İzmir BAM 17. HD 2024/383 E. 2024/771 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
bam
2024/383
2024/771
2 Nisan 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2020/1815
KARAR NO : 2024/798
KARAR TARİHİ : 04/04/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/10/2019
NUMARASI : 2018/422 Esas 2019/1145 Karar
DAVANIN KONUSU : Tespit
BAM KARAR TARİHİ : 04/04/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 04/04/2024
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı ... Şti ile bir kısım hileli ve muvazaalı işlemler yaparak, davalının davacıya ait C2 belgesi kullanılarak davalıya uluslararası taşıma işleminin yolunun nasıl açılacağı ve 3.kişiler kandırılarak C2 belgesi davalı tarafından nasıl kullanımının sağlanacağı hususunda anlaştıklarını, davacı ... Şti.'nin uluslararası nakliye yetkisine haiz C2 belgesine sahip olduğunu, davalı ... Şti'nin ise bu yetkiye sahip olmadığını, ancak uluslararası taşımacılık yapmak istediğini, bu engeli ancak muvazaalı olarak görünüşte yapacaklarını ancak gerçekten yaptıkları iş ve işlemle ilgisi olmayan satış işlemi ile gerçekleştirmeye karar verdiklerini, davalı ... ile yapılan muvazaaya ilişkin inançlı işlemle davalı şirketin çekici satıcısı ve faturayı düzenleyen ... Ltd.Şti.'nden 31.05.2004 tarihinde araç aldığını, araç satış bedelini davalının ödediğini, ancak satışın ... Ltd.Şti. ile davalı arasında gerçekleştiği halde faturanın satışın tarafı olmayan davacı adına tanzim edildiğini, gerçekte 31.05.2004 tarihinde yapılan satış işleminin taraflarının ... ile ... olup, görünüşte 3. kişilere kandırmaya yönelik göstermelik yapılan satışın ise, davacı ile ... arasında düzenlenen fatura ile muvazaalı şekilde gerçekleştiğini, davacı ile ... arasında yapılmış bir satış sözleşmesinin olmadığını, görünüşte olan bu işlemin muvazaalı olup, aracın gerçek sahibi olan davacının sahip olduğu C2 belgesinden istifade edebilmek için satışın tarafı olmayan davacı adına ruhsat işlemlerinin yapıldığını, aracın satış ve ruhsatının yapıldığı ilk günden itibaren aracın davalı ...'nun fiili ve hukuki tasarrufu altında olduğunu, ... tarafından ve ...'nun yanında çalışan şoförler tarafından kullanıldığını, aynı işlemin ... plakalı dorse için de ... Ltd.Şti arasında yapıldığını, buna ilişkin faturanın 26.05.2004 tarihli 142022 seri no'lu 29.500 TL'lık fatura olduğunu, davalı ...'nun hem çekiciyi hem de dorseyi kendi parası ile satın aldığından aracı da kendi şoförleri ile kullandığını, ruhsatın sadece C2 belgesini kullanımına yönelik ve bu belgeden yararlanmak için görünüşte yapılmış muvazaalı tescil işlemi olduğunu, faturalarda isimleri geçen satıcılar ile davacı arasında gerçekte bir satış işleminin hiçbir zaman olmadığını, davacı satış bedelini dorse ve çekiciyi satanlara ödemediğini , satıcıların da gerçekte dorse ve çekiciyi davacıya satmadığını, davalı .....Ltd.Şti. nin araçların gerçek maliki olduğundan ve malik sıfatı ile araçları kullandığından kira akti gizlenen bu durumun kılıfı olup, 3.kişileri kandırmaya yönelik olduğunu, aksi halde malik sıfatı ile araçları kullansa C2 belgesinden istifade edebilmesi ve uluslararası taşımacılık yapabilmesinin mümkün olmadığını, İzmir 8 Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/643 Esas sayılı dosyasından 19.12.2013 tarihinde verdiği 2013/1092 sayılı kararında açıkça hem satış işlemlerinin hem de kira işleminin gerçek olmadığı, muvazaalı olduğu C2 belgesi kullanılabilmesi için görünüşte bu işlemlerin yapıldığı, bu nedenle kendisinin görevli olmadığı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğuna karar verdiğini, bu nedenlerle muvazaalı işlemlerin mutlak butlanla batıl olup, herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağından yoklukla malul olan işlemler esas alınarak ... plakalı çekici ile ... plakalı dorseye ilişkin trafikte yapılan yolsuz tescil işlemlerinin iptaline, trafik kayıtlarının düzeltilerek yolsuz tescil tarihi olan 04.06.2004 tarihinden itibaren araçların gerçek sahibi olan davalı şirkete ait olduğunun tespiti ile davalı şirket adına trafikte tescil ve ruhsat işlemlerinin yapılmasına, her türlü harç, masraf ve ücreti vekaletin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin böyle bir davayı açmaktaki amacını anlayamadıklarını, davada hukuki bir amacın olmadığını, davacı tarafın dava konusu olan ... plakalı çekici ile ... plakalı aracın mülkiyetinin kendi üstünde olmalarına rağmen bunun yolsuz bir tescil olduğunu ve muvazaalı bir işlem yaptıklarını iddia ettiklerini, taraflar arasında dava konusu araçlar ile ilgili olarak 27 Kasım 2007 tarihinde bir araç kiralama sözleşmesi yapıldığını ve araçların davalı müvekkili şirket tarafından taşıma belgesi olması nedeniyle kiralandığını, ancak davacı müvekkili şirketin kira sözleşmesinden önce 07.11.2006 tarihinde araçların karıştığı bir kaza nedeniyle Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/551 Esas 2012/63 Karar sayılı kararı ile ... Sigorta A.