İzmir BAM 17. HD 2023/2271 E. 2024/402 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
bam
2023/2271
2024/402
15 Şubat 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/2271
KARAR NO : 2024/402
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/12/2017
NUMARASI : 2014/626 Esas ve 2017/753 Karar
DAVA : TAZMİNAT VE ALACAK
KARAR TARİHİ : 15/02/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/02/2024
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/626 Esas ve 20217/753 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya Dairemize gönderilmiş; Dairemiz tarafından duruşmalı inceleme sonucunda Dairemizin 02.06.2021 tarih ve 2018/872 Esas 2021/816 Karar sayısı kararı ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine dair hüküm kurulmuş ve bu kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2023 tarih ve 2021/8650 Esas, 2023/2505 Karar sayılı ilamı ile usulden bozularak dosyanın Dairemize iadesi üzerine Dairemizce duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında imzalanan 10.11.1999 tarihli Bayilik Sözleşmesi ile müvekkili şirketin davalı şirketçe üretilen ... marka ''SC-serisi ürünlerin İç Anadolu ve Ankara Genel Dağıtıcısı ve On-Line Ürünlerin Ankara Tek Yetkili Satıcısı'' olduğunu kabul ettiğini, taraflar arasında imzalanan tek satıcılık sözleşmesinin ifası sırasında müvekkilinin davalı şirketçe üretilen sözleşmeye konu ürünlerin ve markanın tanıtılması ve yayılması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığını, markanın tanınırlığını ve satış grafiğini yıldan yıla arttığını, oldukça önemli bir müşteri çevresi oluşturduğunu, nitekim müvekkili şirketin bu başarısının sektördeki saygınlıyla bilinen ...'ne konu olduğunu ve haber yapıldığını, bazı dönemlerde münferit işlerin gereği olarak davalı üretici şirket tarafından Ankara Bölgesine doğrudan satışlar karşılığında müvekkili şirkete satış komisyonu ödendiğini, ancak her ne kadar davalı şirketçe Ankara Bölgesine yapılan doğrudan satışlardan müvekkiline komisyon ödenmiş ise de son yıllarda ve özellikle davalı şirketçe Nisan 2012 tarihinde Ankara'da bir şube açılmasından sonra bir taraftan bazı doğrudan satışlardan müvekkiline komisyon ödenmeye devam edilirken diğer taraftan da ticari ahlaka ve taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı bir şekilde müvekkili şirkete bilgi verilmeksizin ve komisyon ödenmeksizin doğrudan satışlar yapıldığı bilgilerinin müvekkiline gelmeye başladığını, davalı şirkete Ankara 38. Noterliği aracılığıyla 14/03/2013 tarih 09422 yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini, müvekkili şirkete bilgi verilmeksizin ve komisyon ödenmeksizin yapılan doğrudan satışların durdurulması ve müvekkili bilgisi dışında Ankara Bölgesine yapılan satışlara ilişkin komisyonların tespiti ve faturalandırılması bakımından yapılan tüm satışların listesinin çıkartılarak gönderilmesinin istenildiğini, bu ihtarnameye cevaben davalı şirketçe 20. Noterliği vasıtası ile müvekkiline keşide edilen 21/03/2013 tarih ve 5129 yevmiye numaralı ekte sunulu ihtarnamenin gönderildiğini, davalının ihtarına cevaben Ankara 35. Noterliğinden keşide edilen 12/04/2013 tarih ve 10816 yevmiye numaralı ekte sunulu cevabın gönderildiğini, davalının 24/04/2013 gün ve 07225 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile reddedilmiş ve haklı taleplerinin taleplerinin bu güne kadar karşılanmadığını, markaya bağlı müşteri sayılı önemli ölçüde artmış olmasına ve artmaya da devam etmiş olmasına rağmen son yıllarda gerçekleştirilen müvekkilinin satışlarında beklenen artışların yaşanmadığını, sebebi anlaşılmayan düşüşler olduğunu, taraflar arasında imzalanan 10.11.1999 tarihli sözleşmenin IV -sözleşmenin süresi başlıklı maddesinde sözleşmenin (1) yıl süre için akdediliği ve sürenin hitamında (1) ay evvel ve yazılı olarak sözleşmenin sona ereceği bildirilmediği taktirde (1) yıl süre ile ve aynı koşullarla devam edeceğinin kararlaştırıldığını, taraflar arasındaki bu sözleşmenin 25/03/2013 tarihi itibariyle davalıca feshedilmiş olduğunu, feshin haksız olduğunu, bu durumda haksız fesih tarihi ile sözleşmenin sona ereceği 10/11/2013 tarihine kadar geçecek dönem içinde müvekkili şirketin mahrum kaldığı kar kaybının da müvekkiline tanzimi gerektiğini belirterek; sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespit ve kabulüne, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalı şirketin müvekkili bilgisi dışında yapılan satışlarının ve miktarının taraflarınca tespiti mümkün olmadığından ve talebe konu alacak miktarları bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağından HMK 107 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası niteliğinde alacak taleplerinden davalı şirket merkezi ile Ankara ve diğer illerdeki Şubeleri aracılığıyla Ankara bölgesine yapılan doğrudan satışlardan sözleşmenin feshi tarihinden (25/03/2013) geriye dönük son 5 yıl içerisinde müvekkiline ödenmeyen komisyon ücretlerinden şimdilik 10.000,00 TL 'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sözleşmenin haksız ve erken feshi nedeniyle mahrum kalınan kardan şimdilik 5.000,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, müşteri tazminatı olarak şimdilik 5.000,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte olmak üzere 20.000,00 TL 'nin davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 05/12/2017 Uyap tanzim tarihli miktar arttırım dilekçesi ile, dava dilekçesi ile istediği 10.000,00 TL komisyon alacağını 1.033.956,64 TL'sına çıkardığını bildirerek, alacağın temerrüt tarihi 25/03/2013 ten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığını, HMK.'nun 119.madde hükmü uyarınca karşı tarafa süre tanınarak talep sonucunun düzeltilmesi ve harcın yatırılması gerektiğini; müvekkili ve davacı şirket arasında 10.11.1999 tarihli bayilik sözleşmesinin akdedildiğini, sözleşmenin karşılıklı yükümlülükleri içerdiğini, fatura bedellerini uzun süre ödemediğini, bu borçların talep edilmesi üzerine davacı firma tarafından Ankara 38. Noterliğinin 14.03.2013 tarih, 09422 yevmiye nolu ihtarnamede borçlarından bahsetmeksizin Ankara bölgesinde yapılan tüm satışların listesinin talep edildiğini, müvekkili şirketin İzmir 20. Noterliğinin 21.03.2013 tarih, 05129 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile borç ödeme yükümlülüğünün ihlal edilmesi nedeni ile sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, davacının cevabi ihtarname ile sözleşmenin feshinin haksız olduğunu iddia ettiğini, davacı aleyhine Ankara 10. İcra Müdürlüğünün 2013/4421 E. - 2013/4451 E. - 2014/1769 E.sayılı dosyaları ile alacağının tahsili için takipler başlatıldığını ve bu takiplerin kesinleştiğini, davacı tarafça bu dosyalara ödeme yapılmadığını, sözleşmenin davacı tarafın kusur nedeni ile feshedilmesi dolayısıyla kâr kaybı isteyemeyeceğini, yine portföy tazminatı isteminin yersiz olduğunu, zira sözleşmenin sona ermesinin nedeninin tek satıcı olan davacı şirketin ticari başarısızlığı olduğunu, davacı şirketin müvekkili şirket dışında başka firmalara ait mal alımları gerçekleştirdiğini, bazı müşterilere söz konusu malların satışı teklif edilerek arasındaki bayilik sözleşmesi sonucu davacı yana kazandırılan müşteri portföyünün başka firmaların malların satımında kullanıldığını, bu hususun bayilik sözleşmesinin 7.maddesi ile yasaklandığını, TTK.'nun 122.maddesi son fıkrasında denkleştirme isteminin hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ilişkisinin sona ermesi halinde de uygulanacağının öngörüldüğünü, olayda ödenmesi hakkaniyete uygun düşmesi halinde ancak tazminat talep edilebileceğini, müvekkili şirketten portföy tazminatının yerinde olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
GEREKÇE VE HÜKÜM :
Taraflar delil ve belgelerini ibraz etmişler, Ankara 10.İcra Müdürlüğünün 2014/1769 E., 2013/4421 E. ve 2013/4451 E.sayılı dosya örnekleri celbedilmiş, taraf ticari defter, kayıt ve belgeleri de incelenmek suretiyle muhasebe uzmanı ...-elektrik elektronik mühendisi ...-medeni hukuk kürsüsü öğretim üyesi ... imzalı 08/01/2015 havale tarihli kök rapor, 23/06/2015 ve 04/04/2016 havale tarihli ek raporlar, muhasebe uzmanı ...-muhasebe uzmanı ...-elektrik mühendisi ...- medeni hukuk kürsüsü öğretim üyesi ... imzalı 21/11/2016 havale tarihli bilirkişi kök raporu ve 26/05/2017 havale tarihli ek rapor, muhasebe uzmanı ... imzalı 26/10/2016 havale tarihli bilirkişi raporu alınmıştır.
Dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespiti ile mahrum kalınan kar, müşteri (portföy) tazminatı ve komisyon ücreti alacağının tahsili istemlerine ilişkindir.
Davacı-tek satıcı şirket ve davalı-yapımcı şirket arasında 10.11.1999 tarihli Bayilik Sözleşmesinin akdedildiği, davacı şirketin davalı şirketçe üretilen ... marka ''SC-serisi ürünlerin İç Anadolu ve Ankara Genel Dağıtıcısı ve On-Line Ürünlerin Ankara Tek Yetkili Satıcısı'' olduğunun kararlaştırıldığı,
2012 yılı içerisinde ticari ilişkiden doğan taraflar arasında sorunların baş gösterdiği, sonuçta davalı şirket tarafından İzmir 20. Noterliğinin 24.04.2013 tarih, 07225 yevmiye numaralı ihtarname ile davacının borç ödeme yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesi ile sözleşmeyi feshettiği, bu fesih beyanının davacıya 25.04.2013 tarihinde tebliğ edildiği hususlarında taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, işbu davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olup olmadığı,
Yukarıda anılan tek satıcılık sözleşmesinin davalı tarafından feshinin haklı olup olmadığı, bu bağlamda davacı tarafından davalıya karşı olan ödeme yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, başka firmalara ait ürünleri alıp davalının müşteri portföyünden istifade ederek üçüncü kişilere satmak sureti ile haksız rekabette bulunup bulunmadığı,
Davalı firmanın davacının satış bölgesinde davacının bilgisi dışında sözleşme konusu ürünlerin satışının yapılıp yapılmadığı,
Bu çerçevede davacının davalıdan 25.04.2013 tarihinden geriye dönük son 5 yıl içerisinde müvekkiline ödenmeyen komisyon ücreti, mahrum kalınan kazanç, müşteri (portföy) tazminatı alacaklarının bulunup bulunmadığı, varsa tutarlarının ne olduğu noktalarındadır.
Tüm dosya içeriği ve delillerin, özellikle bir bütün olarak tüm bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi sonucunda;
I-18/07/2017 tarihli ön inceleme celsesi 3 nolu ara kararı ile "Taleplerin içeriğine ve mahiyetine göre, dava konusu alacağın varlığı ve tutarı veya yokluğunun tespiti esas itibari ile davalıya ait ticari defter ve belgelerle belirlenebileceğinden ve davacı taraftan alacak miktarını tam ve kesin olarak belirlemesi beklenemeyeceğinden, HMK.'nun 107.madde hükmü uyarınca işbu davanın belirsiz alacak davası olarak yürütülmesine, bu konudaki davalı vekili itirazının reddine.." karar verilmiş ve bu yöndeki savunma yersiz bulunmuştur.
II-Davanın esasına gelince:
A)Davalının sözleşmeyi feshetmesindeki temel sebep, bedel ödeme borcunun yerine getirilmediğine ilişkindir. Ayrıca feshin dayanağı olarak davacının istenilen satışları yakalayamadığı, ticari başarısızlığı, bu meyanda davacının sürümü arttırıcı faaliyetlerde bulunmadığı, müvekkili dışında başka rakip firmalardan mal aldığı şeklindeki haksız rekabette bulunduğu iddiaları gösterilmiştir. Ne var ki, davalı taraf davacının sürümü arttırıcı faaliyetlerde bulunmadığı, istenilen satışları yakalayamadığı, böylece ticari başarısızlığı, başka rakip firmalardan mal aldığı hususunu ticari defter ve belge ile ispatlayamamıştır.
Buna karşılık, bedel ödememe hususunda 1999 tarihli bayilik sözleşmesinde, bu borçtan açıkça bahsedilmiş ama aykırılığın yaptırımı düzenlenmemiştir. Bununla birlikte sözleşmede derhal fesih halleri sayılan haller dışında ihbarlı fesih hali olarak tüm yükümlülükleri kapsar şekilde ifade kullanılmıştır. Şöyle ki, sözleşmenin diğer maddelerinin ihlali halinde üç defa art arda yazılı ikazda bulunulacağı, buna rağmen aykırılık giderilmezse veya 1 yıl içinde ayrı zamanlarda üç ayrı ihlal gerçekleşirse sözleşmenin feshedileceği kararlaştırılmıştır. Olayda, ödemelerin sözleşmeye göre zamanında yapılmadığı, para ile ödeme yerine ifa ikamesi olarak kıymetli evrak verildiği, ancak bu ifa ikamesinin de ödemelerin yapıldığı konusunda bir kabule götüremeyeceği, zira ifa uğruna edim olarak alacaklının ancak senet bedellerini tahsil ettiğinde takdim edilmiş ve borcun sona ermiş sayılacağının kabul edilmesi gerektiği, ilişkinin seyri süresince senet bedellerinin de ödenmediği ve icra takibine girişilmek zorunda kaldığı, ödememe şeklindeki sözleşmeye aykırılığın devamlı bir hal aldığı, böylece sözleşmedeki feshi ihbar düzenlemesi ile getirilmek istenen, sözleşmeye riayet edilmesi amacının karşılanamadığı anlaşılmaktadır. Yapılan icra takibi, e-posta yazışmaları vs.haller davacıyı ifaya davet eden ihbar niteliği taşımaktadır.
Tek satıcılık ilişkisinin sürekli borç doğrudan çerçeve sözleşme olması ve sözleşmenin karşılıklı güveni gerektiren bir yapıda olması nedeniyle ödemelerin zamanında yapılmaması ve bunun süreklilik arz etmesi sonucu, artık diğer taraftan sözleşme ilişkisinin devamını beklemek TMK'nun 2.maddesinde öngörülen dürüstlük kuralı ile de bağdaşmamaktadır.
Hal böyle olunca, sözleşmeye göre davalının sözleşmeyi feshetme hakkının doğduğu ve böylece feshin haklı bir fesih olduğu, davacının, sözleşmenin haksız feshedildiğinin tespiti talebinin yersiz olduğu kanaatine varılmıştır.
B)Davalı yapımcı firmanın sözleşmeyi feshinin haklı olması, aynı zamanda davacı tek satıcının sözleşmeye aykırılıkta karineten kabul edilen kusurunu da ortaya çıkarır. Böylece, sözleşmenin feshi ile birlikte kendi kusurlu davranışlarından hak çıkaramayacak olan davacının mahrum kalınan kâr şeklindeki tazminatı talep etmesi mümkün değildir.
C)Davacının müşteri (portföy) tazminatı talebi çerçevesinde, sürümü arttırma ve müşteri çevresi yaratma gibi faaliyetlerinde yeterli bir delil ve belge sunmadığı gibi; sözleşmenin haklı sebeple feshine davacı kusuruyla sebep olduğu için TTK'nun 122/3.madde hükmü uyarınca müşteri (portföy) tazminatı isteme hukuki dayanaktan yoksun bulunmuştur. Bu talebin de reddi gerekir.
D)Davacının komisyon alacağı davalı ile aralarındaki tek satıcılık sözleşmesinden doğmakta ve sözleşmenin feshinden bağımsız bir nitelik taşımaktadır. Zira bu alacak sözleşmenin ayakta olduğu aşamada muaccel olmuş alacak niteliğindedir. Bu sebeple feshin haklı olup olmaması, komisyon alacağının talep edilebilirliği açısından önem taşımaz.
Tek satıcılık sözleşmesinde en önemli unsur tek satıcıya satış tekeli tanınmasıdır. Yapımcı firmanın, artık o bölgede başkasına bu mallardan göndermekten kaçınmak, kendisinin de o bölgede mal satmamak zorunda olmasıdır. Tek satıcılık sözleşmesinde genellikle taraflar yapımcının ürettiği mal çeşitlerinden hangilerinin tek satış hakkının kapsamına girdiğini açık ve kesin bir biçimde belirtirler. Eğer belirtilen çeşit dışında başka bir çeşit sözleşmede gösterilmemişse, bunların kapsam dışı bırakıldığını kabul etmek gerekir.
Olayda, 1999 tarihli sözleşmede davacı bayinin "SC Serisi Ürünlerin İç Anadolu ve Ankara Genel Dağıtıcısı, On-line Ürünlerin Ankara Tek Yetkili Satıcısı" olduğu belirtilmiştir. Davalının da kabulünde olduğu üzere özellikle 2012 yılından sonra Ankara'da açılmış bulunan şubeler aracılığıyla doğrudan satışlar yapılmış ve satışlar için davacıya komisyon ödenmiştir. Ayrıca 2008-2013 yılları arasında İç Anadolu ve Ankara bölgesinde yapılan satışların bayilik sözleşmesine konu olan SC serisi ürünler olduğu belirlenmiştir.
Buradan hareketle, taraflar arasındaki ilişkinin niteliğine, kapsamına, taraflar arasında daha önceden uygulanmış komisyon oranına, olayın özellikleri ve şartlara göre; hesaplama dönemi olan 25/03/2008 ila 25/03/2013 tarihleri arasında davalının satış bölgesinde doğruda yaptığı satışlara uygulanması gereken komisyon oranının ağırlık ortalamasının %10 olduğu kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda, belirtilen tarih aralığında davalı yapımcı firmanın Ankara ve İç Anadolu bölgesinde doğrudan yaptığı satışlar toplamı 10.631.916,12 TL nin %10'una isabet eden 1.063.191,61 TL davacının davalıda olan komisyon alacağını ifade eder. Ne var ki, bu süre içerisinde davalının doğrudan yaptığı satışlardan dolayı davacı tarafından davalıya KDV hariç toplam 186.957,41 TL tutarlı muhtelif faturalar düzenlenmiştir. Bu tutar belirlenen komisyon alacağından düşülmelidir. Bu durumda, 1.063.191,61 TL - 186.957,41 = 876.234,20 TL'sına %18 KDV de eklendiğinde ortaya çıkan 1.033.956,64 TL işbu dava nedeniyle davacının hak ettiği komisyon alacağını gösterir. Bu itibarla, dava dilekçesi ve miktar arttırım dilekçesi ile istenen 1.033.956,64 TL komisyon alacağı talebi hukuka uygun bulunmuştur.
HMK'nun 141/1-son cümle uyarınca, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia ve savunma genişletilip değiştirilemeyeceğinden, dava dilekçesinde temerrüt faizinin dava tarihinden itibaren işletilmesinin talep edilmesi hususu da dikkate alındığında davacı vekilinin miktar arttırım dilekçesi ile temerrüt faizinin erken bir tarihten (25/03/2013 ten) itibaren işletilmesini talep etmesi yerinde görülmemiştir.
III-Davanın mahiyeti ve kapsamına, bilirkişilerin görüşleri ile uyuşmazlığın aydınlığa kavuşmasına, hukuki işlem konusunda tanık dinlenmesinin mümkün olmamasına göre; taraf tanıkları dinlenmemiştir..." gerekçesi ile I-Dava dilekçesi ve ıslah dilekçesi ile açılan davalar ile ilgili olarak, A)Sözleşmenin feshinin haksız olduğunun tespiti talebinin REDDİNE, B)Mahrum kalınan kâr talebinin REDDİNE, C)Müşteri (portföy) tazminatı talebinin REDDİNE, D)Komisyon ücreti alacağı talebinin KABULÜNE, 1.033.956,64.TL komisyon ücretinin dava tarihi 13/12/2013'ten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında bayilik sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmenin davacının ticari başarısızlığı, istenilen satışları yakalayamaması ve rakip firmalardan mal alarak haksız rekabette bulunması nedeni ile haklı olarak feshedildiğini, davacının kötü niyetli davranması ve müvekkili şirketin komisyon alacaklarını ödemesine rağmen davalının yaptığı işler karşılığı düzenlenen fatura bedellerini ödemediğini, bu hususta Ankara 10. İcra Müdürlüğünün 2013/4421-2013/4451-2014/1769 sayılı icra takip dosyalarındaki alacağı ödemediği, başlatılan takiplerin kesinleştiği, bu durumda feshin haklı olduğunu, dosya kapsamı ve alinin bilirkişi raporlarına göre portföy tazminat talebinin kabulünün mümkün olmayacağı gibi komisyon faturalarının da taraflar arasında sözleşmede oran belirlenmediğini ve kesilen komisyon faturaların tamamının da ödenmiş olması nedene ile bu talebin de reddi gerektiğini, davacı tarafın sözleşme ile üzerinde düşen yükümlülüklerin yerine getirmediğinden müşteri kaybettiğini ve bu nedenlerle açılan davanın reddi gerektiğini, verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, bayilik sözleşmesinin feshinin haksız olduğunun tespiti ile bayilik sözleşmesinden kaynaklanan tazminat ve alacak istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Dairemizin duruşmalı olarak yaptığı istinaf incelemesi sonucunda Dairemizin 02.06.2021 tarih ve 2018/872 Esas ve 2021/816 Karar sayılı kararı ile; "...Uyuşmazlık; taraflar arasındaki bayiilik sözleşmesinin haklı sebeple feshedilip edilmediği ve buradan varılacak sonuca göre davacının komisyonu alacağı, portföy tazminatı ve kar mahrumiyeti talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Portföy tazminatı, genel olarak bayiilik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca bayiinin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, bayiinin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır.
Ancak, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, bayii sözleşmeyi feshetmişse veya bayiinin kusuru sebebiyle sözleşme haklı sebeplerle feshedilmişse, bayiinin alacak hakkı düşecektir.
Dairemizce yaptırılan bilirkişi incelemesi ile, davacı yanın komisyon alacağının bulunduğu ve hükmedilen miktardan daha yüksek olduğu belirlenmiş olup, istinaf kanun yoluna sadece davalının başvurduğu, istinafa gelenin sıfatı ve aleyhine bozma yasağı nazara alınarak, davalı yanın istinaf isteminin esastan reddine karar verilerek,.." gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
Temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.04.2023 tarih ve 2021/8650 Esas 2023/2505 Karar sayılı ilamı ile; "...1.İlk Derece Mahkemesi’nce davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak bilirkişi raporu, tahkikat tamamlanmış, istinaf başvurusu 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi uyarınca esastan reddedilmiştir.
2.Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece yargılamasında görülen eksikliğin duruşma açılmak suretiyle tamamlandığı anlaşıldığından, 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi gereğince duruşma açılmaksızın tamamlanabilecek yargılama eksikliklerinin varlığı durumunda dâhi, Bölge Adliye Mahkemesince esastan yeni bir karar verilmesinin gerekli kılınmış olduğu nazara alındığında, yargılamadaki eksikliğin duruşma açılarak giderilmesi hâllerinde, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilemeyeceği, bu gibi hâllerde de esastan yeni bir hüküm kurulması gerektiği kuşkusuzdur. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hâllerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki ve infazda tereddüt oluşacağı, bu durumun ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil edeceği açıktır.
3.Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi uyarınca bozulması gerekmiştir..." gerekçesi ile Dairemiz kararının usulden bozulmasına oy çokluğu ile verilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanı ..., "...Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin bir takım ek deliller topladıktan sonra, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca varması halinde yeni hüküm kurmasının zorunlu olup olmadığı, başka bir deyişle esastan ret kararı verip veremeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır.
Konuyu değerlendirmeye geçmeden evvel HMK’nun konuya dair hükümlerine ve özellikle 22.07.2020 tarihli değişikliğe göz atmakta fayda bulunmaktadır.
HMK’daki konuya dair düzenleme:
Duruşma yapılması ve karar verilmesi(2)
MADDE 356- (1) 353’üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir. Şeklinde iken, 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.
7251 sayılı kanunla eklenen fıkra uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açıp ilave delil toplamasına rağmen ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf itirazlarını yerinde olmadığı ve dolayısıyla kararın isabetli olduğu kanaatine varırsa esastan ret şeklinde hüküm kurma yetkisine de haiz olacaktır. Zira bu halde Bölge adliye Mahkemesi ilave tahkikat yapmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğu sonucuna varmış bir başka deyişle istinafa konu kararı ilave gerekçe koymak suretiyle teyit etmekle yetinmiştir.
Kanundaki bu önemli değişikliğe rağmen, halen “Bölge Adliye mahkemeleri esastan ret kararı veremez” anlayışını sürdürmek kanun koyucunun iradesine eylemli olarak direnmekle eşanlamlıdır. Yargıtay da dahil olmak üzere bütün yargı mercileri “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır” şeklindeki emredici hukuk ilkesini içeren TMK 1. maddesi gereğini yerine getirmek zorundadırlar. Kaldı ki, esastan retle sonuçlanan binlerce Bölge Adliye Mahkemesi karanının sair temyiz itirazlarına girilmeksizin usul bozmalarına konu yapılması Anayasanın141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ve buna paralel HMK madde 30 yer alan:“Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki emredici usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
Hakeza, istinaf talebi esastan reddedilen taraf yönünden infaza konulacak karar ilk derece mahkemesi kararıdır. İlk derece hükmünü bertaraf edip yeniden karar vermeye zorlamak vekâlet ücreti vs gibi feri kalemlerde de ister istemez (istinafa giden aleyhine) güncellemeye sebebiyet vereceğinden, temyize gelen taraf yönünden bir nevi aleyhe bozma yasağının ihlali sonucunu doğurur ki, bu yönüyle de hatalı olacaktır..." gerekçesi ile karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.04.2023 tarih ve 2021/8650 Esas 2023/2505 Karar sayılı usulden bozma kararı üzerine duruşmalı inceleme sonucunda;
"...1. 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesi şöyledir:
“(1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
-
Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
-
İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
-
Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…)
-
Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
-
Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…) karar verilmiş olması.
-
(Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
-
İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
-
Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
-
Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir”
- 7251 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'un 356 ncı maddesine eklenen ikinci fıkra sonrası 356 ncı madde şöyledir:
"(1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir."
-
Değerlendirme
-
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
-
Bir davanın taraflarının hatalı olan mahkeme kararının düzeltilmesi veya verilen kararın daha üst bir mahkemece denetlenmesi yönündeki istek ve ihtiyaçları kanun yolu kavram ve kurumunun doğmasına neden olmuştur. Kanun yolları ile hukuk sisteminde denetim ve uygulama birliği sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca yargı denetimi arttıkça kararların hatalı olma ihtimali azalacak ve yargı kararlarına duyulan güven de artacaktır.
-
İlk derece mahkemesince yapılan yargılamanın ve bu kapsamda somut olaya uygulanması gereken hukuk kuralının doğru tespit edilip edilmediğinin ve tespit edilen hukuk kuralının somut olaya doğru uygulanıp uygulanmadığının denetimi kanun yolunun kapsamını oluşturmaktadır. Öte yandan tüm kanun yollarında hukuki denetim yapılmasına rağmen, vakıa denetimi tamamında yapılmamaktadır.
-
Kanun yolları ile aleyhine kanun yoluna başvurulan kararların kural olarak üst mercilerce, istisnai olarak kararı veren mahkemece denetlenerek ortadan kaldırılmasına veya değiştirilmesine; buna göre de hatalı kararın kesinleşmesinin önlenmesine imkân tanınmaktadır.
-
Görüldüğü üzere kanun yollarına başvurunun iki etkisinden söz etmek mümkündür. Kanun yollarına başvurunun ilk etkisi aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın şekli anlamda kesinleşmesinin önlenmesidir. Kanun yoluna başvurulan kararın şekli anlamda kesinleşmemesi, kanun yolunun “erteleyici etkisi” olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, kanun yoluna başvurunun erteleyici etkisi ile kararın infazı için kesinleşmesinin gerekip gerekmediği meselesinin birbirinden tamamen ayrı konular olduğunu belirtmek gerekir.
-
Erteleyici etki, kanun yoluna başvurulan kararın şekli anlamda kesinleşmesini engellemekle birlikte kararın infazına engel teşkil etmez. Zira mahkeme kararlarının icra ve infazı için bazı durumlarda kararların kesinleşmesi gerekli kabul edilirken bazı durumlarda kesinleşme gerekli görülmemektedir. Kanun yoluna başvurunun erteleyici etkisi kararın icrasının ertelenmesi anlamında olmayıp kararın kesinleşmesini erteleyici etki olarak anlaşılmalıdır. Başka bir deyişle kanun yoluna başvurulmayan karar, kanun yolunun erteleyici etkisinden faydalanmayacak ve şekli anlamda kesinleşmiş olacaktır. Kanun yoluna başvurulduğunda ise mahkemenin ayrıca bir karar vermesine gerek olmaksızın erteleyici etki kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
-
Kanun yolunun ikinci etkisi, aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın yeniden ve kural olarak üst makamca denetlenmesi anlamına gelen “aktarıcı etki” olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanun yolunun aktarıcı etkisi kapsamında aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın yeniden ve kural olarak kararı veren makamdan başka bir makam tarafından incelenmesi, böylelikle karar veren hâkimden başka bir hâkim veya birden fazla hâkimin uyuşmazlığı inceleyerek karar vermesi ve varsa karardaki hataların giderilmesi sağlanır. İstisnaî olarak kararı veren makamca yapılan denetim, kanun yoluna başvurunun aktarıcı etkisini ortadan kaldırmaz. Zira kararı veren makamca yapılan denetimde de karar yeniden incelenmekte ve denetlenmektedir.
-
Kanun yolları hukukumuzda olağan ve olağanüstü kanun yolları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kesinleşmiş kararlara karşı olağanüstü kanun yoluna başvurulması mümkün iken, kesinleşmemiş kararlar için öngörülen kanun yolları olağan kanun yollarıdır. Olağan kanun yoluna başvuru kural olarak hükmün icrasını değil sadece şekli anlamda kesinleşmesini engellemektedir.
-
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun (5235 sayılı Kanun) ile kabul edilen istinaf, 20.07.2016 tarihinde faaliyete başlayan bölge adliye mahkemeleri ile birlikte hukuk sistemimize dâhil olmuştur. Bu kapsamda istinaf ve temyiz olağan; yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına temyiz olağanüstü kanun yolları olarak kabul edilmiş, karar düzeltme kanun yolu ise hukuk sistemimizden çıkarılmıştır.
-
Olağan kanun yollarından biri olan istinaf hukuk yargılamasının öncelikli amacı, kesinleşmemiş ilk derece mahkemesi kararlarını hem maddi hem de hukuki yönden yeniden denetleyerek gözden geçirmektir. Bu kanun yolu ile yargı kararlarına güven duyulması ve hata yapılma ihtimalinin azaltılması amaçlanmaktadır. Bu özellikleri karşısında hem erteleyici hem de aktarıcı bir etkiye sahip olduğu söylenebilir.
-
6100 sayılı Kanun'un 341 inci maddesinin birinci fıkrasında ilk derece mahkemelerince verilen nihaî kararlar ile ihtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği hükmü mevcut iken 7251 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi ile 341 inci maddenin birinci fıkrasındaki hüküm yeniden düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 341 inci maddesinin devam eden fıkralarında ise hangi kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği, hangi hâllerde bu kanun yolunun kapalı olduğu ayrıntıları ile düzenlenmiştir.
-
6100 sayılı Kanun'da istinaf sebepleri tek tek gösterilmemiştir. Bununla birlikte istinaf kanun yolunu düzenleyen 6100 sayılı Kanun'un 341 ilâ 360 ıncı maddelerindeki hükümlerden hareketle istinaf sebeplerini tespit etmek mümkündür. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 342 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre istinaf dilekçesinde, başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri; varsa kanunî temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri; kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı; kararın başvurana tebliğ edildiği tarih; kararın özeti, başvuranın veya kanunî temsilci yahut vekilinin imzası dışında başvuru sebepleri ve gerekçesi ile talep sonucu da bulunmalıdır. Ancak aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılmalıdır.
-
6100 sayılı Kanun'un "Ön inceleme” başlıklı 352 nci maddesinde ise, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda incelemenin başka bir dairece veya bölge adliye mahkemesince yapılmasının gerekli olması, kararın kesin olması, başvurunun süresi içinde yapılmaması, başvuru şartlarının yerine getirilmemesi, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi hâllerinden birinin tespiti durumunda öncelikle gerekli kararın verileceği, eksiklik bulunmadığı anlaşılan dosyanın incelemeye alınacağı belirtilmiştir.
-
Bunların yanı sıra 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinde duruşma yapılmadan verilecek kararlar düzenlenmiş; aynı Kanun'un 355 inci maddesine göre de istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re’sen gözeteceği belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 356 ncı maddesi ise 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında incelemenin, duruşmalı olarak yapılacağını hükme bağlamış, maddenin 7251 sayılı Kanun ile eklenen ikinci fıkrasında da duruşma sonunda bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları vereceği belirtilmiştir.
-
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde genel olarak ilk derece mahkemesinin vakıalar, vakıaların ispatı için ileri sürülen ve toplanan delillerin değerlendirilmesi, yargılama usulü ve hukukun uygulanması ile ilgili noktalardaki kabulüne ilişkin eksiklik ya da yanlışlıklar sebebi ile istinaf kanun yoluna başvurulabileceği sonucu çıkmaktadır. Başka bir anlatımla, vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki hatalar ile hukukun uygulanmasından kaynaklanan yanlışlıklar istinaf sebebi olacaktır.
-
İstinaf bir kanun yolu olmakla birlikte temyiz kanun yolundan farklı olarak ilk derece mahkemesi kararının denetlenmesi yanında aynı zamanda gerektiğinde yeni bir yargılama yapılması ve hüküm mahkemesi gibi karar verilmesi söz konusudur.
-
İlk derecedeki tahkikatın amacı, uyuşmazlıkla ilgili tarafların delillerini toplayıp değerlendirdikten sonra uyuşmazlığı çözüp karar bağlamak iken temyiz incelemesinin amacı denetimdir. İstinafta ise, hem ilk derece mahkemesinin gerçekleştirdiği yargılama denetlenir hem de gerekirse yeniden inceleme yapılarak karar verilir. Zira istinaf yolunda sadece hukuki denetim değil, aynı zamanda maddi vakıa denetimi de yapılmaktadır. Bu açıdan istinaf incelemesi ne ilk derece yargılamasının ne de temyizin özelliklerini tam olarak taşımaktadır.
-
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, istinaf ile ilgili dar ve geniş istinaf sistemi olmak üzere iki sistem öngörülmüş olup, geniş anlamda istinaf sisteminde ilk derece yargılamasındaki gibi yeniden inceleme yapılmakta, maddi mesele, ortaya çıkan değişiklikler herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın ileri sürülen yeni delil ve olaylar yeniden ele alınarak incelenmektedir. Dar anlamda istinaf sisteminde ise; ilk yargılamadaki her şey yenilenmemekte, ilk yargılama baştan sona aynen tekrarlanmayarak maddi olay incelemesi yapılmakta ve kural olarak özellikle ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen hususlar incelenmemektedir. Yani dar anlamda istinaf sisteminde verilen kararın ileri sürülen hususlar çerçevesinde maddi ve hukuki denetimi yapılmaktadır.
-
Hukukumuzda dar anlamda istinaf sistemi kabul edilmiş olup istinaf incelemesinin kapsamını 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesi belirlemiştir. Bu madde hükmü dikkate alındığında kamu düzenine aykırılık hâlleri dışında istinaf dilekçesinde belirtilen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak inceleme yapılır; istinaf sebebi ile bağlı kalınmak kaydı ile bu konudaki delillerin toplanması ve incelenmesi söz konusu olur. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama tümüyle tekrarlanmayıp sadece yanlışlık ya da eksiklik tespit edilen noktalarda yargılama yapılarak deliller toplanıp değerlendirildikten sonra, kararın düzeltilmesi sağlanmaktadır. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 357 nci madde hükmüne göre, bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacak hususlar ile ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.
-
Bölge adliye mahkemesince yapılacak istinaf incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu kanaatine varılması hâlinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilecektir. Duruşma yapılmasına gerek olmayan, 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin (a) fıkrasının 1 ilâ 6 ncı bentleri arasında düzenlenen usuli hataların bulunduğu durumlarda bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verir.
-
Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunda ileri sürülen sebeplerin doğru olduğuna kanaat getirirse bu durumda ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurar. Ayrıca yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verecektir.
-
İstinaf incelemesi sonunda kararın nasıl verileceği 6100 sayılı Kanun’da ayrıntılı bir şekilde belirtilmemiş, sadece 359 uncu maddede kararın neleri içereceği düzenlenmiştir. Bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 360 ıncı maddesinin atfı sebebiyle ilk derece mahkemesindeki karar aşaması istinafta da geçerli olacaktır. Buna göre 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü madde çerçevesinde, bölge adliye mahkemesi iddia ve savunmaları dinledikten sonra yargılamanın bittiğini bildirerek kararını tefhim eder ve karar tefhimi, en az hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur. Sadece hüküm sonucunun tefhimi hâlinde gerekçeli karar bir ay içinde yazılmalıdır.
-
Bölge adliye mahkemesi kararının hangi hususları içermesi gerektiği 6100 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinde düzenlenmiş olup maddenin devam eden fıkralarında ise; hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği; başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerinin özetlenmesi ve ret sebeplerinin açıklanması kaydıyla kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesinin gösterilmesi ile yetinilebileceği hükme bağlanmıştır. İstinaf bölümünde aksine hüküm bulunmayan hâllerde ise ilk derece mahkemesinde uygulanan yargılama usulü, bölge adliye mahkemesinde de uygulanacaktır.
-
Gelinen bu aşamada temyiz kanun yolu üzerinde durulmalıdır.
-
Temyiz kanun yolu 6100 sayılı Kanun'un 361 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 361 inci maddesi gereğince bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Görüldüğü üzere temyiz kural olarak bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulabilen bir kanun yoludur. 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesinde ise temyiz edilemeyen kararlar hakkında düzenleme yapılmıştır.
-
Temyiz sebepleri 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde sayılmıştır. Bunlar; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanunî bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi ve karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikler bulunması olarak belirtilmiş olmakla birlikte aynı Kanun’un 369 uncu maddenin birinci fıkrasındaki hüküm gereğince Yargıtay tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir.
-
Yargıtay, taraflarca ileri sürülen veya kendisinin tespit ettiği temyiz sebeplerini yerinde görürse bozma kararı verecektir. Ancak bozma kararı, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı kaldırıp düzelterek verdiği bir karar veya ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp davanın esası hakkında yeniden verdiği bir karara ilişkin ise dosya kararı vermiş olan bölge adliye mahkemesine veya uygun görülen başka bir bölge adliye mahkemesine gönderilecektir.
-
Yargıtayın bozma kararı bölge adliye mahkemesi tarafından verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin ise, bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir (md. 373/1).
-
Burada iki durum arasındaki fark şu noktadadır: Birincisinde (md. 373/2), bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını yanlış bulup yeni bir karar vermiştir; ikincisinde ise (md. 373/1), bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını doğru bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir. Birincisinde, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi normaldir. Çünkü artık ilk derecenin bir kararı mevcut değildir, bozulan karar bölge adliye mahkemesinin kararıdır, dosya kararı bozulan mahkemeye (dereceye) gönderilmektedir. İkincisinde ise her ne kadar bozma kararı bölge adliye mahkemesi kararına ilişkin olsa da, özünde ilk derecenin kararı bozulmuştur. Çünkü bu durumda istinaf aşamasında bir karar verilmemiş, sadece ilk derecenin kararı doğru bulunmuş ve istinaf başvurusu reddedilmiş demektir. İstinafın kararı bozulmakla, aslında ilk derecenin kararı yanlış bulunduğundan dosya ilk dereceye gönderilmektedir. Dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiş ve ilk derece mahkemesi bozma kararına uymuş ise, bozmaya uyularak verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
-
Dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderildiği durumlarda bölge adliye mahkemesi, 6100 sayılı Kanun'un 360 ıncı maddesinin atfıyla ilk derece mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne göre 344 üncü madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Gerek ilk derece mahkemesi, gerekse bölge adliye mahkemesi bozma kararına direnirse bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır ve daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.
-
Bölge adliye mahkemesi yaptığı değerlendirme sonucu bozma kararının doğru olduğu kanaatine varırsa bozmaya uyulmasına karar verecektir. Bozmaya uyma kararı ile birlikte kendisi için o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Ayrıca uyma kararı, mahkemenin vermiş olduğu önceki kararının hatalı olduğu ve Yargıtayın bozma kararı doğrultusunda yeniden inceleme yaparak karar vereceği anlamına gelmektedir.
-
Diğer yandan bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak düzelterek veya yeniden esas hakkında hüküm vermesi ve bu hükmün de Yargıtay tarafından bozulması ile ilk derece mahkemesi kararı hayatiyetini kaybetmiş olur. Hüküm mahkemesi sıfatıyla esas hakkında verdiği karara ilişkin bozma ilamına uyan bölge adliye mahkemesinin hüküm mahkemesi sıfatı devam ettiğinden bozma kararına uygun olarak esas hakkında uyuşmazlığı sona erdirecek, infaza elverişli bir karar vermesi gerekir. Aksine hukuk dünyasında geçerli ve sonuç doğurabilir bir ilk derece mahkemesi kararı varmış gibi bu karara yönelik istinaf incelemesi yapılarak istinaf başvurusunun veya başvurularının esastan reddine karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. Kaldı ki; ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kuran bölge adliye mahkemesince bu sefer bozmaya uyularak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi hâlinde, yıllar önce verilen ve hukuki geçerliliğini yitirmiş bir ilk derece mahkemesi kararına yeniden hayatiyet kazandırmanın sakıncaları dikkate alındığında bu durumun, infazda tereddütlere ve karışıklıklara neden olacağı, hükmün infazını engelleyecek şekilde bir etki yapacağını belirtmek gerekir.
-
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma açılıp bilirkişi raporu alınmak suretiyle davacı vekilinin istinaf talebinin 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği, bu kararın davacı vekilince temyizi üzerine kararın Özel Daire tarafından bölge adliye mahkemesince yeniden hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu ve bölge adliye mahkemesince önceki hükümde direnildiği anlaşılmaktadır.
-
6100 sayılı Kanun'un karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığı ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği anlaşılır ise istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-3 maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmelidir.
-
Her ne kadar 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-3 maddesine eklenen “başvurunun esastan reddine veya” ibaresi ile 6100 sayılı Kanun'un 356 ncı maddesine eklenen ikinci fıkraya göre bölge adliye mahkemesi tarafından yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda esastan ret kararı verilmesi mümkün ise de, somut olayda bölge adliye mahkemesince verilen karar tarihi 20.03.2019 olup, kararın verildiği tarihte bu ibare ve hüküm yürürlükte olmadığından, bölge adliye mahkemesince bu tarihte yürürlükte bulunan hükümler gereğince 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi kapsamında istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmeyerek, Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-3 gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekir.
-
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bölge adliye mahkemesince yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık ilgili olarak duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi esas alınarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebileceği, kaldı ki karar sonrasında yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanun'un 356 ncı maddesine eklenen ikinci fıkranın derhal uygulanması gerektiği, bu nedenle direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
-
Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru değildir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır..." (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.04.2023 tarih ve 2022/11-60 Esas 2023/293 Karar sayılı kararı, aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.12.2022 tarih ve 2021/11-936 Esas 2022/1662 Karar sayılı Kararı)
Yukarıdaki Hukuk Genel Kurulu Kararları, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin oy çokluğu ile usulden bozma ilamındaki karşı oy gerekçesi, yasal mevzuat ile tüm dosya münderecatına göre; 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-3 maddesine eklenen “başvurunun esastan reddine veya” ibaresi ile 6100 sayılı Kanun'un 356 ncı maddesine eklenen ikinci fıkraya göre bölge adliye mahkemesi tarafından yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda esastan ret kararı verilmesinin mümkün olduğu dikkate alınarak Dairemizce duruşmalı inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf başvurusunda bulunan davalının lehine olduğu, istinafa gelenin sıfatı ve aleyhe hüküm yasağı dikkate alınarak 02.06.2021 tarihinde davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunduğundan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.04.2023 tarih ve 2021/8650 Esas 2023/2505 Karar sayılı usulden bozma kararına karşı Dairemizin 02.06.2021 tarih ve 2018/872 Esas 2021/816 Karar sayılı kararında direnilmesine ve Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27.12.2017 tarih ve 2014/626 Esas 2017/753 Karar sayılı hükmüne karşı davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Davalı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin HMK 353/1. b. 1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMESİNE,
-
a. İstinaf yoluna başvuran davalıdan alınması gereken 70.629,57.TL İstinaf karar harcından başlangıçta alınan 17.657,39.TL harcın mahsubu ile bakiye 52.972,18.TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir yazılmasına,
b-Davalı tarafından yatırılan 98,10.TL istinaf kanun yolu başvurma harcının üzerinde bırakılmasına,
-
İstinaf yargılamasında birden fazla duruşma açıldığından, AAÜT gereğince hesaplanan 20.400,00.TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,
-
Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,
-
Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
-
Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine,
Duruşmalı inceleme sonucunda taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 15/02/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:59