İzmir BAM 17. HD 2023/1374 E. 2023/2307 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
bam
2023/1374
2023/2307
13 Aralık 2023
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1374
KARAR NO : 2023/2307
KARAR TARİHİ : 13/12/2023
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MUĞLA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/12/2022
NUMARASI : 2022/1189 Esas 2022/1046 Karar
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
BAM KARAR TARİHİ : 13/12/2023
KARAR YAZIM TARİHİ : 13/12/2023
Davacı şirket tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, turizm sektöründe faaliyet gösteren ve yurt içi ve yurt dışı seyahat organizasyon ve turizm (Uçak- seyahat- otel biletleri ve konaklama) hizmetleri veren bir firma olduğunu, Müvekkili şirketin, davalı tarafın oğlu ... ile ticari ilişki içerisinde olduğunu, ... adlı şahısın ... Caddesi, ... Binası, No:...- .../..., ..., ... adresinde bulunan .... Şti. adına hareket ettiğini, Davacı müvekkili ile ... arasındaki ticari ilişki uyarınca; davacı müvekkilinin, ...’in 3. Kişi müşterilerine (konaklama vb) sağladığı hizmetleri tedarik etmekte ve söz konusu satılan ürünlere istinaden de fatura karşılığı ödeme aldığını, Söz konusu ticari ilişkiye istinaden ... tarafından, davacı müvekkiline yapılması gereken ödemenin davalı taraf ... tarafından yapıldığını, telefon mesajları ile sabit olduğu üzere; ... ödemelerin ... tarafından yapılacağını ve faturaların da bu şahıs adına kesilmesi yönünde ısrarcı olduğunu ve ödemelerin de bir kısmının ... tarafından yapılmış olduğundan faturaların da bu şahıs adına kesildiğini, ...in birçok rezervasyon sağladığını ve buna istinaden de davacı müvekkilinin ... adına fatura gönderdiğini, davalı tarafın söz konusu faturaları ödemeyerek tamamen kötü niyetli davrandığını ve borcun kendisine ait olmadığını beyan ettiğini, kaldı ki yine banka hesap dokümanları ile sabit olduğu üzere önceki ödemelerin davalı taraf olan ... tarafından yapıldığını, hiçbir surette kendisine ulaşılamayan davalı borçluya taraflarınca birikmiş ve ödenmeyen faturalara istinaden 25.08.2021 tarihinde Fethiye İcra Müdürlüğü’nün 2021/7562 E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı ...'ın daha önce hesabından davacı müvekkile para transferi yapmış olsa da yeni faturalara itiraz ettiğini, haksız ve hukuka aykırı bir şekilde yapmış olduğu itiraz üzerine de takibi durdurduğunu, davalının tamamen kötü niyetli davrandığını, müvekkilinin, davalı ile arasındaki sözleşmeler sonucu üzerine düşen edimleri eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, ancak davalı tarafın tamamen kötü niyetle ödemesi gereken fatura bedelleri ödemediğini ve oğlu ile birlikte kanunu dolanarak kötü niyetli davrandığını, taraflarınca arabuluculuk başvurusu yapıldığını, Fethiye Arabuluculuk Bürosu'nun 2021/104042 numaralı dosyası üzerinden yapılan arabuluculuk görüşmelerinin de sonuçsuz kaldığını ve anlaşamama son tutanağı düzenlendiğini belirterek, İhtiyati tedbir taleplerini kabulü ile davalının gayrimenkul ve menkul malları ile banka hesapları üzerine dava konusu miktarca ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini, Davalının Fethiye İcra Müdürlüğü’nün 2021/7562 E. Sayılı dosyasında ilamsız icra takibine olan itirazının iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, fatura alacak bedelinin fatura kesim tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine, davalının icra takip dosyası bedelinin %20’sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın görev ve yetki yönünden reddi gerektiğini, harcın eksik alındığını, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili ile davacı arasında hiç bir akdi ilişki bulunmadığını, müvekkilinin ne tacir ne de esnaf olduğunu, emekli memur ve ev hanımı olduğunu, davacının takibe konu ettiği faturaların müvekkiline tebliğ edilmediğini, faturalara dayalı herhangi bir ticari ilişki olmadığını, likit bir alacağın söz konusu olmadığını davanın reddini talep etmiştir.
MAHKEMECE: "...Dava, itirazın iptaline ilişkindir. Muğla Esnaf ve Sanatkarlar Odasına, Fethiye Ticaret Sicil Müdürlüğüne ve Fethiye Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkerelere cevap verildiği görülmüştür.
Öncelikle uyuşmazlığın çözümü için taraf sıfatı kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir. Hemen belirtmek gerekir ki usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen bir terim de bulunmamaktadır.
Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530).
Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.
Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır).
Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir.
Taraf sıfatı, usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (defi değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hâllerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 234- 237). (HGK.'nın 11/04/2018 tarih ve 2017/14-2261 Esas, 2018/777 Karar)
Tüm dosya kapsamı ve yukarıda yapılan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar davacı şirket tarafından davalı ... adına faturalar düzenlenmiş ve bu faturalara istinaden icra takibi yapılmış ise de, davacının dava dilekçesinde de belirttiği gibi, davacı şirketin asıl ticaret yaptığı kişinin davalının oğlu olan ... olduğu, Mahkememizce yapılan tacir araştırması için yazılan müzekkere cevaplarına göre de davalının tacir olmadığı, davalı ile davacı şirket arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığı, davalının iş bu davada pasif dava sıfatının bulunmadığı anlaşıldığından açılan davanın pasif sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. '' gerekçesi ile;
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
- Davanın PASİF SIFAT YOKLUĞU NEDENİYLE USULDEN REDDİNE,
" şeklinde karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı, davacı şirket vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:
Davacı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin ısrarla kendisine daha önce yapılan ödemelerin ne sebeple ... tarafından yapıldığının 3. kişinin ...e sorduğunu ve davalı tarafın oğlu olan ... yetkilisi “söz konusu durumun herhangi bir soruna yol açmayacağını ödemelerin düzenli yapılacağını ancak anneleri aracılığı ile yapılacağının yazılı beyanlar ile davacı müvekkile sunduğunu, yerel mahkemenin söz konusu durum hakkında hiçbir delili görmeden ve inceleme yapmadan davayı usulden reddettiğini, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, taraflar arasında sözleşmeden doğan ve ödenmeyen bir borcun söz konusu olduğunu, yerel mahkemece, her ne kadar davacı şirket tarafından davalı ... adına faturalar düzenlenmiş ve bu faturalara istinaden icra takibi yapılmış ise de, davacının asıl ticaret yaptığı kişinin davalının oğlu olan ... olduğuna dair bir tespit yapmış ise de söz konusu ticaret sonrasında ödemelerin ne suretle yapıldığına dair hiçbir araştırma yapmadan davayı reddettiğini, davacı müvekkilin veya herhangi bir 3.kişinin hiçbir ücret almadan ticaret yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının kötü niyetle hareket ettiğini belirterek, kararın bozularak yeniden inceleme yapılması gerektiğini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir.
HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır.
6100 sayılı HMK’da, davanın açıldığı mahkemenin, o dava bakımından görevli olması, bir dava şartı olarak öngörülmüştür (HMK m.114/1-c). Buna göre, davanın açıldığı (özel veya genel) hukuk mahkemesinin, o davaya bakmaya görevli olması gerekir. Çünkü bir dava ancak görevli mahkemede incelenebilir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (HMK m.115/1). Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse (kural olarak) davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder (HMK m. 115/2). Bu düzenlemelere göre, mahkeme, görevli olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da (mahkemenin görevli olmadığı yönündeki) dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Fakat, mahkeme, gerek re’sen yapacağı inceleme sonucunda gerek tarafların (mahkemenin görevli olmadığı yönündeki) dava şartı noksanlığını ileri sürmesi üzerine, görevsiz olduğu kanaatine varırsa, görevsizlik kararı verecektir (m.20; m.331/2). Görevsizlik kararları, usûle ilişkin nihaî kararlardan olup, bununla, davanın esası (davacı tarafın talep sonucu) hakkında bir karar verilmemekte; dava, maddi hukuk açısından incelemeye geçilmeden, usul hukuku mevzuat hükümlerine istinaden sonuçlandırılmaktadır...'' (Bknz. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi' nin 24.12.2015 tarih ve 2015/2847 Esas 2015/13183 Karar sayılı İlamı)
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olması ve ticari işletmeleriyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan Kanun maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olması gerekli ve yeterlidir. Aynı Kanun’un 5/2. maddesinde ticari davaların, ayrı Asliye Ticaret Mahkemesi olan yerlerde o yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde görüleceği hükme bağlanmıştır.
Dava ilk olarak Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesinde Ticaret Mahkemesi sıfatıyla açılmış, Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesince de Hakimler ve Genel Kurulunun 07/07/2021 tarih, 608 sayılı kararı gereğince "Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi kurulduğu ve 01/09/2021 tarihinden itibaren faaliyete geçtiğinden ve Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi yargı çevresinin Muğla İli'nin mülki sınırları" olarak belirlendiğinden Mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatının kaldırıldığı ve Mahkemenin dava konusu somut uyuşmazlık bakımından görevsiz hale gelmesi nedeniyle mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemenin Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun tespitine dair karar verildiği kararın kesinleştiği, dosyanın Muğla Asliye Ticaret Mahkemesine gönderildiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Fethiye Ticaret sicil müdürlüğünün dosyaya sunulan yazı cevabına göre davalı tacir değildir. Yine dosyaya sunulan Fethiye Vergi Dairesi kaydına göre davalının en son 2004 yılı gelir vergisi beyannamesi verdiğini, Muğla Esnaf ve Sanatkarlar odası yazı cevabına göre de davalının esnaf kaydının olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davalı esnaf olup tacir değildir.
Görev sorunu, kamu düzenine ilişkin olup açıkça veya hiç ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemelerce kendiliğinden gözetilir.
Her ne kadar ilk derece Mahkemesince davaya Asliye Ticaret Mahkemesi olarak bakılıp pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiş ise de; görevli ve yetkili mahkemenin davanın ilk açıldığı yer olan Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, ilk derece mahkemesince görev yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilerek Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Tüm bu bilgiler ışığında; HMK'nun 353/1-a-3 maddesi gereğince kararın kaldırılarak dosyanın yargılama yapmak üzere Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Davacı şirket vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KABULÜ ile; Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/12/2022 Tarih, 2022/1189 Esas ve 2022/1046 Karar sayılı hükmün HMK'nın 353/(1). a. 3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
-
Davanın görev yönünden dava şartı yokluğundan REDDİNE,
-
Görevli mahkemenin Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna,
-
Karardan bir örneğinin istinaf kaydının kapatılması için kararı veren Muğla Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine,
-
Dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine tevzi edilmek üzere Fethiye Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmesine,
-
Kararın kaldırılması nedeniyle başvuru sırasında alınan peşin harcın başvuru sahibi davacı şirket vekiline iadesine,
-
İstinaf başvurusu aşamasında başvuru sahibi davacı şirket vekili tarafından yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,
-
Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ve harç iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 353/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 13/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:38