Ş. ye hasar bedeli ödemek zorunda kaldığını, bu hasar bedelini ödedikten sonra davalı müvekkili aleyhine tazminat davası açtıklarını, ilk açtıkları tazminat davasının İzmir 8. Sulh Hukuk Mahkemesinde açılmış olup, 2013/643 Esas 2013/1092 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiğini, ancak davacı tarafın bu görevsizlik kararından sonra, görevli Mahkemenin ne karar verdiği hususunda hiçbir açıklama yapmadığını, Sulh Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının ardından görevli olan İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/860 Esas 2015/901 Karar sayılı kararı ile davacı tarafın davasının ret edildiğini, gerekçeden de anlaşılacağı üzere davacının huzurda ki davada konu ettiği ve iddia ettiği bu hususun hem Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/551 E-2012/63 K sayılı kesinleşmiş kararı ile hem de İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/860 E- 2015/901 Kararı ile red edildiğini, davacının tek amacının ... Sigorta A.Ş. ye ödemiş olduğu tazminat bedelini davalıdan almak olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
MAHKEMECE: "...,Dava; taraflar arasında yapılan muvazaaya dayalı olarak davacı adına trafikte kayıtlı dava konusu ... ve ... plakalı araçların tescilin 04.06.2004 tarihinden itibaren düzeltilerek davalı adına kayıtlı olduğunun tespitine ve bu davalı adına trafikte kayıt ve tescil işlemlerinin yapılmasına ilişkin menfi tespit davasıdır.
Somut olayda; davacı taraf davalı ile 3. kişileri kandırmak için muvazaalı işlem yaptığını, davalının C2 taşıma belgesine sahip olmaması nedeniyle uluslararası taşımacılık yapamadığını bu nedenle aslında davalıya ait ve onun tarafından kullanılan ... ve ... plakalı araçların davacı adına trafikte adına kayıt edilerek davalı tarafın taşımacılık işi yapıldığını ancak söz konusu araçların aslında ilk tescil tarihi olan 04.06.2004 tarihinden itibaren davalı adına kayıtlı olması gerektiğini iddia ederek söz konusu araçların trafik kayıtlarının 04.06.2004 tarihinden itibaren düzeltilerek davalı adına kayıtlı olduğunun tespitini ve bu davalı adına trafikte kayıt ve tescil işlemlerinin yapılması talebiyle eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/551 Esas 2012/63 Karar sayılı dosyasının incelenmesinden dava dışı ... A.Ş, tarafından davacı ... Şti aleyhine açılan rücuen tazminat davasında .../... plaka sayılı araçlarla taşınan sigortalı emtianın zarar görmesi nedeniyle sigortalıya ödenen 70.684,00 TL' nin işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan (davamızın davacısından) tahsilinin talep edildiği ve mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verdiği, 68.828,53 TL nin ödeme tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davamızın davacısından tahsiline karar verildiği anlaşılmıştır. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/860 Esas 2015/901 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde ise davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/551 Esas 2012/63 Karar sayılı dosyasında dava dışı sigorta şirketine ödenen tazminatın tahsili için dava açıldığı davanın ise reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı şirket davalıya ait araçların davacı şirket adına kayıt edilmesine ilişkin muvazaalı işlem yaptığını aralarında bu muvazaayı belgelendiren İzmir 25. Noterliğinin 34259 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki taşıt kiralama akdi ve şartlı protokolü olduğunu iddia etmiş ise de; .../... plakalı araçların 24.03.2006 tarihinde kaza yaptığı, davacı şirketin bu kazadan kaynaklanan sorumluluğunu bertaraf edebilmek için kazadan sonraki tarih olan 27.11.2007 tarihinde taşıt kiralama akdi ve şartlı protokolünü davalı tarafla imzaladığı, aslında bu protokolün muvazaalı bir işlem olduğu, bu bağlamda; davacının kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemeyeceği gibi böyle bir durumun Medeni Kanun'un ikinci