SoorglaÜcretsiz Dene

İzmir BAM 17. HD 2020/765 E. 2024/246 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2020/765

Karar No

2024/246

Karar Tarihi

1 Şubat 2024

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2020/765

KARAR NO : 2024/246

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 26/09/2019

NUMARASI : 2018/407 Esas 2019/1033 Karar

DAVA : İTİRAZIN İPTALİ

KARAR TARİHİ : 01/02/2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 01/02/2024

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/407 Esas ve 2019/1033 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde; cari hesaptan kaynaklı alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine İzmir 27. İcra Müdürlüğünün 2018/1148 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının itirazının haksız olduğunu, borca itirazın iptali ile yapılan takibin devamına, davalının %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderlere ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini karar ve talep etmiştir.

Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan davanın haksız ve dayanaksız oluğunu, davacı tarafından mükerrer fatura kesildiğini, faturalarda gönderilen kilolardan fazlası yansıtılarak navlun ücretinin arttırıldığını, müvekkile fiyat listesindeki tutarlardan fazla fatura edildiğini taraflar arasındaki yazışmalardan ve ticari defter kayıtlarından da bu durumun anlaşılabileceği, açılan davanın asıl alacak kısmı kabul olmadığından dolayı icra inkar tazminatına yönelik kısmının da kabul edilmediği davacı tarafın talep edilen alacağının yargılama gerektirdiğinden likit bir alacak olmadığını, İzmir 27.İcra Müdürlüğünün 2018/1148 sayılı takip dosyasına vaki itirazın kabulü ile açılmış olan davanın reddine, masrafların davayı yükletilmesine haksız olarak açılan dava nedeni ile % 20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir,

DELİLLER: İzmir 27. İcra Müdürlüğü'nün 2018/1148 E sayılı dosyası, faturalar, cari hesap ekstresi, tarafların ticari defter ve kayıtları, bilirkişi incelemesi delil olarak değerlendirilmiştir.

Dosya içerisinde bulunan İzmir 27. İcra Müdürlüğü'nün 2018/1148 E sayılı dosyasının incelenmesinde; Davacı tarafından davalı şirket aleyhine cari hesap alacağından kaynaklı olarak 10.260,94.-TL asıl alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığı, davalının itirazı üzerine icra takibinin durduğu, davanın süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.

İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 29/11/2018 tarih ve 2018/56275/3794-3608 sayılı Adli Tıp Kurumu raporuna göre; "05/03/2015 tarihli Bankacılık işlemleri protokolü, 05/03/2018 tarihli Bilgilendirme Formu başlıklı belgelerin fotokopilerinin çıktığı asıllarının çıkmadığı; fotokopi belgeler, bilgisayar ortamından hazırlanmış belgeler, faks çıktısı ve karbon suret belgelerde bazı tanı unsurları kayba uğrayabileceği gibi bu tür belgelerin sair usullerle elde edilebilme olasılığının da bulunduğu; ayrıca belgeye imza, yazı yada artefakt gibi harici unsurlar eklenebileceğinden fotokopi belgeler üzerinden inceleme yapılması sakıncalı olup genel olarak belge asılları üzerinde inceleme yapılmasının gerekli olduğundan; inceleme konusu belgelerin asılların temin edilerek, mevcutlar ve adli dosya ile birlikte gönderilmesi " şeklinde rapor düzenlendiği anlaşılmıştır.

Davacının davalıdan icra takip tarihi itibariyle alacaklı olup olmadığının tespiti için İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/8 Talimat sayılı dosyasında yapılan bilirkişi inelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; "... Davacı ... A.Ş. şirketi tarafından ibraz edilen 2015, 2016, 2017, 2018 yılına ilişkin ticari defterlerin; TTK md. 64-66 ve V.U.K. Madde 220-226'ya göre uygun olarak tutulduğu, dava dosyasına sunulan e-mail yazışmaları incelendiğinde ise davalı ile davacı arasında taşıma konusunda uzlaşmazlık olmadığı daha çok kesilen faturaların bedellerindeki farklar üzerinden anlaşmazlık olduğu, taşıma ücretleri konusunda davalı ile davacı arasında yapılan bir sözleşme bulunmadığı, taraflar arasında sözleşme bulunmadığından, dava dosyasında mevcut e-mail yazışmalarında bulunan fiyat tarife cetveli örnek alınarak davacı tarafından yüksek fatura düzenlenip düzenlenmediğinin tespiti mümkün olmadığı, incelenen cari kayıtlarda da mükerrer olarak nitelendirilebilecek yakın tarihli ve aynı tutarı bir faturaya rastlanmadığı, davacı tarafından sağlanan ve davalı ile davacı arasındaki borç/alacak hesaplarının tutulduğu YL-22433 nolu hesap incelendiğinde 31/08/2015 tarihinden itibaren başlayan bir ticari ilişki bulunuğu süre gelen zaman zarfında 60.390,54.-TL tutarında fatura kesildiği ve 50.130,00.-TL tutarında tahsilat yapıldığı bakiye 10.260,54.-TL için herhangi bir ödeme yapılmadığı, davacı firmanın takip ve dava tarihi itibari ile cari hesap alacağı olarak 10.260,54.-TL alacaklı olduğu ..." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür.

GEREKÇE: Dava, İİK'nun 67. Maddesi gereğince açılmış cari hesaba dayalı yapılan icra takibine itirazın iptali davasıdır.

Taraflar arasındaki ihtilaf, cari hesap şeklinde işlenen taşıma işi nedeniyle davacının taşıma işini yapıp yapmadığını, davalının bedelleri ödeyip ödemediği, taraflar arasında yapılacak taşımaların bedeline ilişkin fiyat sözleşmesi olup olmadığı, davacının yüksek fatura düzenleyip düzenlenmediği, mükerrer fatura düzenlenip düzenlenmediği, davacının takip ve dava tarihi itibariyle varsa alacak miktarını ne olduğu noktalarında toplanmıştır.

Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı itibariyle; taraflar arasında cari hesap şeklinde işleyen ticari ilişki bulunduğu, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı, dolayısıyla taşıma ücretinin ne kadar olduğu hususu belirlenemediği gibi, her ne kadar davalı, davacının faturadaki ücretleri yüksek gösterdiğini iddia etmiş ise de; bu hususta herhangi bir yazılı belge veya delil sunamadığı, davacının usulüne uygun olarak tutulan ticari defter ve belgelerine göre, davacının davalıdan 10.260,54 TL alacaklı olduğu hükme esas alınan bilirkişi raporu ile belirlendiğinden davanın kabulüne, alacak likit ve belirlenebilir olduğundan % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi..." gerekçesi ile davanın kabulü ile, davalının İzmir 27. İcra Dairesi'nin 2018/1148 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin kaldığı yerden devamına, İİK'nun 67. maddesi uyarınca hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında hesaplanan 2.052,10-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece eksik inceleme neticesinde hüküm verildiğini, davacının ticari defterleri incelenmesine ve ara karara rağmen davalı müvekkilinin defterlerinin ise incelenmediğini, yerel mahkemece davaya cevap ve bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, taşımacılık sektöründeki benzer taşımacılık faaliyetlerindeki rayiç fiyaç araştırılması yapılarak davacının yaptığı taşımacılığın yüksek bedelle yapıldığının tespitinin mümkün olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:

Dava, cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ilişkindir.

İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;

i) İlamsız takip yapılmış olması,

ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,

İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.

Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.

Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.

Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.

Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.

Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.

Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.

Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.

Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;

“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.

(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.

(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.

(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir

7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.

...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir.

Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdînin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulünü içermekle birlikte, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu hâlde davalı taraf borcu ödediğine ilişkin savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hâle gelmiştir. Ancak davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri davacıdan elde edilmiş belgeler değildir. Zira, mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılan müzekkere cevabında da ödeme belgelerinde adı geçen kişinin davacı şirket çalışanı olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda davalı tarafça ödeme savunması kanıtlanamamış olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)

İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.

Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalı tarafından davacı alacak miktarının ödendiğinin kesin delillerle ispatlanamamasına, takip konusu alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

  1. İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/09/2019 tarih ve 2018/407 Esas 2019/1033 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1). b. 1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

  2. İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 700,92.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 175,50.TL harcın mahsubu ile bakiye 525,42.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

  3. İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

  4. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

  5. Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 01/02/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

İTİRAZINizmirhükümgerekçeİPTALİnumarasıdeliller

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:50:20

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim