilinin kendi adlarına senet düzenlenmesinin sağlandığı yönünde olduğunu, dosya kapsamında ispata yarar pek çok delil sunulmuş olup müvekkilinin senetleri irade sakatlığı neticesinde düzenlemiş olduğunun açıkça ortaya çıktığını, tanık dinletebilme şartları oluşmuşken, ilk derece mahkemesi tarafından tanık listesinde bildirmiş oldukları tanıkların dinlenmediğini, bir ara karar dahi düzenlenmediğini, taleplerinin adeta görmezden gelindiğini, şahsi def-iler yalnızca senedin tarafları arasında ileri sürülebilecek olup, borcun dayandığı temel sebebin geçersiz olduğunun ispat edilmesi halinde senedin de geçersiz hale geldiğini, bu durumda irade fesadına dayanan geçersizlik sebebinin borcun tarafı olan davalı ...'ya karşı ileri sürülebileceğinin aşikar olduğunu, temel kural şahsi def-ilerin borcun tarafı olmayan kişilere karşı ileri sürülememesiyken, bu durumun istisnasını 3. kişinin kötü niyetli olduğu hallerin oluşturduğunu, senedi devralan diğer davalı ...'un davalı ... ile işbirliği içinde, kötü niyetle ve müvekkili aleyhine hareket ettiğinin dosya kapsamında sabit olduğunu, bu husus göz önüne alınmaksızın eksik inceleme ve değerlendirme neticesinde davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ceza hakiminin kararının hukuk hakimini bağlamadığını, bir olayın suç teşkil etmemesinin, belgenin hukuken de geçerli olduğu anlamına gelmediğini, bununla birlikte, İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin beraat kararının da tamamen hukuka aykırı olduğunu, her ne kadar temenni edilen SGK gibi kamu kurumlarının gerekçede belirtildiği şekilde herkese eşit işlem yapması ise de, bazı durumlarda rüşvet yoluyla veya kandırma suretiyle kamu görevlilerince bu ilkenin ihlal edildiğnin de bilinen bir gerçek olduğunu, dolayısıyla böyle bir varsayıma dayanarak suçun oluşmadığına karar verilmesinin abesle iştigal olduğunu, bununla birlikte, müvekkili tarafından iddia edilen SGK personelinin rüşvet aldığı veya yasa dışı işlem yaptığı değil, davalıların SGK personelini tanıdıkları iddiasıyla müvekkilini kandırdıkları olduğunu, doğrudan birey bazında dolandırıldığını iddia eden kişinin aldatılma potansiyelinin esas alınması gerektiğini, müvekkilinin uzun yıllar yurtdışında yaşadığını ve Türk kamu kurumlarının işleyişine ve bürokrasisine hakim olmayan bir kimse olduğunu, dolayısıyla davalıların vaatlerine inanmasının son derece normal olduğunu, ek olarak, yapılan ceza yargılamasında yalnızca sanığın parayı borç olarak aldığına ve SGK ile görüşme yapmadığına yönelik soyut beyanlarına itibar edildiğini, hiçbir somut delil aranmadığını, kaldı ki davalı ...’nın 02.01.2017 tarihinde İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunduğu dilekçesinde müvekkili ile hiçbir para alışverişinin olmadığını bizzat belirttiğini, usulüne uygun tutulmuş müvekkilinin defter ve kayıtlarında davalılar ile ilgili herhangi bir ticari işleme rastlanmadığını, mahkeme tarafından bu husus müvekkilinin aleyhine bir durummuş gibi belirtilmişse de, bu durumun iddialarını tamamen ortaya koyan bir durum olduğunu, müvekkilinin davalılar ile önceye dayanan hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığını, herhangi bir ticari ilişkinin karşılığı olmadan, yalnızca borcun kapatılması ve işin görülmesi sebebiyle verilmiş olan bir paranın ise şirket kayıtlarında yer almamasının son derece normal olduğunu, dolayısıyla gelen bilirkişi raporunun da müvekkilinin başka türlü vaatlerle davalılar tarafından dolandırıldığına yönelik iddialarını destekler nitelikte olduğunu..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Asıl ve birleşen davalar, bono nedeniyle menfi tespit ve bonoların iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verildiği, karara karşı asıl/birleşen dava davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.

Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; asıl ve birleşen davaların aynı senetlere ilişkin olmakla birlikte davacı ve davalı tarafların farklılık arz ettiğinin görüldüğü, asıl ve birleşen davalarda davacı taraf, SGK'ya olan borçları nedeniyle zorluğa düştüklerini, davalı ...'nın SGK'da tanıdıkları olduğunu ve daha düşük miktarlar ödemek suretiyle bu borçtan kurtulmalarını sağlayabileceğini söyleyip kendilerinde güven uyandırmak suretiyle iradelerini fesada uğrattığını, bu suretle davalının, kendilerinin hiç görmediği ve ismini bilmedikleri SGK'daki görevlilerle iletişimde olduğu inancıyla davalıya nakit para ve dava konusu olan herbiri 130.000-TL bedelli iki adet senedi düzenleyip verdiklerini, ancak daha sonra dolandırıldıklarını anlayarak geri iadesini istediklerinde davalıya ulaşamadıklarını, birleşen davadaki davalı ...'un da davalı ... ile birlikte hareket ettiğini, senetlerin bu kişiye ciro edildiğini ve bir senet bakımından müvekkilleri aleyhine icra takibine de geçildiğini belirterek, sözkonusu iki bonodan dolayı menfi tespit talebinde bulunmuş, davalı taraf ise davacının iddialarının doğru olmadığını, SGK ile ilgili herhangi bir vaadin sözkonusu olmadığını, davaya konu edilen senetlerin davacı tarafa verilen borç para karşılığında alınan iki adet senet olup, davacıların borçlarını ödemediklerini savunmuştur.

Dava konusu senetler incelendiğinde, ihdas nedenlerinin boş olduğu, bono vasfında kambiyo senedi olmakla sebepten mücerret olup, asıl ve birleşen davalarda ispat yükünün davacı tarafta olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafça, dava dilekçesi ekinde sunulan birtakım tutanaklar ve davalı ...'nın keşidecisi-davacının alacaklısı olduğu davadışı senetlerin herhangi bir davaya konu edilmediği, eldeki dava konusu senetler ile ilişkisinin ve irtibatının ispatlanamadığı, ayrıca davalı tarafın borçlu olarak göründüğü davadışı bu senetlerle ilgili tutulan ve taraflarca imzalı tutanakta bu senetlerin geçersiz kaldığına dair şerh düşülüp yine altının taraflarca imzalandığı, davacı taraf her ne kadar SGK'ya olan borçlarından daha az miktarda ödeme yapmak suretiyle borçtan kurtulmak amacıyla davalıya güvenerek iradelerinin davalı tarafça yanıltıldığını ileri sürmüş ise de, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere, kolluktaki tanık ifadelerine göre bu iddianın ispatlanamamasının yanısıra, bu kabulde dahi kimsenin kendi kusurundan faydalanamayacağı, kanuna ve ahlaka aykırı bir amaç için yapılmak istenen işlemlerin yasa nezdinde korunamayacağı (TBK 27.md - TBK 81.md.), basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğü bulunan davacı tarafın ceza dosyasındaki beyanlarına göre SGK'da iletişimde olunan şahısların tanınmak istenmediği, bu nedenle davacıların bu kişileri hiç görmediği, SGK'da görevli bu kişilere 30.000-40.000-TL verileceğinin davalı tarafça söylendiği gibi hususlar dikkate alındığında, ahlaka ve yasalara uygun olmayan bir işlem dahilinde, kamu kurumlarına olan borcun usule uygun yasal başvurular yerine davalıya birtakım ödemeler yapılarak düşürüleceği inancıyla hareket edilmesinin yasalarca korumayacağının açık olduğu, davalı ... hakkında "dolandırıcılık" suçundan dolayı açılan ceza davasının da "suçun unsurlarının oluşmaması ve delil yetersizliği"ne dayalı her iki sebepten ötürü beraatle sonuçlanıp, istinaf aşamasından da geçerek kesinleştiği anlaşılmakla, mahkemece yukarıda yazılı gerekçelere asıl ve birleşen davaların reddinde bir isabetsizlik bulunmadığından, davacılar vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; asıl/birleşen dava davacılar vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

1. Asıl/birleşen dava davacılar vekilinin İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1350 Esas .  2021/811 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1. b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 

2. İSTİNAF AŞAMASINDA; asıl/birleşen dava davacıları tarafından yatırılan 1.754,00 TL istinaf karar harcından alınması gereken 855,20. TL istinaf karar harcının mahsubu ile fazla yatan 898,8‬0. TL'nin istek halinde asıl/birleşen dava davacılarına iadesine,

3. Asıl/birleşen dava davacıları tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına,

4. HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avansdan  kalan bakiyenin yerel  mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,

5. İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,

  1. Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,

Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/06/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınEvraktanTespitizmircevaptarihiMenfi(KıymetliKaynaklanan)numarasıreddine"birleşenhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:25

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim