SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2023/2001

Karar No

2024/1497

Karar Tarihi

12 Eylül 2024

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2023/2001

KARAR NO : 2024/1497

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 06.09.2023

NUMARASI : 2021/852 E. - 2023/678 K.

DAVANIN KONUSU : Alacak

KARAR TARİHİ : 12.09.2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 12.09.2024

Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 2.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.09.2023 gün ve 2021/852 E. - 2023/678 K. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

DAVA : Davacı vekili, davalı şirketin dava dışı ... TAŞ'nin ana ortağı olduğunu, dava dışı ...'ın ... ünvanlı şirkete iştirak etmek amacıyla 23.06.2005 tarihinde İtalya merkezli ... ünvanlı şirketin % 99,01 hissesini davalı şirketten 85.000 Euro karşılığı 139.519.000,00-TL bedelle satın aldığını, satış bedelinin tamamını yabancı bir finans kurumundan temin edilen kredi ile karşıladığını, ... tarafından ... 'nin satın alınması nedeniyle 101.811.908,50-TL gidere katlanıldığını, ...'ın 03.04.2009 tarihinde ... şirketindeki paylarının tamamını satın alma bedeli olan 85.000 Euro karşılığı 185.036.500,00-TL bedelle şirketin ana ortağı olan davalı şirketin bir bağlı ortaklığı olan ... 'ya sattığını, bu konuya ilişkin vergi denetimi yapılması sonucu düzenlenen raporda bu satım işleminin davalı ana ortağa kazanç aktarmak amacıyla yapılan muvazaalı bir işlem olduğunun tespit edildiğini, gerçekte ... paylarının satın alınmasında kullanılan kredinin bedelsiz olarak ana ortağa kullandırılmasının amaçlandığını, satış fiyatının emsallerine göre bariz şekilde düşük belirlendiğini, böylece 101.811.908,00-TL finansman giderinin ... tarafından üstlenilerek bu tutarın örtülü olarak davalı şirkete aktarıldığını, dava dışı şirketin zarara uğratıldığını, halka açık bir şirket olan ...'ın paylarının borsada işlem gördüğünü, örtülü kazanç aktarımı yoluyla ...'ın sermayesinin azaltıldığını, kendilerine kazanç aktarımı yapılan tarafların aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorunda olduğunu, dava dışı şirketin uğradığı sermaye kaybı zararının davalı tarafça giderilmemesi nedeniyle kurulun dava açma yetkisini kullandığını, belirterek; fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak şimdilik davalı şirkete aktarılan 1.018,119-TL'nin ve yasal faiziyle birlikte ... TAŞ'ye iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile dava değerini 101.811,908-TL olacak şekilde artırmıştır.

CEVAP : Davalı vekili, davalı şirketin İtalya'da kurulu olması nedeniyle davanın yabancılık unsuru taşıdığını, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin yetkisinin iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları uyarınca tayin edileceğini, MÖHUK'un özel yetki kurallarının uygulama alanlarının bulunmadığını, ... 'nın 94.maddesinde veya diğer maddelerinde davacı kurula sermayesinin azaltıldığını iddia ettiği şirketin ticari merkezinde dava açma yetkisini tanıyan bir düzenlemeye yer verilmediğini, davalı şirketin yerleşim yerinin Roma'da bulunduğunu, yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, örtülü kazanç aktarımı iddiasında her halde 3 yıl içinde iptal, 5 yıl içinde de butlan ya da yokluğun tespiti davası açılması gerektiğini, hak düşürücü niteliğinde olan bu süreler içinde bu şekilde bir tespit davası açılmadığını, davacı kurulun talep sonucunu kısmi olarak belirlemesi ve kısmi dava açmasının mümkün olmadığını, örtülü kazanç aktarımı iddiasına ilişkin işlem hakkında vergi dairesi tarafından yapılan işlemin iptali amacıyla vergi mahkemesinde açılan davanın derdest olup bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacı kurulun taraf sıfatı bulunmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, örtülü kazanç aktarımı yasağına aykırı bir işlem bulunmadığını, hisse satış işlemi yapıldığı dönemin şartları ve ...'ın kendisine özgü koşulları göz önünde bulundurulduğunda satın alma ve satış işleminin tamamen ticari ve ekonomik gerçekliklere uygun olduğunu, ...'ın Türkiye'de ve dünyada ekonomik gelişmelere paralel olarak büyük bir beklenti ile bu yatırım ve diğer yatırımları gerçekleştirdiğini, ancak ekonomik krizin derinleşmesi ve ...'ın döviz kredi borcunun yüksek olması nedeniyle yönetimin basiretli bir şekilde davranarak daha büyük zararların önüne geçtiğini, satış işleminin transfer fiyatlandırmalarının düzenlemelerine ve emsallerine uygun olarak gerçekleştirildiğini, kurulca emsal alınan bedelin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını, belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, ve tüm dosya kapsamına göre, MÖHUK m. 41 - 46 maddelerde düzenlenen özel yetki kuralları söz konusu olmadığından ve taraflar arasında yapılmış bir yetki sözleşmesi bulunmadığından 40. madde uyarınca Hukuk Muhakemeleri Kanuna göre yetkili mahkemenin belirlenmesinin zorunlu olduğu, HMK'ya göre ise özel yetkili mahkeme belirlenmediği sürece, davanın davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılacağı, 6100 sayılı HMK’nın 6. maddesi gereğince genel yetkili mahkemenin davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğu, davalı ... 'nın İtalyan kanunlarına göre kurulduğu ve ticari merkezinin İtalya'da olduğu, dava dilekçesinde de davalının yerleşim yerinin Roma - İtalya olarak gösterildiği, davanın Roma - İtalya'da görülmesi gerektiği, mahkemenin milletlerarası yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle yetki itirazının kabulü ile dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

DAİREMİZİN 18.10.2021 TARİH VE : 2021/645 E. 2021/1193 K. SAYILI KALDIRMA KARARI ÖZETİ : ...'nun ... Kanundan doğan görevi gereğince dava dışı ...'ın ile şirketin azınlık pay sahipleri ve ... yatırımcılarının zararlarının giderilmesi için dava açtığı, örtülü kazanç aktarımında dava sonucunda elde edilecek sonuç ...na ait olmayacak olup bilakis kazancı örtülü olarak aktarılan şirket ile onun hissedarlarına ait olacağı, ... gereğince dava açma görevini ...na ait olduğu, ..., davayı şirket ve onun azınlık hisse sahipleri yararına açmakta olup bu davanın davacıları dolaylı olarak zarara uğratılan şirket ve onun azınlık hisse sahipleri olduğu, kanun ile örtülü kazanç aktarımınıb açıkça yasakladığı, kanunun açıkça yasakladığı eylemin TBK md. 49 gereğince haksız fiil teşkil ettiği, haksız fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer ve zarar gördüğü iddia edilen dava dışı şirketin yerleşim yeri şirket merkezinin bulunduğu İzmir olduğu, bu haksız fiillden doğan zarar, zarara uğratılan şirketin merkezinin bulunduğu yerde meydana geldiğini, bu nedenlerle HMK md. 16 gereğince haksız fiilin gerçekleştiği, zararın meydana geldiği, gelme ihtimalinin bulunduğu ve haksız fiilden zarar gören şirketin merkezinin bulunduğu yer olan İzmir Mahkemelerinin yetkili olduğu, davacı tarafından seçimlik hakkı kullanılarak İzmir Mahkemesinde dava açıldığı gözetilerek yabancı uyruklu davalının yetki itirazının reddi ile işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek; kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.

KALDIRMA KARARINDAN SONRA İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; 6362 sayılı ... Kanunu gereğince örtülü kazanç elde edenler aleyhine ...'nun zarara uğratılan halka açık şirket adına dava açma hak ve yetkisinin bulunduğu, ... Kanunu'nun tabi ihraççıların, kanuna, sermaye piyasası mevzuatına, esas sözleşme ve fon iç tüzüğü hükümlerine veya işletme maksat ve mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açtığının Kurulca tespit edilmesi hâlinde Kurulun iptal davası ve butlan veya yokluğun tespiti davası açması gerektiğine dair süreler ön görülmüş ise de haksız iş ve eylemlerden doğan zararın tazminine yönelik dava açılmasına dair herhangi bir hak düşürücü süre düzenlenmemiş olduğu, 2009 yılında satılan dava dışı ... Şirketi'nin 2009 yılındaki satış değerinin yaklaşık 124.879.233,00-Euro olduğu, şirket değerlemesinde şirketin bilinen en son dönem bilanço ve kayıtların esas alınması gerektiği, keza satış tarihi itibarı ile satışa esas değerin tespit eden kişilerce bilinmeyen döneme ait varsayıma dayalı olarak önceden hesaplama yapmaları ve şirket değerini bu şekilde gerçeğe uygun olarak tespit etmeleri mümkün olmadığı, davalı tarafın iş bu değerin altında dava dışı şirketi 85.000.000,00-Euro karşılığı bağlı dava dışı ... ya satışı suretiyle, şirketin gerçek değerinin 39.879.233,00-Euro luk bir fark oluşmasına sebebiyet verildiği, davalı şirketin hakim ortağı olduğu, dava dışı ... TAŞ ye kredi kullandırmak suretiyle kendi şirketine bağlı bulunan ... şirketini 85.000.000,00-Euroya 2005 yılında satın aldırmak, bilahare iş bu şirketi 2009 yılında aynı bedel ile bağlı şirketine devir ettirmek suretiyle, dava dışı ... TAŞ nin, dava dışı şirketin satın alınmasından dolayı kullanılan krediden kaynaklı olarak 101.811.908,00-TL finansman gideri zararına sebebiyet verdiği, iş bu zararın davalı şirketten tazmini gerektiği, davaya konu tazminat alacağı, haksız fiilden kaynaklanmakta olup gerek 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu 60. Maddesi ve gerekse de Türk Borçlar Kanunu 72. Maddesinde, haksız fiilden doğan alacaklarda, zaman aşımı süresinin on yıl olarak düzenlendiği, yine gerek 818 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ve gerekse de Türk Borçlar Kanunu'nun 72. Maddesinde, tazminat, ceza kanunlarında daha uzun bir zaman aşımını ön gördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, iş bu ceza zaman aşımı uygulanacağı düzenlenmiş olup Sermaye Piyasası Kanunu'nun 110/1 ve Türk Ceza Kanunu'nun 155/2. maddesinde düzenlenen ve bir yıldan yedi yıla kadar cezayı gerektiren haksız fiil için Türk Ceza Kanunu'nun 66/1-d maddesinde on beş yıllık zaman aşımı süresinin düzenlendiği, ceza zamanaşımı süresi itibarı ile gerek dava tarihi gerekse de ıslah tarihi itibarı ile alacak hakkı zamanaşımına uğramadığı halde sehven bu husus gözden kaçırılarak ıslah ile arttırılan miktar yönünden alacağın zamanaşımına uğradığı kabul edilerek; davacının davasının kısmen kabulüne fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı ve davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davacı kurulun iade ve ıslah talebinin zamanlaşımına uğramadığını, davanın konusu olan borcun kaynağı sebepsiz zenginleşme değil; haksız fiil olduğunu, haksız fiile ilişkin fiil ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı ve her halükarda zarara yol açan fiilin meydana gelmesinden itibaren işleyecek sürenin ise 10 yılı aşamayacağını, haksız fiilin ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğması halinde, bu zamanaşımı süresinin uygulanacağını, somut olaya uygulanacak kanun maddesi İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından SPKn md. 110 olarak belirlendiğini ve anılan kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi’nin 06.03.2023 tarihli ve 2022/2732 E - 2023/1037 K sayılı kararıyla kesinleştiğini, güveni kötüye kullanma fiiline uygulanan zamanaşımı süresinin somut olaya uygulanması gerektiğini, güveni kötüye kullanma fiilinin nitelikli hali için zamanaşımı süresi on beş yıl olduğunu, ıslah tarihinde on beş yıllık sürenin dolmadığını davanın ıslah edilen tutar üzerinden kabulüne karar verilmesi gerektiğini, örtülü kazanç aktarımına konu tutarın şirkete iadesine ve tahsiline ilişkin davacıya kurulua takip yetkisi verilmesine karar verilmesi gerektiğini, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının dava takip yetkisi bulunmadığını, davaya konu satış işleminin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 2499 sayılı ... Kanunu'nda davacını iade davası açma yetkisi bulunmadığını, iade davası açma yetkisinin ...'a ilk kez 30 Aralık 2012 tarihinde 6362 sayılı ... m. 94 kapsamında tanındığını, dava şartlarından biri olan dava takip yetkisi yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, somut olayda örtülü kazanç aktarımı yasağına aykırı bir işlem bulunmadığını, hisse satın alma ve satış işleminin şartlarını hem de ...'ın kendine özgü şartlarını göz önünde bulundurmadığını, ... tarafından ... hisselerinin satın alınması ve daha sonra tekrar satılması ticari ve ekonomik gerekçelere uygun olduğunu, ...’ın ... hisselerini aldığı tarihteki ekonomik koşullar ile sattığı tarihteki ekonomik koşullar arasında ciddi bir fark bulunduğunu, dava konusu işlemin örtülü kazanç aktarımı teşkil etmediğinin Vergi Mahkemesi ve Danıştay kararlarıyla kesin olarak ortaya konulduğunu, davacının iadeye ilişkin istemi tümden zamanaşımına uğradığını, iade talebinin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını, davacının örtülü kazanç aktarımı iddiasına ilişkin tespitini 03.04.2013 tarihli denetleme raporu ile yaptığını, bu konuda 29.08.2014 tarihinde de karar aldığını, sebepsiz zenginleşme temeline dayalı iade talebi çerçevesinde davacının bu talebini zenginleşmenin öğrenilmesinden itibaren en geç 2 yıl içerisinde yöneltmesi gerektiğini, davacın süresinde dava açmadığını, davada ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği kanaatinde ise bu kez davanın ıslah edilen kısım yönünden reddinin gerektiğini, örtülü kazanç eyleminin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda örtülü kazanç aktarımının ceza üst sınırı 5 yıl olarak düzenlenmişken (m. 47/1/A-6), daha sonra yürürlüğe giren 6362 sayılı ... Kanunu'nda bu ceza üst sınırı 7 yıl olarak düzenlendiğini, Türk Ceza Kanunu m. 7/2 uyarınca, failin lehine olan hüküm uygulanacağından verilecek ceza 5 yılı aşamayacağını, TCK m. 66/1/e uyarınca 5 yıla kadar hapis cezası verilebilecek suç için zamanaşımı 8 yıl olduğunu, düzenlenen iddianame nedeniyle dava zamanaşımının kesildiği ve yarı oranında uzatılması gerektiği kabul edilse dahi uygulanacak zamanaşımı 12 yıl olacağını, ceza dava zamanaşımı 20.03.2021 tarihinde dolduğunu, davacının iade davası açma yetkisi süre bakımından sınırlandırıldığını, iddia edilen örtülü kazanç aktarımı işleminin 03.04.2013 tarihli denetleme raporunda tespit edildiğinin beyan edildiğini, buna rağmen bu tarihten itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde huzurdaki davayı açılmadığını, davalı şirketin davada taraf sıfatı bulunmadığını, şirketin davacı kurulun haksız şekilde örtülü kazanç aktarımı olarak tanımladığı işlemde örtülü kazanç olarak nitelendirilen tutarın aktarıldığı tarafı olmadığını, belirterek kararın kararın kaldırılmasını istemiştir.

GEREKÇE : Dava, örtülü kazanç aktarımı yolu ile dava dışı şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla zarar bedelinin davalı şirketten alınarak dava dışı şirkete iadesi istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

  1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.

  2. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir. (AYM, Birinci Bölüm, Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017,)

  3. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Bu hak, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir, Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. (AYM, Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013) Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Yargılama sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi hak ihlaline neden olabilecektir. Bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması gerekçeli karar hakkı yönünden zorunludur. (Anayasa Mahkemesi, Sencer Başat ve diğerleri, B. No: 2013/7800, 18/6/2014 )

  4. Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

  5. Eldeki davada, tefhim edilen kısa kararda davanın kısmen kabulü ile fazlaya ilişkin talebin davanın reddine, karar verilmiş olmasına rağmen gerekçeli kararda davalı şirketin hakim ortağı olduğu, dava dışı ... TAŞ ye kredi kullandırmak suretiyle, kendi şirketine bağlı bulunan ... şirketini 85.000.000,00-Euroya 2005 yılında satın aldırmak, bilahare iş bu şirketi 2009 yılında aynı bedel ile bağlı şirketine devir ettirmek suretiyle, dava dışı ... TAŞ nin, dava dışı şirketin satın alınmasından dolayı kullanılan krediden kaynaklı olarak 101.811.908,00-TL finansman gideri zararına sebebiyet verdiği, iş bu zararın davalı şirketten tazmini gerektiği, davaya konu tazminat alacağı, haksız fiilden kaynaklanmakta olup gerek 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu 60. Maddesi ve gerekse de Türk Borçlar Kanunu 72. Maddesinde, haksız fiilden doğan alacaklarda, zaman aşımı süresinin on yıl olarak düzenlendiği, yine gerek 818 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ve gerekse de Türk Borçlar Kanunu'nun 72. Maddesinde tazminat, ceza kanunlarında daha uzun bir zaman aşımını ön gördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa iş bu ceza zaman aşımı uygulanacağı düzenlenmiş olup ... Kanunu'nun 110/1 ve Türk Ceza Kanunu'nun 155/2. maddesinde düzenlenen ve bir yıldan yedi yıla kadar cezayı gerektiren haksız fiil için Türk Ceza Kanunu'nun 66/1-d maddesinde on beş yıllık zaman aşımı süresinin düzenlendiği, ceza zaman aşımı süresi itibarı ile gerek dava tarihi, gerekse de ıslah tarihi itibarı ile alacak hakkı zaman aşımına uğramadığı belirtilmek sureti ile kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur. Zira, davacının ıslah beyanına karşı davalının zamanaşımı defi dikkate alınaarak kısa kararda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen gerekçede davacının ıslah talebinin zamanaşımına uğramadığının belirtilmesi çelişkilidir.

  6. İstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi veya gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesinin yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir.

  7. İstinaf incelemesi yapılan yukarıda yazılı kararın gerekçesinde, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillere, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin çelişkili olduğu anlaşıldığından HMK’nın 297. maddesinde belirtilen şekilde ve denetime elverişli gerekçe içerir ve denetlenebilir bir hüküm olduğundan söz edilemez.

  8. Kabule göre de; ... Kanunu'nun 21., 94. ve 110.maddelerine göre örtülü kazanç aktarımına konu zararın davalılardan tahsili ile şirkete ödenmesinin talep edildiği anlaşılmakla, örtülü kazanç aktarımı olarak kabul edilen paranın davalılardan faizi ile birlikte tahsili ile doğrudan ... TAŞ'ye ödenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde de hukuki isabet görülmemiştir.

Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1. Tarafların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1. a. 6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,

2. İzmir 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.09.2023 tarih 2021/852 E. .  2023/678 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3. Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4. Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına 

5. İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınkonusutarihözetisayılıistinafdereceizmirgerekçeöncekikaldırmanedenlerimöhukkararınınkararısonraAlacakdairemizinmahkemesicevapkararından

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim