SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1015

Karar No

2024/1385

Karar Tarihi

11 Temmuz 2024

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2021/1015

KARAR NO : 2024/1385

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 10/02/2021

NUMARASI : 2014/955 Esas 2021/106 Karar

DAVA : İTİRAZIN İPTALİ

KARAR TARİHİ : 11/07/2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 11/07/2024

İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/955 Esas ve 2021/106 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''... Davacı vekili İzmir 14 ATM'ne sunduğu dava dilekçesinde; müvekkilinin alacağının tahsili bakımından davalı aleyhine Bakırköy 4 İcra Dairesi'nin 2012/16954 esas sayılı takibine girişildiğini, davalının yetki itirazında bulunması üzerine yetki itirazının kabulü ile takip dosyasının İzmir 25. İcra Dairesi'nin 2013/2341 esas numarasını aldığını, gönderilen ödeme emrine borçlunun itirazı nedeniyle takibin durduğunu itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, davalının borca itirazının iptaline takibin devamına, %20'den aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesine asıl alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili İzmir 14 ATM'ne sunduğu cevap dilekçesinde;takipte borcun sebebi olarak 21 adet fatura gösterilerek alacağın bu faturalara dayandırıldığını, fatura toplamının 143.023,56TL olduğunu, oysa müvekkili yada davacının 9 yıldır cari hesap şeklinde çalıştığını, davacının Ege Bölgesindeki ürünlerini sadece müvekkili dağıtmakta iken davacının kötü niyetle müvekkilinin bulduğu müşterilere doğrudan mal vermeye başladığını müvekkilinin zararına yol açtığını haksız rekabet teşkil eden fiile karşı tazminat talep etme haklarını saklı tuttuklarını, müvekkilinin davacıya sadece 2012 yılında 415.226,00-TL bedelli çek gönderdiğini, davacının bunları tahsil ettiğini, bu ödemelerin bir kısmının alınan bir kısmının ileride alınacak mallara karşılık davacıya verildiğini, ayrıca 2009 ve 2010 yıllarında davacının ürünü olup iade edilen 16/01/2009 tarihli 16861 sayılı 21/04/2009 tarihli 16866 sayılı 01/11/2010 tarihli 16871 sayılı, 20/07/2010 tarihli 16881 sayılı irsaliyelerden dolayı da alacaklı bulunduğunu, 9 yıllık cari hesabı tasfiye etmek isteyen davacının iddia ettiği alacak miktarı kadar müvekkilinin borçlu olmadığını hatta müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunu, durumun bilirkişi incelemesi sonucu açığa çıkacağını, bilirkişinin 9 yıllık cari hesabı incelemesini istediklerini, davacının işlemiş faiz talep etmesinin mümkün olmadığını, alacağın likit olmadığını davacının inkar tazminatı talebinin yerinde olmadığını, davanın reddine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini savunmuştur.

Davacı vekili 12/08/2013 tarihli dilekçesinde; icra takibinde takip öncesi işlemi faiz olarak talep edilen 13.715,82-TL'nin iş bu davada talep edilmediğini, bu durumun dava dilekçesindeki harca esas değerden anlaşıldığını bildirmiştir. Davacı vekilinin bu beyanı karşısında davanın konusunu İzmir 25 İcra Dairesi'nin 2013/2341 esas sayılı takibindeki 143.023,56-TL asıl alacağın oluşturduğu anlaşılarak değerlendirme yapılmıştır.

İzmir 14 ATM'nin faaliyetinin dondurularak dosyalarının İzmir 3.ATM'ne devri ile dava İzmir 3 ATM'nin 2014/955 esas numarasını almıştır.

Mahkememizin görevinin belirlenmesi bakımından yapılan değerlendirmede; davacının şirketi olduğu davalının bilançosuna göre defter tuttuğu ve tacir olduğu, taraflara ve dava konusuna göre davanın ticari mahiyette olduğu mahkememizin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Davaya konu takip dosyasının incelenmesinden;Bakırköy 4. İcra Dairesi'nin 2012/16954 esas sırasına kayıtlı olarak 12/12/2012 tarihinde davacı şirket tarafından davalı aleyhine faturalara dayalı olarak 143.023,56-TL asıl alacak, 13.715,82-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 156.739,38-TL'nin tahsili için girişilen icra takibi olduğu, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu vekilinin yetki itirazında bulunduğu, yetki itirazının kabulü ile takip dosyasının İzmir 25 İcra Dairesi'nin 2013/2341 esas numarasını aldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine yasal 7 günlük süre içerisinde borçlu davalı vekiline borca ve ferilerine itirazda bulunduğu bu nedenle takibin durduğu anlaşılmıştır.

Taraflarca bildirilen deliller toplanmış, taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Bilirkişi ... davacı defterleri üzerinde inceleme yaparak talimat mahkemesi aracılığıyla sunduğu 07/08/2014 tarihli raporunda; davacı tarafından ibraz edilen ve sahibi lehine delil vasfını taşıyabileceği mülahaza ile 2012 yılına ait ticari defter kayıtlarına göre davacı tarafından davalı adına düzenlenmiş ve icra takibine konu edilmiş faturaların defterlerde kayıtlı bulunduğunu, 12/12/2012 icra takip tarihi itibariyle davacının davalıya borçlu olmadığı aksine 4.031,45-TL alacaklı olduğunu, icra takip tarihinden sonraki 31/12/2012 tarihinde düzeltme kaydı açıklaması ile davalıya 147.055,01-TL borç kaydı yapılmış olduğunu bu kayıt sonucunda davacının 31/12/2012 tarihi itibariyle davalıdan 143.023,56-TL alacaklı duruma geldiğini düzeltme kaydına ilişkin herhangi belgenin dosyaya ibraz edilmediğini ortaya koymuştur. Bu bilirkişi raporuna davacı tarafça itiraz edilerek müvekkilinin şirket dışında müşavirlik hizmet almakta iken daha sonra şirket bünyesinde mali işlemlerin takip edilmesine başlandığını bu sistem değişikliği sırasında davalının kayıtlarına ilişkin hatanın fark edildiğini ve düzeltildiğini bildirmiştir. Bu bilirkişi raporuna davalı vekilince de itiraz edilerek müvekkilinin davacıya borcunun olmadığı, iadelerin dikkate alınmadığını, ödemelere ilişkin çeklerin dikkate alınmadığını belirtilerek kendilerinin ticari defterlerinin de incelenmesi istenmiştir.

Bu kez davalı defterlerinin incelenmesi ve tarafların itirazlarının değerlendirilmesi konusunda bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi ... 09/01/2015 havale tarihli ön raporunda; davalının yasal defterlerinin tetkikinden; davacı şirketin 01/01/2010 tarihi itibariyle açılış kaydında davacıya ait hesapta davalının davacıya 152.806,06-TL borçlu olduğunun kayıtlı olduğu, 31/10/2010 tarihi itibariyle 2011 yılına devreden borç tutarının 173.520,19-TL olduğunu, 2012 yılına devreden borç tutarının açılış kaydında ise 117.158,83-TL borçlu olduğunu, 31/12/2012 kapanış kaydında verilen sipariş avansları hesabında 28.246,44-TL borç tutarının mevcut olduğunun görüldüğünü, davacı defteri üzerindeki bilirkişi incelemesiyle bulunan meblağ ile davalı yasal defterlerinde tespit edilen verilen avanslarda izlenen 28.246,44-TL tutarın örtüşmediğini bu nedenle davalının davacı ile 2010-2011-2012 yılları kapsamında gerçekleşen hesap hareketlerinin yer aldığı muavin kayıtların davalı tarafından ibrazının gerektiğini ortaya koymuştur.

Davalının bilirkişi ön raporunda bahsi geçen ticari defter ve kayıtlarının sunumu istenmiş ayrıca davalı vekilinin borcun ödenmesine ilişkin çeklerin ödenip ödenmediği araştırılmıştır.

Dosya yeniden bilirkişi ...'a tevdi olunmuş, ön raporda belirtilen inceleme yapılması ve davalının ödeme savunmasının değerlendirilmesi konusunda ek rapor alınmasına karar verilmiştir.

Bilirkişi ... 23/12/2015 tarihli raporunda; davacının ticari defterlerindeki 31/12/2012 tarihli 147.055,01-TL'lik düzeltme kaydının dayanağına ilişkin yazılı belge sunmadığını, davalının yasal defter ve dayanağı muavin kayıtları kapsamında 31/12/2012 tarihi itibariyle davalının davacı yana 379.673,96-TL ödemeler açıklamasıyla borç kaydı oluşturduğunu bu kayıt sonrasında davalının davacı yana borçlu olmadığı gibi 28.246,44-TL sipariş avanslarında yer alan alacağının bulunduğunun tespit edildiğini, mevcut durum itibariyle davacının takip tarihi itibariyle 143.023,56-TL alacağının olduğunu kanıtlaması gerektiğini ortaya koymuştur. Davacı vekili müvekkilinin defterindeki düzeltme kaydının fark edilen yanlışlığın düzeltilmesinden ibaret olduğunu, belge ibrazına gerek bulunmadığını, davalı yanın 31/12/2012 tarihli 379.673,96-TL bedelli ödemesine ilişkin yazılı bütün belgelerin istenmesini farklı bir bilirkişiden rapor alınmasını talep ettiklerini bildirerek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Davalı vekilince bilirkişi raporuna itiraz edilmediği bildirilmiştir.

Bilirkişi raporlarındaki farklılıklar ve davacı tarafın ticari defterindeki düzeltme kaydına ilişkin açıklamalar dikkate alınarak davacının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak rapor tanzimi konusunda bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir.

Bilirkişi Mali Müşavir ... 21/11/2016 tarihli raporunda; davacı şirketin davalı firmadan olan alacağına ilişkin yapmış olduğu düzeltme kaydının sehven yapılmış hatanın düzeltilmesi (VUK 217) olduğunu, tek düzen hesap planına uygun olduğunu, davalı tarafça 2012 yılı muavin defterinde 31/12/2012 tarihinde göstermiş olduğu tek kalemdeki 379.673,96-TL ödemenin belgesinin olmaması sebebiyle inandırıcı olmadığını, davacı defterinde de böyle bir kaydın bulunmadığını, davalı tarafın defterlerinde gösterilen 28.246,44-TL avans ödemesinin davacı taraf defterinde gözükmediğini, davacı firmanın davaya konu faturaya ilişkin olarak düzenlemiş olduğu faturaların katma değer vergilerini maliyeye ödediğini davacı tarafın davaya konu faturalar sebebiyle BS formları ile gelir idaresine bildirdiğini, davalı tarafın davaya konu faturalar sebebiyle gelir idaresine bildirdiğini, vergi dairesinin cevabi yazısından tespit edildiğini, takdirin mahkemeye ait olduğunu bildirmiştir. Davalı vekili bir kısım ödemelere ilişkin çekler bildirerek bunların ödendiğinin araştırılarak bilirkişi heyetinden rapor alınmasını bildirerek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.

Ödeme savunmasının borcu ortadan kaldırıcı mahiyette olması sebebiyle savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın araştırılması gerektiği değerlendirilerek davalı vekilinin bildirdiği çekler ilgili bankalardan araştırılmış, bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.

Bilirkişi ... 10/09/2018 tarihinde talimat mahkemesine sunduğu ek raporunda; davacının 31/12/2012 tarihi itibariyle 143.023,56-TL alacağının olduğunu bildirmiştir. Davalı vekili bilirkişi raporuna itirazlarını bildirmiştir.

Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları birbirinden farklı ve hüküm kurmaya elverişli olmadığı dikkate alınarak, yeni bir bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir.

Bilirkişiler SMMM ... ve SMMM ... 07/05/2019 tarihli raporlarında; bir kısım defter ve mali kayıtların sunulmasından sonra cari hesap ekstreleri karşılaştırılarak farklılığın nereden kaynaklandığının tespit edileceğini bildirmişlerdir. Taraflara bilirkişi raporundaki eksik mali kayıt ve defterlerin sunumu için süre verilmiştir.

Bilirkişiler SMMM ... ve SMMM ... 14/10/2019 tarihli ek raporlarında; davacı tarafından davalı cari hesabına ödenmediği gerekçesiyle borç kaydı olarak tahakkuk ettirilen 30/04/2012 vadeli 25.000,00-TL bedelli ve 30/03/2012 vadeli 37.300,00-TL bedelli çeklerin ödenip ödenmediğinin dosya kapsamında somut olarak tespit edilememesi sebebiyle bu çeklerin ödenmediğinin kabulü halinde davacı şirketin İzmir 25 İcra Dairesi'nin 2013/2341 esas sayılı dosyasına istinaden davalıdan 12/10/2012 takip tarihi itibariyle 124.254,92-TL asıl alacak talep edebileceğini, faiz talebinin yerinde olmadığını, söz konusu çeklerin ödenmediğinin kabul edilmesi durumunda takip tarihi itibariyle 61.954,92-TL asıl alacak talep edilebileceğini bildirmişlerdir. Bu rapora davalı vekilince itiraz edilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporunda bahsi geçen iki çekin kendilerine ödenmediğini davalarının sübuta erdiğini, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili bilirkişi raporunda bahsi geçen çeklerin tahsil edildiği, bunun yanında bir kısım çeklerde ödeme yapıldığını bildirmesi ve bunun araştırmasını istemesi karşısında bu çekler ile ilgili de araştırma yapılmıştır. Bu araştırma sonucunun değerlendirilmesi bakımından bilirkişilerden ek rapor alınmıştır.

Bilirkişiler ... ve ... 19/10/2020 tarihli ek raporlarında; 30/03/2012 tarihli 4011256 numaralı 37.300,00-TL bedelli çekin davalı ...'nin cirosundan sonra davacının cirosunun bulunduğu ancak bu cironun iptal edilmiş olduğu anlaşıldığından bu çekin davalı ödemesi olarak sayılıp sayılmayacağı konusundaki takdirin mahkemeye ait olduğunu, 25.000,00-TL bedelli çekin ödenmiş olduğunun değerlendirildiğini, bu durum karşısında 37.300,00-TL bedelli çekin davalı ödemesi olarak kabul edilmesi durumunda takip tarihi itibariyle davacının 36.954,92-TL asıl alacak talep edebileceğini, 37.300,00-TL bedelli çekin davalı ödemesi olarak kabul edilmemesi durumunda takip tarihi itibariyle davacının 74.254,92-TL tutarında asıl alacak talep edebileceğini ortaya koymuşlardır. Bu ek rapora taraflarca itiraz edilmiştir. Ancak davanın başından beri davalının çeşitli ödeme savunmaları nedeniyle ödeme belgelerinin teminine çalışıldığı çok sayıda rapor alındığı ve sunulan bu ek raporun dosya kapsamına göre yeterli olduğu kanaatine varılarak yeniden bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki talebin reddine ve bilirkişilerin bu ek raporları dikkate alınarak değerlendirme yapılarak sonucu varılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Davalı tarafa bir kısım ödeme savunmasının sübutu bakımından yemin deliline dayanıp dayanmadığı hatırlatılmış, yemin deliline dayanmadıklarını bildirmiş, böylelikle bilirkişi raporunda bahsi geçen 37.300,00-TL bedelli çekin davalı ödemesi olarak sübuta ermediği kabul edilmiştir.

Her ne kadar takip 21 adet faturaya dayalı ise de, davalı henüz mal teslim edilmeden teslim edilecek mallar için de ödeme yapıldığını müşteri çekleri verildiğini ve bunlara ilişkin borcun ödendiğini savunduğundan fatura tutarları ile ödeme miktarları birebir örtüşmediğinden davaya ve takibe konu faturalar taraflar arasındaki ticari ilişki sona ermeden düzenlenen son faturalar olduğundan taraflar arasındaki alacak ve borcun tespiti cari hesap (açık hesap) üzerinden belirlenmiştir.

Toplanan tüm deliller karşısında; davacı tarafından davalıya mal satışı davalının mal bedeli ödemesi ve zaman zaman mal iadesi şeklinde uzun süre devam eden ticari ilişkilerinde davacının aldığı mallar, yaptığı ödemeler dikkate alındığında İzmir 25 İcra Dairesi'nin 2013/2341 esas sayılı dosyasının takip tarihi olan 12/12/2012 tarihi itibariyle davacının davalıdan 74.254,92-TL alacağının bulunduğu, davacının icra takibinde giriştiği alacak talebinin bu kısmı yönünden takibe girişmekte haklı olduğu...'' gerekçesi ile; Davanın kısmen kabulüne, İzmir 25 İcra Dairesi'nin 2013/2341 esas sayılı takibinde davalının borca itirazının kısmen iptaline, 74.254,92-TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren avans faiziyle tahsili bakımından takibin devamına, Fazlaya dair itirazın iptali isteminin reddine, Hüküm altına alınan alacağın %20'si oranındaki 14.850,98-TL inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tahsil ettiği halde reddedilen alacağı takibe koymakta kötü niyetli kabul edilmekle reddedilen alacak talebinin %20'si oranındaki 13.753,72-TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, takibe dayanak faturaların her iki taraf defterlerinde de kayıtlı olduğunu, davalı tarafın borcun ödendiği savunmasından dolayı ispat yükünün davalıda olduğunu, davalının takip konusu 21 adet faturaya karşı ödeme yaptığını ispatlayamadığını, takibin fatura alacağına dayanmasından dolayı cari hesap ilişkisinin değerlendirmeye tabi tutulmasının mümkün olmadığını, davalının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmamasından dolayı delil niteliğine haiz olmadığından hükme esas alınamayacağını, bayilik ilişkisi içerisinde müvekkili şirketin işlerini yürüten davalının müvekkilinden alacağının bulunmasının ve paranın nakit olarak ödendiğinin hayatın olağan akışına aykırı olmasına, takip konusu faturalara karşı çekler ile ödeme yapıldığına ilişkin her iki taraf defterlerinde de kayıt bulunmadığını, davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece birden çok bilirkişi raporu alındığını ve bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi ek raporuna ilişkin itirazlarının giderilmediğini, ödemeler ile ilgili çek görüntülerine ilişkin araştırmaların yapılmadığını, eksik inceleme ile karar verildiğini davacı tarafın faturalar nedeniyle aldığı bir çok çeki ticari defterlerine kaydetmediğini, davacıya borçlu olmadığını bilakis alacaklı olduklarını, alacağın muaccel, likit olmaması ve yargılama gerektirmesi nedeniyle müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, mahkemece taraflarına yemin için süre verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın tümden reddinin gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:

Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.

İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre

“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”

İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.

İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.

Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.

Ayrıca İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra - inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyet ek raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

  1. İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10/02/2021 tarih ve 2014/955 Esas 2021/106 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1). b. 1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

  2. İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 427,60.TL istinaf harcından peşin olarak alınan 59,30.TL'nin mahsubu ile bakiye 368,30.TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

  3. İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 5.072,35.TL istinaf nispi karar harcından peşin olarak alınan 1.269,00.TL'nin mahsubu ile bakiye 3.803,35.TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

  4. İstinaf başvurusu sırasında taraflarca tarafından yapılan yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına,

  5. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

  6. Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 11/07/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

İTİRAZINizmirİPTALİnumarasıhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim