SoorglaÜcretsiz Dene

İzmir BAM 11. HD 2021/1923 E. 2024/1217 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1923

Karar No

2024/1217

Karar Tarihi

13 Haziran 2024

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2021/1923

KARAR NO : 2024/1217

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 09.06.2021

NUMARASI : 2017/467 E. - 2021/459 K.

DAVANIN KONUSU : Tazminat

KARAR TARİHİ : 13.06.2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 13.06.2024

İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.06.2021 tarih 2017/467 E. - 2021/459 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

DAVA : Davacı vekili, davacıların dava dışı ... A.Ş'nin hissedarı olduğunu, davalıların şirketin yönetim kurul başkan, başkan yardımcısı ve üyesi olup çoğunluk hisseye sahip bulunduğunu, davalılar tarafından davacılara şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmediğini, şirketin zarara uğradığını bildirdiklerini oysa ki şirketin yüksek miktarda banka kredisi alması nedeniyle kar etmemesinin mümkün olmadığını, davalı ... ile diğer davalı ...'ın oğlunun kurduğu iki ayrı şirket vasıtasıyla rekabet yasağını ihlal ettiklerini, talepleri üzerine mahkemece atanan özel denetcinin denetimi sonucu alınan 30.11.2016 tarihli raporda davalıların şirketi 49.457.848,45-TL zarara uğrattıklarının belirlendiğini, belirterek; 2010-2011-2012-2013-2014-2015 ve 2016 ile dava tarihine kadar olan dönemleri kapsar şekilde oluşan zararların tespitiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00-TL 'nın davalılardan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

CEVAP : Davalılar ... ve ... vekili, özel denetçi raporuna istinaden dava açıldığını, özel denetçi raporunun kesin olarak değerlendirilemeyeceğini, özel denetçinin sektörü bilmediğini, toptan ve perakende ortalama kar hadlerini bilmeden ticari teamüle aykırı düşük kar nitelendirmesi yaptığını, raporunun dikkate alınmaması gerektiğini, bankadan alınan kredi için fabrika arazisinin ipotek edildiği gibi ortakların şahsi kefaleti ve 4.000.000,00-TL'lik müşteri çekinin de teminat olarak verildiğini, davalıların yapmış oldukları satışlar neticesinde ... A.Ş 'yi zarara uğratmadıklarını, belirterek; davanın reddinine karar verilmesi talep etmiştir.

Davalı ... vekili, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacıların dayandığı özel denetçi raporunda belirtilen miktar üzerinden harç ödenmesi gerektiğini, 2012-2013 yıllarında olağan genel kurul toplantısında davacıların şirketi ibra etmediklerini belirtmesine rağmen talebin 2010-2017 arasındaki tüm dönemi kapsadığını, ibra etmedikleri dönemler yönünden 6 aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini, tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davalının 03.11.2014 tarihinde şirket yönetiminden ve hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, ancak bu tarihe kadar kadar meydana gelen zarardan sorumlu olabileceğini, talep sonucunun açık olmadığını, taşınmazını satarak ... Şti. adında 22.04.2013 tarihinde yeni bir şirket kurduğunu, bu şirketin ... A.Ş 'den ve diğer tedarikçilerden de mal aldığını, davalının dava konusu şirketi zarara uğratmadığını, belirterek; davanın reddinine karar verilmesi talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davasını kısmi dava olarak açıldığı ve kısmi davada 5.000,00-TL'lik talepte bulunduğu ve daha sonra 08.03.2021 harç tarihli dilekçesiyle talebini ıslah ederek toplam 2.250.000,00-TL'ye yükselttiği ve zararın 1.000.000,0-TL sinin davalılardan ...’dan 1.000.000,00-TL sinin ...’dan ve 250.000,00-TL sinin ...’dan talep ettiği, davacıların 2012-2013 yılları ... A.Ş.'ye ait olağan genel kurul toplantısının yapıldığı 03/11/2014 tarihinde şirketin yöneticilerin ibra edilmemesi müteakip özel denetçi tayin edilmesi istemiyle açılan davda 30.12.2015 tarihli kararla özel denetçinin tayin edildiği, özel denetçi tarafından yapılan incelemede 30.11.2016 tarihli raporla şirketin ne miktar zarar ettiğinin tespit edildiği, bu tarihten sonra davacıların eldeki davayı 25.04.2017 tarihinde açtığı, davacıların zararı öğrendiği tarihin ibra edilmeme kararı verildiği 03.11.2014 tarihi olduğu, davalılardan ...’ın ise yönetim kurulu üyesi olarak 03.11.2014 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı, daha önceki dönemlerde yönetim kurulu üyesi olarak çalıştığı, 25.04.2017 tarihinden önceki 5 yıl süreyle zamanaşımı işlemediği ancak bu tarihten önceki dönemi kapsayan zararlardan zamanaşımı işlediği, bu tarihi tespit ederek oluşan zarar miktarının toplam 6.178.915,72-TL olduğu, her birin müteselsil sorumluluğu devam etmek kaydıyla davalılardan ... için 1.105.487,92-TL, ...’ın zararın tümü olan 6.178.915,7- TL ve ...’ın da 2.536.713,90-TL den sorumlu olduğu, belirtilerek; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karara karşı davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı ... vekili, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, davacınların hukuki yararı bulunmadığını, yasal delil kabul edilmeyen stok kartlarına dayalı bilirkişi raporları ile tespit edilen kayıt dışı hasılatın varlığı ve bu kayıt dışı hasılatı yine kayıt dışı olarak ve sahte belgeler kullanarak davalının kişisel servetine aktardığı yönündeki iddiaların varsayımlara dayandığını, raporların hükme esas alınamayacağını, raporalara itirazların karşılanmadığını, şirketin kullanmış olduğu muhasebe programı eş zamanlı üretim muhasebesi yapılmasına olanak vermediğinden muhasebe sisteminde görülen stok kartları da eş zamanlı olarak her türlü stokun takip edilmesini mümkün olmadığını, bilirkişilerin hangi malların alınmadığını ve üretime verilmediğini ve satışa konu edilmediğini de ortaya koyamadıklarını, yasal şartları yerine getiren, usulüne uygun ve eksiksiz biçimde tutulan ticari defterlerin uyuşmazlıkların giderilmesi için mahkemeye sunulması halinde sahibine lehe sonuç doğurabilecek deliller olduğunu, şirketin ilişkili şirketlerle yaptığı satış faturalarının içeriğinin emsali işletmelere yapılan satışlar karşılığında düzenlenen fatura içerikleriyle karşılaştırılarak incelenmiş olması halinde de davalının şirketin kasten ve hile ile zararına sebebiyet verecek muamelelerde bulunmadığının anlaşılacağını, 2010-2011-2012-2013-2014 yıllarına ilişkin şirket genel kurul kararları ile içlerinde davalınında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinin tamamının ibra edildiklerini, davaya konu olan dönemlerde şirketin gayrisafi karlılık oranının makul ve piyasa şartlarına uygun gerçekleştiğini, şirketin ticari karlılığının nakit darboğazı sebebiyle banka ve/veya finans kuruluşlarından temin edilen kısa ve/veya uzun vadeli krediler sebebiyle ödenen finansman giderlerizyle faaliyet giderlerinin (genel yönetim giderleri) yüksekliğinden kaynaklandığını, belirtilerek; kararın kaldırlmasını talep etmiştir.

Davalı ... vekili, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, davacıların hukuki yararı bulunmadığını, mahkemenin dava türünü resen tayin edemeyeceğini, 2010 ve 2013 sonrası kısım bakımından dava dilekçesinde bir edanın talep edilmediğinini, bu dönemlere ilişkin tazminatın tespiti talep ettiğini, eda davası açılması mümkünken tespit davası açılamayacağını, davanın kısmi dava olarak görüleceği düşünülse bile zamanaşımı defi değerlendirilmeden tam kabul kararı verildiğini, davacının davasını yalnızca 5.000,00-TL üzerinden ikame ettiğini, ıslah edilen miktara karşı davalı tarafından zamanaşımı definde bulunulmasına rağmen bu hususun değerlendirilmediğini, davacıların alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davalının 03.11.2014 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını, ıslahla artırılan kısım yönünden davalının hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, davalı tarafından sunulan uzman görüşünün dikkate alınmadığını, davalının sorumlu tutulabilmesi için kendisine kusur yüklenebiliyor olmasının gerektiğini, davalının 2008 yılından, hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığı 2014 yılına kadar dava dışı ... A.Ş.'nin Balıkesir şubesinde görev yaptığını, davalının şirket merkezinde çalışmadığını, davalının kontrolünde olmayan merkez işlemleri nedeniyle sorumlu tutulamayacağını, davacının davalı yönünden talebinin dava dışı .... şirketine ile ... A.Ş. arasındaki ticari ilişkiye dayandırıldığını, davalının rekabet yasağına aykırı davranmak sureti ile iki şirket arasındaki ticari ilişki nedeniyle ... A.Ş.'nin zarara uğradığını iddia etttiğini, başkaca bir zarar iddiası bulunmadığını, davalının... şirketi için ... A.Ş.'den çivi tedarik ettiği gibi başka firmalardan da alım yaptığını, ... AŞ.’yi zarara uğratması ve haksız rekabete yol açacak bir alım yapmasının söz konusu olmadığını, hükme esas alınan raporda ... A.Ş.'nin tüm kayıtları incelenmeden mevcut kayıtlar üzerinden sonraki yıllara dair varsayımsal olarak hesaplamalar yapılarak zarar miktarının belirlendiği, gerçek miktarların tespiti için ... A.Ş.'nin tüm defter ve kayıtları incelenmesi gerektiğini, buna ilişkin itirazların dikkate alınmadığını, eksik inceleme yapıldığını, ıslah edilen alacak kalemleri yönünden ancak eksik harcın tamamlandığı tarihten itibaren faiz talep edilebileceğini, belirtilerek; kararın kaldırlmasını talep etmiştir.

Davalı ... vekili, zamanaşımı süresi dolduğunu, 2016 yılından önceki tüm alacakların zamanaşımına uğradığını, davacılardan ...'ın 2004-2014 yılları arasında ... A.Ş.'nin muhasebesini tutarak şirketin banka, satın alma ve sevkiyat işlemlerini takip ettiğini, dava konusu iddia edilen zararın denetçi raporu ile öğrendiği iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın zararı oluşma tarihinde öğrendiğini, bilirkişi raporunın hüküm kurmaya elverişli olmadığını, bilirkişiler tarafından dava dışı ... A.Ş.'nin tüm kayıtları incelenmeden varsayımsal olarak hesaplamalar yapıldığını, dava dışı şirketin stok kayıtları, mamul satış miktarları detaylı incelemeksizin hüküm kurulduğunu, uzman görüşü dikkate alınmaksızın karar verildiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, alacağın zaman aşımına uğradığını, müteselsil sorumluluk şeklinde hüküm kurulmayacağı, belirtilerek; kararın kaldırlmasını talep etmiştir.

GEREKÇE : Dava, anonim şirket yönetim kurulunun sorumluluğundan kaynaklanan şirket zararının tahsili ile şirkete ödenmesi istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

  1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.

  2. Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

  3. Eldeki dava dosyasında, tefhim edilen kısa kararda dava konusu ... A.Ş.’nin uğradığı zarar miktarı olan ve bilirkişilerce belirlenen ve tespit edilen 6.178.915,72 TL olan zarardan davacıların talepleriyle bağlı kalınarak toplam 2.250.000,00 TL zararın davalılardan (Bu zararın 1.000.000,00 TL’sinden davalı ..., 1.000.000.00 TL‘sinden ..., 250.000,00 TL’sinden de ... sorumlu olmak kaydıyla) müteselsilen dava tarihi olan 25.04.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiş olmasına rağmen tavzih şerhi ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası ... A.Ş.'ye ödenmesine şeklinde düzeltilerek, karar bu şekilde tebliğe çıkarılmıştır. Ancak, 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesi gereğince hüküm fıkrasında taraflara tanınan hakların ve yüklenen borçların tavzih yoluyla sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bir başka anlatımla tavzih ile taraflara tanınan hakları ve yüklenen borçlar değiştirir mahiyette hükümün değiştirlemesi, genişletilemesi ve sınırlandırılması mümkün değildir. Keza, her iki hükmün sonuçları da birbirinden farklıdır. Bu şekilde, İDM tarafından kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur.

  4. İstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi, gerekçeli karar ile tefhim edilen kısa kararın çelişkili olması yada gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesinin yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir.

  5. Kabule göre de; Dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK’nın 33. maddesi kapsamında doğru hukukî sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevidir. Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirlemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukukî yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukukî yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukukî yararı ortadan kaldırmaz. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen tazminatın belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki eda davasını açmakta hukukî yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. ( Yargıtay HGK'nun 24.05.2022 tarih ve 2019/(21)10-592 E. 2022/706 K.)

  6. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukukî yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir. Bu itibarla alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasında, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına, başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, davanın hukukî yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara karar ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılması gerekir. Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141 ve HMK'nın 30. maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır.( Yargıtay HGK'nun 24.03.2022 tarih ve 2019/11-220 E. - 2022/376 K)

  7. Davalılardan yanlızca ... tarafından süresinde zamanaşımı definde bulunulmuştur. Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir. İşte, bu nedenle zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır. ( Yargıtay HGK’nun 05/05/2010 tarih ve 2010/8-231 E. - 2010/255 K. )

  8. 6102 sayılı TTK'nın Madde 560. maddesi gereğince sorumluk davasının davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl, dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise tazminat davasına da bu zamanaşımı süresinin uygulanacağı amirdir.

  9. Somut olaya bakıldığında davalı ...’ın 03.11.2014 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığı, bu tarihten sonraki eylemlerden sorumluluğunun bulunmadığı, eldeki davaya konu talep yönünden zamanaşımının zarar ve failin İzmir 4 ATM nin 2014/1476 E. sayılı dava dosyası kapsamında düzenlenen 30.11.2016 tarihli özel denetçi raporuyla belirlendiğinden zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren başlayacağı, 25.04.2017 tarihine kısmi dava şeklinde açıldığı kabul edilen davanın 03.03.2021 tarihinde ıslah edildiği sabittir. Davada fazlaya ilişkin hak saklı tutulmuş ve dava tarihi itibariyle henüz TTK'nın 560. maddesinde öngörülen iki ve beş yıllık zamanaşımı süresi dolmamış ise de saklı tutulan alacak miktarı yönünden zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Gerek cevap gerek ise ıslah dilekçesine karşı davalı ... tarafından süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuş olup zamanaşımının başlayacağı tarih (30.11.2016) ile ıslah tarihi (03.03.2021) dikate alındığında iki yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan ıslah ile artırılan tazminat talebinin ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığının gözetilmemesinde hukuki isabet görülmemiştir.

Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1. Davalıların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1. a. 6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,

2. İzmir 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.06.2021 tarih 2017/467 E. .  2021/459 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3. Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

4. Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,

5. İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 13.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınnedenleriistinafdereceizmirkararınınTazminatkonusugerekçemahkemesiözeticevap

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:38:25

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim