Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
bam
2021/2047
2024/1251
26 Haziran 2024
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/2047
KARAR NO : 2024/1251
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24.09.2021
NUMARASI : 2020/538 E. 2021/714 K.
DAVANIN KONUSU : Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali
KARAR TARİHİ : 26.06.2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 26.06.2024
İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.09.2021 tarih 2020/538 E. 2021/714 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :Davacılar vekili, davacıların davalı kooperatifin üyesi olduğunu, davalı kooperatife üye olduklarını tarihten bu yana yapılan genel kurullara asaleten ya da temsilci göndermek suretiyle katıldıklarını, davalı kooperatifin ana sözleşmesinin 28. maddesinde genel kurula çağrı şeklinin düzenlendiğini, bu maddenin değişikliğe uğramadığını, bu maddeye göre genel kurula çağrının taahhütlü mektupla, ayrıca gerektiğinde gazete ile, gazete olmayan yerlerde mahalli örf ve adete göre ilan yoluyla yapılacağını, bunun yanı sıra yazılı imza yöntemiyle de çağrı yapılabileceğini, davalı kooperatifin 27/08/2020 tarihinde yapmış olduğu dava konusu genel kurul toplantısına davacılardan ...’na hiçbir şekilde çağrı yapılmadığını, davacı ...’nun toplantıdan tesadüfen haberdar olduğunu ve kendisine de usulüne uygun şekilde çağrı yapılması için iadeli taahhütlü posta ile bildirimde bulunduğunu ancak bu bildirime hiçbir cevap verilmediğini, bunun üzerine davacı tarafından İzmir 27. Noterliği’nden 07/09/2020 tarihli ve 16236 yevmiye numaralı ihtarnamenin gönderildiğini ve “kendisine genel kurul çağrısının yapılmamasının usulsüz olduğunu, gündeme madde eklemek istediğini, bu isteklerini de karşılar nitelikte gündem belirleyerek usulüne uygun bir davetiye gönderilmesini istediğini” bildirdiğini, bu ihtarnameye de bir cevap verilmediğini, genel kurula çağrı yapılmaması nedeniyle toplantıda alınan kararlara öncelikle yokluk yaptırımının uygulanması, aksi halde Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca alınan kararların bozulması gerektiğini, davacılardan ... ve ...’e toplantıya çağrının yetkisiz kişi ve organlar tarafından yapıldığını, kendilerine gelen davetiyeye göre genel kurul yapılması kararının yönetim kurulu başkanı sıfatıyla..., ikinci başkanı sıfatıyla ... tarafından alındığını ve gündemin de bu kişiler tarafından belirlendiğini, oysaki davacıların da katıldığı son toplantının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Temsilcisi ... gözetiminde kooperatif merkezinde yapıldığını ve yönetim kurulu asil üyeliklerine ..., ... ve ...’nun seçildiklerini, davalı kooperatifin kötü niyetli olarak 2019 yılında yapılan genel kurul toplantısını yok saydığını ve burada alınan kararları kasıtlı olarak tescil ettirmediğini, 2019 yılında yapılan toplantıda seçilen yönetim kurulunun, alınan kararların 15 gün içerisinde tescil ve ilanını yaptırması gerekirken bu yasal sorumluluğu yerine getirmediğini, hatta karar defterinin bilinçli olarak kaybedildiğini ve bununla da yetinilmeyerek davacılar ... ile ... hakkında “ilgili defterlerin kaybedildiği” iddiası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2019/120610 sayılı dosyasında yürütülen soruşturma sonucunda “Kovuşturma Yapılmasına Yer Olmadığına” karar verildiğini, Torbalı Ticaret Sicil Müdürlüğüne teslim edilen kooperatif ortak cetveli incelendiğinde usulsüz olarak ..., ..., ... isimli kişilerin isminin yazılmış olduğunun ve bu kişilerin de toplantıya katılarak alınan kararlarda oy kullandığının görüldüğünü, Kooperatifler Kanunu’nun 8. maddesinde ortaklığa kabul işlemlerinin yönetim kurulu tarafından yapılacağının düzenlendiğini, kooperatif ana sözleşmesinin 44. maddesinde de yönetim kurulunun görev ve yetkilerinin düzenlendiğini, burada da ortak kabulünün yönetim kurulunun görev ve yetkisinde olduğunun düzenlendiğini, oysaki ne 2019 yılında yapılan ancak kooperatifin yok saymak istediği genel kurulda seçilen yönetim kurulunun ne de kendilerince geçerli olduğunu düşündükleri 2018 yılı toplantısında seçilen yönetim kurulunun yeni ortak alınmasına ilişkin kararının bulunmadığını, son toplantıda yer alan ..., ... ve ...’in davalı kooperatifin üyesi olmadıklarını, bu toplantıda alınan tüm kararların bu yönüyle de usulsüz olduğunu, yapılan genel kurul toplantısında alınan yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğine ilişkin kararın usulsüz olduğunu, ana sözleşmenin 43. maddesinin 1. fıkrasının 1 numaralı bendinde kooperatif yönetim kurulu asil ve yedek üyesi seçilme şartlarından birinin kooperatif üyesi olmak olduğunun düzenlendiğini, oysa yönetim kurulu asil üyeliğine seçilen ...’in kooperatif üyesi olmadığını, son toplantıda üyelerden 3.000,00 TL aidat toplanmasına karar verildiğini, bunun gerekçesinin ve ne için kullanacağının belirsiz olduğunu, belirlenen aidat miktarının fahiş olduğunu, bu dava sonucunda ilgili kararların iptaline karar verildiğinde aradan geçen zamanda davacıların davalı kooperatif üzerindeki hak ve menfaatlerinin zarar görebileceğini ileri sürerek davada karar alınıncaya kadar dava konusu toplantıda yönetim kurulu üyeleri seçilen kişilerin bu sıfatlarını kullanarak işlem yapmalarının engellenmesine, bunun sağlanabilmesi için Torbalı Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne ve İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, alınan kararın tescilinin ve bu kişilerin imza sirküleri çıkarmalarının engellenmesine, davalı kooperatifin 27/08/2020 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların davacılardan ...’nun hiç davet edilmemesi nedeniyle yokluğunun tespitine, aksi halde Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca iptaline; davacılardan ...’na ve ...’e yapılan çağrının usulsüz olması nedeniyle Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca iptaline, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili, davacı ...’nun diğer davacılar gibi 27/08/2020 tarihinde yapılması kararlaştırılan 2019 yılı olağan genel kuruluna ana sözleşmenin 28. maddesine uygun olarak taahhütlü mektup gönderilmek suretiyle davet edildiğini, çağrı mektubunun davacının mernis adresine gönderildiğini, kaldı ki kendisine hiç çağrı yapılmadığını ileri süren davacının dava dilekçesinde “müvekkil ... davalı kooperatifin genel kurulundan tesadüfen haberdar olmuş ve kendisine usulüne uygun şekilde çağrı yapılması için iadeli taahhütle posta ile bildirimde bulunmuştur” şeklinde beyanda bulunduğunu, bu yazının davacı tarafından genel kurul yapılmadan önce postaya verildiğini, yani dava dilekçesindeki bu açıklamaya göre davacı ...’nin yapılacak genel kuruldan haberdar olduğunu bizzat ikrar ettiğini, bir önceki 2018 yılı genel kurulunun 28/06/2019 tarihinde kooperatif merkezinde yapıldığını, kooperatifin işlerini hususi vekaletname ile takip eden ... tarafından seçilen yönetim kurulunun görev dağılımı ve temsile ilişkin yönetim kurulu karar metninin hazırlanarak imzalarını tamamlamaları üzerine davacılar ... ile ablası ...’nun ofise davet edildiğini, davet üzerine gelen davacı ...’in ablasına götürüp imzalatmak üzere her iki kooperatife ait yönetim kurulu karar defterini aile içerisinde duyulan güvene dayalı olarak ...’in ofisinde teslim aldığını ancak bu karar defterini hiçbir zaman iade etmediğini, sonrasında ablası davacı ... ile birlikte aile içi husumet sebebiyle tüm bağlantılarını kestiklerini, ...’in çağrı ve mesajlarına cevap alamaması üzerine hem ...’na hem de ...’e noter kanalıyla ayrı ayrı ihtarname göndererek kooperatife ait defterleri iade etmesini bildirdiğini, bunlardan sonuç alamayınca suç duyurusunda bulunduğunu, davacılar ... ve ...’in bilinçli şekilde kooperatiflere ait yönetim kurulu karar defterlerini iade etmeyerek ve tüm bağlantılarını keserek davalıyı işlemez hale getirdiklerini, bu nedenle 28/06/2019 tarihinde yapılan genel kurulun tescil işlemlerinin ilgili kurum nezdinde yapılamadığını, alınan kararlar yasal kimlik kazanmadığı için seçilen yönetim ve denetim kurulu üyelerinin göreve başlayamadığını ve imza sirküleri çıkarılamadığı için kooperatif adına hiçbir işlem yapılamadığını, bunun üzerine kooperatifin tekrar işler hale getirilmesi için 2019 yılı olağan genel kurulunun yapılmasının uygun görüldüğünü, 2020 yılı için yeni defter tasdiki yapılarak yasal görev süresi halen devam eden yönetim kurul başkanı... ile ikinci başkan ...’nu 2019 yılı genel kurulunun belirlenen gündem ile yapılmasına karar verdiklerini, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden bakanlık temsilcisi görevlendirilmesinin istendiğini, bunun üzerine temsilci ...’ın atandığını, kooperatif üyelerine usulüne uygun olarak çağrı daveti gönderildiğini, davaya konu genel kurulun bizzat bakanlık temsilcisinin katılımıyla usulüne uygun şekilde gerçekleştirildiğini, çağrının yetkisiz kişi/organ tarafından yapıldığına yönelik iddianın yersiz olduğunu, gerek posta gerek noter kanalıyla gönderilen ihtarnamelerin gün ve saat itibariyle tamamlanan genel kuruldan sonra oluştuğunu bu nedenle hali hazırda tamamlanan genel kurul gündemine eklenmesinin takvimsel açıdan mümkün olmadığını, KK’nın 46 ve ana sözleşmenin 31. maddeleri gereğince gündeme madde ekleyebilmek için üye sayısının (asgari 4 üye) ve istek tarihinin (toplantı tarihinden en az 20 gün önce) şartlarını taşımayan bu isteğin genel kurulda dikkate alınamayacağını, davalı kooperatifte en yüksek paya sahip ...’nun 10/11/2019 tarihli kooperatif hisse devri sözleşmeleriyle birer payını ... ve ...’e devrettiğini, ...’nın da hissesinin tamamını 30/12/2019 tarihli hisse devir sözleşmesiyle ...’e devrettiğini, bu kişilerin üyeliğinin yönetim kurulunun 03/01/2020 tarihli 2020/01 sayılı ve 06/01/2020 tarihli 2020/02 sayılı kararları ile kabul edildiğini ve bu kişilerin hazirun cetvelinde yer alarak genel kurula katıldıklarını ve oy kullandıklarını, bu kişilerin kooperatife ortaklıklarının yeni bir üye şeklinde değil, ortaklığın devri suretiyle gerçekleştiğini, yönetim kurulunun bu şekilde ortaklığı devralan kişiye ana sözleşmenin 17/2 maddesi gereğince ortaklığa kabulden kaçınamayacağını, belirlenen aidat miktarının toplantıya katılan üyelerce müzakere edildiğini ve oy birliğiyle kabul edildiğini, davacı tarafın bu miktarın fahiş olduğu yönündeki iddiası ile ilgili olarak yapılan kıyasın hatalı olduğunu, geçen yıllara göre ülke ekonomisindeki daralma ve paranın alım gücündeki düşüş dikkate alındığında oy birliğiyle saptanan aidatın yerinde olduğunu, tedbir isteğini kabul etmediklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı kooperatifin 15/05/2018 tarihli genel kurul toplantısında 3 yıllığına yönetim kurulu asil üyeliklerine..., ... ve ...; yedek üyeliklerine ise ..., ... ve ... seçildiğini, ...'un, davalı kooperatifteki 1 hissesini 18/12/2018 tarihinde ...'ya devretmesi üzerine 28/06/2019 tarihinde seçimli olarak yapılan toplantıda 3 yıl görev yapmak üzere yönetim kurulu asil üyeliklerine ..., ... ve ...; yedek üyeliklerine ise ..., ... ve... seçildiği, 2019 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısının 01/01/2020-30/06/2020 tarih aralığında yapılması gerektiği, davalı kooperatifin 28/06/2019 tarihli genel kurulun tescili yapılamadığını, tescil yapılamadığı için de dava konusu toplantıya çağrının 14/05/2018 tarihli toplantıda seçilen yönetim kurulu üyeleri tarafından yapıldığını, davalı tarafın "davacılardan ...'nun yönetim kurulu karar defterini yok etmesi nedeniyle görev bölümü yapılıp notere sunulamadığı için imza sirküleri çıkarılamadığını, imza sirküleri olmadığı için de tescilin yapılamadığını" savunduğu, davacı tarafın ise; "tescilin yapılmamasının kasıtlı olduğunu" ileri sürdüğü, davalı kooperatife ait karar defterinin davacı tarafça teslim alındığı ancak yapılan ihtara rağmen davalı kooperatife teslim edilmediği, bunun üzerinde ... ve ... hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "usulüne uygun yollardan defterlerin yenisinin ihdas edileceği" gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, karara karşı itiraz edildiği, sonuç alınamadığı, defterlerin davalı kooperatife iadesinin sağlanmadığının belirlendiği, nitekim, davalı kooperatif tarafından "yönetim kurulu karar defterinin zayi olduğu" ileri sürülerek 19/11/2019 tarihinde İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde zayi belgesi verilmesi istemiyle 2019/1180 Esas sayılı dava açıldığı, mahkemece "davanın 6102 sayılı TTK'nın 82/7 maddesi gereğince hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı" gerekçesiyle "Reddine" ilişkin 06/07/2020 tarihli kararın verildiği, kararın gerekçesinde de "defterin ...'ya teslim edildiği ancak geri iade edilmediği" yönünde tespite yer verildiği, davacı taraf defterlerin davalı kooperatife iade edildiğine ilişkin belge sunmadığı gibi esasen bu yönde bir savunma da ileri sürmediği, dolayısıyla, davacı tarafın davalı kooperatife ait karar defterini iade etmeyerek ve iade etmemenin haklı bir gerekçesini de ileri sürmeyerek davalı kooperatifteki resmi işleyişi engellemek amacını taşıdığı, bunlardan birisinin de dava konusu genel kurul toplantısının yapılmamasını sağlamak olduğu, davacı tarafın eski karar defterini iade etmemesi nedeniyle davalı kooperatifin yeni karar defterinin noter onayının yapılamadığı, bu koşullarda da 28/06/2019 tarihli genel kurulun tescil edilmemesi nedeniyle tescil edilen 14/05/2018 tarihli genel kurulda yönetime seçilen kişiler tarafından toplantı çağrısı yapılmasının kaçınılmaz olduğunun anlaşıldığı, tescil edilmeyen yönetim kurulunun (28/06/2019 tarihli genel kurulda seçilen) işlem yapma hak ve yetkisinin bulunmaması nedeniyle davalı kooperatifin 14/05/2018 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kuruluna seçilen kişiler tarafından yapılan çağrıda herhangi bir usulsüzlüğün bulunmadığı kanaatine ulaşıldığı, davacılar vekili, çağrının yapılmadığı ve usulsüz yapıldığı yönündeki itirazlarının yanı sıra dava konusu toplantıya katılarak oy kullanan ..., ... ve ...’in davalı kooperatifin ortağı olmadıklarını, bu toplantıda alınan tüm kararların bu yönüyle de usulsüz olduğunu ileri sürmüş, ... İzmir 17. Noterliği’nin 30/12/2019 tarihli 18101 yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesiyle ...’nın hissesini devralmış, bu devir yönetim kuruluna bildirilmiş, yönetim kurulu başkanlığında... ile yönetim kurulu ikinci başkanlığında... olmak üzere 03/01/2020 tarihinde toplanan yönetim kurulu ...’i ortaklığa kabul etmiş, yine ... da 10/11/2019 tarihinde sahibi olduğu hisselerden birisini ...’e, bir diğerini ise ...’e devretmiş, aynı yönetim kurulu 06/01/2020 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda bu kişileri ortaklığa kabul etmiş, raporda da belirtildiği şekilde bu kişilerin devir yolu ile edindikleri ortaklıkları yönünden yönetim kurulunun yetkili ya da yetkisiz olması hususu davalı kooperatif yönetiminin iç sorunu olup, bu davada da tartışma konusu olmadığı, kaldı ki, yukarıda da tekrarlandığı gibi tescil edilmeyen yönetim kurulunun işlem yapma hak ve yetkisi de bulunmadığı, toplantı tarihinde davalı kooperatifin 9 ortağı bulunup, dava konusu toplantıya davacılar dışında 6 ortak katıldığı, KK’nın 45. maddesi ve ana sözleşmenin 33. maddesi gereğince toplantının yapılabilmesi için kayıtlı ortakların en az 1/4’ünün şahsen veya temsilen katılması gerektiği, bu rakamın toplantı için 3 olduğu, olayda toplantı nisabının sağlandığı, kararların tamamının oy birliğiyle alındığı için karar nisabının da oluştuğu, kaldı ki, toplantıya ve kararlara katılmaması gerektiği ileri sürülen bu kişilerin katılımı sonuca etkili olsa dahi bu katılım yokluk değil, iptal sebebi olarak değerlendirileceği, davacılardan ... ve ...’e dava konusu toplantıya çağrı usulüne uygun olarak yapıldığı, bu davacılar toplantıya katılmadığı, yine davacılardan ...’ye bilinen yani kooperatifte kayıtlı "... Mahallesi, ... Sokak, No:..., .../..." adresine toplantıya çağrı yapılmış, davacı ..., kendisine gönderilen çağrıyı almamış, tebligat üzerine "İade BSB" şerhi düşülmüş, bilirkişi raporunda da açıklandığı şekilde BSB'nin ... literatüründeki açılımının "Bekleme Süresi Bitti" olduğu, davacı ...’nun bir yandan toplantıya çağrının usulsüz olduğunu ileri sürerken diğer yandan toplantıdan tesadüfen haberdar olduğunu bildirmesi ve toplantı gününün kendisine tebliğ edilmesini istemesi TMK'nın 2. maddesindeki iyi niyet kuralına aykırı bulunmuş, tüm davacıların kendilerine yapılan çağrı ile dava konusu toplantıdan haberdar olmalarına rağmen, toplantıya katılmamaları sebebiyle kararların iptalini istedikleri bu davayı açma haklarının bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş, diğer yandan; çağrının usulsüzlüğünü ileri süren tarafın, genel kurul toplantısında alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye veya iyi niyet kurallarına aykırılık iddialarından birine ya da hepsine dayanması ve iddiasını ispat etmesinin zorunlu olduğu, çağrıdaki usulsüzlüğün, alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da yokluğu sonucunu doğurmayacağı, bu çerçevede de alınan kararların iptal edilme koşullarının varlığına rastlanmadığı gerekçesiyle davacıların bu davayı açma hakları bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, ... yönünden en önemli ve onun açısından dosyayı çözüme kavuşturacak delilin ısrarla dava dosyasına getirtilmediğini, bu yönüyle eksik inceleme yapıldığını, davalının ve bilirkişinin yönlendirmesiyle de ilgili delile ihtiyaç duymadan müvekkilinin "iyiniyetli olmayan kişi" olarak görüldüğünü, oysaki ilgili davetiyeye davacının adresinin doğru yazılmadığını, bu nedenle evrakın davacıya teslim edilmediğini, davacının da bu toplantıdan süresi içerisinde haberdar edilmediğini, davalı yanın kasıtlı olarak davacının sokak ve mahalle bilgilerini doğru şekilde doldurmadığını, davetiyenin ulaşmasını engellediğini, davalının bilinçli olarak mahalle bilgisini yazmadan davetiyeyi gönderdiğini, ancak tüm ısrarlara rağmen yerel mahkemenin gerekli bu bilgiyi ...'den sormayı istemediğini, davacının gündeme ilişkin bilgilendirilmediğini, davetiyenin ulaşmamasında müvekkiline yüklenecek herhangi bir kusurun bulunmadığını, verilen bu kararın hukuka aykırı olduğunu, davacı ... ve ... yönünden, her iki davacının dava sebebinin Genel Kurul Toplanması ve Gündem Belirlenmesi Kararının, çağrının yetkili olmayan kişiler tarafından yapılmış olması olduğunu, dava konusu Genel Kurul'dan bir önceki dönemki olağan Genel Kurul'un 2019 yılında yapıldığını ve bu toplantıda yönetim kurulu üyelerinin seçildiğini, bunlardan birinin de davacı ... olduğunu, bu genel kurul defterinin kasıtlı olarak yok edildiğini, suçu davacılara atmak istediklerini ancak savcılığın vermiş olduğu karar neticesinde dosyanın kapandığını, bu evreden sonra davaya konu Genel Kurul'a çağrı için Yönetim Kurulu toplantısına ...'nun çağrılmadığını, doğrudan son dönemden önceki 2018 yılının Yönetim Kurulu Üyelerinin toplanıp karar aldığını, çağrının bu kişiler tarafından yapıldığını, uyuşmazlığın temel noktasının, yeni Yönetim Kurulu seçilmişken eski Yönetim Kurulu'nun toplantıya çağrı yapma hakkının olup olmadığı noktasında toplandığını, 2019 yılına ait Yönetim Kurulunun tescil edilmemesinde hangi tarafın kusurlu olduğu, göreve başlamak için Yönetim Kurulu'nun Ticaret Sicil'e tescil edilmiş olmasının zorunluluk olup olmadığının tartışmalı diğer iki konu olduğunu, mahkemenin bu konuları yasal dayanak sunmadan davalının cevap dilekçesi doğrultusunda çözümlediğini, bu çözüm yolunun davanın bir an önce bitirilmesini amaç edindiğini, yönetim kurulunun göreve başlaması için tescilin zorunlu olmadığını, buradaki tescilin yalnızca bildirici etkisi olduğunu, yönetim kurulunun seçilme kararının alınmasıyla göreve başlayacağını, mahkemece gerekçeli kararda, davalı yanın defterinin davacılara verdiğini ancak davacının geri vermemiş olduğunu iddia ettiğini, davacıların defteri geri verdiğine dair bir delil sunmadıklarını gerekçe göstererek defterin davacı tarafından kaybedildiğini varsaydığını, davacının defteri geri verdiğine dair delil sunmamış olduğuna gerekçe olarak dayanıldığını, davanın esasına ilişkin hususlar tartışılmaksızın zayi belgesi verilmesi konusunda açılan davanın TTK'nun 82/7 maddesinde belirlenen hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığına yönelik takdir ve değerlendirmesinin yapılması gerektiğini, mahkemece verilen red kararının müvekkil aleyhine tespit varmış gibi karara dayanak yapılmasının kabul edilemeyeceğini, kooperatif üyelerinin her birinin eşit ve tek bir paya sahip olduklarını, dolayısıyla tek bir paya sahip pay sahiplerinin payının bir kısmını devretmek gibi bir durumun hukuken mümkün olmadığını, bunun yanında bu usulsüz işlemin de bildirildiğini ve ortaklığa kabul işlemlerini yapan yönetim kurulunun yukarıda da açıklamış oldukları gerekçeyle yetkisiz olduğu netice itibariyle esasında ortak olmayan kişilerin ortakmış gibi kurula katılıp oy kullandıklarını, bu hukuksuzluklar nedeniyle alınan kararların iptal edilmesi gerektiğini, mahkeme bu itirazlar doğrultusunda davalı kooperatiften pay adetlerinin neye göre belirlendiği hakkında bilgi alıp bunu bilirkişiye tespit ettirmek yerine, bu sorunun dava ile ilgisi olmadığı şeklinde karara vararak davadan kurtulmaya çabaladığını, toplanması gereken delillerin toplanmadığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE : Dava, davalı kooperatifin 27.08.2020 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yokluğunun tespiti ve iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın davacıların bu davayı açma hakları bulunmadığından davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Yerel Mahkemece taraflarca gösterilen delillerin toplanıldığı, İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06.07.2020 tarihli 2019/1180 Esas 2020/347 Karar sayılı zayi belgesi verilmesi hakkındaki ilam örneği ile davalı kooperatife ilişkin defter ve belgelerin dosyaya kazandırılmasından sonra dosyanın kooperatif nitelikli hesap bilirkişisine tevdii edilerek 31.03.2020 havale tarihli rapor ile işbu rapora vaki itirazlar sebebiyle alınan ek raporlar doğrultusunda davanın usulden reddine dair karar verilmiş olduğu görülmüştür.
Somut olayda, davalı kooperatifin 15/05/2018 tarihli genel kurul toplantısında üç yıllığına yönetim kurulu asil üyeliklerine..., ... ve ...'un, yedek üyeliklerine ise ..., ... ve ...'nun seçildiğini, ...'un, davalı kooperatifteki bir hissesini 18/12/2018 tarihinde ...'ya devretmesi üzerine 28/06/2019 tarihinde seçimli olarak yapılan toplantıda üç yıl görev yapmak üzere yönetim kurulu asil üyeliklerine ..., ... ve ...'nun, yedek üyeliklerine ise ..., ... ve...'un seçildiği, 2019 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısının 01/01/2020-30/06/2020 tarih aralığında yapılması gerektiği, davalı kooperatifin 28/06/2019 tarihli genel kurulun tescilinin yapılamadığı, İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06.07.2020 tarihli 2019/1180 Esas 2020/347 Karar sayılı zayi belgesi verilmesi hakkındaki ilam örneğinin incelenmesinde, dosya kapsamı davacı vekili beyanları ve dinlenen tanık beyanlara nazara alındığında, 28.06.2019 tarihinde 2018 hesap yılı olağan genel kurul toplantısı yapılarak yönetim kurulu karar defterinin ...'na teslim edildiği, ertesi gün geri getireceğini beyan etmesine rağmen dava tarihine kadar geri alınamadığı iddia edildiğine göre, iddia edilen olaydan sonra kısa süre içerisinde defteri teslim alan şahsa ulaşıldığı, ancak defterin iade edilmediği tespit olunarak, hak düşürücü süre içerisinde açılmayan davanın bu nedenle reddine karar verildiği görülmüştür.
İDM'ce davalı kooperatife ait karar defterinin davacı tarafça teslim alındığı ancak yapılan ihtara rağmen davalı kooperatife teslim edilmediği, bunun üzerinde ... ve ... hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "usulüne uygun yollardan defterlerin yenisinin ihdas edileceği" gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, karara karşı itiraz edildiği, sonuç alınamadığı, defterlerin davalı kooperatife iadesinin sağlanmadığının belirlendiği, davalı kooperatif tarafından "yönetim kurulu karar defterinin zayi olduğu" ileri sürülerek 19/11/2019 tarihinde İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde zayi belgesi verilmesi istemiyle 2019/1180 Esas sayılı dava açıldığı, mahkemece "davanın 6102 sayılı TTK'nın 82/7 maddesi gereğince hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı" gerekçesiyle "Reddine" ilişkin 06/07/2020 tarihli kararın verildiği, kararın gerekçesinde de "defterin ...'na teslim edildiği ancak geri iade edilmediği" yönünde tespite yer verildiği, davacı taraf defterlerin davalı kooperatife iade edildiğine ilişkin belge sunmadığı gibi esasen bu yönde bir savunma da ileri sürmediği, dolayısıyla, davacı tarafın davalı kooperatife ait karar defterini iade etmeyerek ve iade etmemenin haklı bir gerekçesini de ileri sürmeyerek davalı kooperatifteki resmi işleyişi engellemek amacını taşıdığı, bunlardan birisinin de dava konusu genel kurul toplantısının yapılmamasını sağlamak olduğu, davacı tarafın eski karar defterini iade etmemesi nedeniyle davalı kooperatifin yeni karar defterinin noter onayının yapılamadığı, bu koşullarda da 28/06/2019 tarihli genel kurulun tescil edilmemesi nedeniyle tescil edilen 14/05/2018 tarihli genel kurulda yönetime seçilen kişiler tarafından toplantı çağrısı yapılmasının kaçınılmaz olduğunun anlaşıldığı, tescil edilmeyen yönetim kurulunun (28/06/2019 tarihli genel kurulda seçilen) işlem yapma hak ve yetkisinin bulunmaması nedeniyle davalı kooperatifin 14/05/2018 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kuruluna seçilen kişiler tarafından yapılan çağrıda herhangi bir usulsüzlüğün bulunmadığı, davacılar vekilinin çağrının yapılmadığı ve usulsüz yapıldığı yönündeki itirazlarının yanı sıra dava konusu toplantıya katılarak oy kullanan ..., ... ve ...’in davalı kooperatifin ortağı olmadıklarını, bu toplantıda alınan tüm kararların bu yönüyle de usulsüz olduğunu ileri sürdüğü, ...'in İzmir 17. Noterliği’nin 30/12/2019 tarihli 18101 yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesiyle ...’nın hissesini devraldığı, bu devrin yönetim kuruluna bildirildiği, yönetim kurulu başkanlığında... ile yönetim kurulu ikinci başkanlığında... olmak üzere 03/01/2020 tarihinde toplanan yönetim kurulunun ...’i ortaklığa kabul ettiği, ...'nun da 10/11/2019 tarihinde sahibi olduğu hisselerden birisini ...’e, bir diğerini ise ...’e devrettiği, aynı yönetim kurulunun 06/01/2020 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda bu kişileri ortaklığa kabul ettiği, bilirkişi raporunda da belirtildiği şekilde bu kişilerin devir yolu ile edindikleri ortaklıkları yönünden yönetim kurulunun yetkili ya da yetkisiz olması hususu davalı kooperatif yönetiminin iç sorunu olup, bu davada da tartışma konusu olmadığı, tescil edilmeyen yönetim kurulunun işlem yapma hak ve yetkisinin de bulunmadığı, toplantı tarihinde davalı kooperatifin 9 ortağının olduğu, dava konusu toplantıya davacılar dışında 6 ortağın katıldığı, KK’nın 45. maddesi ve ana sözleşmenin 33. maddesi gereğince toplantının yapılabilmesi için kayıtlı ortakların en az 1/4’ünün şahsen veya temsilen katılması gerektiği, bu rakamın toplantı için üç olduğu, olayda toplantı nisabının sağlandığı, kararların tamamının oy birliğiyle alındığı için karar nisabının da oluştuğu, toplantıya ve kararlara katılmaması gerektiği ileri sürülen bu kişilerin katılımı sonuca etkili olsa dahi bu katılımın yokluk değil, iptal sebebi olarak değerlendirileceği, davacılardan ... ve ...’e dava konusu toplantıya çağrının usulüne uygun olarak yapıldığı, bu davacıların toplantıya katılmadığı, yine davacılardan ...'na kooperatifte kayıtlı "... Mahallesi, ... Sokak, No:..., .../..." adresine toplantıya çağrı yapıldığı, davacı ...'nun kendisine gönderilen çağrıyı almayarak, bekleme süresinin bitimine dair tebligat iade evrakının düzenlendiği, davacı ...’nun biryandan toplantıya çağrının usulsüz olduğunu ileri sürerken diğer yandan toplantıdan tesadüfen haberdar olduğunu bildirmesi ve toplantı gününün kendisine tebliğ edilmesini istemesi TMK'nın 2. maddesindeki iyi niyet kuralına aykırı bulunduğu, tüm davacıların kendilerine yapılan çağrı ile dava konusu toplantıdan haberdar olmalarına rağmen, toplantıya katılmamaları sebebiyle kararların iptalini istedikleri bu davayı açma haklarının bulunmadığı, diğer yandan; çağrının usulsüzlüğünü ileri süren tarafın, genel kurul toplantısında alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye veya iyi niyet kurallarına aykırılık iddialarından birine ya da hepsine dayanması ve iddiasını ispat etmesinin zorunlu olduğu, çağrıdaki usulsüzlüğün, alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da yokluğu sonucunu doğurmayacağı, bu çerçevede de alınan kararların iptal edilme koşullarının varlığına rastlanmadığı gerekçesiyle davacıların bu davayı açma hakları bulunmadığından davanın usulden reddine yönelik verilen kararda herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davacılar vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1. b. 1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2. Davacılar yönünden istinaf karar harcı olan 427,60. TL maktu harçtan, peşin alınan 59,30. TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30. TL harcın davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,
3. İstinaf başvurusu nedeniyle davacıların yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 26.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:25