Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bam
2024/693
2024/1310
3 Temmuz 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/693
KARAR NO : 2024/1310
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 07.06.2023
NUMARASI : 2020/521 E. - 2023/460 K.
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 03.07.2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 03.07.2024
İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.06.2023 tarih 2020/521 E. - 2023/460 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili, katılma yoluyla davacı vekili ve yine katılma yoluyla davalı ... vekili vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA : Davacı vekili, davacının tarafların ortağı olduğu şirketin %10 paylı ortağı olup, TTK'nun 411 ve 412.maddesine göre olağanüstü genel kurul toplantısı talep edilmesine rağmen şirketin, TTK'nun 414.maddesine göre 05/03/2020 tarihinde 2019 yılı olağan genel kurul toplantısı yaptığını, genel kurul daveti için gönderilen ihtarnamede; şirket taşınmazlarının gerçek bedellerinden çok düşük şekilde satıldığını, şirketin kötü yönetildiği ile yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarılması için bir komisyon kurulmasına ilişkin istemlerinin, yönetim kurulunca gündeme alınmadığını ve görüşülmediğini, davacının toplantıda şirket kayıt ve belgelerinin özel denetçi tayini yoluyla incelenmesi konusundaki talebinin toplantı gündeminin 10.maddesinde görüşülmek üzere ilave edildiğini ve oy çokluğuyla davacının talebinin reddedildiğini, bunun üzerine İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/228 esas sayılı dosyasında özel denetçi atanması talebi ile açtıkları davanın TTK'nun 437.maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedildiğini, sermaye şirketlerinin amacının kar elde etmek olmasına rağmen, davalı şirketin kar etmek bir tarafa tüm varlıklarını satmaya başladığını ve gider kalemleriyle elde edilen gelirleri de yok ettiğini, şirket adına kayıtlı taşınmazların gerçek bedellerinin çok altında düşük bedellerle satıldığını ve şirket yetkilisi ... ile onun belirlediği bazı akrabalarına peşkeş çekildiğini, şirketin elde ettiği satış gelirleri ile elde ettiği taşınmaz kira gelirlerinin de anlaşılamayan şekilde yok edildiğini, davacının bu konulardaki hiçbir sorusuna yönetim kurulu tarafından olumlu yanıt verilmediğini ve gündeme dahi alınmayan bu konuların kapatıldığını, şirketin tüm ortaklarının kardeş olup, yönetim kurulu başkanı ...'ın yıllardır kafasına göre takılmak suretiyle ve sorulduğunda hesap vermeden yönetmekle birlikte şirketi sürekli olarak kendisine borçlandırdığını, özvarlıkları 15 milyon TL olan şirketin, yetkili ...'a 7 milyon TL'yi aşkın borçlanmasının akıl alır gibi olmadığını, davacının genel kurul toplantısında yönetim kurulunu ibra etmediğini, davalıların 10 yılı aşkın süredir yönetim kurulu başkan ve üyesi olup, genel kurul toplantısında sunulan mali tablolarla şirket mallarının ucuza satıldığının, satıştan elde edilen gelirlerin banka faizleri hariç başkaca giderler adı altında harcandığının, şirketin zarar ettiğinin, bankalarla anlaşarak mevcut borçları ödememesi nedeniyle sürekli olarak faiz ödeyerek şirketin büyük zararlara sürüklediğinin aşikar olduğu gibi şirketi basiretli olarak yönetmeyerek hatta kötüniyetli fiktif hareketlerle zarara uğrattıklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, harcama tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faizleriyle birlikte 10.000-TL tazminatın, davalıların müştereken ve müteselsilen ... Şirketine ödemelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı ... vekili, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davanın mesnetsiz soyut ve kötü niyetli olduğunu, davacının TTK'dan doğan haklarını kullanmadan bağımsız denetçi atanmasını talep ettiğini, yerinde bir kararla mahkemenin talebi reddettiğini, davacının amacının mahkemeye özel denetçi yerine koyarak inceleme yaptırma ve azınlık olarak çoğunluğa rahatsızlık vermek olduğunu, davacının tüm genel kurullara katılıp, son toplantı hariç diğer toplantıların tamamında yönetim kurulunu ibra ettiğini, dava dilekçesindeki iddiaların soyut olup gerçek olmadığını, somut bir isnadın ileri sürülmediğini, müvekkili olan davalının şirketten 7 milyon TL alacaklı olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının bilançolardan ve taşınmazların satışından bilgi sahibi olduğunu, Antalya'daki taşınmaz satışının davacının imzasının da bulunduğu genel kurul tutanaklarında yer aldığını, satıştan önce gayrimenkul değerlemesinin yapıldığını, şirketin banka borçlarının artmadığı gibi aksine yıllara sari olarak azaldığını, soyut iddialara karşı savunma yapılamayacağı gibi mahkemelerin de soyut iddialara dayalı olarak bir yargılama yapamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, şirketin tüm paylarının aileye ait olup, müvekkili olan davalının 31/07/2012 tarihinden bu yana yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirketin mali tablolarının, yönetim kurulunun borç azaltma yönünde irade sergilediğini ortaya koyduğunu, 2017 ve 2019 yıllarında yapılan genel kurul toplantılarında davacının yönetim kurulu üyelerini ibra edip, davalıların yönetici olarak seçilmesinde olumlu oy kullandığını, 2020 yılında yapılan 2019 yılına ait olağan genel kurul toplantısında ibra konusunda olumsuz oy kullandığını, 2019 yılına kadar davacı ile ... arasında bir uyuşmazlık bulunmadığını, davacının ecri misil talepli dava açması yanında davalı ... ve şirket hakkında icra takibi yaptığını, buna karşı açılan menfi tespit davasının derdest olduğunu, davacının özel denetçi atanması talepli davasının usulden reddine karar verildiğini, Antalya'da satılan taşınmazın gayrimenkul değerleme raporu alınarak ve şirket menfaati gözetilerek satışının yapıldığını, davacının 2019 yılındaki genel kurul toplantısında bu satışa ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığını, TTK'nun 558(2).maddesi uyarınca davacının satış işlemini bilmesi ve 05/03/2020 tarihinde ibra kararının alınması nedeniyle davacının dava açma hakkının 05/09/2020 tarihinde düştüğünü, dava dilekçesindeki iddiaların tamamıyla soyut olduğunu, mahkeme tarafından iddiaların somutlaştırılması için verilen sürede davacı tarafça sunulan dilekçede, soyut iddiaların tekrar edildiğini, vekilin özgeçmişine yer verdiğini, mahkemenin görüş beyan ettiğini ileri sürdüğünü, ara karardan dönülmesini ya da çekilme kararı verilmesini talep ettiğini, bu dilekçeden davacı tarafın genellemeler marifetiyle şirket ile ilgili inceleme yapılmasını temin etmeye çalıştığının anlaşıldığını, taşınmazların değerinin altında satıldığını, şirket giderlerinin çok fazla olduğuna ilişkin iddiaların zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli olacak şekilde ortaya konmasının şart olduğunu, somutlaştırma yükü konusundaki eksiğin tamamlanmaması için verilen kesin süre içinde somutlaştırma yükünün yerine getirilmediğinin anlaşıldığını, bu nedenle ilk duruşmada davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili olan davalının sorumluluğunu doğurucu eylemin ortaya konamadığını, kusur ve zararın ispat edilemeyeceğini, ibra kararları nedeniyle yalnız 2019 yılı faaliyet dönemine ilişkin inceleme yapılabilecek ise de bu faaliyet dönemine ilişkin dava açma hakkının düştüğünü, hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresinin geçtiğini savunarak, davanın hak düşürücü süre ile esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusunun ve dava dilekçesindeki sonuç talebin, davalı yöneticilerin tarafların ortak olduğu şirketi zarara uğrattıkları iddiası ile tazminata hükmedilmesi olduğu, açıklanan yasal düzenlemeler gereği davanın, zorunlu arabuluculuk hükümlerine tabi olmasına bağlı olarak, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmasının zorunlu olmasına göre, anlaşamama halinde buna ilişkin son tutanak aslının veya onaylanmış örneğinin, dava dilekçesine ekli olarak sunulması zorunlu olmasına rağmen davacı tarafça, dava açılmadan önce ve ön inceleme duruşmasına ve hatta karar tarihine kadar zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadığı, duruşma açılmadan ve ön inceleme duruşmasında bu eksiklik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmediği ve tahkikat aşamasına geçilmiş ise de, davalı taraf vekillerinin tahkikat aşaması sırasında sundukları zorunlu arabuluculuk yoluna gidilmemesi nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi talepli 28/02/2023 tarihli dilekçelerini sunmaları üzerine, 01/03/2023 tarihli ara kararı ile tahkikata ilişkin işlemler durdurularak dosyanın bilirkişilere tevdi edilmemesine karar verildiği, davacı tarafça, bu karardan sonra duruşmaya kadar zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulup, son anlaşamama tutanağının sunulmadığı, bu konudaki eksikliğin giderilmediği dikkate alınarak davanın niteliği itibariyle zorunlu arabuluculuk yoluna tabi olduğu, tamamlanabilir nitelikteki dava şartı eksikliğinin duruşma gününe kadar davacı tarafça yerine getirilmediği, buna göre yargılamaya devam edilmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle 7155 Sayılı Kanunun 20. maddesi ile 6102 Sayılı TTK'na eklenen 5/A maddesi ve 7155 Sayılı Kanunun 23. maddesi ile 6325 Sayılı Hukuk uyuşmazlıklarında Arabulucuk Kanununa eklenen 18/A-2 maddesi uyarınca arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması nedeniyle, TTK'nın 5/A 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-2 ve HMK'nın 114 (2 ) ve 115 (2) maddeleri uyarınca; davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, Ankara BAM 21.Hukuk Dairesinin 04/03/2021 günlü 2020/1400 esas ve 2021/340 sayılı ilamında da belirtildiği üzere yasal düzenleme gereği davanın zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmaması halinde davalı tarafa dava dilekçesi tebliğ edilmeksizin usulden reddine karar verilmesinin gerekmesine göre dava dilekçesinin tebliğ edilmesi ve yargılama yapılması halinde davalı tarafın kendini vekil ile temsil ettirmesi halinde bu durumun davacı aleyhine sonuç doğurmaması gerektiği gözetilerek davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş ve HMK'nun 326(1) maddesi hükmü gereği davacı tarafın yargılama giderleri ile sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.
Karara karşı davalı ... vekili, katılma yoluyla davacı vekili ve yine katılma yoluyla davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Katılma yoluyla istinafa gelen davacı vekili, mahkemece, davalıların itirazı neticesinde tahkikata ara verildiği, bu arada taraflarının da arabuluculuğa başvurup son tutanağı ibraz etmedikleri belirtilmiş ise de, dava şartı olan arabuluculuğun dava açılırken yok ise sonradan tamamlanabilen bir şart olmadığını, dava görevsizlik ile gönderilmiş olsa bile görevli mahkemeye gittiği aşamada bile arabuluculuk şartının tamamlanmasının kabul görüp görmeyeceğinin bile tartışmalı olduğunu, bu sebeple mahkemenin gerçekten de gerekli olmayan arabuluculuk dava şartı sebebiyle davayı reddetmek için gerekçe ürettiğini, eldeki davada arabuluculuk dava şartı olmadığını, bu davadaki öncelikli talebin şirket yetkililerin şirketi zarara uğratıp uğratmadıklarının tespiti olduğunu, şirketin zarara uğratıldığının tespiti halinde hüküm ifade edebilecek bir talep mevcut olduğunu, tespit hükmünde olan menfi tespit davalarında bile artık arabuluculuğun zorunlu dava şartı olmaktan çıktığını, konusu bir miktar paranın ödenmesi talepli olan alacak ve tazminat talepli ticari davaların zorunlu arabuluculuk kapsamında tutulduğunu, bu davada davacının şirketin ortağı olup, davalıların şirketi zarara uğratıcı işlemler yaptığı iddiası ile bu zararın şirkete ödenmesi talebi ile bu davayı açtığını, davacının kendisi için istediği bir bedelin tahsili veya tazmini olmadığını, burada hakkı korunmak istenen veya lehine ödenmesi yapılması istenenin dava dışı şirket olduğunu, bu sebeple davacının kendisi için bir alacak iddiası olmadığı ve kendisi için bir tahsilat talep etmediği bir davada dava şartı arabuluculuğun varlığını düşünmenin doğru olmadığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davalı ... vekili, mahkemece davanın usulden reddine dair verilen karara katıldıklarını, lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, arabuluculuk dava şartına ilişkin olarak itirazın 28/2/2023 tarihinde yapılmış olmasına karşın davacı tarafından karar duruşmasına kadar (7/6/2023) zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadığını, dava şartına ilişkin eksilikliğin tamamlanmadığını, mahkemece karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesine göre vekalet ücretine karar vermesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Katılma yoluyla davalı ... vekili, dava açılmadan önce dava şartı olan zorunlu arabuluculuk yerine getirilmediğinden huzurdaki davanın dava şartı yokluğndan usulden reddi kararının yerinde olduğunu, katılma yoluyla istinaf talepleri yönünden ise, mahkemenin sanki dava açılışı üzerine ilk incelemesi ile arabuluculuk dava şartının yokluğunu, dava dilekçesini tebliğe çıkarmadan tensip ile tespit etmişçesine haksız, hukuka aykırı bir karar verdiğini, yargılama süresince davaya HMK hükümleri uyarınca tüm katılımlarını, dilekçelerini yok sayarak ve yine arabulucuk dava şartı yokluğundan red kararı talebinin taraflarından geldiğini görmezden gelerek hakları olan vekalet ücretini vermediklerini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE : Dava, TTK'nın 553 maddesine dayalı davacının ortağı olduğu şirketin yetkilisi olan davalıların zarara uğratıkları iddiasına dayalı verilen zararın tazmini istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Arabuluculuk dava şartına ilişkin istinaf sebebinin incelenmesinde; 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı yasanın 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesine eklenen 5/A-1 maddesinde "Bu Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiş olup, bu madde hükmüne göre, Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen mutlak ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, her iki tarafın tacir ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğu davalar, nisbi ticari dava olup, nisbi ticari davalardan kaynaklanan alacak ve tazminat talepleri de, zorunlu arabulucu kapsamındadır. 7155 sayılı yasanın 18/ A-2 maddesi uyarınca dava şartı olarak ticari davalarda zorunlu arabuluculuk söz konusu olduğunda ve taraflar uyuşmazlık hakkında arabulucuya başvurmadan dava açtığında, dosya üzerinden davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi yerindedir. Katılma yoluyla istinafa gelen davacı vekilinin istinaf isteminin bu nedenle reddi gerekmiştir.
Davalı ... ve katılma yoluyla istinafa gelen ... vekilinin istinaf nedenlerinin incelenmesinde, 6100 sayılı HMK'nın 323/1-ğ. maddesi gereğince vekille takip edilen davalarda hükmedilecek vekalet ücretinin yargılama giderleri kapsamında kaldığı, aynı kanunun 326. maddesinde de yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği düzenlenmiştir. Davalılar, yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirmiş olup, mahkemece davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş olması nedeniyle, davalılar yararına 6100 sayılı HMK'nın 323, 326/1., AAÜT 7/2. ve 13/2. maddesi gereğince reddedilen dava değerini aşmayacak şekilde, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulması isabetli görülmemiştir.
Bu durumda, katılma yoluyla istinafa gelen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Katılma yoluyla istinafa gelen davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1. b. 1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2. Davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07.06.2023 tarih 2020/521 E. 2023/460 K. sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1. b. 2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
3. Kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile;
Davanın arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden TTK'nın 5/A 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-2 ve HMK'nın 114 (2 ) ve 115 (2) maddeleri uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL'den peşin alınan 170,78 TL'nin mahsubu ile bakiye 256,82 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden AAÜT uyarınca hesaplanan 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
Davalı ... tarafından yatırılan gider avansından harcama yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
Davalı ... tarafından yapılan ve müzekkere posta ücretinden oluşan toplam 21,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,
Davacı ve davalı taraflarca peşin yatırılan gider avansından artan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
4. Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 427,60 TL peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
5. İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
6. Davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine,
7. İstinaf başvurusu nedeniyle davalı ... tarafından yapılan 40,00 TL posta gideri, 1.169,40 TL istinaf yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 1.209,40 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,
8. İstinaf başvurusu nedeniyle davalı ... tarafından yapılan 1.169,40 TL başvurma harcından oluşan istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09