SoorglaÜcretsiz Dene

İzmir BAM 17. HD 2021/1482 E. 2024/1111 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1482

Karar No

2024/1111

Karar Tarihi

23 Mayıs 2024

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2021/1482

KARAR NO : 2024/1111

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 09/02/2021

NUMARASI : 2017/1050 Esas 2021/110 Karar

DAVA : İTİRAZIN İPTALİ

KARAR TARİHİ : 23/05/2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 23/05/2024

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1050 Esas ve 2021/110 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında ticari iş ilişkisine istinaden davalıya mal verildiğini, davalının hesaplarında 6.121,63-TL borcunun olduğunu, tüm malzeme ve faturaların davalıya teslim edildiğini, münhasıran davalının ticari defterlerine dayandıklarını, İzmir 26.İcra Müdürlüğünün 2017/10313 esas sayılı dosyasında takibe girişildiğini haksız itirazla takibin durduğunu, açıkladığı nedenlerle itirazın iptali ile takibin devamını, en az borcun %20’si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili, beyan dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki carilere ilişkin ayrıntılı kayıtları sunduklarını, 2009-2017 yılları ticari defter ve kayıtlarda inceleme yapılmasını talep ettiğini, ayrıca mahkememizin 17.10.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı vekilinin karşı tarafa borcun bulunmadığı aksine alacaklarının bulunduğunu beyan ettiği görülmüştür.

DELİLLER VE GEREKÇE:

İcra Dosyası: İzmir 16. İcra Müdürlüğü' nün 2017/10313 E. Sayılı dosyasında davacının davalı aleyhine 6.121,63- TL asıl alacak üzerinden takip başlattığı, davalının 02/08/2017 tarihli dilekçesi ile takibe, ödeme emrine, faize, faiz oranına borca, ferilerine itiraz ettiği takibin durduğu görülmüştür.

Bilirkişi Raporu : Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 02.01.2019 tarihli raporda özetle ; "Davalı şirketin incelenen 2017 yılı yasal ticari defterlerinde 6762 sayılı TTK’nunda öngörülen “noter açılış onaylarına” ilişkin vecibelerini getirdiği, ancak “noter kapanış onaylarına” ilişkin vecibelerini yerine getirmediğinin anlaşılmakta olduğu, davalı 2017 yılı yasal ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme takip dosyasında mevcut

Davacı 2017 yılı C/H dökümünde kayıtlı ancak davalı 2017 yılı C/H dökümünde ve Davalı 2017 yılı yasal ticari defterleri ile dayanağı 2017 yılı Muavin defter dökümlerinde kayıtlı olmadığı görülen davacı tarafından davalı adına düzenlendiği anlaşılan 3 adet fatura ve 1 adet iade faturası olmak üzere 4 adet fatura ve faturaların davalıya tebliğ edildiğine ilişkin tebligat belgelerinin ve emtea teslimine ilişkin dayanak sevk irsaliyelerinin dosyaya sunulması ve ihtilaflı döneme ilişkin davacı yasal ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılacak inceleme sonucunda borç/alacak durumunun belirlenebilecektir kanaatine ulaşmak mümün olmakla birlikte kabulü hususundaki karar tamamen Sayın Mahkemenin takdirine ait olduğu,

Tüm bu doneler birlikte değerlendirildiğinde, takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere; ihtilaflı döneme ilişkin davacı yasal ticari defter ve belgelerinin şu ana kadar ibraz edilmediğinin Sayın Mahkemece kabulü halinde rapor içeriğinde oluşturulmuş olan tabloda dökümü yapılmış olan davacı 2017 yılı C/H dökümünde kayıtlı ancak davalı 2017 yılı C/H dökümünde ve Davalı 2017 yılı yasal ticari defterleri ile dayanağı 2017 yılı Muavin defter dökümlerinde kayıtlı olmadığı görülen davacı tarafından davalı adına düzenlendiği anlaşılan 3 adet fatura ve 1 adet iade faturası olmak üzere 4 adet fatura ve faturaların davalıya tebliğ edildiğine ilişkin tebligat belgelerinin ve emtea teslimine ilişkin dayanak sevk irsaliyelerinin dosyaya sunulması ve ihtilaflı döneme ilişkin davacı yasal ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılacak inceleme sonucunda borç/alacak durumunun belirlenebileceği " görüşü ile raporunu düzenlemiştir.

Bilirkişi Raporu: Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 16.07.2020 tarihli raporda özetle ; Davacı... Şti.’nin 2017 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, ticari defterler tasdik yönünden incelendiğinde; defterlerin açılış onaylarının ve yevmiye defteri yılsonu kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı tespit edildiğinden ticari defterlerin delil niteliğinin mevcut olduğu, davacının ticari defter kayıtlarında davalı ile ilgili hesap işlemlerin 320 Satıcılar ana hesabı altında 320.01.056 alt hesap kodunda ... Şti. hesabında kaydedilerek izlendiğinin tespit edildiği, taraflar arasında ticari ilişkinin 2017 yılı öncesinden geldiği, davacı şirket defter kayıtlarında davalı ile ilgili muavin hesap kayıtları incelendiğinde; 01.01.2017 tarihi itibariyle davalının davacıya 1.113,92 TL borçlu kaldığı bakiye tutarında mutabık oldukları, 31.12.2017 tarihi itibariyle muavin hesap dokümanından görüleceği üzere davacının davalıdan 6.121,63-TL alacaklı kaldığı, 31.12.2018 ve 31.12.2019 tarihleri itibariyle davalının herhangi bir ödemesi bulunmadığı ve muavin hesap dokümanından görüleceği üzere davacının davalıdan 6.121,63-TL alacaklı kaldığı, dava konusu mal teslimlerine yönelik olarak sunulan mal teslim belgelerinin rapor ekinde sunulduğu, mal teslim formları karşılığında düzenlenen 3 adet irsaliyeli faturaların rapor ekinde sunulduğu, davalı tarafın kabul etmediği davacı tarafın mal teslimleri ile ilgili siparişlerin davalı tarafından telefonla verildiği, taraflar arasında düzenlenen herhangi bir sipariş formu bulunmadığı, mail yazışması yapılmadığı, incelemede davacı şirket yetkililerince beyan edildiği, mahkememizin itirazın iptali ile davacının talebi olan icra takibinin devamı yönünde karar vermesi durumunda; davalı şirket vekilinin dava dilekçesinde faiz talebi bulunmadığı, buna karşılık icra takibinde % 9,75 oranında avans faizi talebi bulunduğu göz önüne alındığında hususunda takdir mahkememize ati olmak üzere davalının icra takip tarihi 21.07.2017 itibariyle temerrüde düşürülmüş olacağı, ”Ticari işlerde T.C.M.B. Tebliği gereğince % 9,75 Temerrüt Faiz oranının geçerli olacağı” görüşü ile raporunu düzenlemiştir.

Dava; Alım satım ilişkisi kapsamında cari hesap bakiyesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.

Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır.

Taraflar arasında alım satım ilişkisinden kaynaklanan bir ticari ilişki bulunduğu, düzenlenen fatura ve cari hesaptan kaynaklanan davacı alacağı nedeniyle davalı aleyhine takip başlatmış olduğu görülmüştür.

Davalının davaya süresinde cevap vermediği, beyan dilekçesinde Taraflar arasındaki carilere ilişkin ayrıntılı kayıtları sunduklarını, 2009-2017 yılları ticari defter ve kayıtlarda inceleme yapılmasını talep ettiğini, ayrıca mahkememizin 17.10.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı vekilinin karşı tarafa borcun bulunmadığı aksine alacaklarının bulunduğunu beyan ettiği görülmüştür.

Tüm dosya kapsamı ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre; Davalı şirketin incelenen 2017 yılı yasal ticari defterlerinde 6762 sayılı TTK’nunda öngörülen “noter açılış onaylarına” ilişkin vecibelerini getirdiği ancak “noter kapanış onaylarına” ilişkin vecibelerini yerine getirmediği anlaşıldığı,

Davacı ... Şti.’nin 2017 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, ticari defterler tasdik yönünden incelendiğinde; defterlerin açılış onaylarının ve yevmiye defteri yılsonu kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırıldığı tespit edildiğinden ticari defterlerin delil niteliğinde bulunduğu,

Davacının ticari defter kayıtlarında davalı ile ilgili hesap işlemlerin 320 Satıcılar ana hesabı altında 320.01.056 alt hesap kodunda ...Şti. hesabında kaydedilerek izlendiği tespit edildiği, taraflar arasında ticari ilişkinin 2017 yılı öncesinden geldiği, Davacı şirket defter kayıtlarında davalı ile ilgili muavin hesap kayıtlarına göre, 01.01.2017 tarihi itibariyle davalının davacıya 1.113,92 TL borçlu kaldığı bakiye tutarında mutabık oldukları, 31.12.2017 tarihi itibariyle muavin hesap dokümanına göre davacının davalıdan 6.121,63 TL alacaklı kaldığının tespit edildiği, 31.12.2018 ve 31.12.2019 tarihleri itibariyle davalının herhangi bir ödemesi bulunmadığı, Dava konusu mal teslimlerine yönelik olarak sunulan Mal Teslim Belgeleri bulunduğu, Mal Teslim Formları karşılığında düzenlenen 3 adet irsaliyeli fatura bulunduğu anlaşıldığından,

Davalının davacıya icra takip tarihi itibariyle 6.121,63- TL borçlu olduğunun tespit edildiği, takip talebinde 6.121,63- TL asıl alacak talep ettiği ve talebin yerinde olduğu, takip tarihinden sonra dava tarihine kadar davalının herhangi bir ödeme yapmadığı, davacı tarafından davalının usulüne uygun olarak temerrüde düştüğüne ilişkin delilin dosyaya ibraz edilmediği, icra takibi öncesi temerrüt oluşmadığı, temerrüt icra takip tarihinde oluştuğu, icra takip tarihinden itibaren davacının taleplerinin doğrultusunda %9,75 avans faizi uygulanması gerektiği kanaatine varılmış, İzmir 16. İcra Müdürlüğü' nün 2017/10313 E. sayılı dosyasında davalının 6.121,30-TL asıl alacaktan oluşan borca ilişkin itirazın iptaline, 6.121,63-TL lik asıl alacağa yıllık % 9.75 oranında avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına,

Alacak likit ve belirlenebilir olduğundan alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş...'' gerekçesi ile; Davanın KABULÜ ile; İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2017/10313 Esas sayılı dosyasında davalının; 6.121,63-TL asıl alacaktan oluşan borca ilişkin İTİRAZIN İPTALİ ile, Asıl alacağa yıllık %9.75 oranında avans faizi uygulanmak suretiyle TAKİBİN DEVAMINA, Asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF NEDENLERİ:

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yargılamaya konu faturalara ilişkin malların hiçbir şekilde müvekkiline teslim edilmediğini, teslim edilmeyen mallara istinaden söz konusu faturaların davacı tarafından tanzim edilerek müvekkiline kargo yoluyla gönderildiğini, müvekkilinin davacıya borçlu olmadığını bilakis alacaklı olduğunu, faturaların içeriğindeki malların teslimi ile ilgili olarak teslim alan kısmındaki imzaların müvekkili şirkete ait yetkililerin imzası olmadığını, davacı şirketten bu malları müvekkili şirketin teslim almadığını, faturaların müvekkili şirket defterlerinde kayıtlı olmadığını, yerel mahkeme tarafından davacı şirket tarafından söz konusu malların müvekkili şirkete teslim edildiğini gösterir belge, evrak ve özellikle de irsaliyedeki imzaların kimlere ait olduğu belirlenmeden, aydınlatılmadan eksik inceleme ile hukuka aykırı karar verildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:

Dava, cari hesap alacağına dayalı olarak yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;

i) İlamsız takip yapılmış olması,

ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,

İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.

Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.

Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.

Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.

Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.

Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.

Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.

Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.

Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;

“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.

(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.

(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.

(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir

7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir;“Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.

...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun icra takibi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 222/3 maddesine göre, usulüne uygun tutulan ticarî defter kayıtlarının sahibi lehine delil olabilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğinden mahkemece sadece davalı defterlerine dayalı olarak davanın reddi isabetli değildir.

Davalının açıklanan savunması, borcun kaynağını oluşturan olgunun (satım akdînin) ve bundan doğan borcun varlığının kabulünü içermekle birlikte, bu borcun ödendiği yönündedir. Bu hâlde davalı taraf borcu ödediğine ilişkin savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, somut olayda ispat külfeti davalıya aittir. Davacı, davalının bu kabul beyanı nedeniyle alacağının varlığını kanıtlamak yükümlülüğünden kurtulmuş; buna karşılık davalı, borcu ödediğini kanıtlamakla yükümlü hâle gelmiştir. Ancak davalı tarafından dosyaya sunulan ödeme belgeleri davacıdan elde edilmiş belgeler değildir. Zira, mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılan müzekkere cevabında da ödeme belgelerinde adı geçen kişinin davacı şirket çalışanı olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda davalı tarafça ödeme savunması kanıtlanamamış olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)

İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.

Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davacı tarafından malların davalı şirket çalışanına imzası ile teslim ettiğini ispatladığı, davalı tarafından davacı alacak miktarının ödendiğinin kesin delillerle ispatlanamamasına, takip konusu alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

  1. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/02/2021 tarih ve 2017/1050 Esas 2021/110 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1). b. 1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

  2. İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 418,17.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 105,00.TL harcın mahsubu ile bakiye 313,17.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

  3. İstinaf başvurusu sırasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

  4. İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

  5. Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 23/05/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

iptaliİTİRAZINizmircevapkabulüdevamınaitirazınİPTALİnumarasıhükümtakibin

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim