İzmir BAM 14. HD 2021/1810 E. 2024/696 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
bam
2021/1810
2024/696
7 Mayıs 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2021/1810
KARAR NO : 2024/696
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2018/1454
KARAR NO : 2021/683
KARAR TARİHİ : 21/09/2021
DAVA : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/11/2018
BİRLEŞEN DOSYA : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2018/345
ESAS, 2019/282 KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 26/12/2018
KARAR TARİHİ : 07.05.2024
KARARIN YAZ. TARİH : 08.05.2024
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.09.2021 tarih ve 2018/1454 Esas, 2021/683 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.
İSTEM:
ASIL DAVADA;
Davacı vekili tarafından asıl davaya ilişkin verdiği dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin satın almış olduğu kumaşları öncelikle dikim, yıkama ve son olarak düğmeleme, etiketleme ve paketlemeden ibaret finiş sürecinden sonra yurt dışı alıcısına ihraç etmekte olduğunu, çeşitli renklerdeki 1129 dahili üretim numaralı denim ürünlerinin davalı şirketçe yıkama sürecinden çıkarılıp yine finiş sürecinden sonra yurtdışı alıcısına teslim edilmiş olduğunu, bu davanın konusunu teşkil eden mavi renkli denim pantolanların 09.06.2018 tarihinde yıkama sürecinden çıkarılıp finişe verilmek üzere davalı yana teslim edilmiş olduğunu, ancak ithalatçı firmanın söz konusu 1129 dahili üretim numaralı mavi renk denim pantolonlarda yüksek ve rahatsız edici boyutta koku tespit edtmiş olduğunu, alıcı ve komisyoncuya yurt dışındaki yıkamacılardan bazılarının yoğun klor kokusunun elyafa sinmesinden ötürü yeniden yıkamaya rağmen sonuç alınamadığını söylemiş olduğunu, davalı firmaya yazılı ve sözlü olarak olanların iletilmiş olduğunu, davalı yanın yapmış olduğu iş nedeniyle kesmiş olduğu faturanın bedelinin dahi ödenmemiş olduğunu, Davacı şirket tarafından 2071 adedi 41.627,10 Euro’ya fatura edilen ürünler, ithalatçı ... firması tarafından davacı şirkete iade edilmiş olduğunu, İthalatçı ... firmasının iade ettiği ürünler üzerinden elde etmeyi umduğu 33.000,00.-Euro’yu bulan kar kaybı niteliğindeki zararını davacı şirketin başkaca satmış olduğu ürünler nedeniyle doğan cari hesabından mahsup etmiş olduğunu, davacı şirketin davalı ayıplı ediminden doğan bu kalem zararının henüz dava konusu yapılmamış olduğunu, Yukarıda belirtilen nedenlerle ile mahkemece resen gözetilecek sair nedenlerle davanın kabulüne, fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 41.627,10 Euro alacağın dava tarihinden itibaren değişken faiz yürütülerek fiili ödeme günündeki TC Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığının davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili tarafından asıl davaya ilişkin olarak verilen cevap dilekçesinde özetle; Davacıya teslim edilen malın, önce numune çalışması sonra test partisi çalışması ve nihayet bütün mal çalışması aşamalarından geçtikten sonra teslim edilmiş olduğunu, Tüm aşamaların kontrolünün davacıda olduğunu, davacı tarafından yapılmış olduğunu, Ayıp iddiasının bir rapor ile desteklenmemiş olduğunu, Davacının ayıp iddiasının gerçek olmadığını, süresinde ve geçerli bir şekilde yapılmış ayıp ihbarının da söz konusu olmadığını, Davacının aleyhine icra takibi başlatıldıktan sonra gönderilen mektubun ise davalının alacağını sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, TTK.m.23/c hükmü dikkate alındığında ise süresinde olmadığını, Davalının davacıdan 36.286,93.-TL alacaklı olduğunu, bu alacağın tahsili için İzmir 16.İcra Müdürlüğü’nün 2018/13380 sayılı dosyası ile icra takibine başlanmış olduğunu, davacının bu takibe haksız ve kötü niyetle itiraz etmiş olduğunu ve takibin durdurulmuş olduğunu, itirazın iptali ile açılan İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/345 Esas sayılı dosyası ile derdest olduğunu, Yukarıda açıklanan nedenlerle; davanıun reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.
BİRLEŞEN DAVADA;
İSTEM:
Davacı vekili tarafından birleşen davaya ilişkin verilen dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilin alacağının sağlanması amacıyla İzmir 16.İcra Müdürlüğü'nün 2018/13380 E. Sayılı dosyası ile borçlu hakkında ilamsız icra yoluyla icra takibi açıldığını, borçlunun süresi içinde borçlu olmadığını iddia ederek borca itiraz ettiğini ve takibi durdurduğunu, bu nedenle borçlunun icra dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin devamına %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili tarafından birleşen davaya ilişkin olarak verilen cevap dilekçesi ile özetle; Müvekkili tarafından ihraç edilecek 1129 artikel numaralı mavi renk denim pantolonların davacı yükümlülüğündeki yıkama işleminin ayıplı olmasından dolayı kendilerinin zarara uğradığını ve bu konu hakkında açmış oldukları dava bulunduğunu, davacının edimini ayıplı ifa etmesi nedeniyle faturadan kaynaklı alacağı talep hak ve yetkisinin olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesinin 21.09.2021 tarih ve 2018/1454 Esas, 2021/683 Karar sayılı kararı ile özetle; ''...Mahkememizce dinlenen tanık anlatımları ve taraf beyanları dikkate alındığında taraflar arasındaki sözleşmeye konu kot pantolonlarda koku sorununun olduğu ve bunun giderilmeye çalışıldığı ve kokunun açık ayıp olduğu sabittir. Kokunun giderilmesi için yapılan çalışmadan sonra davacı birleşen dava davalısı ... ürünleri olduğu gibi kabul ettiği ve herhangi bir itirazi kayıt ileri sürmediği keşif sırasında dinlenen davacı tanıkları ...'ın " Koku giderilmeyince biz malları göndermek zorunda kaldık" beyanı ile ...'ın "Biz malları göndermeden önce koku probleminden Almanya'daki alıcıya bahsettik ürünleri bu şekilde gönderdik" şeklindeki beyanları ile tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır. Ayrıca davacı birleşen dava davalısı ...'in dava öncesi ve dava aşamasında karşı tarafa iade faturası kestiği yönünde davacı birleşen dava davalısının herhangi bir beyanı ile bu yönde sunduğu bir belge bulunmamaktadır. Bu durum davacı birleşen dava davalısının ürünü olduğu hali ile kabul ettiğini göstermektedir. Davalı birleşen dava davacısının ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda davalı birleşen dava davacısının 36.286,93-TL alacağının olduğu anlaşılmış olup bu alacak miktarı taraflar arasında tartışmalı olmamakla birlikte HMK md. 222 gereğince de inceleme gün ve saatinde ticari defter ve kayıtlarını sunan tarafın defter ve kayıtlarına itibar edilmiştir. Taraflar arasında yapılmış olan sözleşmenin eser sözleşmesi olarak nitelendirilmiş olması nedeniyle TBK md. 474, md. 222 ve 223 hükümleri gereğince davacı birleşen dava davalısının açık ayıp niteliği taşıyan kokuyu bilerek kabul etmiş olması nedeniyle ayıp ihbarının bulunup bulunmadığı, süresinde olup olmadığı ayrıca değerlendirilmemiştir. Davacı birleşen dava davalısının açık ayıp niteliğindeki kokuya ilişkin hususu bilerek ürünleri teslim almış olması nedeniyle davasının reddine, fatura bedelini ödememiş olduğu anlaşıldığından faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin davanın kabulüne, İİK madde 67 gereğince hüküm altına alınan alacağın %20 'si oranında hesaplanan İcra inkar tazminatının ... Şti'den alınarak ... Şti'ne verilmesine...'' dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından verilen 05.10.2021 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle;
-Dosyada uzmanlık alanına nazaran yasa gereği hükme esas alınması gereken tekstil mühendisi bilirkişinin, davalı yanın edimini ayıplı olarak ifa ettiği ve müvekkil zararından sorumlu olduğuna dair görüşüne itibar edilmediğini,
-Asıl davada; davalı yanın, ayıpsız edimi karşılığı müvekkili tarafından ödenmesi kararlaştırılan semene; davalının ayıplı edimine rağmen müvekkilinin tam sorumlu tutulduğunu,
-Birleşen davada, davalı yan tarafından ayıplı olarak müvekkili şirkete teslim edilen hazır giyim ürünlerinin bir çok kez düzeltilmesi amacıyla davalı yana iade edildiğini, yüklenicinin kendisine iade edilen malları kayıtsız şartsız iade aldığını, bir çok kez yapılan onarım girişiminden sonra nihayet yurt dışı teslim tarihine uymak ve bu uğurda davalı yandan tazmin edilecek zararı azaltmak adına malların ihraç onayının verildiği gerçeği karşısında mahkemece TBK 474,222 ve 223. Maddelerine atıfla hatalı hukuki nitelemede bulunulduğunu, ayıplı olarak üretim yapan yüklenicinin ya da ayıplı mal satan satıcının onarım yapmak üzere malları iş sahibi yada alıcıdan iade almasına karşılık verdiği taahhüde uymadığı halde, sonradan ayıbın süresinde yapılmadığına dair defide bulunmasının objektif iyi niyet kuralını çiğnediğini, ayrıca bu şekilde davranan yüklenici yada alıcının ayıba karşı tekeffül borcundan kurtulamayacağına dair yerleşik Yargıtay kararlarının göz ardı edildiğini,
-Dinlenen tanıkların tamamının davalı iş yerinden gelen ürünlerin yoğun şekilde koku yaymasından ötürü davalıya bildirimde bulunulduğunu; salt sözlü bildirim ile de yetinilmeyip ürünlerin davalıya iade edildiğini, bu durumun birden fazla kez tekrar ettiğini beyan ettiğini, davalı tanıkları olan ... ve ...' ın son olarak ürünlerin yurt dışı ihracının zorunluğuna dair beyanlarını müvekkili şirketçe ayıbın kabulü olarak yorumladığını, halbuki müvekkili şirketin davalı yandan gelen ürünleri, birden çok kez iade ederek davalı edimini kabul etmediğine yukarıda değinildiğini, diğer yandan ürünlerin son kertede müvekkili şirket tarafından alınmadığını, doğrudan üretim aşamasının son halkası olan finiş ve paketleme atölyesine gidip buradan yurt dışına nakliye edildiğini, her ne kadar ürünlerdeki koku sorunu tam olarak çözülmese dahi ürünlerin hiç gönderilmemesinin daha ağır tazmin yükümlüğü doğuracağını, kaldı ki gönderilen ürünlerin bedel indirimi yoluyla da olsa yurt alıcısının kabulü halinde zararın azalması olasılığı da gözetilerek ihracat onayı verildiğini, müvekkili şirketin iyi niyetli bu yaklaşımının hakkaniyete de aykırı şekilde ayıplı malı kabul anlamına gelmeyeceğinin orta olduğunu, kaldı ki ürünlerin ihracat sonrası yurt dışı alıcısı tarafından görülmekle, kabule değer görülmediği; bu nedenle tamamının iade edileceği öğrenilir öğrenilmez durum whatsaap yazışması ile davalı yana iletildiğini, devamla iadeli taahhütlü mektupla ayrıntılı bildirim yapıldığını, her ne kadar müvekkili şirket tarafından imkan hasıl olur olmaz davalı yana sözlü olarak ve ürünlerin iadesi yoluyla fiili olarak ayıp ihbarında bulunulmuş ise de davalı yanın ayıplı edimini düzeltmek adına birden çok kez ürünleri teslim aldıktan sonra objektif iyi niyet kuralları gereği ihbarın süresinde yapılmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamayacağını,
-Yerel mahkemenin esasa dair eldeki hukuka aykırı kararı aynı zamanda usulü eksikliği de içinde barındırdığını, kanunla verilen kesin sürelerin yargılamanın hızlı bir şekilde yürütülerek hak kayıplarının önüne geçilmesi amacına matuf olduğu; buna göre verilen kesin sürelerinin salt davanın reddi için bir gerekçe olarak kullanılamayacağı, bu doğrultuda verilen sürelerin yapılacak işe uygun ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açık olmasının gerektiğini, mahkemenin 13.04.2021 tarih ve 1 nolu ara kararı ile ticari defterlerin mahkeme kaleminde hazır edilmesi yönünde kesin süre verildiğini, ancak diğer yandan yaşanan pandemi süreci nedeniyle 4 nolu ara karar tesis edilerek 3 nolu bent ile bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilerek duruşmayı 14.09.2021 tarihine talik ettiğini, taraflarınca 16.06.2021 tarihli talep dilekçesi ile ticari defter ve kayıtların tutulduğu yerin bildirildiğini, bilirkişi raporunun ise 06.08.2021 tarihinde mahkemeye sunulduğunu, mahkemece kurulan ara kararın çelişkili hükümler içermesi bir yana güncel Mali mevzuat gereği ticari defter ve kayıtların büyük ölçüde digital ortamda tutulduğunu, yaşanan pandemi süreci nedeniyle kurumsal firmaların kısa süreler içinde mali müşavirleri ile irtibata geçmesi ve fiziki olarak mahkeme kaleminde hazır bulundurmasının güçlüğünün taraflarınca celse arasında talep dilekçesi verilerek gereksiz duruşma talikinin önüne geçildiğinin mahkemece değerlendirilmediğini, nihayet her ne kadar davada esasa ilişkinin hatalı hukuki niteleme ile eldeki hüküm kurulmuş olsa dahi bu bentte dile getirilen usulü hatanın da hükmün kaldırılması sonucunu doğuracağının açık olduğunu,
Belirterek asıl ve birleşen davada verilen kararının kaldırılmasına, asıl davanın reddi ile davalı aleyhine alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,
Asıl dava, eser sözleşmesinin ayıplı ifa edildiğinden bahisle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Birleşen dava ise, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemlerine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi tarafından asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verildiği; verilen kararın asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür.
Taraflar arasında "mavi renkli denim pantolon yıkama işinin" yapılması hususunda sözlü eser sözleşmesi yapıldığı, asıl davada davacı-birleşen davada davalının iş sahibi, asıl davada davalı-birleşen davada davacının ise yüklenici olduğu, yüklenici tarafından 2071 adet ürünün yıkama işleminin yapıldığı ve iş sahibi tarafından bu ürünlerin yurt dışına gönderildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Asıl davada davacı iş sahibi vekili, yüklenici tarafından yıkama işi yapılan ve yurt dışına gönderilen mavi renkli denim pantolonlarda yüksek ve rahatsız edici boyutta koku tespit edildiğini, durumun yükleniciye yazılı ve sözlü olarak iletildiğini, hatta yüklenicinin yapmış olduğu iş nedeniyle kesmiş olduğu yıkamaya ilişkin fatura bedelinin bu nedenle ödenmediğini, yurt dışına gönderilen 41.627,10 Euro'ya fatura edilen 2071 adet ürünün yurt dışı firması tarafından iade edildiğini belirterek iş sahibinin uğradığı zararın tazminin talep ettiği; davalı yüklenici vekili ise, ürünlerde ayıp olmadığını, süresinde yapılmış bir ayıp ihbarı bulunmadığını savunmuştur.
Birleşen davada davacı yüklenici vekili, eser sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturalar nedeniyle iş sahibinden alacağını tahsil etmek için başlattığı takibe, iş sahibinin haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiği; davalı iş sahibi vekili ise, yüklenicinin mavi renk denim pantolon yıkama işini ayıplı ifa ettiğinden alacağının bulunmadığını savunmuştur.
Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlığın yüklenici tarafından ifa edilen "mavi renkli denim pantolon yıkama işinin" ayıplı ifa edilip edilmediği, ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediği, ayıp sebebiyle iş sahibinin uğradığı zararın bulunup bulunmadığı, yüklenicinin yapılan iş nedeniyle düzenlediği faturalar nedeniyle iş sahibinden alacaklı olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır.
Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK'nın 474-478. maddeleri arasında düzenlenmiştir. TBK'nın 474. maddesi ayıbı işin kusurlu olması veya sözleşmeye aykırı bulunması olarak tanımlamıştır. Ayıp eserde olması gereken lüzumlu vasıfların veya sözleşmede kararlaştırılan vasıfların eksikliğini ifade etmektedir. TBK'nın 474/I. maddesine göre iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir süre içinde eseri muayene edip varsa ayıplarını yükleniciye bildirmesi gerekir. TBK'nın 474/1. maddesine göre açık ayıplarda bildirimin "işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz" diğer bir ifadeyle işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir süre içinde, TBK'nın 477/3. maddesine göre gizli ayıplarda ise gecikmeksizin (öğrenir öğrenmez) yapılması gerekir.
Öte yandan, YHGK'nın 13.05.2009 tarih ve 13-160 E., 185 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, ayıp ihbarı kural olarak şekle tabi bulunmayıp içeriği itibariyle ayıptan karşı tarafın haberdar olmasını sağlamaya elverişli her türlü ihbarın, ayıp ihbarı olarak kabulü mümkün olup, tespit dilekçesinin ya da raporunun tebliği işleminin de ayıp ihbarı niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. (Yargıtay 6.HD'nin 2022/5124 Esas ve 2024/40Karar )
Ayıp ihbarının yapıldığı savunması tanık dahil hür türlü delil ile ispata elverişlidir. (Yargıtay 15.H.D.2015/4566 Esas ve 2016/2604 Karar sayılı karar)
Somut olayda, ilk derece mahkemesi tarafından eser sözleşmesine konu ürünler üzerinde tekstil mühendisi bilirkişi aracılığıyla keşif yapıldığı, düzenlenen bilirkişi raporunda ürünlerde klor kokusunun olduğunun belirtildiği; keşif esnasında dinlenen davacı tanıkları ve davalı tanığının alınan beyanlarından iş sahibi tarafından yükleniciye ayıp ihbarının yapıldığının anlaşıldığı, ayrıca iş sahibinin ürünleri yurt dışındaki alıcıya göndermesinden sonra ürünlerdeki koku nedeniyle ürünlerin yurt dışından iade edilmesi üzerine yükleniciye durumu iadeli taahhütlü mektupla bildirdiği; buna göre eserin açık ayıplı olduğu ve ayıp ihbarının süresinde yapıldığından yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu olduğu; iş sahibinin ayıpların giderilmesine çalışılmasından sonra ürünleri yurt dışındaki alıcısına göndermesinin veya iade faturası kesmemesinin ürünleri "ayıplı olarak kabul ettiği" şeklinde yorumlanamayacağından Mahkemece iş sahibinin "açık ayıp niteliğindeki kokuya ilişkin hususu bilerek ürünleri teslim almış olması nedeniyle" asıl davanın reddine ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüştür.
Yargılama esnasında ilk derece mahkemesi tarafından 13.04.2021 tarihli celsede 1 nolu ara kararı ile 26.05.2021 günü saat 14.00 de mahkeme duruşma salonunda tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılacağından tarafların ticari defter ve kayıtlarını mahkeme kaleminde hazır etmeleri yönünde kesin süre verildiği, kesin süre içinde hazır etmedikleri takdirde ticari defter ve kayıtları ibraz etmekten vazgeçmiş sayılacakları ve karşı tarafın usulüne uygun tutulmuş olan defterlerine itibar edileceği ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edildiği, asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından inceleme günü olan 26.05.2021 tarihinde ticari defterlerin mahkeme duruşma salonunda hazır edilmediği gibi bu tarihe kadar ticari defter ve kayıtların yerinde incelenmesi talebinde de bulunulmadığı, bu tarihten sonra 16.06.2021 tarihinde sunulan dilekçe ile ticari defter ve kayıtların yerinde incelenmesi talebinde bulunduğu, bu kapsamda kesin süre içinde ticari defter ve kayıtlar sunulmadığından bilirkişi tarafından inceleme yapılamadığı, Mahkemece aynı celsede tesis edilen 4 nolu ara kararın çelişki yaratmadığının anlaşılması nedeniyle yargılama esnasında usulü hata yapıldığına yönelik asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, keşfe katılan ve rapor düzenleyen tekstil mühendisi bilirkişiden denetime ve hüküm kurmaya elverişli şekilde, asıl dosya kapsamında ayıp nedeniyle davacı iş sahibinin uğradığı zarar olup olmadığı, zarar varsa miktarı hususlarında; birleşen dava kapsamında ise ayıp nedeniyle iş bedelinden indirilmesi gereken bedelin miktarı hususlarında taraf vekillerinin rapora itirazları da değerlendirilmek suretiyle ek rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre asıl davada ve birleşen davada hüküm kurulmalıdır.
Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Asıl davada davacı. birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile,
-
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.09.2021 tarih ve 2018/1454 Esas, 2021/683 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1). a. 6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
-
Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
-
Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına,
-
Asıl davada davacı. birleşen davada davalı vekili tarafından yatırılan toplam (59,30 + 619,69 TL) 678,99 TL istinaf peşin karar harcının istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran asıl davada davacı. birleşen davada davalıya iadesine,
-
Asıl davada davacı. birleşen davada davalı vekili tarafından yatırılan 324,20 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
-
Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:19