maddesine de aykırı olacağı (HGK. 27.01.2010 gün ve 2010/1-1 E., 2010/32 K.) kaldı ki davacının davamızda ileri sürdüğü tüm iddia ve taleplerin gerek Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/551 Esas 2012/63 Karar sayılı gerekse İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/860 Esas 2015/901 Karar sayılı dosyasında ileri sürüldüğü işbu dosyaların Yargıtay denetiminden geçtiği ve davacı tarafın tüm taleplerinin reddine karar verildiği, ayrıca dava konusu araçların satış faturalarının da davacı şirket adına olduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde davacının davasını ispatlayamadığı ve geriye yönelik olarak dava konusu araçların trafik kayıtlarının davalı adına kaydedilmesini isteyemeyeceği anlaşılmakla davacının davasının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir, gerekçesi ile, davanın reddine,"şeklinde karar verilmiştir,
Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı müvekkili şirketin, davalı ... ...Ltd.Şti lehine bir kısım hileli ve muvazaalı işlemlerle davalının davacıya ait C2 belgesi kullanılarak davalıya uluslararası taşıma işlemi yapabilmesi için, gerçekte ve ortak iradelerine göre var olmayan, görünüşte resmi makamların engellerini bertaraf etmek, 3.kişiler kandırmak sureti ile C2 belgesi davalı tarafından kullanımının sağlanması amacıyla davacı şirket ile davalı ....Ltd.Şti.ortak irade ile gerçekte mutabık kaldığını, davalının idaresinde ve çalışanlarının kusurlı davranışları sonucu davalı tarafından davacı ticari şirketin bu konuda hiç bir kusuru olmamasına rağmen zarar görme ihtimalinin doğduğunu, şirket ortaklarının zarar görmemesi için, gerçek fiili ve hukuki durumun noter huzurunda, hiç bir etki ve baskı olmaksızın yapılan işlemle ikrar olunduğunu, kabul ve ikrar olunan hususun ilk andan itibaren, zarara sebebiyet veren, trafik kazasına neden olan aracın baştan beri şirkete ait olduğunun ihtilafsız olduğunu, davacı ...Şti.nin uluslararası nakliye yetkisine haiz C2 belgesine sahip olduğunu, davalı ....Ltd.Şti.nin ise bu yetkiye sahip olmadığını, davalı şirket temsilcisinin uluslararası taşımacılık yapmak istediğini, bu engeli (c2 belgesi) nasıl aşacakları hakkında davacı şirketin temsilcisini ikna ettiğini ve taraflar arasında varılan ortak mutabakat ile gerçekte hiç olmayan, muvazaalı olarak görünüşte yapacakları (gerçekten yaptıkları iş ve işlemle ilgisi olmayan) satış işlemi ile gerçekleştirmeye karar verdiklerini ve bu planı uygulamaya koyduklarını, gerçekte 31.05.2004 tarihinde yapılan satış işleminin taraflarının ... ile ... olup, ortak irade ile oluşturulan plan gereği olarak görünüşte 3 kişilere kandırmaya yönelik, göstermelik yapılan satış ise, davacı ile ... arasında düzenlenen fatura ile muvazaalı şekilde gerçekleştiğini, bu satışın geçersiz olup, batıl olduğunu, gerçekte satışın, davalı ile satıcı arasında gerçekleştiği halde, fatura şekli olarak satım dışı 3. kişi adına keşide edildiğini, aracın satış ve ruhsatının yapıldığı ilk günden itibaren aracın davalı ...'nun fiili ve hukuki tasarrufu altına alındığını, aracın, davalı ... tarafından ve ...'nun yanında çalışan şoförler tarafından uluslararası ticarette kullanıldığını, aynı işlemin ... plakalı dorse içinde ....Ltd.Şti arasında yapıldığını, buna ilişkin faturanın 26.05.2004 tarihli 142022 seri no'lu 29.500 TL'lık fatura olduğunu, davalının çalıştırdığı adamlarının kullandığı aracın kaza yaptığını, davacının ticari şirket olması, birden fazla şerikinin bulunması sebebiyle, davacı şirketin "taşıt sahibi" olan davalının fiilerin den dolayı zarar görmemesi için, durumun davalıya bildirildiğini ve gerçek durumun noterde resmi olarak 27.11.2007 tarihinde kayıt altına alındığını, nitekim davacı ile davalı arasında gerçek fiili ve hukuki durumun tespiti bakımından olaylardan sonra 27.11.2007 tarihinde İzmir 25 Noterliğinde 14174 yevmiye sayılı işlemle taraflar arasında kabul edildiğini, hayatın olagan akışına göre; olaylar gerçekleştikten sonra , araçların mülkiyeti, dolayısıyla sorumluluğunu kabul etmek, "taşıt sahibi" olmak, kendisi aleyhine işlem yapmanın, mümkün olmadığını, kararın eksik inceleme ile davanın subut bulmaması ve geriye doğru trafik kayıtlarının davalı adına kaydedilmesinin istenemeyeceği hususunda 2 sebeple oluşturduğu gerekçesi ile davanın reddine karar vermesi yürürlükteki hukuka aykırı olduğunu, resmi belgelerle, kesin deliller ile TBK 19. maddesine göre açılan davanın subut bulduğunu, HMK'ya göre, kesin delilin aynı kuvvet ve mahiyette aksi bir delil ile aksinin ispat edilebileceğini, davada böyle bir delilin ileri sürülmediğini, sadece kiracıyız savunmasında bulunulduğunu, mahkemenin gerekçesinin hukuki dayanağının olmadığını, mahkemenin, öncelikle varsa resen veya delil listesinde yer alan araştırması gereken delileri araştırıp gerçeği tespit etmek ve resmi, kesin delillerinin aksi davalı tarafça ispat edilmeden hatta aksi yönde delil dahi sunulmadığına göre davanın kabulüne karar vermesinin hukuka uygun olan olmasına rağmen, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile hukuka aykırı karar verilmiş olduğundan kararın kaldırılarak davanın aynen talep gibi kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, muvazaaya dayalı olarak davacı adına trafikte kayıtlı dava konusu araçların tescilinin 04.06.2004 tarihinden itibaren düzeltilerek davalı adına kayıtlı olduğunun tespiti ile davalı adına trafikte kayıt ve tescil işlemlerinin yapılması istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi " (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. " şeklinde düzenlenmiştir.
".. Sözleşmeler kural olarak tarafların karşılıklı ve uygun iradeleri ile meydana gelir. Ancak bu irade ile beyan her zaman birbiri ile örtüşmeyebilir. Bu uygunsuzluk hâli istem dışı oluşabileceği gibi, taraflar bilerek ve isteyerek de iradeleri ile beyanları arasında uygunsuzluk yaratabilirler.
Muvazaa olarak adlandırılan bu ikinci durum öğreti ve uygulamada çok çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Muvazaa, Türk Hukuk Lûgatında; “Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belge, danışıklı işlem” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı:Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 819). Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa; “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır”.
Yukarıdaki tanımların ortak noktasından yola çıkıldığında muvazaalı bir hukukî işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması gerektiği muhakkaktır.
Muvazaa, “mutlak muvazaa”, “nispi muvazaa” gibi çeşitli türlere ayrılır. Tarafların gerçekte bir işlem yapmayı düşünmemelerine rağmen, sırf üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla, işlem yapmış gibi gözükmek için, görünürde bir işlem yapmalarına “mutlak muvazaa” denir. Nispi muvazaada ise; taraflar aralarında yaptıkları bir sözleşmeyi kendi iç iradelerine uymayan ve dışarıya karşı yaptıkları başka bir işlemle gizlerler. Eş söyleyişle, nispi muvazaada taraflar görünürdeki işlem arkasında gerçek iradelerine uygun olmayan gizli bir işlem yaparlar (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 370).
Pozitif hukukumuzda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını düzenleyen bir kanun metni bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” başlıklı 19 uncu maddesinde; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi ile sadece nispi muvazaa düzenlenmiş olup, bu maddede mutlak muvazaa hükme bağlanmamıştır. Toplum ihtiyaçlarının zorlaması ile mutlak muvazaa öğreti ve uygulamada yerini almış, bu husustaki ilkeler yargısal içtihatlarla şekillenmiştir (Eraslan, Özkaya: Açıklamalı- İçtihatlı İnançlı işlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2020, s. 184 vd.)...( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/1-202 esas, 2023/1138 karar sayılı kararı)
Görünüşteki yazılı bir sözleşmenin aksini iddia eden tarafın Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 200 vd. ve Türk Borçlar Kanununun 12. maddeleri uyarınca iddiasını yazılı delil ile ispat etmesi zorunludur.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, ispat yükü üzerinde olan davacının davacının davasını kanıtlayamadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22/10/2019 tarih, 2018/422 Esas ve 2019/1145 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1. b. 1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
-
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 427,60 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 373,20 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
-
Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
-
Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
-
İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
-
Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 04/04/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:01